Özgür Bey, "Göbeğini kaşıyan adam" ile "Evde, elinde kumandayla oturan pijamalı" arasındaki fark nedir?

Gürbüz Evren Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

CHP'de yanlışı gösterip, doğruyu söyleyenleri hiç sevmezler.

Genel başkanlar, "Harikasınız, nefis bir konuşma yaptınız. İyi ki varsınız. Sonuna kadar yanınızdayız" diyenleri diplerinden ayırmazlar.

Bunu daha önce çok yaşadığım için Özgür Bey'in de bu yazıdaki uyarı ve yorumlarımdan haz etmeyeceğini biliyorum.

Çünkü CHP'de genel başkanlar, partiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan uzmanlara, akademisyenlere, gazetecilere değer verir, onları yüceltirler.

Yine de doğruları söylemekten vazgeçmeyelim.

Özgür Özel, Kurultay konuşmasında yaptığı benzetmeyle çok büyük bir hataya imza attı.

"Evde, elinde kumandasıyla oturan, pijamalıya sesleniyorum" demek nedir ya.

Duyduğumda kulaklarıma inanamadım.

Göbeğini kaşıyan adamı hatırlıyor musunuz?

Bekir Coşkun, 3 Mayıs 2007'deki yazısında, "Göbeğini kaşıyan adamı" "Okumaz, bakmaz, araştırmaz, sorgulamaz, kolay satılır, yarım ton kömüre oyunu verir. Haberleri sevmez, eğlence programlarına bakar. Her zaman göbeğini kaşır, asla başını kaşımaz" sözleriyle tarif etmişti.

"Göbeğini kaşıyan adam" ile "Evde, elinde kumandasıyla oturan, pijamalı" arasında ne fark var?

CHP tabanı, "Göbeğini kaşıyan adam" ifadesini uzun yıllar kullandı.

O dönem, "Yapmayın, bu AKP'nin işine yarıyor" diye yalvardım, yakardım, ama hiçbir partili arkadaşıma sözümü dinletemedim. 

CHP'nin başını çok yakan bu ifade üzerinden AKP hala daha siyaset yapıyor.

Göbeğini kaşıyan adam ifadesinin, AKP'ye verilmiş büyük bir siyasi malzeme olduğunu yüzüne söylediğim Bekir Coşkun'a, "Yaktın bizi ağabey" dedim.

"Zaman kimin haklı olduğunu gösterecektir Gürbüz" dedi de başka bir şey demedi.

Bunu düzeltecek bir adım beklerken, "Göbeğini kaşıyan adam, benim meslek hayatımda söylediğim en doğru laftır" sözlerini duyduğumda umudumu kestim.

Evet, Özgür Bey de "Evde, elinde kumandasıyla oturan, pijamalı" benzetmesiyle AKP'ye malzeme vermiştir.

Özgür Bey'e Kurultay konuşmasını yazanlar, küçük burjuva kafa yapısıyla, halkın farklı kesimlerini tanımlarken üstenci, tepeden bakan, küçümseyen, ayrıştıran bir dil kullanmakta hiçbir sakınca görmemişler.

Peki, Özgür Bey, siz neden bu büyük hatayı düzeltmediniz?

Aksine üstüne basa basa, "Evde, elinde kumandasıyla oturan, pijamalıya sesleniyorum. Ya meydanlara çıkacaksın, bu darbeyle yüzleşeceksin, nereye davet ediliyorsan oraya güç vereceksin" bağırdınız.

CHP'de sayısız kurultaya katıldım. 

Kiminde görevliydim kiminde ise seyirci ya da TV yorumcusuydum.

Kurultaylar çok coşkulu geçer. 

Ama yanılgı şudur, sanılır ki, salondaki hava, dışarıda da hâkimdir. 

Her Kurultay konuşmasına, "Bu kez kesin iktidara geliyoruz" söylemi de hakimdir.

Her Kurultayda parti içi iktidar gerçekleşir, ama Türkiye'de iktidara gelmek, bir başka Kurultaya kalır.

Peki, 39. Kurultay'da Özgür Özel Türkiye'de iktidar olunacağına ilişkin farklı ne söylemiştir?

"Tarih önünde söz veriyorum. Bu kurultay partimizin muhalefetteki son kurultayıdır" demiştir.

Yani, önceki nice kurultaydan farklı olarak, söz verip kendisini bağlamıştır.

İktidar olunmadığında, bu sözler hatırlanıp, istifa edilir mi? 

İşte orası meçhuldür ve CHP'de bu tür sözler unutulur gider.

Özgür Özel, cumhurbaşkanı adaylığı konusunda da kafaları karıştırdı.

Sanki perde arkasında bir yerlerle pazarlıklar yapılmış izlenimini verecek şekilde Ekrem İmamoğlu'nun Cumhurbaşkanı adaylığını kesinleştirdi 

"Ekrem İmamoğlu adayımızdır. A planımız da B planımız da Z planımız da budur" gibi iddia ötesi bir cümleyi kurmak, çok ama çok şeyi çağrıştırır ve düşündürür.

Devamında ise "Buradayım. Seçim olacak, bu millet görev verecek, Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Halk Partisi iktidar olacak" cümlesindeki, "Buradayım" ifadesi, "İmamoğlu olamıyorsa sadece ben varım" demek midir?

Özgür Bey, "Manevi Babası" Kemal Kılıçdaroğlu'na da adını anmadan yanıt verdi.

"Bizi yüzde 25'e hapsetmek isteyenlerden, sokaklardan ve meydanlardan koparmak isteyenlerden arınacaktır. Çünkü bu parti artık seçim gecesi ışıkları erkenden söndüren, üyelerinin gözyaşı döktüğü bir parti olmayacak. Artık kimse bizi yenilgiye alıştıramayacak" derken sanırım çok önemli bir gerçeği de yok saydı.

Yaklaşık 23 yıl boyunca seçim gecesi ışıkları erkenden söndüren CHP'nin en üst düzey yöneticilerinden biri de Özgür Bey değil miydi?

"Artık kimse bizi yenilgiye alıştıramayacak" diyorsunuz da bizler, maddi manevi her şeyimizi ortaya koyup en zor yerlerde seçim çalışması yaparken, alınan o yenilgilerin baş sorumluları arasında garanti koltuklarında oturanlardan biri de siz değil miydiniz?

Bizleri yenilgiye alıştıran önde gelen sorumlularından biri değil miydiniz? 

Ne yani her şey 31 Mart 2024 Yerel seçimleriyle başladı da öncesi hafızalardan silindi mi?

Bu tarihten önceki tüm yenilgilerin sorumlusu Kemal Kılıçdaroğlu da siz ve bugün yanınızda olanların hiçbir günahı, hatası yok mu?

Özgür Bey, AKP'nin iktidara geldiği Kasım 2002 seçimlerinin ardından rahmetli Bülent Ecevit'e sunduğum raporları bilmemenize imkân yok.

"AKP'yi çözdüm işte kılavuzu" adlı kitabımdan haberdar olmamanıza imkân yok.

Rahmetli Deniz Baykal'ın beni makama davet edip, AKP'yi sandıkta yenmenin yollarına ilişkin çalışmalarımı değerlendirdiği görüşmeden haberiniz olmayabilir.

Ama Kemal Kılıçdaroğlu göreve geldiğinde kendisine sunduğum "CHP için yeni çalışma ve örgüt modeli" adlı kitabımı bilmemenize imkân yok. 

Demem o ki, "Seçim gecesi CHP'nin ışıkları erkenden sönmesin ve kimse bizi yenilgiye alıştırmasın" diye çalışırken, üretirken, ama dışlanırken sizler Kemal Kılıçdaroğlu'nun imtiyazlı evlatları olarak, hep belediye başkanı adayıydınız, milletvekiliydiniz, grup başkanvekili ya da grup başkanıydınız.

Bu yüzden saati, AKP'nin 23 yıllık yıpranmışlığı ve artan yoksulluğun getirdiği tepkiyle kazanılan 31 Mart seçimlerinden başlatmayın. 

İmralı'ya giden heyete CHP'nin neden üye vermediğini, "Hala seçilmiş siyasetçiler hapistedir. Hala Anayasa Mahkemesi kararları, AİHM kararları uygulanmamaktadır. Bunlar çözülmeden, tüm meselenin ‘olmazsa olmaz' denilerek İmralı'ya gitmeme noktasına sıkıştırılması doğru olmamıştır" sözleriyle anlatmanın anlamsızlığını siz de biliyorsunuz.

Lanetlenen, şeytanlaştırılan, dışlanan ulusalcı kesimleri yönetim kadrolarından büyük oranda temizlediniz.

Ama CHP'nin tabanın çok ama çok büyük bir bölümü hala daha ulusalcı.

"CHP'nin ulusalcı tabanı, ulusalcı seçmeni kıyameti kopardığı için İmralı'ya gidemedik" diyemezdiniz.

İşte bu taban yani, beğenmediğiniz yüzde 25'lik taban olmadan seçim kazanamayacağınızı biliyorsunuz.

Aklıma takıldı, Sovyetler dönemindeki Politbüro şeflerini anımsatan Önder Sav'ın yıllar sonra kurultay salonunda ön sırada ne işi vardı?

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU