Trump, Ukrayna'yı satıyor mu?

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AFP

Donald Trump'ın yeniden Beyaz Saray'a dönmesi, Washington'ın Ukrayna politikasını temelden etkileyen bir süreci başlattı.

İlk döneminde NATO'ya yönelik eleştirileri ve Moskova ile kurabileceğini düşündüğü kişisel ilişkilere dayanan yaklaşımıyla tartışmalar yaratan Trump, ikinci döneminin daha ilk aylarında Ukrayna savaşı"hızla bitirme" vaadini ön plana çıkardı.

Ancak bu yaklaşım, Kiev'i zorlayacak kapsamda bir barış arayışı anlamına geliyor ve uluslararası çevrelerde "Trump Ukrayna'yı satıyor mu?" sorusunun giderek daha yüksek sesle sorulmasına yol açıyor. 

Bu sorunun ortaya çıkmasının nedeni, Washington'dan sızan görüşmelere yansıyan diplomasi tarzı ve ABD iç siyasetinde oluşan kırılgan zemin.

Ancak konuyu daha geniş bir çerçeveden değerlendirdiğimizde, meselenin yalnızca Washington-Kiev-Moskova üçgeniyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda küresel güvenlik mimarisini etkileyen bir dönüşümün parçası olduğunu görüyoruz.


Trump'ın diplomatik yönelimi: Hızlı sonuç, sınırlı baskı

Trump'ın Ukrayna yaklaşımında öncelik, savaşın bir an önce sona erdirilmesi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bu yaklaşımın ardında birkaç neden bulunuyor:

İlk olarak Trump, savaşın sürmesinin ABD açısından yüksek jeopolitik riskler taşıdığına inanıyor. Ona göre Washington'ın çatışmaya derin biçimde angaje olması, özellikle nükleer gerilimin tırmandığı bir dönemde ABD için gereksiz risk anlamına geliyor. Bu nedenle Kiev'i masaya zorlamayı daha gerçekçi bir seçenek olarak görüyor.

İkinci unsur, Trump'ın uluslararası sahnede "barış sağlayan lider" olarak öne çıkma isteği. Kişisel diplomasiye yaptığı vurgu ve Putin'le doğrudan konuşarak bir sonuca ulaşabileceğine olan inancı, ABD'nin geleneksel diplomasi kanallarını ikinci plana itiyor. Zelensky'e duyduğu güvensizlik de bu eğilimi pekiştiriyor.

Üçüncü motivasyon, iç siyasetteki baskılarla ilgili. Hakkındaki hukuki süreçlerin oluşturduğu siyasi atmosfer, Trump'ı dış politikada hızlı sonuç verecek bir başarı arayışına yöneltiyor. Washington'daki bu ihtiyaç, Ukrayna dosyasını onun gözünde daha cazip bir diplomatik fırsata dönüştürüyor.

Ayrıca, Cumhuriyetçi tabanın Ukrayna'ya yönelik desteğinin giderek zayıflaması, Trump'ın bu politika değişikliğini daha rahat uygulamasına imkân sağlıyor.

Kendi seçmeninin savaşın maliyetinden rahatsız olması, hızlı barış söylemini iç politikada risksiz bir seçenek hâline getiriyor.


ABD iç siyasetinde değişen atmosfer

ABD kamuoyunda Ukrayna'ya yönelik desteğin belirgin şekilde azaldığını söylemek mümkün.

Ekonomik baskılar, savaş yorgunluğu ve iç gündeme yönelen ilgi, Biden dönemindeki geniş konsensüsün dağılmasına yol açtı.

Cumhuriyetçi tabanda Ukrayna'ya verilen desteğin "gereksiz harcama" olarak görüldüğü bir atmosfer oluştu.

Bazı Kongre üyelerinin Ukrayna'nın tüm topraklarını geri alma hedefini "gerçekçi değil" diye tanımlaması, bu düşüncenin kurumsal bir karşılığı olduğunu gösteriyor.

Bu durum Trump'ın attığı adımların siyasi maliyetini düşürüyor.

Washington'daki tartışmaların sertleşmesine rağmen, Kongre'nin ana akımında güçlü bir itiraz yükselmemesi dikkat çekici.


Sızan telefon görüşmeleri ve tartışmalı üslup

Trump yönetiminin Ukrayna dosyasına yaklaşımının en çok tartışılan kısmı diplomatik üslup.

Steve Witkoff ile Kremlin danışmanı Yuri Uşakov arasında gerçekleştiği iddia edilen görüşmelerde Donetsk'in büyük bölümünün ve bazı ek bölgelerin Rusya'ya bırakılmasının "makul bir çözüm" gibi sunulması, Avrupa başkentlerinde ciddi bir rahatsızlık yarattı.

Dahası, Kiev'in bu tür bir plana nasıl ikna edilebileceğine dair konuşmaların yapıldığı iddiası, Ukrayna'nın kaderinin adeta bir pazarlık unsuru hâline getirildiği izlenimini güçlendirdi.

Bu yaklaşımın ABD'nin önceki dönemlerde savunduğu normlarla uyumlu olmadığı açık. Washington'ın uzun yıllardır benimsediği "sınırların zor kullanarak değiştirilemeyeceği" ilkesi, bu süreçte zayıflamış görünüyor.


Kötü bir barış senaryosu: Olası sonuçların analizi

Trump'ın hızlandırılmış barış arayışı, Kiev'in ağır tavizler vermesine kapı aralayabilir.

Bu tablo Ukrayna açısından elbette ciddi bir kayıp anlamına gelir; ancak bu sürecin etkilerinin bununla sınırlı kalmayacağını düşünüyorum.

Buradaki asıl mesele, ABD'nin küresel güvenlik mimarisindeki rolünün nasıl algılandığıdır.

Bugün Avrupa'nın doğusunda yer alan devletler, güvenliklerini önemli ölçüde ABD'nin kararlılığına dayandırıyor.

Eğer Washington Ukrayna'yı bu şekilde masaya iterse, Polonya'dan Baltık ülkelerine kadar geniş bir coğrafyada "ABD bizi de yalnız bırakabilir mi?" sorusu güçlü biçimde gündeme gelir.

Böyle bir tartışma NATO'nun caydırıcılık kapasitesini zayıflatır.

Benzer bir kırılma Asya-Pasifik'te de belirir.

Son yıllarda ABD'nin stratejik ağırlığını bu bölgeye kaydırmak istediği sıkça dile getiriliyor.

Ancak Washington Ukrayna'yı aniden yüzüstü bırakırsa, Japonya, Güney Kore ve Avustralya gibi ABD ile yakın hizalanmış ülkeler kendilerini güvende hissetmez.

Bu ülkeler açısından asıl soru, "Uzak bir müttefike ne kadar güvenilebilir?" olur.

Böyle bir ortamda bölge ülkelerinin Çin ile daha dengeli ilişkiler kurma isteği güçlenebilir.

Bu durumun, ABD'nin halen başat aktör olduğu küresel düzeni orta vadede zayıflatabilecek bir gelişmeye yol açacağını düşünürüm. 
 


Trump'ın yaklaşımında gördüğüm temel çelişki de burada ortaya çıkıyor.

ABD, Soğuk Savaş sonrası dönemde ittifak ilişkileri sayesinde küresel nüfuzunu pekiştirdi.

Eğer Washington bu ittifak ağını sürekli olarak sarsan adımlar atarsa, bindiği dalı kesmiş olur.

Müttefiklerine güven vermeyen bir ABD'nin hegemonik düzeni uzun süre ayakta kalamaz.

Ukrayna sahasında ortaya çıkabilecek bir diğer risk, uzun süreli istikrarsızlık.

Toprak kaybını zorunlu bir sonuç olarak gören bir toplumun barışa ikna edilmesi kolay değil.

Bu durum yeni çatışma biçimlerini, iç gerilimleri ve güvenlik sorunlarını besleyebilir.

Avrupa açısından kalıcı bir istikrarsızlık ihtimali ciddi bir güvenlik açığı anlamına gelir.

Bu sürecin uluslararası hukuk açısından oluşturduğu risk de göz ardı edilemez.

Güç kullanarak toprak elde etmenin fiilen bir sonuç doğurduğu algısı yerleşirse, benzer hesaplar yapan ülkeler cesaret bulur.

Bu nedenle Ukrayna'ya yönelik baskı, bölgesel bir mesele olmaktan çıkarak küresel düzenin temellerini etkileyen bir emsal haline gelebilir.


Sonuç: Hızlı barışın gerçek maliyeti

Trump'ın Ukrayna savaşını hızla bitirme isteği, siyasi açıdan anlaşılabilir.

Ancak ortaya çıkabilecek sonuçlar çok daha geniş bir jeopolitik etki doğurabilir.

Mesele savaşın ne kadar zamanda biteceği değil; nasıl bir düzen bırakarak sona ereceğidir.

Ukrayna'nın zorlandığı, Avrupa'nın tedirgin olduğu ve Asya-Pasifik'teki müttefiklerin güvenini kaybettiği bir tablo, Washington'ın küresel konumunu ciddi biçimde zayıflatır.

Bu nedenle Ukrayna dosyasındaki gelişmeleri yalnızca bir bölgesel çatışma olarak değil, yeni dönemin güç dağılımını şekillendirecek bir kırılma hattı olarak görmek gerekiyor.

Bu kırılma, önümüzdeki yıllarda ABD'nin rolünü ve küresel güvenlik düzenini doğrudan etkileyecek.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU