Çelik Kubbe: Türkiye'nin yeni nesil entegre hava savunma mimarisi

Cihad İslam Yılmaz, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Çelik Kubbe projesinin ortaya çıkışı, Türkiye’nin hava savunması alanındaki uzun süredir devam eden yapısal boşlukları doldurma ihtiyacından doğmuştur. Türkiye, yıllar boyunca farklı menzillerdeki hava savunma sistemlerini dış tedarik yoluyla edinmiş, ancak bu sistemlerin birbirleriyle bütünleşmiş bir mimari altında çalışmaması, ulusal hava sahası güvenliğinde zafiyetlere yol açmıştır. Bu durum, özellikle insansız hava araçlarının yaygınlaşması ve düşük maliyetli roket tehditlerinin artmasıyla daha görünür hâle gelmiştir. Dolayısıyla Türkiye’nin, dışa bağımlılıktan uzak, bütüncül ve çok katmanlı bir hava savunma ağı kurması stratejik bir zorunluluk hâline gelmiştir. Çelik Kubbe tam da bu ihtiyaca verilen ulusal bir yanıt niteliğindedir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Projenin konseptleşme sürecinde Türkiye’nin kendi savunma düzenine özgü bir yaklaşım geliştirdiği görülmektedir. İsrail’in Iron Dome sistemiyle isim benzerliği kamuoyunun ilgisini çekse de, Çelik Kubbe temelde Türkiye’nin tehdit algısına, coğrafi özelliklerine ve savunma doktrinine göre şekillenen farklı bir mimariyi temsil eder. Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehdit yelpazesi yalnızca kısa menzilli roket veya drone saldırılarından ibaret değildir; orta ve uzun menzilli seyir füzeleri, balistik tehditler, düşük görünürlüklü hava araçları ve elektronik harp teknikleri de bu yelpazenin bir parçasıdır. Dolayısıyla Çelik Kubbe, Iron Dome gibi tek tip tehdide odaklı bir sistem değil, çok boyutlu risklere karşı genişletilmiş bir güvenlik şemsiyesidir.

Bu stratejik arka plan, projenin sadece teknik bir modernizasyon hamlesi olmadığını, aynı zamanda Türkiye’nin savunma bağımsızlığını güçlendirmek için atılmış önemli bir adım olduğunu gösterir. Türkiye son yıllarda hava savunma alanında SİPER, HISAR, KORKUT, SUNGUR gibi farklı menzil ve yeteneklerde birçok yerli sistem geliştirmiştir; ancak bu sistemlerin tek bir komuta-kontrol altında koordineli biçimde çalışmasını sağlayan üst seviye bir mimari ihtiyacı ortadaydı. Çelik Kubbe, bu parçalı yapıyı bütünleştiren çatı konsept olarak stratejik önem taşımaktadır. Böylece Türkiye, yalnızca tekil sistemler üreten bir savunma sanayii olmaktan çıkıp, entegre mimariler ve kompleks savunma ağları tasarlayabilen bir aşamaya geçmektedir.

Stratejik açıdan dikkat çeken bir diğer nokta, Çelik Kubbe’nin caydırıcılık boyutudur. Türkiye’nin sahip olduğu hava savunma unsurlarının dağınık hâlde bulunması, potansiyel hasım aktörlerin hesaplamalarında hava sahasını nispeten daha kırılgan bir bölge olarak algılamasına neden olabiliyordu. Ancak çok katmanlı bir mimariyle desteklenen Çelik Kubbe, saldırı planlamalarını daha riskli ve maliyetli hâle getirerek Türkiye’nin pasif caydırıcılık kapasitesini artırmaktadır. Bu etki, özellikle bölgesel rekabetin yoğun olduğu coğrafyalarda Türkiye’nin stratejik konumlanmasına önemli bir avantaj sağlamaktadır.

Çelik Kubbe Nedir? Sistem Mimarisi ve Ana Bileşenler
 

Çelik Kubbe, Türkiye’nin hava sahasını farklı tehdit türlerine karşı eş zamanlı olarak korumayı hedefleyen, çok katmanlı ve entegre bir hava savunma mimarisidir. Temel olarak yalnızca füze bataryalarından veya radar sistemlerinden oluşan bir düzenek değil; tüm hava savunma unsurlarını ortak bir komuta-kontrol yapısı altında toplayan kapsamlı bir “sistemler sistemi”dir. Bu yönüyle Çelik Kubbe, tehditlerin menziline, hızına, irtifasına ve teknolojik niteliğine göre farklı savunma katmanlarını devreye sokabilen esnek bir yapıya sahiptir. Böylece hem düşük maliyetli kamikaze dronlara hem orta menzilli seyir füzelerine hem de daha sofistike insansız sistemlere karşı eş zamanlı savunma imkânı doğmaktadır.
Sistemin ilk bileşeni, modern radar ve sensör ağından oluşur. Türkiye’nin geliştirdiği AESA radarları, uzun menzilli erken uyarı radarları, alçak irtifa hedef tespit radarları ve elektro-optik sensörler bu ağın temel unsurlarıdır. Bu radar ve sensörler, “ortak hava resmi” olarak bilinen tek bir birleşik veri tabanı üzerinden çalışır. Bu sayede farklı menzil ve bantlardaki sensörler eşzamanlı olarak veri üretir, bu veriler yapay zekâ tabanlı analiz yazılımları tarafından işlenir ve tehditler gerçek zamanlı olarak sınıflandırılır. Radar füzyonu olarak bilinen bu yöntem, özellikle düşük görünürlüklü hedeflerin veya sürü drone saldırılarının hızlı tespitinde kritik bir rol oynar.

Sistemin ikinci ana unsuru, komuta-kontrol mimarisidir. Çelik Kubbe’nin bel kemiğini oluşturan bu yapı, radar ve sensörlerden aktarılan veriyi analiz ederek tehdit türünü belirler, hedefin öncelik sırasını çıkarır ve uygun savunma katmanını otomatik olarak devreye sokar. Komuta-kontrol mimarisi, yapay zekâ destekli karar algoritmaları sayesinde yüzlerce hedefi aynı anda izleyebilir, her birine karşı en uygun önleme yöntemini belirleyebilir. Bu özellik, özellikle “doygun saldırı” olarak bilinen, çok sayıda drone veya füzenin aynı anda ateşlendiği senaryolarda sistemin ayırt edici kabiliyetlerinden biridir.

Üçüncü bileşen ise farklı menzillerde konuşlandırılmış füze ve hava savunma sistemleridir. Kısa menzilde KORKUT, SUNGUR ve HISAR-A; orta menzilde HISAR-O; uzun menzilde ise SİPER gibi yerli sistemler bu mimarinin katmanlarını oluşturur. Bu katmanlı yapı sayesinde tehdit, menziline ve irtifasına göre farklı aşamalarda etkisiz hâle getirilebilir. Örneğin kısa menzilli bir kamikaze drone, alçak irtifa topçu sistemleriyle imha edilirken; daha büyük bir seyir füzesi orta veya uzun menzil sistemlerine yönlendirilir. Bu sayede hem maliyet etkinliği sağlanır hem de savunmanın sürdürülebilirliği artar.

Çelik Kubbe’nin dördüncü ve stratejik önemi giderek artan bileşeni ise elektronik harp ve anti-drone sistemleridir. Modern savaşlarda birçok tehdit fiziksel olarak imha edilmeyip elektronik olarak etkisiz hâle getirilebilmektedir. Bu nedenle sistem, hedef şaşırtma, karıştırma, sinyal bozma ve frekans kesme gibi çok yönlü elektronik harp yeteneklerini de bünyesinde barındırır. Sürü hâlindeki drone saldırılarına karşı özel anti-drone silahları, elektro-optik takip sistemleri ve lazer tabanlı yönlendirilmiş enerji konseptleri de bu yapıya dahil edilmektedir.

Çelik Kubbe, mobil konuşlanma yeteneğiyle dikkat çeker. Sisteme ait radarlar, bataryalar ve komuta üniteleri modüler ve taşınabilir olarak tasarlanmıştır. Böylece sistem yalnızca sabit üs ve şehir korumasında değil; sınır bölgeleri, geçici harekât alanları veya kritik stratejik noktalar için de hızlıca konuşlandırılabilir. Mobilite, değişen tehdit hatlarına uyum sağlayabilmek açısından stratejik bir avantaj sunar.

Çelik Kubbe ve Uluslararası Sistemlerle Karşılaştırma
 

Çelik Kubbe’nin küresel ölçekte anlam kazanması, onu benzer hava savunma sistemleriyle karşılaştırarak değerlendirmeyi gerektirir. Günümüzde birçok ülke, kendi coğrafi ve operasyonel ihtiyaçları doğrultusunda farklı hava savunma mimarileri geliştirmiştir. Bu nedenle Çelik Kubbe’nin özgün yönlerini anlamanın en etkili yolu, sistemi hem taktik hem teknik hem de stratejik boyutlarda uluslararası örneklerle kıyaslamaktır. Bu bölümde özellikle İsrail’in Iron Dome’u, ABD’nin Patriot sistemi, Avrupa’daki SAMP/T mimarisi ve İngiltere’nin Sky Sabre platformu gibi öne çıkan sistemler üzerinden karşılaştırma yapılmaktadır.

İsrail’in Iron Dome sistemi, kamuoyunda genellikle Çelik Kubbe ile en çok benzetilen çözümlerden biridir; ancak iki sistemin işlevsel kapsamı önemli ölçüde farklıdır. Iron Dome’un öncelikli amacı, kısa menzilli roket ve havan tehditlerini şehirler ve kritik tesisler üzerinde etkisiz hâle getirmektir. Sistem düşük irtifa, kısa menzil ve hızlı reaksiyon üzerine optimize edilmiştir. Buna karşın Çelik Kubbe yalnızca kısa menzilli tehditleri değil; orta menzilli seyir füzelerini, insansız hava araçlarını, kamikaze dronları ve potansiyel balistik tehditleri kapsayan çok katmanlı bir savunma ağıdır. Iron Dome tek bir katmanda çalışırken, Çelik Kubbe hem HISAR-A hem HISAR-O hem SİPER gibi farklı menzil sistemlerini tek bir komuta-kontrol altında birleştirir. Bu nedenle Çelik Kubbe, Iron Dome’un üst ölçekli ve genişletilmiş bir mimari karşılığı olarak değerlendirilebilir.

ABD’nin Patriot hava savunma sistemi ise daha çok balistik ve yüksek irtifa tehditlerine karşı geliştirilmiş, uzun menzil odaklı bir platformdur. Patriot sistemleri, Çelik Kubbe’nin hedef aldığı düşük ve orta irtifa tehditlerine kıyasla daha yüksek hızlı hedeflere karşı optimize edilmiştir. Bununla birlikte Patriot’un en önemli sınırlılıklarından biri, sistemin modüler olmakla birlikte tam anlamıyla “bütünleşik hava savunma ağı” şeklinde tasarlanmamış olmasıdır. Çelik Kubbe ise farklı üreticilerden gelen çok sayıda yerli sistemi tek bir ağ altında çalıştıracak şekilde tasarlanmıştır. Dolayısıyla Patriot gibi tek tip füze ailesine dayanmayan, çok bileşenli bir savunma ekosistemi sunar. Bu yönüyle sistem, ABD’nin uzun menzil stratejilerinden ayrılarak daha çok yönlü bir çözüme dönüşmektedir.

Avrupa’daki SAMP/T mimarisi de karşılaştırmalarda öne çıkan bir diğer platformdur. SAMP/T hem taktik balistik füzelere hem de seyir füzelerine karşı etkili olabilen modern bir orta-uzun menzil savunma çözümüdür. Bununla birlikte SAMP/T genellikle tek bir füze ailesiyle çalıştığından modülerlik açısından sınırlıdır. Çelik Kubbe’nin farkı burada belirginleşmektedir: Türkiye, KORKUT’tan SİPER’e kadar farklı üreticilere ait geniş bir savunma portföyünü tek bir komuta-kontrol ağında birleştirerek milli ve esnek bir mimari ortaya koymaktadır. Bu durum, sistemin coğrafi ve tehdit türlerine göre çok daha rahat uyarlanabilmesini sağlar.

İngiltere’nin Sky Sabre sistemi ise modern radar-tehdit entegrasyonu ve yüksek hassasiyetli hedef izleme kabiliyetleriyle öne çıkar. Sky Sabre’ın en güçlü yanı, sensör-füze uyumunu son derece optimize eden elektronik altyapısıdır. Buna karşın sistem menzil ve katman genişliği bakımından sınırlıdır. Çelik Kubbe, Sky Sabre’ın yüksek teknoloji radar entegrasyonu mantığını büyük ölçüde benimser; ancak bunu çok katmanlı bir füze mimarisiyle birleştirerek daha geniş tehdit spektrumuna karşı kullanır.

Tüm bu karşılaştırmalar, Çelik Kubbe’nin herhangi bir yabancı sistemin doğrudan kopyası olmadığı; aksine Türkiye’nin özgün coğrafi, siyasi ve askeri ihtiyaçlarına uygun olarak geliştirilmiş hibrit ve entegre bir mimari sunduğunu göstermektedir. Sistem ne sadece kısa menzil odaklı Iron Dome’dur, ne de yalnızca yüksek irtifaya yönelmiş Patriot benzeri bir platformdur. Çelik Kubbe, çok katmanlı yapısı, yerli üretim bileşenleri ve yapay zekâ tabanlı bütünleşik komuta-kontrol mimarisi sayesinde uluslararası sistemler arasında kendine özgü bir konum edinmektedir.

Çelik Kubbe’nin Stratejik Etkisi, Doktrinsel Katkıları ve Ekonomik Boyutu
 

Çelik Kubbe Türkiye'nin caydırıcılık kapasitesini belirgin bir şekilde artırmıştır. Hava savunması yalnızca saldırıları durdurmayı değil, aynı zamanda saldırı niyetlerini baştan engellemeyi amaçlayan pasif caydırıcılık araçlarıdır. Çelik Kubbe’nin çoklu hedef takip kabiliyeti, sürü drone saldırılarına karşı dayanıklılığı ve aynı anda birçok tehdide angaje olabilme özelliği, potansiyel hasım aktörlerin maliyet-risk hesaplamalarını önemli ölçüde değiştirir. Özellikle günümüzde yaygınlaşan düşük maliyetli drone saldırılarının bile etkisiz kılınabilmesi, Türkiye'nin kritik altyapılarının korunmasında büyük bir operasyonel avantaj yaratır.
Doktrinsel açıdan Çelik Kubbe, Türkiye’nin hava savunma anlayışını “nokta savunma”dan bütüncül hava sahası egemenliği vizyonuna taşıyan bir dönüşümün parçasıdır. Önceki yıllarda hava savunma unsurları çeşitli noktalara dağılmış ve çoğu zaman birbirinden bağımsız şekilde çalışmıştır; ancak Çelik Kubbe ile birlikte bu unsurlar artık tek bir komuta-kontrol ağı altında birleşmiş, ortak bir hava resmi üzerinden entegre karar süreçleri oluşturmuştur. Bu durum, özellikle karmaşık saldırı senaryolarında reaksiyon hızını artırarak insan faktöründen kaynaklı gecikme ve hata payını azaltır. Doktrin düzeyinde bu anlamda sistem, Türkiye'nin savunma planlamasında “entegre savunma mimarisi”ni önceleyen yeni bir yaklaşımın başlangıcını temsil eder.

Bölgesel ve küresel düzeyde Çelik Kubbe’nin yarattığı bir diğer önemli etki, Türkiye'yi yalnızca savunma sistemi kullanıcı ülke olmaktan çıkararak mimari geliştiren ülke konumuna taşımış olmasıdır. Bu değişim, savunma sanayiinde stratejik özerkliği güçlendirmekte ve Türkiye’yi teknoloji üreten, ihraç eden, entegre çözümler sunan bir aktör hâline getirmektedir. Bu çerçevede Çelik Kubbe, yalnızca askeri bir kapasite artışının değil, aynı zamanda siyasi ve diplomatik etki alanının genişletilmesinin de bir aracıdır. Türkiye, savunma iş birlikleri, teknoloji transferleri ve potansiyel ihracat projeleri üzerinden bölgesel güvenlik mimarisinde daha etkin bir rol üstlenebilir.

Ekonomik boyut açısından Çelik Kubbe, ülkenin savunma sanayii ekosistemine çok katmanlı bir katkı sağlamaktadır. Öncelikle sistemin büyük ölçüde yerli bileşenlerden oluşması, dışa bağımlılığı azaltırken yerli şirketlerin teknoloji üretme kapasitesini artırmaktadır. Radar teknolojileri, yapay zekâ yazılımları, füze sistemleri, elektro-optik sensörler ve elektronik harp bileşenleri gibi yüksek teknoloji alanlarında çalışan yüzlerce tedarikçi firma için istikrarlı bir üretim ve Ar-Ge zemini oluşmaktadır. Bu süreç, savunma sanayiinde nitelikli iş gücü artışı, bilgi birikimi gelişimi ve ihracat potansiyeli bakımından çarpan etkisi yaratır.

Projeye yapılan yatırımların ekonomik açıdan bir diğer getirisi ise stratejik bağımsızlık maliyetini düşürmesidir. Dışarıdan alınan hava savunma sistemlerinin hem ilk tedarik maliyetleri hem de bakım-lojistik giderleri oldukça yüksektir. Yerli üretim ise uzun vadede maliyetleri düşürür, bakım ve modernizasyon süreçlerini hızlandırır, dış politikada manevra alanını genişletir. Aynı zamanda Türkiye’nin müttefik ve ortak ülkelere entegre hava savunma çözümleri sunma potansiyeli, gelecekte savunma ihracat gelirlerini artırabilecek önemli bir fırsat alanı yaratır.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA OKU

DAHA FAZLA HABER OKU