Tayvan ordusu birkaç gün önce kıyı savunma tatbikatında Çin’den gelebilecek bir amfibi çıkarmayı püskürtmeyi prova etti.
Zuoying deniz üssündeki sahil şeridinde insansız hava araçları, keskin nişancı timleri ve mobil gemisavar füze sistemleri birlikte devreye girdi.
Bu görüntüler hem ada halkına hem Pekin’e dönük bir irade beyanı niteliği taşıdı. Aynı hafta Tayvan hava kuvvetleri en gelişmiş F-16’larını piste indirdi.
Dakikalar içinde yeniden silahlandırılan uçaklar tekrar havalandı. Tatbikatın verdiği mesaj açıktı: Gökyüzünde yalnız yürümüyoruz ve gerekirse kısa sürede savaş temposuna geçebiliriz.
Bu esnada Tayvan radarları Çin uçaklarını neredeyse her gün izlemek zorunda kaldı. Pekin’in savaş uçakları ve dronları adanın çevresinde uçuşu olağan bir rutin haline getirdi.
Gökyüzündeki bu kovalamaca 2026 yılının ilk haftalarında Tayvan Boğazı’nda artan gerilimin yeni normaline dönüştü.
Bir diğer sarsıntı ise Tokyo’dan geldi. Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, Tayvan’da ciddi bir kriz çıkması halinde Japonya ile ABD’nin birlikte hareket etmeyi reddetmesi durumunda ittifakın çökeceğini söyledi. Bu çıkış bölgede sinir uçlarını daha da hassaslaştırdı.
Söz konusu açıklama Pekin’de sert tepki toplarken Washington-Tokyo-Taipei hattında bir gerçeği öne çıkardı.
Tayvan artık yalnız Pekin ile değil, bütün ittifak mimarisiyle birlikte okunan bir sınav alanı. Küresel denklem bu noktada daha karmaşık bir hal alıyor.
Tam da bu nedenle bugün sorulan soru basit bir “savaş çıkar mı” merakına indirgenemiyor. Asıl mesele Çin’in Tayvan’ı askeri olarak işgal etmeye ne ölçüde güç yetirebileceği noktasında düğümleniyor.
Böyle bir adımın küresel ekonomi cephesine kadar herkesi nasıl etkileyeceği tartışılıyor.
Çin’in sert gücü ve yumuşak karnı
Kimse Çin ordusunun son yirmi yılda geçirdiği dönüşümü görmezden gelemez. Füze sistemlerinden donanma kapasitesine kadar geniş bir modernizasyon dalgası yürütüldü.
Hava kuvvetlerinden siber kabiliyetlere kadar her alan bu değişimden payını aldı.
Pekin, Tayvan çevresindeki tatbikatlarla bu gücün vitrinini sık sık açıyor. Vitrin ile gerçek bir denizaşırı işgal harekâtı arasında ciddi bir mesafe bulunuyor.
Askeri kapasite kadar bu kapasitenin sahada nasıl sonuç vereceği merak konusu.
Aralık sonunda ve ocak başında Tayvan etrafında icra edilen “Justice Mission” tarzı tatbikatlar fiili bir ablukayı prova etti.
Onlarca gemi ve uçak boğaz çevresinde yoğunlaştı ve blokaj senaryoları denendi. Bu tablo bölgedeki askeri gerilimin zirve noktalarından biri olarak kayda geçti.
Ancak askeri analistler iki üç günlük gövde gösterisinden çok, lojistik yükün ağırlığına dikkat çekiyor. Haftalar boyunca sürecek bir baskının sürdürülebilirliği asıl zorluk olarak görülüyor.
Mevcut tahminler Çin’in ilk dalgada boğazı geçirebileceği birlik miktarının sınırlı kaldığını gösteriyor.
İkmal dalgaları Tayvan’ın hava savunma unsurları ve denizaltıları karşısında kırılgan hale gelebilir.
Kıyıdaki gemisavar füze sistemleri bu riski daha da büyütüyor. Hesap kitap gerektiren bu büyük fark Pekin’in planlamalarında belirleyici oluyor.
Zırhlı birlikleri adaya çıkarmak ile o birlikleri aylar boyunca beslemek arasında uçurum var.
Birlikleri korumak ve morallerini yüksek tutmak devasa bir operasyonel kabiliyet istiyor. Pekin yönetimi bu lojistik sınavın ağırlığını yakından hissediyor.
Washington’ın yeni stratejisi ve ittifak baskısı
Trump yönetimi ikinci döneminde Tayvan başlığını sert söylem ile esnek strateji arasında konumlandırıyor. 2026 Ulusal Savunma Stratejisi belgesindeki satır araları bu durumu netleştiriyor. Birinci ada zinciri boyunca güçlü bir caydırıcılık hattı kurulacağı vurgulanıyor.
Washington Tayvan’ı hem savunma yatırımlarını artırması beklenen bir ortak hem de kilit bir düğüm noktası olarak ele alıyor. Bu ikili rol Tayvan tarafında belirli bir belirsizlik hissini güçlendiriyor.
Çin’le yürütülecek pazarlıklarda adanın konumu kritik bir önem taşıyor.
Son yıllarda açıklanan rekor seviyedeki silah paketleri adanın savunmasını tahkim ediyor. Hava savunmasından donanma modernizasyonuna kadar birçok alanda yeni sistemler devreye giriyor. Ortak üretim projeleri de gündemin üst sıralarında yer alıyor.
Bu süreç Tayvan’ın caydırıcılık kapasitesini artırırken Pekin’in algısını da sertleştiriyor.
ABD’nin kırmızı çizgilere doğru ilerlediği düşüncesi askeri tatbikatların dozunu artırıyor. Gerilim her geçen gün daha somut bir hal alıyor.
Japonya faktörü ise denklemi tamamen farklı bir seviyeye taşıyor. Takaichi’nin ittifak uyarısı hem Washington hem Pekin için stratejik bir işaret fişeği.
Tokyo’nun lojistik destek ihtimali Çinli planlamacıları üçlü bir denklem kurmaya zorluyor.
Kirpi mantığı ve teknoloji yarışı
Tayvan’ın savunma doktrini klasik bir güç mantığına dayanmıyor. Asıl hedef saldırgan tarafın kazanma ihtimalini değil maliyet hesabını değiştirmek üzerine kurulu. Bu strateji, adayı yutulması zor bir hedefe dönüştürmeyi amaçlıyor.
Kıyı tatbikatında mobil Hsiung Feng füzeleri ve dronlar ile çok katmanlı bir savunma denendi. Sahile yaklaşan düşman unsurlara karşı öldürücü bir zincir senaryosu üzerinde duruldu.
Komuta kademesi bu yapının ada savunmasının omurgası olacağını vurguluyor.
2026 itibarıyla savaşın artık sensörler ve ağlar arasında yaşandığı gerçeği belirginleşti. İnsansız deniz araçları ve yapay zekâ destekli gözetleme sistemleri yeni bir rekabet alanı açtı.
Tayvan Boğazı çevresinde görünmez bir teknoloji yarışı sürüyor.
Pekin iletişim ağlarını kör etmeyi hedefleyen siber operasyon senaryolarını çalışıyor. Taipei ise yerli ağlar ve otonom sistemlerle ilk darbeyi atlatabilecek bir esneklik arayışında.
Elektronik harp kapasitesi sahadaki başarının anahtarı olarak görülüyor.
Küresel yarı iletken zincirinin kalbinde yer alan ada için ekonomik riskler de devasa boyutta. Ciddi bir çatışma çip arzını ve deniz taşımacılığını derinden sarsacak bir şok üretebilir. Sigorta piyasalarındaki dalgalanma tüm dünyayı etkileyecek potansiyele sahip.
Yapabilir mi yoksa akıllıca bulur mu?
Ocak sonundaki tatbikatlar Pekin’e adanın pusuya yatmış bir kirpi olacağını gösterdi. Pekin’in sürdürdüğü ablukaya yakın provalar ise Tayvan’a sabrın sınırlı olduğu mesajını verdi.
Askerî açıdan Çin her yıl adaya ciddi zarar verme kapasitesine biraz daha yaklaşıyor.
Zaferin kısa sürede garanti olacağı anlamı taşımayan bu tablo işgalin sürdürülebilirliğini sorgulatıyor.
Pekin’in elinde tam ölçekli işgalden önce devreye sokulabilecek geniş bir baskı enstrümanı seti var. Siber saldırılar, psikolojik harp ve diplomatik izolasyon bu araçların başında geliyor.
Çin’in Tayvan’ı “yapabilir mi” sorusuna verilen yanıt giderek daha olumlu bir yöne evriliyor. Ancak “bu adıma gerçekten başvurmak rasyonel mi” sorusu 2026’nın asıl sınavı haline geliyor. Gelecek yılları bu ikili dengenin nasıl yönetileceği şekillendirecek.
Satranç tahtası Pasifik ve hamle sırası şimdi Pekin’de. Kum saati ise Taipei’den bakıldığında hiç olmadığı kadar hızlı akıyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish