Kolombiya’da geçtiğimiz pazar günü kurulan sandıklar, yalnızca bir devlet başkanlığı seçimi ilk turu değil, aynı zamanda küresel jeopolitik fay hatlarının Latin Amerika’daki yeni kırılma anı olarak tarihe geçmiştir. Sol ittifakın adayı İvan Cepeda ile mega-militarist güvenlik politikalarını vaat eden sağ kanadın güçlü aktörü Abelardo De La Espriella arasındaki rekabet, ilk turda ortaya çıkan kafa kafaya tabloyla ülkeyi tam anlamıyla yapısal bir kördüğüme sürükledi.
Mevcut Cumhurbaşkanı Gustavo Petro’nun ilk tur sonuçlarını tanımadığını ilan ederek devlete ve kurumlara karşı isyan bayrağı açması, başkent Bogotá merkezli bir meşruiyet krizinin fitilini ateşlemiş oldu. Bu hamle, Latin Amerika’da "sol dalga" olarak nitelendirilen aktörlerin iktidarı kaybetme riskiyle karşılaştıklarında devletin egemenlik aygıtlarını nasıl hırpalayabileceklerini göstermesi açısından kritik bir laboratuvar işlevi görmekte.
Öte yandan De La Espriella’nın, Petro’nun bu meydan okumasına doğrudan ABD’ye hitap eden bir tonla ve "demokrasiyi canı pahasına koruma" söylemiyle yanıt vermesi, 21 Haziran’da yapılacak ikinci tur seçimlerinin yerel bir rekabet olmaktan tamamen çıktığını kanıtlıyor.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Washington’da ikinci Trump döneminin getirdiği yeni bölgesel doktrin, Petro yönetiminin kokain üretimiyle mücadeledeki zafiyetlerine karşı halihazırda yaptırım kartını devreye sokmuşken, Kolombiya sağının arkasındaki bu Amerikan rüzgârı sahadaki dengeleri dramatik şekilde değiştiriyor.
Neticede, Kolombiya seçmeni 21 Haziran’da, Petro’nun gerillalarla ve kartellerle müzakereyi öngören ancak güvenlik zafiyeti üreten "Total Peace" projesi ile çetelere karşı topyekûn tasfiyeyi hedefleyen askeri güç kullanımı arasında hayati bir tercih yapacak. İşte tam da bu noktada, tarihsel bir paradoks olarak FARC (Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri) gerçeği denklemin merkezine oturuyor.
2016 barış anlaşmasının üzerinden geçen on yıla rağmen, FARC’ın ana gövdesinin siyaset sahnesindeki kurumsal erimesi ve esasen FARC’ın eski savaşçıları tarafından kurulan “Comunes Partisi”nin Kongre’deki garantili koltuklarını kaybetmesi, "silahsızlanma yoluyla barış" idealinin sosyolojik bir başarısızlığa uğradığını tescilledi.
Daha da vahimi, barış sürecini reddeden FARC bünyesindeki silah bırakmayan muhalif unsurlar ve ülkedeki bir diğer önemli silahlı güç olan ELN (Ulusal Kurtuluş Ordusu), Petro dönemindeki ateşkes süreçlerini birer lojistik nefes alma alanı olarak kullanarak, saflarını yüzde 80-85 oranında büyüttüler ve kokain rotalarındaki hâkimiyetlerini pekiştirdiler. De La Espriella, işte bu güvenlik zafiyetini ve FARC artıklarının taşrada kurduğu terör asimetrisini kendi söyleminin ana argümanı haline getirdi.
21 Haziran’daki ikinci tur projeksiyonuna bakıldığında ise ibrenin, ilk turu yüzde 43,7 ile önde kapatan De La Espriella’dan yana kaydığı gayet bariz şekilde görülüyor.
İlk turda yüzde 6,9’da kalan geleneksel sağın adayı Paloma Valencia’nın şimdiden "Kaplan" lakaplı Espriella’ya biat etmesi, sağ bloktaki konsolidasyonu neredeyse tamamladı. Cepeda’nın ilk turda aldığı yüzde 40,9’luk oy, sol ittifakın tavan sınırına yaklaştığını gösteriyor. Petro’nun orduyu ve kurumları hile suçlamasıyla hedef alan agresif retoriği, merkez seçmeni sol bloktan daha da uzaklaştırma riski taşıyor.
Dolayısıyla, taşradaki FARC muhaliflerinin yaratacağı olası asayiş krizlerine ve sokak eylemleri tehditlerine rağmen, 21 Haziran seçimlerini De La Espriella’nın kıl payı da olsa kazanması ve Kolombiya’da son derece militarist bir devlet aklının geri dönmesi en rasyonel tahmin.
Lakin sandıktan hangi isim çıkarsa çıksın, Petro’nun sonuçları reddeden tehditvari çıkışı ve sol tabanın sokak mobilizasyonu kapasitesi, Kolombiya’yı meşruiyetini yitirmiş bir devlet aygıtı ve derin bir toplumsal kaos tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor. Bu bağlamda, başkent Bogotá sokaklarındaki hareketlilik, Avrasya ve Atlantik güç bloklarının Latin Amerika’daki yeni nüfuz mücadelesinin en sıcak cephesini oluşturmaya aday gibi görünüyor.
Öte yandan, Kolombiya’da FARC’ın silah bırakmayan muhalif unsurları ile ELN arasında yapısal ve kanlı bir çatışma olasılığı, geleceğe matuf bir projeksiyon olmanın ötesinde, halihazırda sahanın en çıplak ve asimetrik gerçeği olsa gerek. İki yapının ideolojik akrabalıkları, kokain rotaları ve yasa dışı madencilik alanlarındaki jeoekonomik rant kavgasının ürettiği asabiyet karşısında tamamen işlevsiz kaldı.
Nitekim son dönemde Catatumbo sınır hattında ve Guaviare ormanlarında iki örgüt arasında patlak veren ve onlarca militanın ölümüyle sonuçlanan mikro ölçekli meydan savaşları, bu çatışmanın yerel düzeyde zaten başladığını ve tırmanma eğiliminde olduğunu net olarak ortaya koydu. Gustavo Petro hükümetinin "Topyekûn Barış" stratejisinin sahada bir güvenlik boşluğu yaratması, FARC muhaliflerinin kendi içindeki klikleri birbirine düşürdüğü gibi, ELN’yi de tarihsel nüfuz alanlarını korumak adına agresif bir genişleme stratejisine zorladı.
21 Haziran’daki ikinci tur seçimlerini sağ kanadın adayı De La Espriella’nın kazanması durumunda bu çatışma dinamiğinin çok daha kaotik bir sürece evrileceği muhakkak. Bogotá’da askeri çözümü ve militarist baskıyı merkeze alacak yeni devlet aklı, illegal yapıların operasyonel kabiliyetlerini kısıtladıkça, daralan lojistik ve finansal sahalar FARC artıkları ile ELN’yi hayatta kalma güdüsüyle birbirinin boğazına sarılmaya itebilir.
Üstelik ELN’nin heterojen, yani kendi içinde merkezi komuta zincirinden kopuk otonom yapılardan oluşması ve FARC’ın iyice mafyalaşan narkotik karakteri, taraflar arasında sürdürülebilir bir stratejik ittifakı imkânsız kılıyor.
Dolayısıyla yakın gelecekte Kolombiya taşrası, devletin askeri baskısının yanı sıra, iki devasa illegal gücün kokain koridorlarını ve stratejik sınır geçişlerini ele geçirmek adına yürüteceği, sivil halkı toplu deplasmanlara zorlayan ve asimetrik drone savaşlarını da içeren çok boyutlu bir yıpratma savaşına sahne olabilir. Bu durum, Kolombiya’yı Latin Amerika’nın en kırılgan güvenlik havzası haline getirmeye aday.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish