Trump'ın İran'a açtığı savaş, ilk 40 gündeki hızından çok uzak olsa da devam ediyor.
Karşımızda tüm tuşlara basan, dengeleri bozulmuş, ne yaptığı ne dediği anlaşılmayan şaşkın bir Trump var.
Onurlu bir çıkış yolu arayan Trump, Netanyahu tarafından kandırılarak böyle bir savaşa girmenin bedelini ödüyor.
Daha önce de Trump'ın nasıl savaşa girdiğini yazmıştım.
Bu konuya ilişkin yeni ayrıntılar, daha doğrusu gerçekler, yavaş yavaş ortaya çıkmaya devam ediyor.
Yeni bilgilere göre Netanyahu, Mossad Başkanı Barnea ile birlikte Beyaz Saray'da yaptıkları sunumda, İran'a saldırması için Trump'ı şöyle ikna etmiş:
- Eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'la iletişim kurduk. Mevcut rejimle ciddi sorunları var. Birlikte hareket edeceğiz. Bizi bekliyor.
- Önce dini lider Ali Hamaney'i öldüreceğiz. Böylelikle rejimin başını koparmış olacağız.
- Sonra Ahmedinejad'ı göz hapsinde tutulduğu yerden çıkaracağız.
- İranlılar, çok sevdikleri Ahmedinejad'ın çağrısıyla ayaklanarak rejimi yıkacak. Bunun için sahadaki adamlarımızla onlara yardımcı olacağız.
- Savaş en fazla 5 gün içinde bitecek. Bir hafta bile sürmeyecek bir operasyon olacak.
- Ahmedinejad'ı İran'ın başına getireceğiz.
- Çok kısa sürecek bu savaşla İran'ı sonsuza dek tehlike olmaktan çıkaracağız.
- ABD ve İsrail'e bağlı İran'ın petrol, doğal gaz ve nadir toprak elementlerini birlikte kullanacağız. Amerikan petrol devleri İran petrolü üreticisi ve ihracatçısı olacak.
Netanyahu'nun en fazla 5 günde bitecek dediği savaş, 3 aydır ABD'nin aleyhine devam ediyor.
Netanyahu'nun tezgâhına düşen Trump, her geçen gün bataklığa daha çok saplanıyor.
İşin tuhaf yanı, Netanyahu'nun, İsrail'in en sert düşmanlarından biri olarak bilinen Ahmedinejad'ın adını kullanarak Trump'ı kandırmasıdır.
Belli ki Trump merak edip, Amerikan İstihbarat Servisi CIA'dan Ahmedinejad hakkında bilgi isteme zahmetine bile girmemiş.
Savaşın düğüm noktası hâline gelen Hürmüz Boğazı'nın durumuna ilişkin tartışmalar da büyüyor.
İran'ın bu su yolundan geçiş ücreti almak istemesi, Trump'ın Hürmüz ablukasını sürdürmesi, deniz taşımacılık şirketlerini çok zor duruma düşürdü.
Bazı ülkeler ve şirketler geçiş ücretine razı olduklarını, Trump'ın geçişleri engellememesini istiyor.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Son olarak bir Yunan armatör, Trump'ın ambargosuna uymayacağını açıkladı.
Yunan denizcilik şirketi sahibi Evangalos Marinakis, Hürmüz Boğazı'ndan geçişler için İran'a ücret ödeyeceğini duyurdu.
Marinakis, her tankerin büyüklüğüne göre İran'a 100 bin ila 200 bin dolar geçiş ücreti ödemenin normal olduğunu söyledi.
Marinakis'in petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) taşıyan 156 tankeri bulunuyor.
Yunanistan Başbakanı Miçotakis ise dünya deniz taşımacılığının yüzde 20'sini kontrol eden Yunan şirketlerinden farklı düşünüyor.
Hürmüz Boğazı'ndan geçişin ücretli olmasına karşı çıkan Miçotakis, Trump'ın politikalarını savunacağını bildirmişti.
Bu arada, İsrail'in Lübnan'ı işgal etmeye yönelik operasyonları sürerken, İsrailli askerlerin bu ülkedeki bazı faaliyetlerine ilişkin bilgiler de ortaya saçılıyor.
İsrail ordusunun, askerlere yağma izni verdiği ortaya çıktı.
Güney Lübnan'ı işgal etmeye çalışan İsrail Ordusunda komutanların, savaşmakta zorlanan askerleri motive etmek için girdikleri yerlerde değerli gördükleri her şeyi alabilmelerine izin vermesi yeni tartışmalara yol açtı.
İşgal ettikleri köy ve kasabalardaki zengin evlere, dükkânlara giren askerler; halı, plazma, dizüstü bilgisayar, cep telefonu, elektronik eşyalar, motosiklet, ısıtıcı, klima ve değerli gördükleri ne varsa yağmalıyor.
Bazı komutanlar, yağmayı dini nedenlerle yapabileceklerini, bazıları da savaş ganimeti olarak görebileceklerini söyleyerek askerleri teşvik ediyor.
İsrail askerleri, Suriye'nin güneyinde işgal ettikleri bölgeden çaldıkları 250 keçiyi Batı Şeria'ya götürmüştü.
İsrail askerleri, Gazze, Suriye'nin güneyi ve Güney Lübnan'dan yağmaladıkları eşya ve hayvanları İsrail'de satıyor.
Konunun İsrail'de yeniden gündeme gelmesi üzerine Genelkurmay Başkanı Zamir, "Umarım yağma yoktur ama varsa orduya leke sürülür" diyerek durumu idare etmeye çalıştı.
İsrail, Gazze'de ne yaptıysa aynısını şu an Lübnan'da yapıyor.
Sivillere tahliye emri verdiği Güney Lübnan'da havadan ve karadan operasyonlar düzenliyor.
Havadan bombalanan, karadan top ve tank atışına tutulan köylerde, kasabalarda sağlam bina kalmadı.
Harabeye dönmüş bu yerleşimlerin Gazze'den hiçbir farkı yok.
Gazze'ye, Suriye'ye, İran'a saldırdığında cezalandırılmayan İsrail, Lübnan'da da uluslararası hukuku ve kuralları tanımıyor.
Önceki yazılarımda söylediklerimi tekrar etmek gerekirse İsrail, dünya kamuoyunun dikkatini İran savaşına vermişken bu ortamdan yararlanarak Lübnan işgalini başlattı.
Güney Lübnan'da kısa sürede 40 km derinliğinde bir işgal alanı yaratacağını hesap ederken, sadece 8 km ilerleyebildi.
Ancak Lübnan ısrarı, Trump'ın İran'la varacağı anlaşmayı engelliyor.
İran, ateşkes ve savaşı sonlandıracak anlaşma için İsrail'in Lübnan'daki operasyonlarına son vermesini istiyor.
Trump, ayak direten Netanyahu'ya, "Sen tam bir delisin. Ben olmasaydım hapiste olurdun" dediğini doğruladı.
Bu son telefon görüşmesinden sonra Netanyahu ise Lübnan'da daha ileri gitmeyeceğinin sinyalini verdi.
Trump'ın sert çıkışını da, "Her ailede böyle şeyler olur. Temel konularda hemfikiriz" diyerek geçiştirdi.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish