Ukrayna-Rusya Savaşı'nın potansiyel bir dönüm noktasındayız.
Bu noktada şunu söylemek mümkün: Cenevre görüşmeleri ve Kremlin'in sınırlı iyimserliği!
ABD öncülüğünde Cenevre'de yürütülen gizli görüşmelerde, Kiev ve Washington arasında "revize edilmiş bir barış planı" üzerinde anlaşma sağlandığı söylenebilir.
28 maddelik taslak, ilk halinde Rusya'nın taleplerine fazla yakın görülerek eleştirilmişti.
Sonra taslak Cenevre'de 19 maddeye indirildi.
Planın son şekli, Ukrayna'nın güvenlik garantileri, NATO üyeliği ve ordu boyutu gibi hassas konularda esneklik kazandırılan şekli aldı.
28 Kasım'da yapılan açıklamalara bakılırsa planın "ana parametreleri" Kremlin'e iletildi.
Moskova planı önümüzdeki hafta inceleyecek.
Bu durumda ABD ile detaylı müzakerelerin yapılması için gerekli planlamaların önü açılıyor.
Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov'un ifadesiyle, "teritoryal gerçekliklerin tanınması" gibi kilit maddeler hâlâ müzakere masasında duruyor.
Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump'ın "hızlı barış" vaadini somutlaştırıyor.
Cenevre'de ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodomir Zelenski'nin başdanışmanı Andriy Yermak öncülüğündeki heyetler, planı "güncellenmiş ve rafine edilmiş bir çerçeve" olarak nitelendirdi.
The Telegraph'a göre, Donald Trump'ın, barış elçisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner'i teklifi Vladimir Putin'e iletmeleri için Moskova'ya gönderdiği öğrendi.
Zelenski, "Cenevre'den sonra maddeler azaldı ve birçok doğru unsur eklendi" diyerek, Trump ile doğrudan görüşme beklentisini dile getirdi.
Plan, Ukrayna'ya ABD liderliğinde güvenlik taahhütleri verilmesini ve dondurulmuş Rus varlıklarından fon aktarmayı öngörüyor.
Ancak NATO genişlemesi ve ordu sınırı (yaklaşık 600-800 bin asker) gibi hususlarda hâlâ belirsizlikler var.
Genel olarak bakılırsa süreçte belirgin bir asimetri göze çarpıyor: Avrupa Birliği ve müttefikleri, görüşmelere doğrudan dahil edilmeden dışlanmış görünüyor.
Peskov'un "Avrupa planı yapıcı değil" yorumu, Brüksel'in sunduğu alternatif taslağın reddedildiğini doğruluyor.
Alman Şansölye Friedrich Merz, "Avrupa'nın katılımı olmadan anlaşma olmaz" uyarısında bulunurken, Fransa ve İngiltere gibi ülkeler, planın "Rusya'ya fazla taviz" içerdiğini savunuyor.
Trump, Avrupa için özellikle şu hassas konuda bastırıyor: Ukrayna'daki yolsuzluklar süreci bütünüyle etkiliyor!
Bir de 28 Kasım'da gerçekleşen Kremlin'deki Putin-Orban zirvesine değineyim. Orban'ın Moskova'yı ziyaretiyle Putin Avrupa'ya mesajını vermiş oldu: Rusyasız Avrupa olmaz!
Tam da bu aşamadaki Orban ziyaretiyle Trump da Avrupa'ya benzer mesajı veriyor: ABD'den ayrı düşünceleriniz varsa, bundan vazgeçin; ayrıca şu gerçeği kabul edin, Ukrayna'ya verilecek desteğin sonunda geldik!
Avrupa bu süreçte dışarıda kaldı ancak yapabilecekleri de sınırlı.
Bu dışlanmışlık, yorumcularca "gizlilik kisvesi altında Avrupa'yı bağlama girişimi" olarak okunuyor.
Zira AB, Ukrayna'ya 90 milyar avroluk yardım paketiyle en büyük donör konumunda. Ama bu yetmeyecek.
Öte yandan sahadaki gerçekler barışı zorluyor gibi duruyor.
ABD istihbarat değerlendirmelerine göre, Ukrayna mevcut kaynaklarıyla savaşı sürdüremez halde; ordu yorgunluğu, mühimmat kıtlığı ve kış şartları Kiev'i köşeye sıkıştırıyor.
Rusya ise Donbas'ta stratejik kazanımlar elde ederek "hedeflerine ulaştı" algısını pekiştirmiş durumda.
Rus kuvvetleri, son aylarda Pokrovsk ve Kupyansk gibi kilit noktalarda ilerleme kaydetti; ancak Ukrayna karşı saldırılarıyla kayıpları dengelemeye çalışıyor.
ABD'li yetkililer, Ukrayna daha fazla dayanamaz, Rusya ise artık mevcut hattında kalsın, mealinde bir konsensüsün oluştuğunu ima ediyor.
Trump yönetimi, Avrupa'nın "sonsuz destek" umudunu paylaşmıyor.
Zira Peskov'un belirttiği gibi, "savaşın devamı Avrupa'nın sorunu."
Bugün yayımlanan Politico'da da bu dinamikler masaya yatırıldı.
Birkaç noktayı aktarayım:
Ukrayna bu kış savaştan güçlü çıkamayabilir; cephede, iç cephede ve siyasette ciddi bir zayıflama riski var. Ukrayna ordusu hem sayıca geride hem de komutanlar savaşın temposuna yetişemiyor… ABD'nin revize ettiği 19 maddelik barış planı, Ukrayna'nın alabileceği en gerçekçi seçenek olarak değerlendiriliyor. Ancak plan; toprakların %20'sinin kaybı, zayıf güvenlik garantileri ve NATO üyeliğinin yasaklanmasını içerdiği için ülke içinde ciddi siyasi çalkantı ve iç çatışma riski doğurabilir.
ABD'nin "hızlı çözüm" baskısı, Avrupa'nın kenara itilmesi ve Ukrayna'nın "dayanıklılık sınırı" üzerine derinlemesine analizler yapıldı.
Uzmanlar, planın Rusya'nın "kök nedenler" üzerine taleplerini (NATO genişlemesi, demilitarizasyon gibi) kısmen karşılamasına rağmen, Putin'in "askeri zafer" ısrarını sürdürdüğünü vurguluyor.
Gün bitmeden Ukrayna'dan beklenen bir açıklama geldi: Andriy Yermak istifa etti. Yolsuzluk konusu gündemde yerini koruyordu.
Sonuç olarak, Cenevre süreci umut verici bir adım; ancak Avrupa'nın dışlanması ve sahadaki güç dengesizliği, kalıcı barışı riske atıyor.
Avrupasız bu barış nasıl olacak?
ABD'nin değerlendirmesi ise net:
Savaş Ukrayna'yı tüketiyor, Rusya kazanımlarını korusun.
Eğer Trump, Avrupa'yı sürece dahil etmezse, bu "barış" sadece "geçici bir ateşkes" olur.
Zelenski'nin dediği gibi, "güvenlik garantileri olmadan yol yok."
Gelecek hafta durum Moskova'da netleşecek.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish