Türkiye'de sağ ve sol ölüyor mu? Yeni siyasi fay hattı demokratlar ve anti-demokratlar arasında

Prof. Dr. Mustafa Çevik Independent Türkçe için yazdı

İllüstrasyon: Sarah Grillo/Axios

Siyaset bazen partilerden daha yavaş değişir. Ama bazen de haritalar değişmeden fay hatları değişir.

Türkiye'de uzun yıllar siyasal hayatı anlamak için sağ-sol, laik-muhafazakâr, Türk-Kürt gibi ayrımlar yeterli görülüyordu.

Bu ayrımlar hâlâ önemini koruyor. Ancak son yıllarda yeni bir ayrışmanın ortaya çıktığı görülüyor.

Artık asıl ve belirleyici soru, "Bir siyasal hareket hangi ideolojiye sahip?" değil, "Kendisi gibi düşünmeyenlerle nasıl bir ilişki kuruyor?" olacaktır.

Dünyadaki siyaset bilimi tartışmaları da giderek bu soruya yöneliyor.

Harvard Üniversitesi'nden Steven Levitsky ve Daniel Ziblatt (Bkz. Guarding Against Minority Rule), son yıllarda demokrasilerin karşı karşıya olduğu temel tehlikenin askerî darbeler değil, demokratik kurumları içeriden aşındıran siyasal kültürler olduğunu savunuyor.

Onlara göre demokrasinin temel testi, rakibinizi sevmeniz değil; rakibinizin siyaset yapma hakkını kabul etmenizdir.

Bu nedenle 21'inci yüzyıl siyasetinde yeni ayrımın ideolojiler arasında değil, demokrasi anlayışları arasında şekillendiği ileri sürülüyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bu durum yalnızca Batı için değil, Türkiye için de dikkat çekici sonuçlar doğurabilir.

Her kesimden siyasetçiler, ifade özgürlüğünü savunabilir.

Seçim sonuçlarını meşru görebilir. Farklı yaşam tarzlarının varlığını kabul edebilir.

İster sağ ister sol veya sosyal demokrat bir siyasetçi aynı ilkeleri savunabilir.

İki farklı ideolojiden gelen siyasi aktör ekonomi, eğitim veya kültür politikalarında birbirinden oldukça farklı düşünebilir.

Ancak demokratik zeminde buluşabilir.

Buna karşılık farklı ideolojik kökenlerden gelen bazı hareketler, rakibini meşru görmeme konusunda birbirine yaklaşabilir.

İşte 21inci yüzyıl siyasal fay hattı burada ortaya çıkacak.

Siyaset biliminde buna ilişkin tartışmalar son yıllarda "demokratik gerileme", "çoğulculuk krizi" ve "anti-çoğulculuk" kavramları etrafında yürütülüyor.

Yale Üniversitesi'nden siyaset kuramcısı Yascha Mounk, günümüz demokrasilerindeki temel sorunun "fikir farklılıkları değil, farklılıklarla birlikte yaşama iradesinin zayıflaması" olduğunu vurguluyor.

Aslında mesele ideolojik değil, ahlakidir.

Çünkü demokrasi yalnızca bir yönetim sistemi değildir.

Aynı zamanda bir toplumsal özgüven, hayat felsefesi ve karakter meselesidir.

Kendi doğrularına güvenen insanlar farklı görüşlerden korkmaz.

Kendi görüşünü mutlak hakikat olarak görenler ise çoğu zaman karşı ideolojiyi ve muhalif grubu tehdit olarak algılar.

Türkiye'nin önümüzdeki yıllardaki siyasal rekabeti büyük ölçüde bu eksende şekillenebilir.

Muhafazakâr demokratlar.

Milliyetçi demokratlar.

Sosyal demokratlar.

Liberal demokratlar.

Belki birçok konuda anlaşamayacaklar.

Fakat hukukun üstünlüğü, seçim meşruiyeti, ifade özgürlüğü ve siyasal çoğulculuk gibi temel ilkelerde ortak bir zemin oluşturabilecekler.

Buna karşılık farklı ideolojik kökenlerden gelen anti-demokrat eğilimlerin ortak özelliği başka olacaktır.

Onlar için sorun fikir ayrılığı değil, farklılığın kendisi olacaktır.

Bu nedenle geleceğin siyasetinde seçmenin sorması gereken ilk soru adayın sağcı mı, solcu mu olduğu olmayabilir.

Asıl soru şu olabilir:

Kendisi gibi düşünmeyenlerin haklarını da savunabilecek mi?

Çünkü demokrasi ahlakı ve tutumu yalnızca seçim sandığında değil, rakibine gösterilen tahammülde yaşar.

Belki de Türkiye'nin yeni siyasi haritası ideolojiler tarafından değil, bu soruya verilen cevap tarafından şekillenecektir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU