Davos 2026 notları: Eski dünya biterken Türkiye ne yapmalı?

Umut Berhan Şen, Independent Türkçe için yazdı

Davos 2026, çıplak bir yüzleşmeydi; liberal düzenin son solukları, kapitalizmin kendi yarattığı canavarlarla hesaplaşması ve Arktik buzullardan yükselen eski imparatorluk hayaletleri arasında geçen bir tragedya. Trump sahneye çıktığında o klasik Davos cilası, sahte uzlaşmalar, sözde çok taraflılık, bir anda toz oldu. Uzun konuşması bir nutuk değil, fetih bildirgesiydi. Grönland’ı masaya vurdu: “Burayı sadece Amerika koruyabilir.” Bu, Monroe Doktrini’nin buz tutmuş hali; Arktik bölgesi bir nevi yeni Akdeniz gibi ve postmodern Roma’nın hayaletleri orada dans ediyor. Askeri güç kullanmayacağını söylüyor ama herkes biliyor: “kullanmayacağım” demek, “henüz kullanmadım” demenin kibarca versiyonu.

Avrupa’ya attığı tokat ise efsaneleşti: “Sizi kurtarmasaydık bugün Almanca konuşacaktınız.” Bu bir tarihsel basitleştirme değil, siyasi hançer. 2. Dünya Savaşı’nı tek başına Amerika’nın zaferi gibi sunmak, Avrupa’yı utandırmak ve borçlu kılmak demek. NATO’nun yük paylaşımında kan kaybedenlere “siz hâlâ bizim şemsiyemizdesiniz, haddinizi bilin” diyor. Asıl ironi burada. Çünkü ittifakı zayıflatan adamın kendisi.

Larry Fink’in itirafı ise buzdağının diğer ucu: “Kapitalizm mavi yakayı yuttu, yapay zeka beyaz yakayı da yutacak.” BlackRock’un Başkanı ve CEO’su, aynı zamanda Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) geçici Eş Başkanı olarak Davos’u yöneten adam bunu söylerken sesi titremiyor, çünkü kazanan tarafta. Ama cümle Davos’un ruhunu özetliyor: sistem kendi kendini yiyor. Mavi yakalılar küreselleşmeyle Çin’e kaydı, beyaz yakalılar AI’yle siliniyor. Orta sınıf eriyor, eşitsizlik patlıyor. Üstelik çok kıymetli(!) küresel elitler hâlâ “inovasyon” diye alkış tutuyor. Bu bir uyarı değil, neoliberalizmin vasiyeti: Neoliberal Kapitalizm meşruiyetini kaybederse yerine ne geleceğini kimse bilmiyor. Fink, Klaus Schwab’ın ayrılığından sonra WEF’in dümenine geçen isim; Davos’u kurtarmaya çalışıyor ama aynı anda sistemin çatlaklarını en yüksek sesle dile getiriyor. Üstelik o çatlaklarda neoliberalizmin, popülist solun, aktivizmin ve liberal solun gayet bariz şekilde irtifa kaybettiği görülüyor.

Kanada Başbakanı Mark Carney’nin “Bu bir geçiş değil, kopuş” lafı her şeyi netleştirdi. Postmodern Neoliberal düzen, Bretton Woods hayali, kurallara dayalı dünya artık yavaş yavaş çöküyordu zaten. Şimdi ise görülüyor ki; hızla paramparça oluyor. Trump’ın tarife sopası, NATO sorgulaması, müttefiklere hakaretleri yenilir yutulur cinsten değil. Tabii, bunlar semptom değil, kırılmanın ta kendisi. Orta güçler yeni strateji arıyor. Pax Americana’nın sonu, ama yerine ne geleceğinin belirsizliği apaçık ortada.  İşte burada büyük ideolojik kayma söz konusu: Neoliberalizm, popülist sol, aktivizm ve liberal sol irtifa kaybediyor. Lakin, klasik merkez sağın ve klasik jeopolitiğin dönüşü başlıyor. Davos’un eski “küresel iyilik” retoriği yerine ulusal çıkarlar, güç dengesi, sınırlar ve egemenlik konuşuluyor. Trump’ın sahne hakimiyeti, Fink’in elit itirafları, Carney’nin kopuş uyarısı, aslında hepsi aynı şeyi söylüyor: Neoliberal hegemonya dağılıyor ve  realist jeopolitik anlayış geri dönüyor.

Barış Kurulu imza töreni ise trajikomik bir zirve oldu. Trump Gazze sonrası için “Board of Peace”i dayatıyor: Yani Hamas’sız, uluslararası yönetimli, milyar dolarlık katkı bekleyen, biraz şirket gibi işleyen bir yapı. Avrupa’nın çoğu (Macaristan hariç) mesafeli, hatta reddediyor. Ama Türkiye, rasyonel bir tutum takınarak, en önde katıldı. Hakan Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı temsilen masaya oturdu, imzaladı. Trump alkışladı, kameralar o anı yakaladı. Ama asıl güç o imza değil, Fidan’ın duruşuydu: Kararlı, kendinden emin, rahat. Sahnenin ortasında Trump’ın gösterişli Amerikalı şovuna rağmen başka bir filmde oynuyormuş gibiydi. O rahatlık zayıflıktan değil, derin güç farkındalığından geliyor.

Yılların istihbaratçısı, MİT’ten Dışişleri’ne geçişteki soğukkanlılık burada parladı. Basın açıklamalarında “daha birçok adım atılması gerekiyor” derken sesi hiç titremiyordu. Çünkü çok iyi biliyor ki; bu kurulda Türkiye’nin eli güçlü olacak. Gazze’ye asker gönderme teklifini bile masaya koydu; insani yardım ve yeniden inşa bağlamında inisiyatif aldı. Bu hamleler, Arap dünyasına “yanınızdayız”, Batı’ya “biz olmadan olmaz” mesajını net veriyor. Doğrusu Hakan Fidan burada dimdik durdu ve gayet rahat, gayet profesyoneldi.

Peki, Türkiye açısından imaj? Çok olumlu, hatta ciddi bir sıçrama söz konusu. Zira, son yıllarda “yalnız kurt” eleştirileri alırken, birden küresel platformda kurucu üye, Trump’ın alkışladığı figür olmak önemli. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yıllar önce gayet haklı bir tepki olarak “Davos’a bir daha gelmem” restinden sonra Fidan’ın masaya oturması ayrı bir kazanım: Rest çekilir, ama kapı açık tutulur. Dolayısıyla Fidan sadece imza atmadı; Türkiye’nin yeni doktrinini temsil etti: bağımsız, pragmatik, vazgeçilmez.

Borsa ve para politikaları artık jeopolitiğin gölgesinde. Trump’ın tarife tehdidi biraz yumuşasa da volatilite(finansal piyasalarda belirli bir ürünün belirli bir zaman içerisinde fiyatında yaşanan oynaklığı) geri döndü. ABD’de enflasyon riski artsa da, dolar halen güçlü. Avrupa resesyona yuvarlanıyor, Çin misilleme peşinde. Muhtelif AI varyasyonlarını (biraz da balon olarak) global kamuoyunun önüne sürüyor ama altında derin bir korku var: İşsizlik dalgası ve muhtemel bir toplumsal patlama. 

Artık neredeyse kesin olan şu ki; 2026 dalgalı borsa yılı olacak. Kazananlar ise elbette savunma, enerji ve AI oligopolleri. Peki Türkiye ne yapmalı? Bu kopuşta, neoliberalizmin ve liberal solun irtifa kaybedeceği, klasik merkez sağ ile realist jeopolitiğin tekrar dirileceği ve yükseleceği bu yeni dünyada pozisyonunu güçlendirmek için birkaç net adım atmalı. Kısaca ifade edeyim:

1-Barış Kurulu’nda aktif rol al, ama bağımlı olma. Gazze’de insani yardım ve yeniden inşa üzerinden varlık göster, ama Hamas’la geçmiş bağları kullanarak arabuluculuğu elinde tut. Bu, hem Arap-İslam dünyasında hem Batı’da vazgeçilmezlik kazandırır. Realist jeopolitiğin gereği bu: Denge, değil ideoloji.

2-Arktik’e göz kırp. Zira Grönland resti sadece başlangıç; Türkiye güçlü ve aktif bir NATO üyesi olarak, enerji koridorları ve yeni rotalarda söz sahibi olabilir. Kuzey Afrika ve Karadeniz’den Arktik’e uzanan bir jeo-ekonomik hat kurabilir. Yani klasik güç siyaseti geri döndüyse, biz de o oyunu oynayalım.

3- AI ve beyaz yaka tehdidine karşı hazırlık yap. Eğitim reformu şart: bilim, teknoloji, matematik ve mühendislik alanlarındaki tüm gündem ve sorunları, milli güvenlik meselesi haline getir ve yerli AI ekosistemi kur. Larry Fink’in uyarısını ciddiye al; yoksa orta sınıf erimesi iç siyasette patlar. Öte yandan sol popülizmin yükselişine zemin hazırlar. Halbuki  merkez sağın realist çizgisinde kalınarak popülist sola karşı üstünlük kurulabilir. Ancak, hürriyetçi demokrasiyi, rekabetçi piyasa ekonomisini ve refah devletini iliklerine kadar savunan bir merkez sağ anlayışı lazım.

4- Avrupa’ya karşı Trump’ın tokadını fırsata çevir. NATO’da yük paylaşımı tartışmasında “biz ödüyoruz, siz nankörsünüz” diye rest çekme; yerine “biz vazgeçilmeziz, ama şartlarımız var” de. Savunma sanayii ihracatını hızlandır, Avrupa’ya alternatif pazarlar aç. Yani klasik merkez sağın pragmatizmiyle hareket et.

5- Kopuşu avantaja çevir: dolar dışı ticaret anlaşmalarını çoğalt, BRICS+’ta daha aktif ol, ama ABD’yle de pragmatik kal. Trump’ın “America First”ine karşı “Türkiye First” diye karşılık ver. Tabii, ideolojik değil, ulusal çıkar odaklı.

Davos 2026’nın özeti: eski dünya öldü, lakin henüz yenisi doğmadı. Yeni dünyanın şafağındayız sayılır. An itibariyle, Trump, bazen savaş dansı edip bazen de tam bir kurnaz emlak patronu gibi davranırken, Fink ve Carney cenaze marşı çalıyor. Neoliberalizm, popülist sol, aktivizm ve liberal sol irtifa kaybederken, klasik merkez sağın ve klasik jeopolitiğin dönüşü başlıyor. Türkiye ise sahnede dimdik: Fidan’ın duruşu gibi. Tarih nefesini tutmuş bekliyor. Biz nefesimizi tutmayalım; aksine derin derin alıp, hamlelerimizi yapalım. Çünkü bu kopuştan sonra kazanan, hazır olan değil, pozisyonunu erkenden alan olacak. Türkiye, o pozisyonu şimdiden almış görünüyor. Şimdi sıra, bunu kalıcı güce çevirmekte.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU