Papa 14. Leo, Kilisenin 550 yıllık yalanı için Türklerden özür diler mi?

Gürbüz Evren Independent Türkçe için yazdı

 

Fotoğraf: Abdülhamid Hoşbaş/AA

Papa 14. Leo'nun Türkiye ziyareti, bana Vatikan'ın, 550 yılı aşkın bir süredir Türkleri lanetlemek için kullandığı bir yalanı anımsattı.

Hazır Türkiye'ye gelmişken, Papa belki bunu düzeltmek için özür diler diye düşündüm, ama sonra kendi kendime bu kadar da saf olma dedim.

Aslında bu yalan gibi daha niceleri var, ama nedense aklıma ilk gelen o oldu.

Hatırlayalım, son yılların en büyük insanlık trajedisi olarak tarihe geçen 2016'daki sığınmacı krizi nedeniyle Avrupa Birliği göçmen akınına uğramıştı. 

Brüksel, sorunun çözümü için Türkiye ile iş birliği yapmak zorunda kalmıştı.

Bu amaçla da Avrupa Birliği ile Türkiye arasında yapılan görüşmelerin ardından 2016 yılında taraflar Göçmen Anlaşması'nı imzalamıştı.

Bu anlaşma, Türkiye üzerinden düzensiz göçün azaltılmasını hedeflerken, karşılığında Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye mali destek sağlaması ve Türk vatandaşlarına vize muafiyeti öngörülmüştü. 

Söz konusu anlaşmada vizesiz seyahat, öne çıkan en önemli maddeydi. 

Türkiye'nin Avrupa Birliği macerasını başlatan 1963'teki Ankara Anlaşmasından bu yana Türk vatandaşlarına verilmeyen vizesiz seyahat hakkı, devasa boyutlara ulaşan sığınmacı krizi nedeniyle bir kez daha hatırlanmıştı. 

Önce Haziran 2016'da başlayacak denilen vizesiz seyahat, daha sonra temmuz, ardından eylüle ertelendi.

Ardından da bu söz hiç verilmemiş gibi unutuldu gitti.

Çünkü Avrupa Birliği Türkler söz konusu olunca, her zamanki gibi yine yeni koşullar ve bahaneler üretmeye başlamıştı.

Ne zaman vizesiz seyahat gündeme gelse Avrupa kamuoyunda Türklere yönelik önyargıların adeta hortladığını görürüz. 

Bu önyargılar, "Vizeyi kaldırmak, Türk istilasına yol açar" şeklinde özetleyebileceğimiz korkuya güçlendirmek için kullanılır.

Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa'da fethettiği bölgelerden biri de bugünkü İtalya'nın, ama o dönemde Napoli Krallığı'na bağlı Otranto kentidir. 

Otranto, çizme olarak da tanımlanan İtalya'nın en uç noktasında, Adriyatik Denizi'ne bakan kesimde bulunmaktadır. 

Gedik Ahmet Paşa'nın komutasındaki yaklaşık 125 gemiden oluşan Osmanlı donanması, kenti 2 haftalık bir kuşatmanın ardından 11 Ağustos 1480 tarihinde almıştır. 

Vatikan, fetihten üç gün sonra 14 Ağustos'ta, Gedik Ahmet Paşa'nın, halka Müslüman olmalarını önerdiğini, ancak bu isteğinin kabul edilmemesi üzerine 812 erkeği Şehitler Tepesi olarak da anılan Minerve Tepesine götürerek, burada öldürttüğünü ileri sürmektedir. 

Olayın bununla bitmediğini savunan Vatikan'a göre, kentteki 12 bin 800 kişi Türkler tarafından öldürülmüştür. 

Bölgede yaklaşık 14 ay kalan Türkler, İtalya'dan ayrıldıktan sonra ise mezarlardan toplanan kemikler, Capella Del Martiri-Şehitler Kilise'nin avlusuna gömülmüştür. 

Oysa o dönemde, kilise kayıtlarına göre 7 bin 500 olan kent nüfusundan 12 bin 800 ölünün çıkarılması bile yalanın büyüklüğünü göstermektedir. 

Bu olay için her yıl 14 Ağustos'ta Otranto Şehitlerini anma törenleri düzenlemektedir. 

İtalya, bilindiği üzere Yunanistan ile birlikte bir dönem en çok kaçak göçmenin geldiği ülkedir. 

Avrupa Birliği üyesi olarak Türkiye ile yapılan Göçmen Anlaşması'nda imzası bulunan İtalya'da, Türk vatandaşlarına vizesiz seyahat hakkı verilmesine karşı yürütülen kampanyada Otranto olayı öne çıkarılmıştır.

Sardunya Krallığı, Otranto olaylarının yıldönümünde, 14 Ağustos 1514 tarihinde yayınladığı bildiride, isteyenlere, Türklerle denizde ve karada savaşma ruhsatı vereceğini duyuruyordu. 

Vatikan arşivlerindeki bu belgede, "Türklerin bir daha Avrupa topraklarına ayak basmamaları için" ifadesi dikkat çekmektedir. 

Söz konusu belgeye daha sonraki bir yazıda ayrıntılı olarak değineceğiz. 

Bir örnek de İspanya'dan verelim. 

Kalabrya Dükü, İspanya Kraliçesi İsabella'ya gönderdiği 13 Kasım 1529 tarihli mektupta, "Türklerin düzenlediği seferlerden büyük zarar görüyoruz. Öylesine güçlenmeliyiz ki, gelecekte bir gün, Türklerin Avrupa'nın denizine (Akdeniz) ve topraklarına bir daha girmemelerini sağlamalıyız" demektedir. 

Buradan günümüzdeki vizesiz seyahat hakkına bir bağlantı yapmak niyetinde değilim, ancak bu düşüncelerin geçmişten günümüze farklı şekillerde ortaya çıktığını belirtmekte yarar var.  

Papa 5. Puis'in, 24 Ağustos 1569 tarihinde, Avrupa'nın dört bir yanından gelen Hıristiyanların, "Bizi Türklerden koru" talebi üzerine düzenlenen ayinde, "Tanrı'ya tüm kiliselerimizde sabahlara kadar, onları bir daha topraklarımıza sokmaması için yalvaralım, dua edelim" sözlerini de günümüze bağlayacak değilim. 

Yine de unutmayalım ki, Avrupa'da, Katolik ve Protestan kiliselerinin öğretileri, Avrupalıların ortak hafızasını oluşturmuştur.

Avrupa kültürünün gelişmesinde önemli yerleri olan ünlü yazar, filozof ve şairlerin de Türklere yönelik önyargıları geliştirip, günümüze taşınmasına sağladığı katkıyı unutmamak gerekiyor. 

Aydınlanma döneminin önde gelen ismi Fransız Montesquieu, 1700'lü yıllarda, Avrupa'nın yaşadığı tüm sorunların sorumlusu olarak Türkleri göstermeye başlar.

Montesquieu'dan hemen önce, İtalyan yazar Giovanni Marana'nın, gittiği Paris'te tanıdığı bir Türk üzerinden 1684 yılında kaleme aldığı ‘Türk Casus' adlı kitabının içeriği de önyargıları güçlendiren bir kaynaktır. 

Bu kitapta Türkler, yaşam tarzlarından ve davranış biçimlerinden başlayarak hemen her alanda kötü gösterilmiştir. 

Fransız yazar ve şair Voltaire de en az bu isimler kadar Avrupalılar üzerinde etkilidir. 

Voltaire, Türkler hakkındaki düşüncelerini sert ifadelerle dile getirmesiyle de bilinir. 

Fransız yazarın bu konudaki önemli eserlerinden biri, 1697 yılındaki Zetna Savaşı'nda Osmanlı ordusunu yenen Prens Eugene'e ithaf ettiği 20 Kasım 1716 tarihli uzun şiiridir. 

Türklerin sanat ve kültür anlayışını sorgulayan Voltaire, Zadig adlı felsefi romanında da yine Türkleri işaret ederek, "Geldikleri yere, Asya'ya gitmeleri gerek" demiştir. 

Fransız yazar ve düşünür Jean Paul Sartre da Avrupa kamuoyu için önemlidir. 

Ancak Sartre diğerlerine göre daha değişik bir yöntemle, doğrudan değil çağrıştırma yoluyla Türklere yönelik önyargıları güçlendiren ifadeler kaleme almıştır. 

Jean Paul Sartre, söz konusu olumsuz ifadelere, İstanbul'daki yaşamı anlattığı "Özgürlük Yolları" adlı eserinde yer vermiştir. 

Kısacası, 1500'lü yıllarda Papa 5. Puis'ten 1600 yıllardaki İtalyan Giovanni Marana'ya, 1700 yıllardaki Fransız Montesquieu ve Voltaire'den 1960'lı yıllardaki Fransız Jean Paul Sartre kadar kamuoyunu etkileme gücü yüksek isimler Avrupalılara, Türkler hakkında bilinçli olarak yanlış bilgiler aktarmıştır. 

Batılı yazar, düşünür ve siyasetçilerin Türkler hakkındaki sözlerinden örnekler vererek, önyargıları anlatmayı sürdüreceğiz.   

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU