"Esad gitti, sıra İran’da mı?" Ortadoğu’da rejim değişikliği yanılsaması

Dr. Osman Gazi Kandemir, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Reuters

Ortadoğu’da rejim değişikliği tartışmaları neredeyse her kriz döneminde yeniden ısıtılıyor. Bugün de benzer bir tablo İran üzerinden kuruluyor. Bazı çevreler, mezhebi veya ideolojik reflekslerle, ABD’nin İran’a yönelik olası bir askerî müdahalesini açık ya da örtük biçimde destekliyor. “Esad gitti, sıra mollalarda” söylemi bu yaklaşımın en sade ifadesi. Ancak bölgenin son otuz yılına bakıldığında, rejim değişikliği beklentilerinin Türkiye açısından kalıcı bir kazanım üretmediği, aksine yeni ve daha karmaşık sorunlar yarattığı görülüyor.

Bu noktada temel soru şu: Irak’ta Saddam Hüseyin’in devrilmesi ve Suriye’de devlet yapısının fiilen çökmesi Türkiye’ye ne kazandırdı? Aynı yaklaşımın İran’da tekrarlanması, gerçekten Türkiye’nin çıkarına mı hizmet eder?

Rejim değişikliğinden önce de sorunlu ilişkiler

Irak ve Suriye, rejim değişikliklerinden önce de Türkiye açısından sorunsuz komşular değildi. Soğuk Savaş boyunca Suriye’de SSCB’ye yakın Baas yönetimlerinin iş başında olması, Ankara-Şam ilişkilerini yapısal olarak gergin tuttu. PKK’ya verilen açık destek, Hatay meselesi ve Fırat-Dicle havzasındaki su paylaşımı anlaşmazlıkları bu gerilimin temel başlıklarıydı. Türkiye’nin GAP kapsamında attığı adımlar, Şam tarafından “su üzerinden baskı kurma” girişimi olarak okunuyor, su meselesi siyasi bir koz olarak kullanılıyordu.

Irak’la ilişkilerde de benzer bir tablo vardı. Bağdat yönetimiyle su paylaşımı kronik bir sorun alanıydı ve Irak da Türkiye’nin yukarı kıyıdaş olma avantajını stratejik baskı unsuru olarak gördüğünü savunuyordu. Kısacası Ankara’nın hem Irak hem de Suriye ile ilişkileri, rejim değişikliklerinden çok önce problemliydi. Ancak bu sorunlar, güçlü merkezi devletlerle yürütülen, öngörülebilir ve sınırlı kriz alanlarıydı.

Irak: Rejim değişikliği ve istikrarsızlığın kurumsallaşması

2003’te ABD’nin Irak’ı işgaliyle Saddam Hüseyin devrildi. Resmi gerekçe kitle imha silahlarıydı; siyasi hedef ise Irak’ı demokratikleştirmekti. Sonuç ise merkezi devletin tasfiyesi, mezhepsel fay hatlarının derinleşmesi ve ülkenin fiilen parçalı bir yapıya sürüklenmesi oldu.

Irak’ın yıkılması, Türkiye açısından iki temel sonucu beraberinde getirdi. Birincisi, sınır güvenliği sorunlarının kalıcı hale gelmesi ve terör tehdidinin artmasıydı. İkincisi ise İran’ın Irak üzerindeki etkisinin hızla artmasıyla Türkiye’nin doğu ve güney sınırlarında “Şii hilali” olarak tanımlanan jeopolitik kuşağın oluşmasıydı. Saddam sonrası Irak, Türkiye’nin su meselesi dahil birçok başlıkta muhatap bulmakta zorlandığı, öngörülemez bir komşuya dönüştü.

Suriye: Esad sonrası beklenti ve ortaya çıkan yeni riskler

Suriye iç savaşı başladığında Ankara’da hâkim olan yaklaşım, Esad rejiminin devrilmesinin Türkiye’nin önünü açacağı yönündeydi. Bu, bir bakıma Irak’ta oluşan Şii hilalinin Suriye ayağının kırılacağı ve Türkiye’nin jeopolitik baskıdan kurtulacağı beklentisine dayanıyordu.

Ancak süreç beklendiği gibi işlemedi. Esad rejimi zayıfladı, ülke fiilen bölündü; fakat bu kez Türkiye’nin güney sınırında PKK/YPG kontrolünde bir yapı ortaya çıktı. Böylece Şii hilalinden çıkış umudu, yerini “Terör koridoru” tartışmalarına bıraktı. Türkiye açısından sınır güvenliği, su paylaşımı ve siyasi nüfuz gibi eski sorunlar ortadan kalkmadı; aksine muhatapları belirsiz, çözümü daha zor ve maliyeti daha yüksek bir hale geldi.

Ortak desen: Sorun çözülmüyor, biçim değiştiriyor

Irak ve Suriye örnekleri, Ortadoğu’da rejim değişikliğinin sorunları çözmekten ziyade dönüştürdüğünü gösteriyor. Eski problemler ortadan kalkmıyor; yalnızca daha dağınık, daha karmaşık ve uzun vadeli risklere evriliyor. Merkezi devletlerle yaşanan anlaşmazlıkların yerini, çok aktörlü ve kontrolü zor kriz alanları alıyor.

Bu tablo, İran tartışmasını da kaçınılmaz olarak gündeme getiriyor. İran, Irak ve Suriye’den farklı olarak çok daha büyük nüfusa, köklü devlet geleneğine ve geniş bir etki alanına sahip. Olası bir rejim değişikliği, kısa vadede “mollaların gidişi” olarak sunulabilir; ancak uzun vadede yıllarca sürebilecek bir kaos, etnik ve mezhepsel fay hatlarının derinleşmesi ve bölgesel istikrarsızlık anlamına gelebilir.

Büyük Ortadoğu Projesi ve Türkiye’nin sınırları

ABD’nin İran’a müdahalesini desteklemek, yalnızca Tahran’daki rejimi hedef almak değildir. Bu, sınırların ve devlet yapılarının yeniden şekillendirilmesini öngören Büyük Ortadoğu Projesi mantığını fiilen kabul etmek anlamına gelir. Irak ve Suriye’de yaşananlar, bu tür projelerin bölgeye istikrar getirmediğini açık biçimde ortaya koydu.

Bir yandan ABD’nin bölgeye müdahalesini meşru görmek, diğer yandan Türkiye’nin gelecekte benzer baskılardan muaf olacağını varsaymak gerçekçi değildir. Ortadoğu’da devletlerin zayıflatılması, domino etkisi yaratan bir süreçtir.

Sonuç: Ders alınmayan tecrübeler

Irak ve Suriye tecrübeleri ortadayken, İran’da bir rejim değişikliğinin Türkiye’ye stratejik bir kazanç sağlayacağını varsaymak güçlü verilere dayanmıyor. Aksine, yeni bir kaos dalgası, sınır güvenliği sorunları ve bölgesel güç dengelerinin daha da bozulması ihtimali yüksek.

Ortadoğu’da sorunlar zaten vardı; rejim değişiklikleri bu sorunları ortadan kaldırmadı, daha büyük ve yönetilmesi daha zor hale getirdi. Türkiye açısından mesele, bir rejimin gitmesi değil, yerine neyin ve nasıl geleceğidir. Bugüne kadarki tecrübe, bu sorunun çoğu zaman yanıtsız kaldığını gösteriyor.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU