ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci döneminde Ortaoğu politikalarında önemli bir düzenleme yaşanıyor. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın Irak’a özel temsilci olarak görevlendirilmesi, bölgedeki Amerikan stratejisinin yeni bir aşamaya girdiğini gösteriyor. Bu atama, hem Trump hem Dışişleri Bakanı Marco Rubio hem de Barrack’ın kendisi tarafından yapılan açıklamalarla desteklense de, bölgedeki aktörler açısından hâlâ bazı soru işaretleri barındırıyor.
Tom Barrack, Lübnan kökenli bir Amerikalı iş insanı ve diplomat. Trump’ın uzun zamandır güvendiği isimlerden biri olan Barrack, 2025’te Ankara Büyükelçisi olarak atanmış ve aynı dönemde Suriye özel elçiliği görevini de yürütmüştü. Yeni kararla bu rolü Irak’ı da kapsayacak şekilde genişletildi. Trump, Barrack’ı “olağanüstü iş çıkaran” biri olarak nitelendirdi ve Suriye ile Irak hükümetleriyle stratejik işbirliğini ilerletmek istediklerini belirtti.
Suriye’deki dönüşüm ve ABD’nin rolü
2011’den beri iç savaşın pençesinde olan Suriye, büyük ölçüde yıkılmış ve “bitik ülke” olarak tanımlanmıştı. Beşar Esad rejiminin düşüşünün ardından Ahmed eş-Şara liderliğindeki yeni yönetimle birlikte Trump, Şam’la doğrudan diyalog kurdu ve destek sinyalleri verdi. Bu süreçte Tom Barrack, Suriye’deki geçiş sürecinde kilit rol oynadı. ABD’nin 2015’ten beri desteklediği Suriye Demokratik Güçleri (SDG) –ki büyük ölçüde YPG/PKK terör unsurlarından oluşuyordu– ile yeni Suriye yönetimi arasındaki entegrasyon süreci Barrack’ın çabalarıyla ilerletildi.
Irak neden şimdi öne çıktı? Amerikan politikasının başarısızlığı ve trump’ın yaklaşımı
Irak, uzun yıllardır ABD’nin en fazla müdahil olduğu ancak bir türlü istikrara kavuşturamadığı bir ülke olarak öne çıkıyor. Saddam Hüseyin’in 2003’teki devrilmesinden sonra ABD, Irak’ı petrol odaklı bir ekonomi ve kuzeyde Kürtler, güney ile ortada mezhep temelli üçlü anayasal yapı üzerine kurmaya çalıştı. Ancak bu yapı, kalıcı istikrar getirmedi. Hem Obama hem Biden dönemlerinde İran’ın etkisi arttı, vekil güçler güçlendi, terör örgütleri (IŞİD dahil) bölgeyi kan gölüne çevirdi ve Amerikan kaynakları Irak’ı “yönetilemez” bir sorun olarak tanımladı.
Önceki Amerikan başkanları neden başarılı olamadı?
Sıralayalım: Irak’ta mezhep çatışmaları, yolsuzluk ve etnik bölünmeler derinleşti. İran, Şii milisler üzerinden nüfuzunu sürekli genişletti. ABD’nin uzun süreli askeri varlığı hem maddi maliyet yarattı hem de yerel direnişi artırdı. Sonuçta Irak, Körfez’e çıkışı olan stratejik bir ülke olmasına rağmen istikrarsız kaldı ve terör saldırıları hiç bitmedi.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Trump, bu tabloyu “önceki başkanların gerekeni yapmadığı” şeklinde eleştiriyor. Yakın dönemde Iraklı yöneticilere yönelik sert uyarısı da bu eleştirinin bir parçasıydı. Özellikle Ocak 2026’da eski Başbakan Nuri el-Maliki’nin yeniden başbakanlığa dönme girişimine karşı Trump çok sert çıktı. Maliki’nin İran’a yakınlığını ve önceki döneminde ülkeyi “yoksulluk ve kaosa” sürüklediğini belirterek, “Eğer seçilirse ABD Irak’a yardım etmeyi bırakır ve Irak’ın sıfır şansı kalır” tehdidinde bulundu.
Bu açıklama, Iraklı politikacılara “akıllarını başlarına toplamaları” yönünde güçlü bir mesajdı ve ABD’nin Irak’taki İran etkisini sınırlama kararlılığını gösterdi. Son haber Irak’ta yolsuzlukla alakalı, bir komisyon kuruldu ve araştırma yapılacak. Konu, Irak Başbakanı’na 200 milyon dolarlık rüşvet. Petrol Bakanlığı’ndan üst düzey isimler içeriye alındı… Irak’ta halk yoksullaşıyor, gelir dağılımı ve sosyal politikalar geliştirilemiyor, sokak hareketleri için potansiyel yüksek. Irak’ta istikrar olmadan bölgede başka adımlar da atılamıyor.
Trump yönetimi şimdi neden elini Irak’a attı? Çünkü Irak, bölgesel bir barış planının anahtar parçası haline geldi. Trump, Ortaoğu’yu İbrahim Anlaşmaları çizgisinde yeniden şekillendirmek istiyor. Bu vizyon; İran’ın etkisini daraltmak, vekil güçleri zayıflatmak, İsrail-Lübnan-Suriye dengelerini kurmak ve ekonomik normalleşmeyi hızlandırmak üzerine kurulu. Suriye’deki başarılı geçiş sürecinden sonra Irak’ın da bu plana entegre edilmesi gerekiyor. Aksi takdirde İran’ın Körfez’e uzanan hattı kırılmayacak ve genel barış vizyonu eksik kalacak.
Trump, bu süreci hızlandırmak istiyor. İki yıllık bir yoğun değişim dönemi hedefleniyor. Ticaret odaklı, kaos karşıtı yaklaşımıyla yaptırımları akıllıca kullanmak, ekonomik entegrasyonu teşvik etmek ve (Barrack gibi) “güvenilir ellere” dayalı diplomasi yürütmek stratejisinin özü. Irak’ın istikrarsız yapısı, İran bağlantıları ve terör sorunu çözülmeden genel Ortaoğu planı tamamlanamaz.
Kürt dinamiği ve Kandil sorunu
İran’a karşı yürütülen baskıda Irak’taki Kürt gruplar vekil güç olarak devreye sokulmak istendi. Silah yardımları yapıldı, teşvik edildi ancak beklenen katılım sağlanamadı. Trump bu durumu “bakacağız, halledeceğiz” yaklaşımıyla karşıladı. Aynı anda Türkiye açısından kritik Kandil (Süleymaniye) bölgesindeki (İran sınırında, Talabani bölgesi) PKK terör unsurları hâlâ eli silahlı duruyor. Kürt gruplar ABD’den destek alırken Washington’ın taleplerini tam yerine getiriyorlar denemez, sorun var. Orada kim kimdir ve neye hizmet ediyor, karışıklık oldukça arttı. Diğer yandan Türkiye ile yürütülen “Terörsüz Türkiye!” süreci gereğince terör örgütünün tam çözülmesi gerekiyor.
Tom Barrack’ın Suriye’de SDG/YPG entegrasyonunu yönettiği gibi, Kandil’deki PKK terör yapılarının silahsızlandırılması veya tasfiyesi de Irak portföyünde öncelikli hale gelebilir. Bu, Türkiye-ABD koordinasyonunun en hassas noktalarından biri olacak.
Tom Barrack’ın vizyonu: Stratejik destek
Barrack, atamasının hemen ardından yaptığı açıklamada vizyonunu net bir şekilde ortaya koydu:
Levant ve Anadolu’yu uzun süredir inceleyenlerin geleneğinde — Irak, Suriye ve Türkiye, Ortaoğu’nun kalıcı istikrarının dönmek zorunda olduğu stratejik bir destek/dayanak olmaya devam etmektedir. Bu üç ülkeyi dengelemek, Amerikan temas ve kaldıraç noktasında tek, tutarlı bir odak gerektirir — kabilevi, dini veya mezhepsel farklılıkların ötesine geçerek. Başkan Trump tarafından benimsenen bu hayati misyon, bölgenin dağınık iplerini, düzen ve karşılıklı çıkarların birbiriyle uyumlu bir dokusuna dokuyarak ortak refaha doğru hizalanmasına yardımcı olmayı amaçlamaktadır.
Bu açıklama, Barrack’ın misyonunu özetliyor: Irak-Suriye-Türkiye üçgenini mezhep ve etnik bölünmelerin ötesinde stratejik bir denge noktası olarak görmek ve Trump’ın “güç yoluyla barış ve refah” yaklaşımıyla bölgeyi ortak refaha yönlendirmek.
Güncel gelişme: Trump-Netanyahu telefon görüşmesi ve Barrack’ın etkisi
Axios’un bugün (2 Haziran 2026) yansıttığı habere göre, Trump dün Netanyahu ile Lübnan odaklı sert bir telefon görüşmesi yaptı. Trump, Netanyahu’yu Lübnan’daki (özellikle Beyrut ve Hüzbullah hedeflerine yönelik) tırmandırma girişimleri nedeniyle ağır şekilde eleştirdi; çok sert ifadeler kullandı. Trump’ın öfkesi, Netanyahu’nun eylemlerinin İran’la yürütülen kritik müzakereleri tehlikeye atmasından kaynaklanıyordu. Görüşme sonrası Trump, “verimli bir görüşme” olduğunu belirterek Beyrut’a asker gönderilmeyeceğini açıkladı.
Barrack’ın bu konudaki olası etkisi oldukça belirgindir. Lübnan kökenli olması, bölgedeki derin bağlantıları ve uzun süredir Lübnan dosyasında (Hizbullah’ın silahsızlandırılması, Lübnan ordusunun güçlendirilmesi ve devlet otoritesinin kurulması) aktif rol alması nedeniyle Barrack, Trump’a Lübnan konusunda en yakın danışmanlardan biri konumundadır.
Barrack’ın “Levant’ı dengeleme” vizyonu, Lübnan’ın da bu üçgenin (Irak-Suriye-Türkiye) parçası olarak görülmesini içerir. Trump’ın Netanyahu’yu frenlemesi ve İran anlaşmasını önceliklendirmesi, Barrack’ın teşvik ettiği “bütüncül istikrar” yaklaşımıyla örtüşmektedir. Barrack’ın pragmatik ve iş odaklı tarzı, Trump’ın (İsrail kaynaklı) kaos karşıtı politikasını Lübnan’da da yansıtmaktadır.
Trump’ın planı: İbrahim Anlaşmaları ve barış vizyonu
Barrack’ın Türkiye, Lübnan, Suriye derken Irak başıyla görevli olması “bölgesel” bir bakış açısının gereğini gösteriyor. Barrack, Ankara’da, Şam’da, Beyrut’ta ve şimdi de Bağdat’ta! O halde Trump’ın planı ne diye bakmakta yarar olacak.
Trump’ın Ortaoğu yaklaşımı, İbrahim Anlaşmaları çizgisinde ilerliyor. İran’ın bütün imkanlarını daraltırken, vekil güçleri zayıflatırken ve bölgesel anlaşmaları çoğaltırken, genel barış anlayışı şekilleniyor. Trump, İran’la olası bir anlaşmayı fırsat bilerek Körfez ülkeleri başta olmak üzere Mısır, Türkiye ve Pakistan gibi birçok ülkeyi İbrahim Anlaşmaları’na dahil etme çağrısı yaptı. İbrahim Anlaşmaları’na en son Kazakistan dahil olmuştu. Bu, normalleşme ve ekonomik işbirliğini hızlandırma amacı taşıyor.
Türkiye açısından bakıldığında, İbrahim Anlaşmaları tam olarak cevaplanmış ve resmi bir pozisyon alınmış bir husus değil. Ancak Trump’ın son girişimleri, Türkiye’nin de bu geniş bölgesel plana dâhil edilebileceği izlenimi yaratıyor. Türkiye’nin şartı İsrail’in Filistin Ülkesi’ni/Devleti’ni tanıması olabilir. Yani Filistin sorunu çözülmeden Türkiye bu tarz bir konuya öncelik vermez. Her ne kadar Gazze Barış Kurulu konusunda Türkiye Trump ile işbirliği içinde olsa da Ortaoğu’ya barış gelmesi için Filistin sorunun tam çözülmesi olduğu konusunda ısrarcı. Tom Barrack’ın Ankara Büyükelçisi sıfatıyla Irak ve Suriye özel temsilciliğine getirilmesi, bu vizyonla bağlantılı görünüyor. Barrack’ın Türkiye’deki konumu, Ankara ile koordinasyonu kolaylaştırarak olası normalleşme adımlarında köprü görevi üstlenebilir.
Ancak bu mazisi belli büyük işlerin öyle iki yıl gibi bir sürede çözüme kavuşacağını düşünmek de mümkün görülmüyor. İbrahim Anlaşmaları’na Körfez Ülkeleri’nden başka katılımcı olabilirse de yayılması ve Ortaoğu’da istikrarsızlık üreten bir İsrail’in durdurulması söz konusu olmadan başka adımların atılamayacağı da aşikâr.
Diplomatik/politik çerçeve
Geniş pencereden bakılırsa şunlar da söylenebilir: ABD önceki başkanlar döneminde Ortaoğu’da kaosu körükleyen asıl aktördü; (Saddam gibi) lider ve rejim değişiklikleri, vekalet savaşları, terör örgütleriyle “tavşan kaç tazı tut” oyunu benzeri süreçlerin yaşanması, Arap Baharı, bölgeden Rus nüfuzunun uzak tutulması, İran’ın değişime tabi tutulması, İsrail’in şımartılması ve aşırı destek almasının sağlanması, petrolün ve küresel ticaretin yönetilmesi vb. Trump şimdi kendi planını ileri sürüyor: İbrahim Anlaşmaları ile dağınıklığın toplanması! Bu dağınıklığı toplama görevi yeni tür politika ve diplomasi ile yapılmak isteniyor. Özel temsilciler, ara bulucular, işbirliği yapılanlar…
Aktörler: Trump, Barrack, Rubio… Bu isimlerin dış politika argümanı “transaction” (işlemci, fırsatçı, kazan-kazancı, iş bitirici).
Bugün ABD iktidarının Ortaoğu’daki ülkelerden beklentileri de paralele adımların atılması. Buna cevap veren ülkeler var, kaos yaratanalar da.
Barrack Irak’taki ABD çıkarlarını tekrar gözden geçirecek ve Trump’a göre “işi tamamlayacak” adımları atacak görünüyor. Irak’ta (ve bölgede); İran ve vekillerinin etkisini azaltmak, terör örgütlerinin söndürülmesini sağlamak, petrolü garanti altına almak, bölgeden çıkan ABD askerinin yarattığı güç boşluğunu diplomasiyle doldurmak… İlk akla gelenler bunlar.
Sonuç
Tom Barrack’ın hem Ankara Büyükelçisi hem de Suriye-Irak özel temsilcisi olarak konumlandırılması, Trump’ın Ortaoğu’da pragmatik ve sonuç odaklı bir diplomasi yürüttüğünü gösteriyor. Irak’ın geçmişteki Amerikan başarısızlıklarından çıkarılan derslerle bugün hızlandırılan bu süreç, bölgede istikrar, terörle mücadele ve ekonomik işbirliği getirebilir. Ancak başarı, yerel aktörlerin uyumuna da bağlı.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish