Bölgemizde Etnik-Kürtçülük sorunu ve geleceği

Gürsel Tokmakoğlu, Independent Türkçe için yazdı

Footğraf: AA

Kürtçülük sorunu, PKK terör örgütü, SDG/YPG gibi yapılar ve bölgedeki vekâlet dinamikleri tarihsel olarak büyük güçlerin jeopolitik çıkarlarıyla iç içe geçmiş karmaşık bir meseledir. Bir de buna meşru siyaset zeminini ekleyelim, örneğin DEM Parti bu noktada. Şimdi bu canlı ve hassas konuyu ele alalım, etnik-Kürtçülüğü siyaset haline getirenler şu an neredeler ve nereye varmak istiyorlar?

Yapay Siyasal Algı ve Maksimalist Talepler

“Etnik-Kürtçü” kesimler şöyle bir söylem geliştirmişler: “Kürtler size mi soracak!”

İlk bakışta cevap belli, elbette sorulamaz gibi. Ama sorulmalıdır da! Birlikte aynı mekandaysanız, çamaşırı bulaşığı veya çarşı pazar paylaşmak gerekir. Sorarsınız…

Bu üslup nereden çıkıyor? Cehaletten mi, yoksa şiddete yatkınlıktan mı?

Eğer ben bir Fransız filozof olsaydım ve “şiddet dili şudur” diye yazsaydım, inanın önce Kandil’dekiler okurdu, sonra onlarla el ele gezinenler.

Peki bu kadar mı? Aslında ortada soru da yok, ama bulunduğu yere bakmadan “etnik-Kürtçülük” yapanlar buna soru diyorlarsa ne olacak? Bu bir soru değil de hatırlatma ise nasıl karşılık verilmeli? Hatırlatmanın veya sorunun, nereden ve neden kaynaklandığına bakmak gerekmez mi? Eğer binlerce yıllık tarihi perspektifte bu coğrafyada köklü bir veya birden fazla devlet, ülke veya medeniyet üzerine bölge dışından gelen aktörlerin yarattığı büyük bir sorun varsa ve bu ciddi sorunun içinde bir kesim durumu daha da zora sokuyor ve zarar veriyorsa, bölge içerisinden “kardeş halklar” kendilerine yaklaşıp herhangi bir şey hatırlatamazlar mı?

Aslen bu söylem farklılığı daha fazla araştırılmalı. Zira dil değişince anlaşmak da zorlaşır!

Dünyada formatı belli bir konu bu, PKK gibi terör örgütleri siyasi propaganda yaparlar hem silahlı hem silahsız kanallarla. Siyaseti bilmeyen yok hem meşru hem de gayrimeşru şekilleriyle. Terör örgütleri için siyaset dilinin nasıl geliştirildiği de ideolojiler, kültürler ve konjonktür bağlamında bilinenler dahilindedir. Pratikte olana bakalım, bugün terörist-başı Öcalan ve Kandil üzerinden türetilen siyasal dil, sadece ve sadece kendi mesajlarını ve iddialarını içerir, ki bu diğer bütün kesimleri ne ölçüde bağlar, oldukça tartışmalıdır.

Şu da gelişmiş halde: “Burası bizim ve adı da şu!”

Bizim veya sizin ne demek? Coğrafya, tarih, konuları neye göre tanzim ediliyor? Kim bakıyor, nereden bakıyor?

Hüseyin emminin oğlu Yaşar yirmi yıldır Amerika’da yapıyor hem vatandaş. Ne diyeceksiniz? Şehmuz işçi olarak Almanya’da torunları bile orada doğdu. Ne olacak şimdi? Dünya böyle bir yer. Ne demek orası bizim?

Topluluk, kabile, millet, ulus gibi terimler bilinmeyen şeyler mi? Kabilecilik de ulusçuluk da milliyetçilik de içinde başka başka anlayışları barındırır. Ne yapalım şimdi? Birlikte mi olalım, başkasının oyuncağı mı? Hem aklın yetiyorsa binlerce yıl öncesini ve sonrasını düşün, sadece kendini değil.

Anlaşılan o ki, PKK terör örgütünde ve o yönde yetiştirilenlerde var olan siyasi algı içerisinde gelişen bir düşünce biçimi var. Teröristler ve siyasi uzantıları kendi propaganda-öğreti çalışmalarında hem taleplerini bir şekle sokuyorlar ve (mitomani konusu gibi) buna kendileri inanıyorlar hem de süreçleri bir pazarlık zemininde tutarak stratejik yaklaşım uyguluyorlar.

Gerçek bu değil, onlar neye inanırlarsa inansınlar. Ancak aranan şu: İçinde yaşadıkları diğer topluluklarla anlaşmak istiyorlar ise aynı veya yakın diyalog biçimleriyle konuşmalılar. Bu durum gayet doğal bir konudur. Stratejik yaklaşımları eğer tutarsa masaya oturup taviz almak/vermek üzerinden hareket etme yolunu seçiyorlar. Dolayısıyla talepleri maksimalist oluyor, sonra belli bir kazanç noktasında gerçekleşme sağlamak peşindeler.

Kandil’i geçtim, örneğin DEM Partililerin ve diğer partilerde olup aynı biçimde konuşanların diline iyi bakılmalıdır hem TBMM içerinden konuşuyorlar! Anayasal açıdan diğerleri gibi meşru bir siyasi parti, seçmenleri var Kürt veya Türk vatandaşı değişik kesimlerden. DEM Parti olarak çeşitli temaslardalar hem içeride hem de dışarıda…

Propaganda Nedir, Terörle İlgisi Nedir?

Propagandanın zamana göre, meşruiyetine göre çeşitleri var, ayrıca, silahlı (temel), süje (özne) odaklı ve silahlı (eylemli) olarak tasnif edilir.

Şöyle:

  • Zamana Göre Propaganda Projeleri
  • Uzun zamanlı propaganda projesi.
  • Kısa tüketilen cinsten propaganda projesi.

 

  • Meşruiyetine Göre Propaganda Türleri
  • Meşru propaganda.
  • Gayrimeşru propaganda.

 

  • Silahsız - Temel Propaganda Türleri
  • Var olmayanı varmış gibi anlatırsanız “kara propaganda” yapmış olursunuz.
  • Var olanların arasına birazcık olmayandan ilave edip sunarsanız bu “gri propaganda” olur.
  • Var olanlar üzerinden yürüyorsanız bu “beyaz propaganda”dır.

 

  • Silahsız - Süje (Özne) Odaklı Propaganda
  • Var olmayan bir ismi önce bir mekân inşa ederseniz ve oraya maksatlı ama uygun bir isim verirseniz,
  • Seçtiğiniz bir kişiye sahip olmadığı halde birtakım unvanlar verirseniz, bu gibi varlıklara “süje imali” (veya “özne imali”) denir ki; bu kara propagandanın somutlaştığı (varlık haline getirildiği) bir durum yaratır.

 

  • Silahlı - Eylemli Propaganda
  • Örneğin, köy basıp 100 masum insanı katledip “Ya bendensiniz ya da böyle öleceksiniz!” diyerek “eylem” yapıyorsanız,
  • Ses getirecek, korku salacak, dünyanın dikkatini çekecek bir “eylem” yapıyor ve sonra bu eylemi üstleniyorsanız, bütün bunlar “silahlı propaganda”dır.

PKK terörü bu propaganda türlerinin hepsini yaptı hem 40 yılı aşkın zamandır hem dış destekli. Bunu yaparken de önce KCK yapılanmasına gitti. Hedef ülkelerde meşru siyasi örgütler kurdu, medyayı açtı.

Terörizm; şiddeti esas alarak siyaset yapmak, bir iddiada bulunmak ve bunun kabul ettirmek için çaba sarf etmek veya çıkar elde etmek demek. Açıkça terör, siyaset demek, iddia demek, kendine propaganda yoluyla bir yer arayıp bulmaya çalışmak demek, başkalarının aparatı olmak demek.

Halen o parti bu STK, o haber bu beyanat, o medya bu görüş diyerek propaganda yapılıyor ve aslında bu yolla terör besleniyor. Halen sosyal medya teröriste ayna tutuyor, yankı odası oluyor… “Şurası” veya “bu isim” deniyor? Neresi orası, kim o bahsettiğin kişi? Bilerek veya bilmeden “ortamı grileştirmemek” (sislemek) gerekir.

Örnek vereyim: Rojava! Selahaddin Eyyubi’yi yattığı yerden kaldırın ve ona Rojava neresi diye sorun, emin olun bu soruya güler. Selahaddin Eyyubi ile ilişkili konuya ileriki satırlarda da inceleyeceğim.

Mesela, aktör Yılmaz Güney’i Paris’e götürürsünüz ve orada sözüm ana bir “enstitü” kurdurup açılış etkinliğinde kurdele kestirirsiniz, sonra bu “maksatlı” yerde görevlilere “kültür” başlıklı çalışmalar yaptırırsınız, sermaye Fransa’dan tabii, buna “hak-hukuk” dersiniz.

Mesela, hukuk okumuş bir ismi bir STK’nın başına getirmek için önce destek verirsiniz, ona bazı işler verirsiniz, mahalli ve doldur-boşalt türü raporlar hazırlatırsınız, o raporlara istinaden ABD’den, Fransa’dan, AB’den gelip ödül verirsiniz, medyatik yaparsınız, sonra o tür birinin siyasete girmesi için yolları açarsınız, meşru siyaset içinde, aslında başından itibaren var olmayan birinden bir aktör yaratarak, o kişiyi daha sonra yapılacak her tür silahsız ve siyasi propaganda için bir özne yaparsınız.

Kürtlerle İlgili Farklı Perspektifler

Başta belirteyim, konumuz Kürtler değil, Etnik-Kürtçülerin ortaya sürdükleri üzerine kısa bir değerlendirme yapmak. Hal böyle olduğuna göre, tarihi ve coğrafyayı kısaca gözden geçirelim ki, daha sonra Suriye’ye kadar ele alınan konuyu az da olsa canlandırabilelim.

Marco Polo (XIII. yüzyıl) seyahatinde Zagros Dağları’nı geçerken (Basra Kuzeyi’nde) Kürt topluluklarla karılaştığını defterine kaydetmiştir.

xxx

Marco Polo’nun Seyahat Haritası

 

Kürtler kimdir? Paris ve Moskova akademileri ne diyor, esasen bunlar bilinen konular. Araştırmacılar bunları bilirler. Fakat bir husus var ve bu gözden kaçırılıyor: Kürtlerle ilgili akademik çalışmalar, yapıldığı coğrafyaya göre belirgin farklılıklar gösterir.

Örnek olması açısından inceleyelim:

  • Fransız (Paris merkezli) yaklaşım: Kürtleri genellikle "devletsiz ulus", kimlik mücadelesi ve diaspora bağlamında ele alır. Bu bakış, Fransa'nın tarihsel Levant bölgesi ilgisi (Haçlı Seferleri'nden Osmanlı dönemine uzanan sömürgeci politikalar) ve etnik milliyetçiliği teşvik eden çalışmalarla ilişkilendirilir. Kürt dili ve kültürü üzerine bazı çalışmalar proje destekli ve siyasallaştırıcı niteliktedir.
  • Rus (Moskova merkezli) yaklaşım: Daha etnografik ve folklorik bir çerçeve çizer; Kürtleri “dağlı aşiret toplumu, İranî folklor ve jeopolitik/stratejik unsur” olarak tanımlar. Arkeolojik, linguistik ve antropolojik çalışmalar ön plandadır; uluslaşma vurgusu yerine geleneksel yapılara odaklanır. Folklorik unsur!

Türk akademik çalışmaları ise genellikle güncel siyasi gelişmeleri (Suriye, Kandil, İran) tartışırken, yabancı stratejileri aktarmakla sınırlı kalabilmektedir. Bağımsız, karşılaştırmalı ve bilimsel derinlikli yaklaşımlar sınırlıdır.

Bakın bu farklı tanımları özellikle verdim ve oldukça düşündürücüdür.

Britanya’nın ve Fransa’nın tarihi emelleri ve yöntemsel olarak yapageldikleri malumdur. Uzun süreli projelerle kendi ülke siyasetlerini jeopolitikle birleştirirler, stratejik yaklaşımlarıyla her hükümet dönemlerine ve ulusal güvenlik organlarına ödevler verebilirler.

Daha sonra (I. Dünya Savaşı dolaylarında) ABD’nin de benzer formatta ve güçlendikçe daha da ileri biçimlerde çalışmalar yaptıkları açıktır. ABD konusu günümüzde en belirgin siyasi konulardandır.

Tarihsel Süreç ve Dış Aktörlerin Rolü

Kürt toplulukları tarih boyunca Zagros Dağları gibi coğrafyalarda göçebe/aşiret yapıları olarak var olmuş; İslam sonrası dönemde Perslerle, Emevilerle, Abbasilerle, İlhanlılarla, Timurlularla, Gaznelilerle, Selçuklularla ve Osmanlılarla entegre olmuş, kız alıp verme yoluyla kültürel kaynaşma yaşamıştır. Elbette bölgeye yayılmışlardır, ama özellik şu; içinde hareket ettikleri devlet ve kültürle birlikte olmuşlardır. Devlet deyince, bürokraside, devlet kademelerinde, örneğin askeri liderlikte ciddi roller almışlardır.

XII. Yüzyılda Haçlılar’ı yenen Selahaddin Eyyubi, Eyyübi Sultanlığı’nı da kurmuştur. Sultan Selahaddin öncesinde neydi? Fâtımî Devleti'nin veziriydi. Kimin sultanlığını yaptı? Müslümanların. Sultanlık haritasına bakın, Zagros Dağları’nın batısında, Kudüs, Hicaz, Mısır, Yemen, yani bugün Sami dili konuşanların yaşadığı coğrafya. (Sami dili ile İranî dil arasındaki farkı hatırlatmama gerek olmadığı kanısındayım.)

Yukarıda bir örnek vermiştim Sultan Eyyubi için, hatırlatırım. Yere, zamana, dile ciddi şekilde bakın lütfen.

Selçuklu ve Osmanlı dönemlerini geçtim. Şimdi gelelim XX. yüzyıla. Bu asra kadar dünyada, başta Britanya ve Fransa olmak kaydıyla, sömürgecilerin neler yaptıklarını da hatırlatmama gerek yok. Batı dünyasından İngilizler, Fransızlar ve derken Amerikalılar bölgeyle ilgileniyorlar. Binlerce kilometre ileriden siyaset ve buna göre bir plan yapabilmek konusu olarak bakın buna.

Bir de artık bölgedeki bu süreçlere petrol savaşı olarak bakmakta yarar var. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı ve burada olup biten ile bugün karşı karşıya kalınan politikalar aklımızda ilk ne tür bir sinyal veriyor? Petrol, çıkar, kontrol etmek, ama illa siyaset!..

Birinci Dünya Savaşı sonrası Wilson Prensipleri gibi araçlarla bazı kabilelere siyasi iddialar aşılanmış olsa da bu süreç büyük ölçüde bölge dışı güçlerin ve aktörlerin (İngiltere, Fransa, Rusya/SSCB, ABD) jeopolitik çıkarlarıyla şekillenmiştir.

Soğuk Savaş dönemi: SSCB, İran'da “Mahabad” gibi yapay oluşumları desteklemiştir. Soğuk Savaş döneminde bu bakış, SSCB'nin İran'daki etkisiyle somutlaşmış ve 1946'da Mahabad Cumhuriyeti gibi kısa ömürlü bir oluşumla sonuçlanmıştır. Bu yapı, Sovyetlerin jeopolitik hamlesi olarak görülür ve İran ordusu tarafından kısa sürede sona erdirilmiştir.

Soğuk Savaş sonrası: ABD'nin Irak müdahaleleri (1991 Körfez Savaşı, 2003 işgali) sonrası Kürt Bölgesel Yönetimi (KBY) kurulmuş; Barzani (KDP) ve Talabani (KYB) güçleri farklı rollerde konumlandırılmıştır. Saddam Hüseyin'in 1988 Halepçe (kimyasal silah) saldırısı sonrası göç dalgası Türkiye'ye yönelmiş ve güvenlik politikalarını etkilemiştir.

PKK terörü: 1978'de Abdullah Öcalan tarafından kurulan örgüt, 1979'dan itibaren Suriye'de (Hafız Esad dönemi) üslenmiş; Kandil'e (Irak'ın kuzeyi) yerleşmiştir. PKK terör örgütü her döneminde bölge insanlarına (Arap, Türk, Kürt, vb.) zarar vermiş, ABD, Rus ve Avrupa için bir maşa olarak hizmet etmiştir. Bölgeyi istikrarsızlaştırarak büyük güçlerin müdahalelerine imkân yaratmıştır. Bu imkânı bulan bir daha bırakır mı?

Siz nerede kaldınız, Selahaddin’in Haçlılar’la savaşan yüksek ruhunun mirasçıları?..

Ama uzaktan gelenler bölge sosyolojisini çözmüşlerdi. Öyle işler oldu ki!..

Örneğin Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) nedir? İsmine bak, rolüne ve bölgede yürüttüğü işlere, kim kazandı kim kaybetti sorularına… IŞİD aparatı birilerinin işine yaradı mı? Kime zararı oldu?

ABD, 2015’ten 2025’e kadar “IŞİD ile savaşımızda müttefikimiz!” dedi. Bakın siz şu ABD’ye! Sonra da sözler şöyle: “ABD bizi sattı!” Hangisine inanacaksınız? Siz ABD veya diğerleri, bu başat aktör siyasetini bilmeyenlerden misiniz? O zaman bugün nasıl sorun oluşturuyorsanız, gelecekte de sorunlar içerisinde kalacak ve kardeşlerinize yük olmaya devam edeceksiniz. Önce öğrenin!

Başka konu İran… İran'ın bir dönem PKK unsurlarını operasyonlarda taşıma/sığınma konusunda desteklediği vakıadır (Süleymaniye-Ağrı hattı gibi güzergahlar üzerinden). Bu da başka bir vakıa. Bu İran aklı iflah olur mu?

Güncel gelişmeler neler? Suriye ve SDG entegrasyonu tamam mı?

Suriye'de 2024 sonu ila 2025 başındaki rejim değişikliği sonrası (Ahmed el-Şara liderliğindeki geçiş hükümeti), SDG (Suriye Demokratik Güçleri – YPG ağırlıklı) ile Şam arasında entegrasyon müzakereleri yoğunlaşmıştır: Önce Mart 2025'te ilk anlaşma imzalanmış; SDG'nin orduya entegrasyonu ve özerklik iddialarının yumuşatılması hedeflenmiştir.

Ocak 2026'da çatışmalar ve geri çekilme sonrası kapsamlı ateşkes ve entegrasyon anlaşması duyurulmuştur: SDG kontrollü bölgelerin Şam'a devri, kurumların ulusal yapıya entegrasyonu, silahların kısmi imhası/devri öngörülmüştür.

Türkiye bu anlaşmayı desteklemiştir. ABD, anlaşmayı olumlu karşılamış; Rusya'nın Kamışlı gibi bölgelerden çekilmesiyle saha dinamikleri değişmiştir. Bu gelişmeler, SDG'nin "özerk Rojava" algısının fiilen sona erdiğini gösterir. Halen entegrasyonun uygulanması kırılgan. Esasen Suriye’nin yeniden imarı konusu var ki burada kırılgan çok nokta varken bir de içerisindeki bölücülerin derdine dertlenenler çıkmasın.

Değerlendirme ve Sonuç

Kürtler, tarih boyunca yeri yurdu ve folklorik durumu belli, bölgede yaşayan hakiki devletler içerisinde yaşamış ve bölgedeki halklarla kardeş olmuş topluluklardır. Ulusçuluk fikirlerinin gelişmesine paralel bölge dışı güçlerce bu yerel topluluklar bir stratejik araç olarak kullanılmaya başlanmıştır; bu da yakın zamanda adı konduğu şekilde vekâlet savaşlarını ve çatışmaları beslemiştir.

PKK/SDG gibi bölücü yapılar, terörle mücadele bağlamında Türkiye için güvenlik sorunu oluştururken, aynı zamanda büyük ve bölgesel güçlerin (ABD, Rusya, İran, Fransa, İsrail) çıkar hesaplarında rol oynamıştır.

Güncel tablo, bu büyük ve bölgesel güçlere dayalı projelerin önemli ölçüde çözüm beklediğini gösterir: Suriye'de entegrasyon, Irak KBY'sinin (Barzani’nin) kendi federal yapısı (Irak’ın) içinde kalması ve Türkiye'nin terörle mücadelesindeki (“Terörsüz Türkiye”) ilerlemeler, işte bunlar gündemde.

İran halkı kendi rejimiyle sorunlu. Marco Polo’nun Zagros Dağları’nı işaret ettiği İran-Kürt bölgesi bu konunun merkezidir.

Kürt topluluklarının geleceği, bölge dışı aktörlere bağımlı vekâlet rollerinden ziyade, bölgesel istikrar, entegrasyon ve kendi dinamikleriyle siyaset üretme kapasitesine bağlıdır. Bu süreçte hem Türkiye'nin haklı güvenlik kaygıları hem de Kürtlerin maksimalist olmayan ölçüdeki kültürel/siyasi hak talepleri dengeli bir şekilde ele alınmalıdır.

Son olarak Türkiye’deki propaganda bahsine değinelim. Zamanı, mekânı, isimleri, meşruiyeti kimse eğip bükmesin. Olur mu?

“Konjonktür değişti, yapacak bir şey yok” da demeyin! Konjonktürü, o bildiğimiz aktörler kendi ulusal amaçları için zaten düzenlemekte mahirler, baskın politikalarını tarih boyunca sergilediler. Sözüm şu: Her ne yapacaksanız kendi aklınız, hakkınız ve gücünüzle yapın hem diğerlerinden önce yapın, onlara “şartlar bu” deyin.

Önerim şu: Bir propaganda aracı olmayın, bilerek veya bilmeyerek çıkar odaklarının ve şiddete dayalı işler yapanların değirmenine su taşımayın. Ne yapılmalı? Propaganda kanallarını kesin, terörist ve işbirlikçilerini gündemden düşürün, ancak bu arada her ne gerekiyorsa da onu yapın.

Devlet gereğini yapar! Yapar tabii, siz yine de o eksikli ve maksatlı türden siyasetçiye bir miktar “devlet” nedir, hatırlatın.

Bence artık şu teröristlerin ve terörist kalıntılarının haberlerini ve saçmalıklarını gündemden düşürün.

İnsanlık onları gömdü!

Eğer insanlığın gömdüklerini gündemde tutmak ve parlatmak için beyhude bir çaba içinde olanlar ve bulundukları konumların imkanlarını onlar için kullananlar çıkarsa inanın bunları da tarih gömecek!

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU