Zavallı Kafka!

Vahap Uluç Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: @franceculture/X

Korkunun, güçsüzlüğün, kendini küçümsemenin adıdır Kafka!

Çek asıllı bir roman ve öykü yazarı.

Yahudi bir aileye mensup.

“Korkunun ne demek olduğunu iyi bilirim. Çünkü Yahudi’yim ben” der Kafka, Yahudilerin Avrupa'da dışlanmasına göndermede bulunarak; Yahudi soykırımından yıllar önce. 

İç dünyasında çatışmalı, hayata dair birçok şeyi yerli yerine oturmamış, son derece karamsar bir yazar.

“Ben karanlıkların adamıyım, ortalıklara çıkmamam gerekir, en doğrusu bu” diyen yazarın eserlerinin bize ulaşmasını arkadaşı Max Brod’aborçluyuz.

Mistik bir nihilist kabul edilen Kafka, eserlerinin el yazmalarını Brod’a verir ve kendisi öldükten sonra yakmalarını vasiyet eder.

Brod, arkadaşının vasiyetini yerine getirmez, vasiyete ihanet eder; onları yayımlatır.

Dolayısıyla, Kafka’nın eserlerinin bize ulaşmasını yerine getirilmemiş bir vasiyete, bir başka ifadeyle bir “dost ihaneti”ne borçluyuz!

Hayatta yalnız bir adamdır. Aile çevresinde dahi bir yabancıdan daha yabancı yaşayan Kafka’nın tek yakın dostu, sırdaşı kız kardeşi Ottla’dır.

Bütün kız kardeşlerin erkek kardeşlere olan düşkünlüğünde olduğu gibi Ottla da abisine düşkündür, ona yardımcı olmak ister hep.

Zayıf bir bedene eşlik eden içe kapanık, sessiz, çekingen ve özgüvenden yoksun Kafka, bu özelliklerinin çoğunun sorumlusu olarak babasını görür.

Çok da haksız sayılmaz...

Son derece otoriter, dominant, acımadan karşısındakini aşağılayan ve benim gibi olacaksın anlayışına sahip tam bir “doğulu baba” figürü olan Harmann Kafka, Kafka’nınkişiliğinin oluşumunda çok büyük bir yere sahip.

Baba Harmann, bir baba değil bir kabus; Kafka’nın zayıf kişiliğinin sorumlusu, yaşadığı acıların müsebbibi, kısacası kaderi!

Oğlunun kişiliği üzerinde etkisi o kadar büyük olacak ki oğul Kafka, şikayetçi olduğu babasına hitaben "Babaya Mektup" eserini kaleme alır.

Mektubun bir yerinde “Sözlerin ve yargılarınla bana yaşattığın büyük acı ve utanç...” diye devam eder. 

Bir başka yerde “...beni saran hiçlik duygusu büyük bölümüyle senin, üzerimdeki etkinden kaynaklanıyor” siteminde bulunur.

Babasına karşı tümden de önyargılı sayılmaz Kafka.

 İç dünyasını kasıp kavuran değersizlik duygusunun sadece babasının tutumundan kaynaklanmadığını kabul edecek kadar da kendisi ile yüzleşebilecek ruhsal güce sahip:

Beni bu duruma yalnızca senin sürüklediğini öne sürmekten yine sakınmak isterim; sen var olan bir şeyi pekiştirdin o kadar.


Bir mektubunda “Palto giymeye üşenirken bu koca dünyayı sırtımda nasıl taşırım ben?” diyen, avam bir ifadeyle, kendisini “bir baltaya sap olamamış”, hep babası ve annesinden takdir edilmeyi bekleyen, günceleri ve mektupları kendine acıma ile dolu olan Kafka, "Değişim" romanında böceğe dönüşmüş roman kahramanı Gregor Samsa’ın şahsında - en sonunda - ölüsünün süpürge ile çöp misali bir kenara süpürüldüğü bir şekildeanlatır kendisini.

"Dava" romanında kendi değersizliğine göndermede bulunurcasına şu tümceyi kurar:

...sanki utancı, o öldükten sonra da son bulmayacaktı.


Evliliği kutsal gören Kafka iki defa nişanlanır, her ikisini de bozar. İkinci nişanı bozma nedenini, kendisini evliliğin sorumluluğunu taşıyacak biri olmamakla açıklar. 

Bu iki nişan olayından sonra hayatında sadece iki üç defa görüşebildiği ve kendisine yazdığı bir mektupta “Kalbimin içerisinde sen varken her şeye katlanabilirim” dediği Milena ile büyük bir aşk yaşar.

Bu, gerçekten saf bir aşk mıydı, yoksa içinde bulunduğu kasvetli ruh halinden, anlamsız bulduğu hayattan kaçışın ya dahayata anlam vermenin bir yolu muydu; evliliği, çocukları, aileyi insanın ulaşabileceği en yüce değer olarak gören Kafka için?

Nihayetinde belki de sayesinde babasının kendisine yaşattığı acıları unutabileceği, anlamsız bulduğu hayat ile bir nebze de olsa barışabileceği, acılarına merhem olabilecek umut kaynağı kadını da kaçırır elinden, bağlanma korkusu ve de maruz kaldığı hastalık yüzünden.

Romanlarının ana temasını kendisinde adeta travma yaratan bürokrasi oluşturur, yazarın.

Bir sigorta şirketinde çalıştı. Bürokrasiyi orada tanıdı.

“Devletin resmi koridorları aşağılanma kokar” diyen Kafka, romanlarında bürokrasinin hiçleştiren; mekanik ve ruhsuz yönlerini kısacası bürokrasi üzerinden bireyin varoluşsal çaresizliğini öne çıkardı.

Kendi dişleri arasına aldığı insanı kişilikten yoksun bırakan,kendi özüne yabancılaşmış bir kimliğe dönüştüren bir canavardır Kafka’nın gözünde bürokrasi.

İnsanın evraka dönüştüğü, kırıcı sözlerin hâkim olduğu bürokraside, insanca ilişkiler değil nesne ilişkileri geçerlidir, ona göre.

Kendi tespiti ile cinselliğin zevklerini, yemeyi içmeyi, müziğe meyleden yeteneklerini yazma edimine feda eden ve belki de kendisini yetkin gördüğü tek alan sanat olan Kafka, bu kimliği ile insanı, toplumu ve hayatın anlamını konu edindi eserlerinde.

Toplum, onun için kuşu içinde tutan kafes gibidir. Bireyi içine hapseder ve kendisine yabancılaştırır.

Kendini toplumun dışında görmekle beraber toplumun bir üyesi olmak, toplum tarafından kabul görmek, yalnızlıktan kurtulmak Kafka’nın hep en büyük arzusu oldu.

Değişim’de böceğe dönüşmüş Samsa’nın hapsolduğu odada kapı aralığından ailesini ve evlerine gelenleri gözlemesi, Kafka’nın ailesine, topluma katılım arzusunu hatırlatır bizlere.

Şato’nun baş karakteri K., Kafka’nın duygularına tercüman olacak şekilde kötü bir toplulukta yer almanın bile bir toplulukta yer almamaktan daha iyi olduğu tespitinde bulunur.

Kafka üzerine uzman Ernst Fischer Kafka’yı bir cümlede şöyle özetler:

Kafka, yaşamın ve her türlü kişisel mutluluğun karşısında seçimini bilinçli olarak sanattan ve kendini yıkıma götürmekten yana yapmıştır.


Kafka, bu yıkımı tercih ettiğini “Yılların akışı boyunca kendimi sistemli biçimde yıkıma götürmüş oluşum, gerçekten şaşırtıcı; her şey bir barajın ağırdan çöküşü gibiydi...” sözleri ile açık açık itiraf eder.

Kendi zamanının tedavisi zor bir hastalığı olan tüberküloza yakalanır, henüz 43 yaşında.

Hastalığını bildiği halde sanatoryuma yatmayı ilk başta reddeder.

Sonradan tedavi görse de nafile...

Birçok kişi Kafka’nın bu genç yaşta tedaviyi reddederek yaşama karşı ölümü tercih ettiğini düşünür!

Kafka’nın “Korkunun ne demek olduğunu iyi bilirim. Çünkü Yahudi’yim ben” sözü kendisi öldükten yıllar sonra sevdiği insan ve ailesi şahsında doğrulanacak.

 Sırf Yahudi oldukları için sevgilisi Milena ve üç kız kardeşi tutuldukları Nazi toplama kamplarında hayatlarını kaybedecektir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU