18 Mart sabahı Londra’da gerçekleşen ziyaret, Nijerya-Birleşik Krallık hattında uzun süredir bekleyen dosyayı yeniden açtı.
Nijerya Cumhurbaşkanı Bola Tinubu ve eşi Windsor Castle’da kırmızı halı, top atışları ve askerî törenle karşılandı.
37 yıl aradan sonra gerçekleşen bu devlet ziyareti, hem Londra hem Abuja açısından sıradan bir takvim notu olmaktan çıktı.
Gün içinde yapılan ve basına yansıyan konuşmalarda “eşit ortaklık”, “güven” ve “eşit ilişki” vurgusu öne çıktı.
Kral Charles, Nijerya’yı “yaşayan köprü” olarak tarif ederken, Tinubu ülkesini Afrika’nın merkezî aktörü olarak konumlandıran cümleler kurdu.
Tören dili genel anlamda böyleydi. Ancak bu ziyaretin asıl anlamını görmek için bunların ötesine bakmak gerekiyor.
Dosyanın içinde, Nijerya’nın ekonomik sıkışmışlığı ve Birleşik Krallık’ın Afrika’da kaybetmek istemediği alanlar duruyor.
Kraliyet töreninden çıkan siyaset
Windsor’daki sahne, protokol açısından kusursuzdu.
Kraliyet bandosu, atlı birlik, saray önünde dizilen askerler, Nijerya bayraklarıyla süslenmiş duvarlar…
Tüm bu detaylar, Londra’nın Abuja’ya verdiği önemi göstermek için özenle kurgulandı.
Kral’ın konuşmasında altını çizdiği “eşit ortaklık” ifadesinin geçmişin kolonyal hiyerarşisini yumuşatan bir çerçeve sunduğu söylenebilir.
Bu çerçeveyi sadece bir nezaket ifadesi olarak görmemekte fayda var.
Zira Birleşik Krallık, Brexit sonrası kendi küresel rolünü yeniden tarif etmeye ve bulmaya çalışıyor.
Avrupa Birliği’nden ayrılmış, Washington’la ilişkilerini inişli çıkışlı yürüten ve Asya’da Çin’le rekabet eden bir ülke var karşımızda.
Böyle bir tabloda Afrika, Londra için hem ekonomik hem diplomatik açıdan yeni bir hareket alanı anlamına geliyor.
Nijerya ise bu alanın en kalın kapılarından biri.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Tinubu açısından bakıldığında, tören iç siyasette ihtiyaç duyduğu meşruiyet fotoğraflarını sağladı diyebiliriz.
Ekonominin baskılandığı, kurun dalgalandığı, İran merkezli küresel güvenlik ve ekonomi gündeminin yanında Sahel ve iç güvenlik gündeminin ağırlaştığı bir dönemde devlet başkanının saray merdivenlerinden kralın koluna girerek çıkması, Abuja’daki zor dosyaların yanında “ülke yalnız yürümüyor” mesajı verdi.
Yani, kraliyet töreni hem Londra’nın Afrika’ya bakışını hem Nijerya’nın içerideki hikâyesini aynı karede buluşturdu.
Ekonomi masasında ne konuşuldu?
Ziyaretin perde arkası ekonomide şekillendi. İngiliz ve Afrika kaynaklı haberlerde, liman modernizasyonu için yaklaşık 746 milyon sterlinlik bir finansman paketinin gündeme geldiği belirtildi.
Özellikle Lagos ve çevresindeki liman altyapısının yenilenmesi, lojistik darboğazların hafifletilmesi ve gümrük süreçlerinin hızlandırılması görüşmelerin ana başlıkları arasında yer aldı.
Bu rakam, Nijerya için sembolik olmadığı kadar somut bir anlam da taşıyor.
Ülke, petrol gelirlerine bağımlı yapısını çeşitlendirmeye çalışırken ithalat ve ihracatın aktığı limanlarekonominin sinir uçları hâline geldi.
Altyapı eksikliği, elektrik kesintileri, güvenlik riskleri ve yolsuzluk iddiaları ticaretin maliyetini yükselten unsurlar konumunda.
Dış finansmanla yenilenecek limanlar hem devlet gelirlerini artırma hem de özel sektörün nefesini açma potansiyeli taşıyor.
Birleşik Krallık’ın hesabı da burada oldukça net denilebilir.
İngiliz şirketleri için Nijerya enerji, inşaat, finans ve hizmet sektörlerinde büyük bir pazar.
Dolayısıyla Londra, Çin’le kıta genelinde yaşanan rekabeti doğrudan askeri alan üzerinden değil ticaret ve yatırım kanalı üzerinden yönetmek istiyor.
Bu yüzden Tinubu’ya açılan liman, sembolik olduğu kadar iş dünyasına verilmiş bir davet olarak da okunmalı.
Abuja’nın sıkışmış ekonomisi
Tinubu yönetimi, göreve geldiğinden beri reform söylemini yüksek tutuyor.
Akaryakıt sübvansiyonlarının kademeli olarak azaltılması, para politikasındaki adımlar ve bazı yapısal düzenlemeler “acı ilaç” başlığıyla kamuoyuna anlatıldı.
Lakin günlük hayatı yaşayan Nijeryalı için durum hâlâ oldukça zorlu, zira yüksek enflasyon, gıda fiyatlarındaki artış, işsizlik ve güvenlik harcamaları hâlâ sokaktaki temel başlıklar.
Bu koşullarda Londra ziyareti, ekonomiyi içeriden toparlamaya çalışan bir yönetimin dışarıdan destek arayışı şeklinde görülebilir.
Liman finansmanı, yeni yatırım vaadi ve ticaretin genişletilmesi gibi dosyalar Abuja’nın elini güçlendirecek araçlar.
Tinubu, bu araçları kullanarak hem kendi reform programını savunmak hem de “yükü tek başına taşımıyorum, küresel ortaklar da masada” demek istiyor.
Burada ince bir denge olduğu da ifade edilebilir. Zira dış finansman ve yatırım beklentisi, doğru yönetilmediğinde siyasi kırılganlık kaynağına da dönüşebilir.
Bu noktada toplum, gösterişli ziyaretlerden çok kendi hayatındaki değişime bakar.
Eğer Londra’dan dönen heyetin elinde somut projeler, açık takvimler ve şeffaf anlaşmalar olmazsa, bu gezi iç tartışmalarda “saray fotoğrafları” dosyasına kaydırılabilir.
Birleşik Krallık’ın Afrika denkleminde Nijerya
Londra’nın Afrika stratejisi artık eski yardım politikalarının cümleleriyle açıklanmıyor.
Birleşik Krallık; finans sektörü, eğitim kurumları, savunma sanayii ve yumuşak güç unsurları üzerinden kıtadaki etkisini güncellemeye çalışıyor.
Bu çabanın merkezinde de Nijerya var.
Nijerya diasporası, özellikle Londra başta olmak üzere pek çok şehirde sosyal ve ekonomik hayatta etkili.
Bu diaspora, Birleşik Krallık’ın iç politik gündemine zaman zaman güvenlik, göç veya entegrasyon başlıklarıyla girse de aynı zamanda finans, kültür ve akademi alanlarında önemli bir köprü işlevi görüyor.
Kral’ın konuşmasında "yaşayan köprü" vurgusu da bu tabloya işaret ediyor.
Ayrıca enerji ve güvenlik boyutu da unutulmamalı.
Nijerya, Batı Afrika’da terörle mücadele, deniz güvenliği ve göç yönetimi gibi dosyalarda kilit bir ülke.
Londra’nın Abuja ile ilişkisini güçlendirmesi, bu başlıklarda da ortak çalışma imkânı anlamına geliyor.
Yani liman yatırımı, bir bakıma daha geniş bir güvenlik ve etki ağının ilk tuğlalarından biri olarak da değerlendirilebilir.
Vitrin ile kapı arasındaki çizgi
Tüm bunları genel olarak değerlendirdiğimizde, Tinubu’nun Londra ziyaretinin iki ayrı düzlemde okunabileceğini söyleyebiliriz.
Birinci düzlem kraliyet törenleri, resmî yemekler ve “eşit ortaklık” vurgusuyla kurulan diplomatik vitrin. Bu vitrin, Nijerya’nın uluslararası sahnede nasıl göründüğünü gösteriyor.
İkinci düzlem ise liman finansmanı, yatırım görüşmeleri, ticaret ve güvenlik dosyalarıyla şekillenen ekonomik kapı.
Bugün için vitrin kısmının çalıştığı açık.
Nijerya uzun bir aradan sonra Londra’da en üst düzeyde ağırlanan ülke oldu.
Bu görüntü, Tinubu’nun dış politika hanesine güçlü bir başlık olarak yazılacak.
Asıl tartışma ekonomik kapının ne kadar açılacağı noktasında yoğunlaşacak.
Önümüzdeki aylarda şu soruların cevabı belirleyici olacak:
Liman modernizasyonu için konuşulan paket resmî anlaşmaya dönüşecek mi?
İngiliz şirketleri Nijerya’daki projelerde daha görünür hâle gelecek mi?
Ticaret hacmi gerçek anlamda büyüyecek mi?
Eğer bu sorulara olumlu cevaplar verilirse, bu ziyaret, Abuja’nın ekonomik hikâyesinde yeni bir sayfanın başlangıcı olarak anılabilir.
Aksi senaryoda, yani finansman ve yatırım başlıkları sınırlı kalırsa, 18 Mart’taki bu görüntüler daha çok protokol albümlerinde yeri olan bir anı olarak kalacak.
Tinusbu’nun elinde güçlü fotoğraflar olacak ama ekonomiye ilişkin zor sorular aynı sertliğiyle masada durmayı sürdürecek.
Sonuçta bu ziyaret, Nijerya için hem diplomatik vitrin hem de potansiyel ekonomik kapı özelliği taşıyor.
Hangisinin ağır basacağını Londra’dan Abuja’ya dönen heyetin attığı imzalar ve bu imzaların Nijeryalıların gündelik hayatına nasıl yansıdığı gösterecek.
Windsor’daki tören bitti, asıl pazarlık şimdi başlıyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish