Bir devletin harbe veya krizlere hazırlanması için sadece modern silahlara sahip, iyi eğitimli ve teçhizatlı, yeterli büyüklükte ordulara sahip olması yetmiyor. Devletin, ülkesini de harp veya kriz dönemlerinde iyi yönetebiliyor olması lazım. Çünkü harbin yeni hedefi doğrudan muhasım ülke halkının savaşma azim ve iradesini yok etmek. Devlet, eğer kriz veya harp zamanlarında ülkesini iyi yönetemiyorsa halkın savaşma azim ve iradesi çok kısa zamanda çökebilir. Devlete olan güven azaldıkça halkın iradesi de zayıflar.
Bugün bu iradeyi ayakta tutmaya yarayacak temel prensipler belli ve çok somut. NATO dahil birçok devlet şimdi aşağıda sıraladığım yedi sütunluk bir yapı üzerinde çalışıyor.
1. Yönetimin ve Kritik Hizmetlerin Sürekliliği: Devlet Çökerse, Her Şey Çöker
Kriz anında devletin ilk yapması gereken, kendi varlığını sürdürmek. Bir bomba parlamento binasını vurursa kim karar verecek? Lider etkisiz hale gelirse yetkiyi kim devralacak? İletişim altyapısı çökerse hükümet halka nasıl ulaşacak?
Her ülkenin, siyasi liderliğin devamını sağlayan bir "halef planı" olmalı. Ayrıca, yönetimin yeraltı veya güvenli bir alternatif bölgede çalışabileceği "kriz yönetim merkezleri" kurulmalı. Ancak sadece fiziksel altyapı yeterli değil. Halkın devletine güvenmesi gerekiyor. COVID-19 sırasında bazı ülkelerde yolsuzluk iddiaları, halkın sağlık önlemlerine olan güvenini sarstı. Bu yüzden yolsuzlukla mücadele de bu başlığın altında yer alıyor. Özellikle bizim gibi ülkelerde “iç cephe” kavramı öne çıkıyor. İç cephe meselesi, öncelikle iktidarların konusu. Bu başlı başına ayrı bir yazının konusu.
2. Dayanıklı Enerji Kaynakları: Elektrik Kesilince Savunma da Kesilir
Enerji, modern hayatın kan damarı. Hastaneler, su pompaları, ulaşım sistemleri, internet altyapısı... hepsi elektriğe bağlı. Bir siber saldırı veya sabotaj elektrik şebekesini çökertirse, saniyeler içinde toplum felce uğrar.
Dayanıklı bir enerji sistemi için ülkelerin enerji arz yollarını çeşitlendirmesi gerekiyor. Avrupa uzun yıllar Rus doğalgazına bağımlıydı; bu bağımlılık, Ukrayna savaşı sırasında büyük bir güvenlik açığı yarattı. Şimdi birçok ülke, LNG terminalleri kuruyor ve yenilenebilir enerjiye yatırım yapıyor. Ayrıca kritik tesislerin güvenliği de çok önemli. Baltık Denizi'nde 2024'te bir elektrik kablosunun sabotaj şüphesiyle hasar görmesi, devletleri alarma geçirdi.
3. Kontrolsüz İnsan Hareketlerinin Yönetimi: Kaos Ortasında Düzen Sağlamak
Savaş veya doğal afet, aniden milyonlarca insanı yerlerinden edebilir. 2015'te Avrupa'ya gelen mülteci dalgası veya Ukrayna'dan kaçan milyonlarca sivil, bu konunun ne kadar kritik olduğunu gösterdi.
Modern devlet dayanıklılığı açısından, bir ülkenin nüfusunun yüzde 2'sini aşan ani göç hareketlerini yönetebilme kapasitesi olması bekleniyor. Bu sadece insani bir sorun değil; aynı zamanda askeri bir lojistik sorunu. Çünkü sınırlarda biriken mülteciler, ordunun sevkiyat yollarını tıkayabilir veya kaynakları tüketebilir.
Sınır bölgelerindeki ülkeler, bir savaş durumunda hem sivil mültecileri barındırmak hem de askeri birlikleri hızla konuşlandırmak zorunda kalabilir. Bu iki ihtiyacı dengelemek için geçici barınma alanları, gıda stokları ve sağlık hizmetleri önceden hazırlanmalı.
4. Gıda ve Su Kaynaklarının Güvenliği: Toprağa, Suya, Hayata Güvence
Bir ülke ne kadar güçlü olursa olsun, halkını besleyemezse yıkılmaya mahkumdur. Modern tedarik zincirleri "tam zamanında" ilkesiyle çalışıyor; süpermarket rafları, tam ihtiyaç duyulduğu anda dolduruluyor. Bu sistem verimli ama çok kırılgan.
Dayanıklı devletlerin, stratejik gıda ve su rezervleri oluşturması, tedarik zincirlerini sabotajlara karşı koruması gerekiyor. Finlandiya ve İsveç, aylar sürecek bir kuşatmaya hazır olacak şekilde geniş gıda stokları tutuyor. Su kaynakları da korunmalı; çünkü içme suyu tesislerine yapılacak bir sabotaj, kitlesel paniğe yol açabilir.
5. Kitlesel Yaralanmalarla Başa Çıkma: Hastaneler Savaşın Görünmez Cephesi
COVID-19 pandemisi, sivil sağlık sistemlerinin ne kadar çabuk çökebileceğini gösterdi. Hastane yatakları doldu, yoğun bakımlar yetersiz kaldı, tıbbi malzeme stokları tükendi. Şimdi bu senaryoyu bir savaş ortamında düşünün: binlerce yaralı asker ve sivil, aynı anda tedavi bekliyor.
Modern dayanıklılık yaklaşımı, sağlık sisteminin esnekliğini artırmayı hedefliyor. Her ülkenin, bir veritabanında hastane yatak sayısını, yoğun bakım kapasitesini, ambulans sayısını ve tıbbi personel sayısını gerçek zamanlı olarak güncellemesi bekleniyor. Böylece kriz anında kaynaklar anında optimize edilebilir.
Ayrıca sivil sağlık sistemi hem halka hizmet vermeli hem de askeri birlikleri desteklemeye hazır olmalı. Bu, savaş tıbbı eğitimi almış personel, kan stokları ve hızlı tahliye imkanları gibi kaynakları içeriyor. Ülkemizdeki askeri hastane ihtiyacının devam ettiği ortada.
6. Dayanıklı Sivil Haberleşme Sistemleri: Dijital Bağlantı Kesilince Komuta Kesilir
İnternet ve telekomünikasyon ağları, modern dünyanın sinir sistemi gibi. Ordu, komuta kontrolü için dijital ağlara güveniyor; siviller, ailelerine ulaşmak için cep telefonlarına. Bir siber saldırı veya fiziksel sabotaj bu ağları çökertirse hem sivil hayat hem de askeri operasyonlar felç olur.
Modern dayanıklılık anlayışı, telekomünikasyon altyapısının saldırılara karşı korunmasını ve yedekleme sistemlerinin kurulmasını gerektiriyor. Özellikle 5G teknolojisi, kritik altyapılar için kullanıldığı için güvenliği hayati önem taşıyor. Denizaltı fiber optik kablolar da büyük bir risk. Transatlantik internet trafiğinin yüzde 95'i bu kablolardan geçiyor. 2022'de Nord Stream boru hatlarının sabotajı, benzer bir saldırının fiber optik kabloları da hedef alabileceğini gösterdi.
7. Dayanıklı Ulaşım Sistemleri: Yollar Açık Olmazsa Savunma Yapılamaz
Son olarak, belki de en pratik gereksinim: ulaşım sistemleri. Bir savaş anında ordunun hızla hareket edebilmesi için karayolları, demiryolları, limanlar ve havaalanları çalışır durumda olmalı.
Modern askeri operasyonlar, büyük ölçekli birliklerin hızla ilerlemesine dayanıyor. Ancak bu lojistiğin yüzde 90'ı sivil sektörden kiralanan gemiler, uçaklar ve kamyonlarla gerçekleştiriliyor. Yani askeri operasyonlar, sivil lojistik şirketlerine bağımlı.
Bu yüzden özel sektörle önceden protokoller imzalanması gerekiyor. Bir kriz durumunda hangi limanın veya havaalanının öncelikli kullanılacağı, hangi kamyon filosunun orduya tahsis edileceği önceden belirlenmiş olmalı. Ayrıca bu altyapıların siber ve fiziksel saldırılara karşı korunması da şart. Avrupa'da başlatılan çalışmalar, sınır geçişlerindeki bürokrasiyi azaltarak askeri konvoyların ülkeler arasında hızla hareket etmesini kolaylaştırmayı hedefliyor.
Bu konunun uzun bir süre gündemimizde olacağı açık. Yedi sütuna eklenecek yeni sütunlar da var. Mesela toplumun psikolojik direnci. Bunları da ayrıca yazarız.
Yeni ve büyük bir harp yaklaşmıyor, çünkü zaten harbin içindeyiz.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish