ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, 15 Temmuz'da Joe Rogan'ın podcastine konuk oldu. Mülakat yaklaşık 3 saat sürdü. İran savaşı yeniden gündemin ilk sırasına yerleşmişken Vance'ın yaptığı değerlendirmeler, Beyaz Saray'ın kapalı kapılar ardında nasıl düşündüğünü anlamak açısından önemli ipuçları verdi.
Vance, bugüne kadar daha çok kulislerde konuşulan bazı başlıklara doğrudan değindi. İsrail'in Vaşhington üzerindeki etkisini de anlattı, İran yönetimi içindeki görüş ayrılıklarını da. Müzakere masasının perde arkasına ilişkin ayrıntıları da paylaştı.
Podcastin en dikkat çekici bölümü, İsrail ile ilgili sözleriydi.
Vaşhington'da uzun yıllardır İsrail lobisinin Amerikan siyasetindeki etkisi tartışılıyor. Ancak görevdeki bir başkan yardımcısının bunu bu kadar açık ifadelerle anlatması alışılmış bir durum değil. Vance, İsrail'in Amerikan kamuoyunu etkilemeye çalıştığını söylüyor. Bununla da yetinmiyor. İsrail içinde savaşın sürmesini isteyen bazı çevrelerin, kendi yürüttüğü diplomatik girişimlere karşı sosyal medya kampanyaları düzenlediğini ve Amerikan kamuoyunu etkilemeye çalıştığını anlatıyor.
Asıl dikkat çekici olan ise bu durumu olağan karşılaması.
Vance'e göre her devlet, kendi çıkarları doğrultusunda Vaşhington'u etkilemeye çalışır. İsrail de bunu yapıyor, Katar da, başka ülkeler de. Sorun, yabancı ülkelerin lobi faaliyetleri değil. Sorun, Amerikan siyasetçilerinin bu baskılara teslim olması. Bu yaklaşım, aslında Trump yönetiminin dış politikadaki temel refleksini de özetliyor. Müttefiklerin talepleri dinlenebilir, ancak son sözü Amerikan çıkarları söylemeli.
Joe Rogan tam bu noktada doğrudan soruyor:
Bu savaş, İsrail olmasaydı yine olur muydu?
Vance'in cevabı dikkat çekici.
Trump'ın, İran'ın nükleer silaha sahip olmasına hiçbir koşulda izin vermeyeceğini söylüyor. İsrail'in baskısını reddetmiyor, ancak savaş kararının Tel Aviv'de değil, Vaşhington'da alındığını savunuyor. Bir başka ifadeyle, İsrail'in etkisini kabul ediyor ama belirleyici aktörün Beyaz Saray olduğu tezini öne çıkarıyor.
Hâlen yönetimin en tepesinde olan birinin bu cümleleri kullanması doğal. Savaş kararının Vaşhington'da alınmış olması da yalan değildir. Bildiğimiz kadarıyla, Netanyahu'nun Trump'ı ikna turlarından birinde bu karar Beyaz Saray'da alındı.
Vance, podcast boyunca sık sık kendi rolüne de değiniyor.
İran'la yürütülen müzakerelerin merkezinde bulunduğunu anlatırken diplomatik dilden uzaklaşıyor ve "Kalbimi ve ruhumu bu işe verdim" ifadesini kullanıyor. Bunun sıradan bir nükleer pazarlık olmadığını düşünüyor. Ona göre mesele, İran'ın nükleer tesislerini bombalamaktan çok daha büyük.
Çünkü asıl sorun bombardımanla başlamıyor; bombardıman bittikten sonra başlıyor.
Vance'in ifadesiyle bir nükleer tesisi vurabilirsiniz. Ancak 5 yıl sonra aynı tesislerin yeniden inşa edilmesini bombalarla engelleyemezsiniz. Bunun yolu diplomasiden geçiyor. Bu nedenle askerî operasyonu nihai çözüm olarak değil, müzakere masasını güçlendiren bir araç olarak tanımlıyor.
İran yönetimine ilişkin anlattıkları da dikkat çekici.
Batı'da çoğu zaman yekpare bir rejim olarak sunulan İran'ın kendi içinde farklı eğilimler barındırdığını düşünüyor. Bir tarafta ekonomik normalleşme isteyen daha pragmatik isimler var. Diğer tarafta ise çatışmayı sürdürmek isteyen daha ideolojik bir kanat bulunuyor. Vance'e göre Beyaz Saray'ın bütün hesabı, ilk grubun elini güçlendirmek üzerine kurulmuş.
Bu değerlendirme, Hürmüz Boğazı'yla ilgili anlattıklarıyla daha da ilginç hâle geliyor.
Vance'e göre ateşkesin ardından Hürmüz yeniden açıldı ve dünya enerji piyasaları rahat bir nefes aldı. Ancak tam bu aşamada Tahran'da dengeler değişmeye başladı. Müzakereden yana görünen isimler geri plana itildi. Sertlik yanlıları yeniden ağırlık kazandı. Vance bunu, sürecin neden beklenenden daha karmaşık ilerlediğini açıklayan temel nedenlerden biri olarak görüyor. Bu yüzden hızlı bir barış beklemiyor. Önümüzde kesintiye uğrayacak, yeniden başlayacak ve zaman zaman çatışmaların yeniden yükseleceği uzun bir diplomatik süreç öngörüyor.
Bana göre bu, klasik Batılı paradigma. Muhasımlarını tanımıyorlar. Olayları kalıplar içinde değerlendirmek işlerine geliyor.
Belki de podcastin en az konuşulan ama en önemli bölümü, Körfez ülkeleriyle ilgiliydi.
Vance'e göre yeni Ortadoğu denklemi artık yalnızca İsrail ile İran arasındaki rekabetten ibaret değil. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, yeni bölgesel düzenin merkezinde yer alıyor. Hatta bu ülkelerin, İran yönetimi davranışını değiştirirse yeniden inşa sürecine ekonomik destek vermeye hazır olduklarını söylüyor. Bu ifade, Vaşhington'un İran dosyasını yalnızca askerî açıdan değil, ekonomik dönüşüm perspektifiyle de ele aldığını gösteriyor.
Bana göre podcastin asıl önemi de burada.
Vance, 2 saat boyunca bir dış politika doktrini anlatmaya çalışmıyor. Aksine, sohbet ettikçe Beyaz Saray'ın İran savaşı sırasında hangi hesapları yaptığını, hangi tartışmaları yürüttüğünü ve hangi ikilemlerle karşı karşıya kaldığını farkında olmadan ortaya koyuyor. İsrail'in Vaşhington üzerindeki etkisini kabul ediyor. İran yönetimi içinde farklı güç merkezleri bulunduğunu düşünüyor. Körfez ülkelerini yeni stratejinin vazgeçilmez aktörleri olarak görüyor.
Bütün bunlar, Trump yönetiminin İran politikasının sanıldığından daha karmaşık olduğunu gösteriyor. Savaş ile diplomasi, askerî baskı ile ekonomik teşvik, İsrail'in güvenliği ile Amerikan çıkarları aynı denklem içinde değerlendiriliyor. Joe Rogan'ın podcasti de tam bu nedenle sıradan bir söyleşi olmanın ötesine geçiyor. İran savaşının perde arkasına dair belki de bugüne kadar yapılmış en açık değerlendirmelerden birine dönüşüyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish