Türkiye’de adli kolluk görevi, normatif olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 164. maddesinde tanımlanmış olup, Cumhuriyet savcılarının emri altında yürütülen soruşturma işlemleriyle sınırlıdır. Ancak pratikte adli kolluk faaliyetleri, ayrı bir teşkilat yapısı olarak değil, genel kolluk kuvvetlerinin (Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı) bünyesinde yürütülmektedir. Bu nedenle Türk sisteminde adli ve idari kolluk fonksiyonları, aynı personel tarafından farklı görev tanımlarıyla icra edilmekte; bu durum, soruşturma süreçlerinde hem kurumsal hem işlevsel açıdan bir “ikili yapı” oluşturmaktadır. Kolluk görevlilerinin idari hiyerarşisi İçişleri Bakanlığı’na bağlı iken, adli görevleri bakımından savcıların talimatına tâbi olmaları, teoride bir denge mekanizması olarak tasarlanmış olsa da uygulamada tartışmalı bir alan yaratmaktadır.
Bu ikili yapının en belirgin dezavantajı, idari ve yargısal emir ilişkilerinin zaman zaman çatışmasıdır. Kolluğun idari amirlerinden aldığı görevler ile savcılık makamının adli talimatları arasında öncelik sıralaması, özellikle önemli veya hassas soruşturmalar sırasında tereddüt doğurabilmektedir. Kolluk personelinin özlük haklarının, terfi süreçlerinin, disiplin işlemlerinin ve tayinlerinin İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenmesi, savcı-kolluk ilişkisini pratikte zayıflatmakta ve adli görevlerde yürütme organının dolaylı bir etkisi olduğu algısını güçlendirmektedir. Bu durum özellikle yüksek profilli ceza soruşturmalarında “soruşturmanın bağımsızlığı” ve “idari etki” tartışmalarını gündeme getirmektedir.
Bir diğer önemli sorun, mevcut yapıda adli kolluğun uzmanlaşma düzeyinin sınırlı olmasıdır. Organize suçlar, mali suçlar, terör suçları, siber suçlar ve çocuk mağdurlara yönelik suçlar gibi yüksek uzmanlık gerektiren alanlarda, Türkiye’deki kolluk birimleri içinde belirli ölçüde uzmanlaşma bulunsa da, bu uzmanlaşmanın kurumsal çerçevesi bütüncül değildir. Birimler arasında eğitim, metodoloji, teknik donanım ve koordinasyon bakımından farklılıklar bulunmaktadır. Savcıların özellikle teknik uzmanlık isteyen dosyalarda kolluk birimlerini yönlendirmekte zorlandığı; delil toplama süreçlerinde usule ilişkin farklı uygulamaların ortaya çıktığı; delil zincirinin korunmasına yönelik standartların birimden birime değiştiği yönünde akademik ve pratik eleştiriler mevcuttur.
Soruşturma gizliliği açısından da mevcut yapı ciddi tartışmalara konu olmaktadır. Kolluk teşkilatının geniş idari kadrolar tarafından yönetilmesi, bazı soruşturmalarda bilgilerin idari kanallara sızması riskini artırabilmektedir. Özellikle siyasi nitelikteki veya kamuoyu tarafından yakından takip edilen dosyalarda, soruşturmanın gizliliğinin zedelenmesi hem maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını zorlaştırmakta hem de yargıya olan güveni sarsmaktadır. Gizlilik ihlallerinin tespiti ve önlenmesi için yargı merkezli bir iç denetim mekanizmasının bulunmaması, mevcut sistemdeki bir başka yapısal eksiklik olarak öne çıkmaktadır.
Türkiye’de adli kolluk faaliyetlerinde karşılaşılan bir diğer güçlük, kurumlar arası koordinasyon eksikliğidir. Emniyet, Jandarma ve Sahil Güvenlik’in farklı operasyonel kültürleri, farklı idari gelenekleri ve görev alanları bulunmaktadır. Bu üç kurumun aynı soruşturma kapsamında zaman zaman paralel veya çelişkili faaliyet yürütmesi, savcılık makamının soruşturmayı sevk ve idare etmesini güçleştirebilmektedir. Ayrıca, istihbarat kurumları ile genel kolluk birimleri arasındaki veri paylaşımının standardize edilmemiş olması, özellikle terör ve organize suç soruşturmalarında delil bütünlüğünü olumsuz etkileyebilmektedir.
Mevcut yapının bir diğer boyutu, adli kolluk birimlerinin bağımsız iç denetim sistemine sahip olmamasıdır. İçişleri Bakanlığı’na bağlı müfettişlerin yürüttüğü denetimler, ağırlıklı olarak idari niteliklidir ve soruşturma süreçlerinin adli boyutuna ilişkin denetim sınırlıdır. Savcılık makamının kendi soruşturmalarını yürüten kolluk personeline ilişkin disiplin veya yeterlilik denetimi üzerinde doğrudan bir yetkisi bulunmamaktadır. Bu durum hem adli kolluk personelinin profesyonel davranış standartlarını zayıflatmakta hem de hesap verebilirlik ilkesinin tam anlamıyla gerçekleşmesini engellemektedir.
DÜNYADAKİ MODELLER VE KARŞILAŞTIRMALAR
Adli kolluk yapılanmaları ülkeden ülkeye önemli farklılıklar göstermekte olup, bu çeşitlilik ceza adaleti sisteminin tarihsel gelişimi, idari gelenekler, yargı bağımsızlığı anlayışı ve güvenlik kurumlarının örgütsel yapılarıyla yakından ilişkilidir. Bu nedenle dünya örnekleri incelendiğinde tek bir ideal modelden söz etmek mümkün değildir. Bunun yerine, her ülkenin kendi hukuk düzeni içinde oluşturduğu özgün yapılar bulunmaktadır. Bununla birlikte karşılaştırmalı hukuk incelemeleri, adli kolluk kurumunun başarılı olabilmesi için gerekli olan ortak ilkeleri ve işleyiş standartlarını belirlemek bakımından yol göstericidir. Bu bölümde Fransa, İtalya, Almanya ve kısmen Anglo-Sakson sistemleri örneklendirilerek adli kolluk anlayışının farklı modelleri sistematik biçimde ele alınacaktır.
Fransa, adli kolluk teşkilatının en gelişmiş örneklerinden birine sahiptir. Police Judiciaire, uzun yıllara dayanan kurumsal geleneğiyle adli kolluğun savcılık makamına doğrudan bağlı olduğu bir modeli temsil eder. Fransız sisteminde adli kolluk, idari kolluk birimlerinden yapısal olarak ayrılmıştır ve adli kolluk görevlileri, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcılarının yanı sıra yargıçlar tarafından verilen talimatları yerine getirir. Bu yapı, hem soruşturma kalitesini artırmakta hem de delil toplama süreçlerinin hukuka uygunluğunu güvence altına almaktadır. Police Judiciaire’in uzmanlaşma düzeyi son derece yüksektir; organize suçlar, mali suçlar, terör suçları, uyuşturucu kaçakçılığı ve siber suçlar gibi alanlarda ayrı uzman birimler bulunmaktadır. Bu örgütlenme, soruşturmanın teknik boyutunun etkin şekilde yönetilmesini sağlarken aynı zamanda savcı-adli kolluk ilişkisinin şeffaf ve hızlı işlemesine olanak tanır.
İtalya’da ise adli kolluk sistemi, farklı kolluk birimlerinin içinde yer alan adli polis birimleri aracılığıyla işler. Bu model, tamamen bağımsız bir adli kolluk teşkilatı yerine, mevcut güvenlik kurumları içinde uzmanlaşmış adli birimlerin oluşturulduğu karma model olarak tanımlanabilir. İtalyan sisteminde adli kolluk görevlileri soruşturma aşamasında savcılık makamının emrine verilmiş olup, idari hiyerarşileri ile adli görevleri arasında açık bir ayrım bulunmaktadır. Ayrıca Carabinieri’nin askerî niteliği göz önüne alındığında, adli görevler sırasında idari etkiden bağımsız bir çalışma pratiği geliştirdiği bilinmektedir. İtalya örneğinde dikkat çeken husus, ceza adaleti sisteminin bütünlüğünü bozmadan uzmanlaşmayı ve yargısal otoriteye bağlılığı aynı anda sağlayan bu karma yapının, özellikle organize suçlarla mücadelede etkili sonuçlar üretmesidir.
Almanya’da ise adli kolluk, federal yapının etkisiyle daha farklı bir model üzerinden işlemektedir. Alman sisteminde polis teşkilatı temel olarak eyaletler düzeyinde örgütlenmiş olup idari olarak Eyalet İçişleri Bakanlıklarına bağlıdır. Ancak adli görevler söz konusu olduğunda polis tamamen savcı merkezli bir yapıda çalışır. Bundesland savcıları, soruşturma sürecinin tüm aşamalarında polisin faaliyetlerini sevk ve idare etme yetkisine sahiptir. Almanya’da bağımsız bir adli kolluk kurumu bulunmamakla birlikte, savcıların emir yetkisinin güçlü olması ve polisin soruşturma sürecine ilişkin geniş bir eğitim sistemine tâbi tutulması, adli kolluk faaliyetlerinin oldukça etkin yürütülmesini sağlamaktadır. Bu nedenle Almanya modeli, adli kolluk teşkilatı kurmadan da iyi işleyen bir savcı merkezli yapının mümkün olduğuna işaret eden önemli bir örnektir.
Anglo-Sakson dünyası ise adli kolluk anlayışının farklı bir yorumunu barındırır. Birleşik Krallık’ta polis yapısı yerel düzeyde örgütlenmiş olup savcılarla ilişkisi Fransa veya Almanya’daki kadar dikey bir bağlılık içermez. Soruşturma polis tarafından yürütülse de savcılık kurumunun denetimi esas itibarıyla dava açma aşamasında belirginleşir. Bu nedenle Birleşik Krallık modeli, polis özerkliğinin daha yüksek olduğu ancak savcıların delil yeterliliği ve dava stratejisi üzerinde belirleyici bir rol oynadığı bir sistemdir. Amerika Birleşik Devletleri’nde ise federal düzeyde FBI, DEA, ATF gibi yüksek uzmanlık düzeyine sahip kurumlar bulunmaktadır ve bu kurumlar, savcılarla işbirliği içinde çalışmakla birlikte sınırlı bir bağımlılık ilişkisi taşır. Federal sistemin doğası gereği kolluk birimleri çoğu zaman bağımsız hareket edebilmekte, savcılar ise daha çok denetim ve yönlendirme rolü üstlenmektedir.
ALTERNATİF ÇÖZÜM: KARMA MODEL
Türkiye’de adli kolluk teşkilatının tamamen Adalet Bakanlığı’na bağlanması hem yapısal hem anayasal riskler barındırdığı gibi, mevcut kurumsal düzeneklerin ani ve köklü bir dönüşümünü gerektirir. Türkiye açısından en uygulanabilir çözüm karma modeldir. Karma model, adli kolluğun tamamen ayrı bir kurum hâline getirilmesi ile mevcut idari kolluk yapısının aynen korunması arasındaki orta yolu temsil eder. Bu yaklaşım, soruşturmanın bağımsızlığını artırırken aynı zamanda güvenlik kurumlarının operasyonel bütünlüğünü korumayı amaçlamaktadır.
Karma modelin temel unsuru, adli kolluk birimlerinin Emniyet ve Jandarma teşkilatları içinde kalmaya devam etmesi, ancak adli görevler açısından Adalet Bakanlığı ve savcılık makamına daha güçlü bir bağla bağlanmalarıdır. Bu modelde polis ve jandarma personeli idari görevlerinde İçişleri Bakanlığı’na bağlı olmaya devam ederken, adli görevlerde özlük işleri, mesleki standartlar, eğitim süreçleri ve denetim mekanizmaları Adalet Bakanlığı tarafından yürütülür. Böylece kurumların operasyonel kapasitesine zarar vermeden adli süreçlerde bağımsızlık ve profesyonellik ön plana çıkarılmış olur.
Bu modelin en önemli bileşenlerinden biri, özel bir “adli kolluk kariyer sınıfı”nın oluşturulmasıdır. Adli kolluk olarak görev yapacak personel, belli eğitim standartlarına, uzmanlık alanlarına ve mesleki yeterliliklere sahip olacak; bu personelin kariyer basamakları ve terfi süreçleri Adalet Bakanlığı tarafından belirlenecektir. Bu sayede savcılar, herhangi bir idari veya politik etkiye maruz kalmadan doğrudan adli kapasitesi yüksek personel ile çalışabilecek; soruşturma süreçlerinde daha yüksek teknik uyum ve profesyonellik sağlanabilecektir.
Karma model kapsamında oluşturulacak bir diğer önemli yapı, Adli Kolluk Koordinasyon Kuruludur. Bu kurul, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, savcılık makamı ve ilgisine göre Jandarma Genel Komutanlığı ile Sahil Güvenlik Komutanlığı temsilcilerinden oluşabilir. Kurulun görevi, adli kolluk faaliyetlerine ilişkin uygulama birliğini sağlamak, eğitim müfredatlarını belirlemek, disiplin ilkelerini oluşturmak, kurumsal standartları güncellemek ve kurumlar arası bilgi akışını düzenlemektir. Bu yapı sayesinde farklı kolluk kurumları arasında yetki çatışmalarının önüne geçilebilir ve soruşturma süreçlerinde koordinasyon artırılabilir.
Karma modelin bir başka bileşeni, adli kolluğun profesyonel eğitim sisteminin güçlendirilmesidir. Adli kolluk birimlerinin Adalet Bakanlığı tarafından belirlenecek zorunlu eğitim modüllerine tâbi tutulması, görevde yükselme sınavlarının ve uzmanlık eğitimlerinin yine Bakanlık bünyesinde planlanması, adli sürecin kalitesini önemli ölçüde artıracaktır. Özellikle organize suçlarla mücadele, mali suç analizleri, siber suç teknikleri, çocuk adaleti, aile içi şiddet vakaları ve uluslararası suçlar gibi alanlarda özel eğitim programları uygulanabilir. Bu yaklaşım, soruşturma süreçlerinde hem teknik kapasiteyi hem de delil toplama standartlarını önemli ölçüde geliştirecektir.
Karma model, aynı zamanda denetim ve hesap verebilirlik mekanizmalarını güçlendirmeye yönelik bir çerçeve de sunar. Adli kolluk faaliyetlerinin Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan bağımsız bir teftiş kurulu tarafından denetlenmesi, soruşturma süreçlerinde hukuka uygunluğun sağlanmasına katkı sağlayacaktır. Buna ek olarak, savcılık makamına adli kolluk personelinin performansını değerlendirme ve gerektiğinde disiplin mekanizmasını harekete geçirme konusunda yetkiler tanınması, yargısal hesap verebilirliği güçlendirir. Bu mekanizmalar, adli kolluk personelinin soruşturma sürecinde daha dikkatli ve profesyonel davranmasını sağlayacaktır.
Karma modelin Türkiye açısından en önemli avantajı, kurumsal süreklilik ile yeniliği dengeli biçimde bir araya getirmesidir. Adli kolluk birimlerinin tamamen yeni bir teşkilat çatısı altında toplanması, hem maliyet hem de geçiş süreci bakımından güçlükler doğurabilir. Buna karşın karma model, mevcut teşkilatları koruyarak sadece adli görev alanında yeniden yapılanma öngördüğü için daha hızlı ve daha düşük maliyetli bir dönüşüm sunar. Bu yönüyle model, hem adli kolluğun doğrudan savcılık makamına bağlı çalışmasını mümkün kılar hem de operasyonel kapasitenin zarar görmesini engeller.
YASAL DÜZENLEME ÖNERİLERİ
Türkiye’de adli kolluk yapısının güçlendirilmesi, yalnızca kurumsal reformlarla değil, aynı zamanda kapsamlı ve sistematik bir yasal çerçeveyle mümkündür. Adli kolluğun tamamen Adalet Bakanlığı’na bağlanması veya karma model kapsamında yeniden yapılandırılması, birçok temel kanunda değişiklik yapılmasını gerektirir. Bu nedenle yasal düzenleme önerileri hem Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) hem kolluk teşkilatlarına ilişkin özel kanunlar hem de bir “Adli Kolluk Kanunu” ihtiyacını içeren çok yönlü bir yaklaşım gerektirir.
Her şeyden önce, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 161 ila 166. maddelerinin kapsamlı biçimde revize edilmesi gerekmektedir. Mevcut düzenlemede Cumhuriyet savcılarının adli kolluk üzerindeki talimat yetkisi açıkça belirtilmiş olmakla birlikte, bu yetkinin uygulanma koşulları, denetim mekanizmaları, adli kolluğun görev alanları ve idari hiyerarşi ile ilişkisi ayrıntılı biçimde düzenlenmemiştir. CMK’da yapılacak değişiklikle, adli kolluk birimlerinin savcılık makamına bağlılığı hem daha net hem daha işlevsel hâle getirilmeli; savcıların adli kolluğa ilişkin emirlerinin bağlayıcılığı detaylı bir prosedürle güvence altına alınmalıdır. Bu kapsamda CMK’ya, adli kolluk personelinin soruşturma sürecinde bağımsız hareketinin nasıl sağlanacağı ve idari emirlerin adli görevleri engellememesi için hangi önlemlerin alınacağına ilişkin özel hükümler eklenmelidir.
Adli kolluk yapısının yeniden oluşturulması için değiştirilmesi gereken ikinci önemli alan, 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu ile 2803 sayılı Jandarma Teşkilatı Kanunudur. Bu kanunlarda adli kolluk görevlerini icra eden personelin statüsüne, tayin ve terfi süreçlerine, disiplin hükümlerine ve görev tanımına ilişkin özel maddeler bulunmamaktadır. Adalet Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı arasındaki yetki paylaşımı karma model çerçevesinde yeniden düzenlenmeli; adli görevlerde görev yapan personelin özlük işleri, mesleki standartları ve disiplin süreçleri Bakanlıklar arası protokol ya da doğrudan kanunla Adalet Bakanlığı’nın yetki alanına devredilmelidir. Bu düzenleme yapılmadığı sürece, adli kolluk birimlerinin idari bürokrasiden tam anlamıyla bağımsız hareket etmesi mümkün olmayacaktır.
Bu kapsamda ayrıca 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nda da değişiklikler gerekebilir. Çünkü adli kolluk ile savcılar arasındaki ilişkinin güçlendirilmesi, savcıların soruşturma sürecinde hukuki ve teknik denetim yetkilerini genişletmeyi gerektirir. Savcıların adli kolluk personeline ilişkin performans değerlendirmesi yapabilmesi, disiplin mekanizmalarının işleyişine katkı sunabilmesi ve soruşturma sürecine ilişkin düzenli raporlama sistemlerinin kurulması için 2802 sayılı Kanun’da özel hükümler yer almalıdır.
Bu yapısal dönüşümün bel kemiğini oluşturacak en önemli düzenlemelerden biri de bağımsız bir “Adli Kolluk Kanunu”nun kabul edilmesidir. Bu kanun, adli kolluk birimlerinin örgütlenmesini, görev tanımlarını, eğitim standartlarını, uzmanlık alanlarını, denetim mekanizmalarını, disiplin hükümlerini ve savcılık makamı ile ilişkilerini ayrıntılı biçimde düzenlemelidir. Kanun, hem tüm adli kolluk personeli için ortak bir profesyonel standart belirlemeli hem de farklı uzmanlık birimlerinin (örneğin organize suçlar, mali suçlar, siber suçlar, çocuk adaleti, adli bilişim vb.) ayrı ayrı tanımlandığı bir kurumsal çerçeve yaratmalıdır. Böyle bir çatı kanun, adli kolluk görevlerinin keyfî uygulamalardan arındırılmasını ve ülke genelinde yeknesak bir örgütlenme modelinin hayata geçirilmesini sağlayacaktır.
Adli kolluk faaliyetlerinin şeffaflığını ve hesap verebilirliğini artırmak için TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Kamu Denetçiliği Kurumu ve Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu gibi yapılarla işbirliğini güçlendiren hükümler de yasal çerçeveye eklenmelidir. Bu mekanizmalar, hem insan hakları ihlallerinin önlenmesi hem de adli kolluk faaliyetlerinin demokratik denetime açık olması açısından önem taşımaktadır. Böyle bir düzenleme, ceza adaleti sisteminin bütünselliğini destekleyecek ve adli kolluk faaliyetlerinin hukuki meşruiyetini güçlendirecektir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish