Hindistan - AB anlaşması ekonomiden öte politik bir gelişme

Dr. Duygu Çağla Bayram, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

27 Ocak Salı günü Hindistan ve Avrupa Birliği (AB) 25 yıllık uzun müzakere maratonunu taçlandırarak nihayetinde bir serbest ticaret anlaşmasına imza attı. Bu anlaşma küresel ticaret sisteminin parçalanması, Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) Dünya Ticaret Örgütü'nün (DTÖ) kurallara dayalı ticaret düzenini alt üst etmesi ve ABD'nin gümrük vergilerini silah olarak kullanmasının ardından geliyor. ABD'nin Hindistan'a uyguladığı cezalandırıcı gümrük vergileri, Trump'ın AB'ye karşı düşmanlığı ve AB parlamentosu tarafından askıya alınan tek taraflı ticaret dayatması ile birlikte hem AB hem de Hindistan kendi ticaret anlaşmalarını sonuçlandırmaya teşvik edildi. Dolayısıyla Hindistan-AB serbest ticaret anlaşması ekonomik olmaktan çok politik açıdan büyük bir sıçramayı temsil ediyor. Hindistan ve Avrupa arasındaki bağların önemli ölçüde güçlenmesini sağlayan Avrupa Komisyonu Başkanı Von der Leyen ekibinin Yeni Delhi ziyareti iki ana sonuç doğurdu: Birincisi, ortaya çıkan sonuçlara göre "altı ay içinde sonuçlandırılması gereken" Serbest Ticaret Anlaşması'na ilişkin siyasi anlaşma. İkincisi ise AB Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ile Hindistan Savunma Bakanı Rajnath Singh arasında denizcilik işbirliği, siber güvenlik ve yapay zekaya odaklanan bir güvenlik ve savunma anlaşmasının (Niyet mektubunun) imzalanması.

Güvenlik ve savunma cephesinde Hindistan'ın ReArm Europe girişiminin bir parçası olan Safe programı gibi Avrupa finansal araçlarına erişme konusundaki ilgisini belirtmek ile beraber ve Güney Kore'nin bunu zaten yaptığının altını çizerek, Hindistan, AB üye devletleri ile güçlü ikili ilişkilerini sürdürürken Avrupa düzeyinde mevcut olan araçlardan da yararlanmaya başlayabileceğini düşünüyor, ancak şu anda yakınlaşmanın en belirgin olduğu alan deniz güvenliği ve hibrit tehditler.

Ticaret cephesinde şimdilik her iki tarafın da önemli sonuçlar elde ettiği görülüyor. Her iki taraf için de kendi pazarlarına erişim artıyor ve daha da önemlisi Hindistan tarım sektörünü tamamen anlaşmanın kapsamı dışında tutmayı başardı ki bu, açılması son derece hassas bir sektör. Ancak Avrupa tarafında Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) merkezi önemini koruyor. Bunun siyasi anlaşmaya dahil edilmesinin iki tarafın da Hindistan'daki KOBİ'ler için çifte karbon vergilendirmesinden nasıl kaçınılacağı konusunda ciddi bir görüşme yapmak istediğini gösterir ki bu yakın zamana kadar önemli bir sürtüşme noktasıydı.

Ancak burada iki tarafın ikili bir yatırım anlaşması imzalamayı başarıp başaramayacağı çok daha kritik bir rol oynayacaktır. Yabancı yatırım eksikliği Hindistan'ın ---GSYİH'nin yüzde 13 ile yüzde 17'si arasında sıkışıp kalan--- imalat sektörünün gelişimini engelliyor. Ki Çin'e gitmeyen yatırımlar da Hindistan'a değil, Vietnam, Malezya ve Singapur gibi ülkelere akıyor. Sürdürülebilir yatırım ve iç reformlar olmadan gerçek ekonomik direnç oluşturmak ve Çin'e olan bağımlılığı azaltmak Hindistan için çok zor. Hindistan'ın artan ticaret açığını dikkate alırsak, Hindistan Batı'ya ne kadar çok ihracat yaparsa Çin'den o kadar çok ithalat yapmak zorunda kalıyor. Ayrıca bağlantı olanakları da Hindistan'ın Avrupa ile bağlarını güçlendirmeye yönelik bir başka önemli faktör. Hindistan muhtemelen ---faaliyete geçtikten sonra IMEC (Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru) projesine entegre edilebileceği de hesaplanarak--- Avrupa kıtasına yeni stratejik geçiş noktalarının geliştirilmesine dönük planlar da yapıyor olmalı.

Hindistan-AB serbest ticaret anlaşması istikrarlı ve güvenilir ortaklara odaklanarak Trump döneminin öngörülemezliğini azaltmaya yönelik önemli bir adımı temsil ederken her iki tarafa da siyasi irade doğru yönlendirildiğinde yakınlaşmaları artırmanın ve farklılıkları azaltmanın mümkün olabileceğini göstermiş oldu. Bu ABD için politik olarak can sıkıcı olmalı. ABD adil ve karşılıklı yarar sağlayan bir anlaşmayı reddetmek ve Hindistan'dan haksız tavizler almak için yüksek gümrük vergilerini kullanırken AB ve Hindistan dengeli bir anlaşma sağlamak için karşılıklı olarak gümrük vergilerini düşürme yoluna gitti ve hem Hindistan hem de AB seçeneklerini genişletmiş oldu. Hindistan açısından ticaret anlaşması aynı zamanda Hindistan ekonomisini reforme etme ve açma çabalarının da bir parçası. Ki şimdi muhtemelen bu anlaşma görüşülmekte olan diğer anlaşmaları hızlandıracak ve Japonya ve Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) ile daha önce yapılan ve tatmin edici bulunmayan anlaşmaların gözden geçirilmesine de yardımcı olacaktır.

Hindistan, tarım ve süt ürünleri bu anlaşmaların bir parçası olmadan İngiltere, AB, Umman ve Yeni Zelanda ile önemli serbest ticaret anlaşmaları imzaladı. Hindistan-AB serbest ticaret anlaşması ise "tüm anlaşmaların anası" olarak dile getirildi. Hindistan'ın Temmuz 2025'te ABD ile yapması beklenen ticaret anlaşması Trump'ın bazı ek tavizler istemesi ve Hindistan'ın buna yanaşmaması nedeni ile hala ortada yok. Hindistan ve ABD önerilen ikili ticaret anlaşmasını sonuçlandırmak için geçen yıl birçok görüşme turu gerçekleştirdi. Trump'ın Hindistan mallarına yüzde 50 oranında gümrük vergisi uygulama kararı sonrasında ilerleme durdu ki bu verginin yüzde 25'i Hindistan'ın Rusya'dan petrol alımları ile ilgili cezai bir vergiydi. Bu gelişme iki ülke arasındaki devam eden görüşmelerde önemli bir gerilemeye işaret etti. Tarifelere ek olarak diplomatik ilişkiler de daha fazla gerginleşti. Diğer tartışma konuları arasında Trump'ın Hindistan-Pakistan çatışmasını sona erdirdiği iddiası ve ABD'nin yeni bir göçmenlik politikası uygulaması yer alıyordu. Ancak Hindistan ile AB arasında 2 milyardan fazla kişiden oluşan bir pazar oluşturan serbest ticaret anlaşmasının duyurulmasının ardından bunun ABD politikalarının yol açtığı aksaklıklara bir tepki olarak aceleye getirildiği yönünde görüşler de yok değil. (?..) Bunun doğru etkilerini zaman gösterecek..

Bu arada Hindistan büyük ekonomik bloklar ve birçok ülke ile serbest ticaret anlaşmaları imzalıyor ve evet bu iyi bir şey ancak içte de yapılmayı bekleyen/gerektiren pek çok iyi şeyler söz konusu: Bürokratik engeller, kuyruklar, trafik sıkışıklığı, çukurlar, çöp yığınları ve daha niceleri iyileştirilmeyi bekliyor. Yetenekli olanların gitmemesi için çaba gerek, örneğin. Ayrıca Hindistan'da neredeyse her şey vergilendiriliyor, gelir artmıyor ve iş yaratılmıyor. Ayrıca Küçük işletmelerin kolaylaştırılması gerekiyor Ve Hükümetin ekonomi ve yönetişim hakkında doğru, güvenilir, dolaylı olarak doğrulanabilir ve saygın verileri zamanında yayınlayarak halka karşı sorumlu halde olması gerekir Ki işletmeler buna güvenir ve yatırım yapar, yalnızca teşvikler ile bu iş yürümez.

Hindistan-AB anlaşmasının imzalanması ile ilgili Son olarak Hindistan'a özgü ilginç bir hukuki çözümden de bahsetmek istiyorum: Avrupa Konseyi Başkanı Portekizli Antonio Costa basın toplantısında bir ara ---"Avrupa Konseyi Başkanıyım ama aynı zamanda yurtdışı Hint vatandaşıyım...benim için özel bir anlamı var. Babamın ailesinin geldiği Goa'daki köklerim ile gurur duyuyorum. Avrupa ve Hindistan arasındaki bağlantı benim için kişisel bir anlam taşıyor" diyerek--- Hindistan Yurtdışı Vatandaşlık Kartı'nı çıkardı. Peki Costa bir Hindistan vatandaşı mı? Hayır. Hindistan çifte vatandaşlığa izin vermez. Başka bir ülkede vatandaşlık kazanan bir Hindistan vatandaşı otomatik olarak Hindistan vatandaşlığını kaybeder. Ancak bu tür bir yarı vatandaşlık için başvuruda bulunabilirler. Bu statüye Hindistan Yurtdışı Vatandaşı (OCI) denir. OCI statüsüne ya başka bir vatandaşlık alarak Hint vatandaşlığını kaybetmiş bir Hint vatandaşı ya da Hint vatandaşlarının çocukları ve torunları yani Hint kökenli kişiler başvurabilir. Costa ikinci kategoriye giriyor: Büyük anne ve babası, Hindistan'daki eski bir Portekiz kolonisi olan Goa'dan geliyor. OCI statüsü diğer şeylerin yanı sıra Hindistan'da tarım arazileri hariç arazi sahibi olma hakkı tanır. Ayrıca sahiplerine Hindistan'a ömür boyu vize verir, ancak hükümet bunu iptal edebilir. Bununla birlikte OCI statüsüne sahip kişiler Hindistan vatandaşları ile eşit değildir. Oy kullanamazlar, örneğin. Hindistan'ın 2025 verilerine göre OCI statüsüne (veya artık aynı şey olan PIO'ya) sahip kişi sayısına baktığımızda, dünya genelinde bu statüye sahip yaklaşık 55 milyon kişi var. Bu da Costa gibi en az 55 milyon Hint kökenli vatandaşın başka ülkelerde yaşadığı anlamına geliyor. Ancak pratikte dünyada Hint kökenli çok daha fazla insan olması muhtemel çünkü Hindistan verileri yalnızca OCI statüsüne sahip kişileri içerir. Yine de Hint kökenli her kişinin bu statüye başvurması (veya alması) gerekmiyor. Ve en büyük Hint diasporasına sahip ülkelere baktığımızda: Şu anda yurt dışında yaşayan Hint vatandaşları NRI olarak ifade edilirken eski vatandaşlar veya Hint kökenli kişiler OCI ve PIO olarak kategorize ediliyor ve ikinci grubun en büyük nüfusuna sahip ülkeler sırası ile ABD (kabaca 8 milyon), Malezya, Kanada ve Myanmar'dır. Hint diasporasının en büyük yoğunluğu şu anda ABD'de bulunuyor: 10 milyondan fazla insan yaşıyor ve bunların yaklaşık 2 milyonu Hint vatandaşı, kalanı ise OCI statüsüne sahip; ancak bunlar Hint verilerine göre çünkü Amerikan verilerine göre Hint kökenli insan sayısı daha az (5 milyondan fazla). Türkiye'de ise ikinci kategoride Hindistan verileri 1.807 (PIO 99, OCI 1.708) olarak görülürken NRI ise 1.609.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU