Ezgiye verilmiş bir ömür, hafızaya sığınmış bir dil: Raperîn ile sesin coğrafyası

Vahap Aydoğan, Independent Türkçe için yazdı

Kolaj: Independent Türkçe

Bazı sesler yalnızca duyulmaz; insanın içinde bir iz bırakır.

Raperîn’in sesi de tam olarak bu yerden yükseliyor.Ne yalnızca bir müzik dili ne de sadece bir sahne kimliği…Daha çok, hayatla sınanmış bir ruhun içten gelen sesi.Onun müziğinde gösteri değil, yüzleşme var.Anlatmak için değil, anlamak için söylenmiş şarkılar…Her notada sessiz ama güçlü bir direnç hissi.

Raperîn’i dinlerken bir sanatçıdan çok bir insanla karşılaşırsınız. Bu yüzden şarkıları kulakta kalmaz; hafızaya yerleşir.

Bu röportajda Raperîn ile müziği kadar hayatını, sesi kadar suskunluğunu, sahnesi kadar iç dünyasını konuştuk.Soruların cevaplardan çok iz bırakmasını istedik. Çünkü bazı hikâyeler anlatılmaz; yalnızca hissedilir.

Merhaba Raperîn. Bugün seni bu satırlardan ilk kez tanıyacak birine, kendini hangi cümlelerle anlatmak isterdin?

Sanırım beni en iyi ifade eden kelime “hassas” kelimesi. Hatta önüne “ultra” kelimesi eklenirse hiç de abartılı olmaz. Bir hayvanın katline günlerce ağlayan, bir toplumun bütün acısını dibine kadar içinde hisseden biriyim. Bütün duygularımı üst perdeden yaşıyorum. Bu çoğu zaman zarar verse de bana, umrumda değil. Ben “bu” olmayı seviyorum.

Kendi sesini ilk kez gerçekten “ben buyum” diyerek ne zaman duydun?

Sanırım 2–3 yaşlarındaydım. Dönemin en meşhur sanatçılarının bütün şarkılarını ezbere biliyordum. TV kumandasını elime alıp, pencere pervazına çıkıp; “ben büyüyünce sanatçı olacağım” dediğimi dün gibi hatırlıyorum. Sanatın doğuştan Allah vergisi bir yetenek olduğuna inanıyorum. Bu yüzden küçücükken de müziğe aşıktım şimdiki gibi…

Peki! Bir insan kendini en çok nerede tanır: ait olduğu yerde mi, yalnız kaldığında mı?

Bence bir insan kendini en iyi yalnız kaldığında tanır. Benim ruhsal uyanışım, “inziva”ya çekildiğim dönemde başladı. İçime döndüm ve kendimi tanımam zaman aldı. Ait olduğun yer konfor alanındır. Orada zannımca pek bir farkındalık gelişmez çünkü buna ihtiyaç yoktur. Yuvarlanır gider insan. Oysa ki yalnızlık içine dönmenin ideal koşuludur. Başta ürkütücü geldiği için reddetsek de sonrasında korkacak bir şey olmadığını görmenin verdiği rahatlama paha biçilmez bence. Yalnızlık güzeldir yani…

Dilini müziğe taşımak senin için bir ifade mi, bir sorumluluk mu?

Dilimi müziğime taşımak benim için bir sorumluluk. Bunun yanında çok keyif aldığım bir şey. Ben anadilim Kürtçeyi yetişkin olduktan sonra, tamamen kendi çabalarımla öğrendim. Şarkı söylerken estetik bir dil kullanmaya çok özen gösteririm. Dil kutsaldır. Bir toplumu var eden en önemli unsurlardan biridir. Ben Türkçe konuşurken yahut yazarken de çok itina gösteririm. Aynı özeni Kürtçe için de gösteriyorum, İngilizce için de. Elbette anadil bambaşka bir şey. Hele ki benim gibi sonradan bilinç kazanmış biri için daha da önemli. Sorumluluk hissim yüksek bu yüzden.

Bir şarkı yazarken kim konuşur: Raperîn mi, Dilek mi?

Dilek diye biri yok artık. (Gülüyor) Raperîn var. Kimlikte de Raperin oldum birkaç yıldır. Bence ezelden beri sadece Raperîn var. Bu ismi çok seviyorum. Müthiş bir haz alıyorum söylerken ismimi, yazarken, okurken ve duyarken. Kürtçe ile tanışmam ile Raperîn ismiyle tanışmam aynı döneme denk geliyor. Profesyonel müziğe başladığım dönem de aynı. Raperîn incecik ruhuyla hissediyor her şeyi dibine kadar.. Hüznü, acıyı, kederi ve mutluluğu… Bu hisleri biriktirip ilham perisi ile karşılaştığında yazıyor. Yazmanın müthiş heyecanını müzikle birleştiriyor ve ortaya nur topu gibi bir beste çıkıyor. Bundan daha güzel bir duygu olmasa gerek…

Bugünkü Raperîn geçmişteki haline sarılsa, ona ne fısıldardı?

Tek bir cümle derdi: “Akıllı ol!” Çünkü ben zeki bir kızdım hep ama akıllı olmak başka bir şey. Dilek hiçbir zaman akıllı olmadı ama Raperîn akıllı bir kadın. (Gülüyor)

Peki bugünkü Raperîn, geçmişteki Raperîn’e ne borçlu?

Bugünkü Raperîn geçmişteki Dilek’e bütün tecrübelerini borçlu. Bugün ruhsal olgunluğuna ulaşmış bir Raperîn var. Dilek oldukça toy ve öfkeliydi. Acı dolu bir geçmiş var gerimde duran. Paramparça bir ruh var. Fakat o tecrübeler, o travmalar olmasa bugünkü kazanımlarım da olmazdı.

Kadın bir sanatçı olmak sana en çok ne öğretti?

Kadın olmak zor vesselam, hepimizin gayet iyi bildiği gibi. Hele ki aykırı bir kadın olmak daha da zor. Ben kendimi bildim bileli “milyonlarca siyah içerisindeki kırmızı”ydım. Toplumdan dışlandığım, ötekileştirildiğim çok dönemlerim oldu. Kolumda dövme var, saçlarım kızıl ve kısa diye toplum tarafından ucube gözüyle görüldüğüm bir dönem oldu. Kadın olmak zor yani ama aykırı bir kadın olmak daha da zor. Şimdi gelelim kadın bir sanatçı olmaya… Bunun ekstra zorluğunu gördüm dersem yalan olur. Kadın olmanın önüne geçen bir kimliğim olduğu için daha çok o konuda zorluklar çektim. Hayata kaç sıfır geride başladığımı düşünürüm çoğu zaman..

Raperin, hayat seni en çok hangi kelimeyle sınadı?

Hayat beni en çok “evlat” kelimesiyle sınadı. İkinci kelimeyi de demeden geçemeyeceğim. Evlat acısını tadana kadar hayat beni “Kürt” kelimesi ile sınadı…

İnsan en çok ne zaman kırılır: kaybettiğinde mi, vazgeçtiğinde mi?

Bence insan en çok vazgeçtiğinde kırılır. Kaybetmek kazanmanın öteki yüzüdür. Kaybetmek bittiği anlamına gelmez ama vazgeçmek, daha kötüsü de var bunun; vazgeçmek zorunda kalmak. En ağırı bu bence. Çünkü o zaman yapacak hiçbir şey kalmıyor. Kalpte koca bir hezeyan, bir sürü cam kesikleri…

Kendi yolunda yürürken en çok neyi geride bıraktın?

Kendi yolumda yürürken en çok kendimi geride bıraktım. Eski kendimi geride bırakarak, çoğu zaman ardıma bakmadan yürüdüm. Koşar adım yürüdüm… Değişim benim en sevdiğim anahtar. Hiç korkmadan değiştim. Tırtıl metamorfoz yapmadan kelebek olamazdı. Ben de her adımda kendimde yanlış bulduğum bir şeyi üzerimden atıp bugünkü kelebek halime öyle ulaştım. Tabii toplumun dayattığı hiçbir normu da ağırlık yapıp kendimle geleceğe taşımadım. Vicdanım ve mantığıma ters düşen her şeyi bir bir arkamda bırakarak ilerledim. Bunun için de kendimle gurur duyuyorum.

Sence insan ne zaman gerçekten büyür?

İnsan bence acılarından ders çıkarmayı öğrendiğinde, travmalarını tekrar tekrar kendine çekmeyi bıraktığında, ruhunu terbiye etmeyi öğrendiğinde büyür.

Yıllar sonra bu röportajı okuduğunda bugünkü kendine ne söylemek isterdin?

Muhtemelen “aferin kız, güzel yazmışsın” derim. Kesinlikle yine değişmiş olacağım için kendime kulplar bulurum ve eleştirdiğim şeyler olur ama sanıyorum kendimi takdir ederim.

Hayat bitse, insanlar seni hangi cümleyle hatırlasın isterdin?

İnsanlar beni “Raperîn” diye hatırlasın isterim. Bu kelime içinde çok şey barındırıyor zaten. “Ben giderim, adım kalsın dünyada” diyorum yani. Güzel hatırlasınlar vesselam. Hayvanları, insanları çok seviyordu desinler. Bunlar önemli benim için.

Bir çok konser verdin, halen de devam ediyorsun Unutamadığın konser anını paylaşır mısın?  

Yıllar önce Hakkari Üniversitesi Bahar şenliklerinde bir genç ansızın sahneye atlayıp alnımın ortasından öptü beni..Epeyi şok hali yaşamıştım. Hiç unutamıyorum o anı.

Bu coğrafyada Kürt bir ses olmak, sana hangi cesareti verdi, hangi yalnızlığı bıraktı?

Bu coğrafyada Kürt bir ses olmak bana 2012 yılında, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi’nde akademisyenlik yaptığım dönemde uygulanan mobbing ve gördüğüm terörist muamelesi yüzünden mesleğimi kaybettirdi. Kürt bir ses olduğum için yalan yanlış haberler yapıldı hakkımda. Kürt bir ses olduğum için başıma gelmeyen kalmadı. Hiç kolay değil Kürt bir ses olmak. Fakat dünyaya bir daha gelsem yine “Raperîn” olmayı seçerdim. Bunca zulme ve acıya rağmen. Acıya gülmeyi öğretti Kürt bir ses olmak…

Hayatında derin bir kırılma yaşadığını biliyoruz; o konuya girmeden soracağım. O kırılmadan önceki Raperîn ile bugünkü Raperîn hiç buluştular mı?

O dönemki Raperîn, duygu durum kontrolü noktasında çok kötüydü. Olağanüstü tepkiler verebiliyordu her şeye. Çok yorgundu, hayata çok erken atılmıştı. Daha otuz yaşına gelmeden “tükenmişlik sendromu” tanısı aldı. Elbette mizaç noktasında aynı kişi şimdiki ile fakat karakteri çok değişti. Özü şimdiki ile aynıydı ama sivrilen yönlerini törpüledi. İkisinin ortak hayali ise mutlu ve huzurlu bir yuva. Görünüşe bakılırsa nasip olmamış hâlâ. (Gülüyor)

Bitirmeden güncel sanat ile ilgili merak ettiğim bir konu: Gelecekte müzik ve sanat alanında yapay zekânın insan yaratıcılığını dönüştüreceğini mi, yoksa ikame edeceğini mi düşünüyorsun?

Ben şu anda da yapay zekadan destek aldığım için son derece memnunum. Aranjör derdinden kurtardı beni. Müziğimi dilediğim gibi yapabiliyorum. Bizim için tehlike arz eden kısmı ise yapay zeka seslerin bizden daha iyi olması (Gülüyor) ben bile hayranlıkla dinliyorum. Yani açıkçası ileride insanlar bizi hiç dinlemeyebilir. Ben bunu da dert etmiyorum. Müziğin yakasına yapışmanın âlemi yok. Halkım beni dinlediği sürece bir sanatçı olarak varım. Dinlemeyi bıraktıkları takdirde bir esnaf olarak da hayatımı idame ettirebilirim...

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU