Türk Edebiyatı’nda kitap eleştirisi sorunu

Behçet Darğın, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Osmanlı İmparatorluğunun son döneminde, kültür sanat alanındaki gelişmeler ile Osmanlı ve Türk edebiyatında, Batı’daki sanat akımlarının etkisi somut bir şekilde görülmüştür. Namık Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem, Ahmet Mithat Efendi, Nabızade Nâzım vb. Tanzimat dönemi yazarları, Batı edebiyatını yakından tanımış, Batılı eserleri örnek alarak –yer yer taklit yoluyla– romanlar kaleme almış; Fransız, Rus ve İngiliz edebiyatından çeviriler yapmışlardır. Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının temellerini oluşturan bu çalışmaların etkisi günümüze kadar sürmüştür. Özellikle; Hasan Âli Yücel’in Millî Eğitim Bakanlığı döneminde Tercüme Bürosu’nun kurulmasıyla planlı bir şekilde başlatılan Dünya Klasikleri çevirileri, bugün bile en çok okunan kitaplar arasında yer almakta(bunların çoğu roman); ortaokul, lise, üniversite ve KPSS gibi ülke çapında yapılan sınavlarda soru şeklinde sıkça karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle; Türkiye’de en çok okunan kitap türlerinin başında roman ve öykü gelmektedir. Çeşitli türlerle bezeli Batı edebiyatından roman, öykü, hikâye, şiir, tiyatro vb. ile edebiyatımızı beslerken Batı’da köklü bir geçmişe sahip kitap tanıtımı ve eleştirisi edebiyatımızda, yeteri kadar gelişmedi/gelişemedi.

Farklı uygulamalar…               

Yayıncılık sektörünün önemli parçası olan kitap eleştirisi, Türkiye’de ve Batı’da belirgin farklılıklar göstermektedir. Batı’da kitap eleştirisi; The Paris Review, The New York Review of Books ve The Times Literary Supplement gibi profesyonel yayın organları aracılığıyla kurumsal kimliğini kazanmış, uzman eleştirmenler ve tanıtıcı kalemler yetiştirmiştir. İsim yapmış bu dergiler, yeni kitapları değerlendirirken kendi mecralarının ideolojisine saplanmadan, nesnel bir yaklaşım sergiler.

Batı’da ulaşılan bireysel ve toplumsal bilinç düzeyinin sonucu olarak, yalnızca edebiyat dergileri değil; spor, gastronomi, felsefe, iş dünyası… özel alanlarında yayın yapan pek çok dergi ve yayınevi, kendi eserlerini tanıtır ve eleştirir. Değerlendirme ölçütleri, yayın çizgilerine göre değişiklik gösterse bile bu farklılık/lar, eleştirinin nesnelliğine zarar verecek boyutta değildir.

Türkiye’de ise kitap eleştirisi henüz kendi yolunu bulabilmiş değil. Kadrosu, yazıların niteliği ve yayın çizgisi bakımından Batı’daki örneklerle kıyaslanabilecek düzeyde, yerleşik ve sürekliliği olan dergi, siteler bulunmamakta. Bazı edebiyat dergileri kitap tanıtımına ve eleştirisine yer vermeleri, eleştiri işinin gereğince yapıldığı anlamına gelmiyor. Bir dönem yayımlanan Virgül dergisini istisna olarak tutabiliriz.

Türkiye’de basılan kitap sayısının görece sınırlı olması bu sorunun başlıca nedenlerinden biri. Niceliksel yetersizlik, kitap eleştirisinin dergi ya da kitap eklerinde yer almasını çoğu zaman tanıdık ya da ünlü bir ismin referansına bağlamakta. Kendi geleneğini ve okurunu oluşturamayan eleştiri kurumu, okurun kitap seçiminde de etkisi olamıyor. Bunun yerine; dost tavsiyesi, çok satanlar listesinde yer alması, sınavlarda sorulmuş/sorulma ihtimali, bir film/dizide geçmesi, ideolojik/düşünsel yakınlık, yayınevi, çevirmeni belirleyici olmaktadır. Bu kriterlerin öne çıkması, eleştiri yazılarına duyulan ihtiyacı ötelemektedir.

Referansın, profesyonelliğin önüne geçmesinin Batı’da bir karşılığı yok ya da çok az. Bunun temel nedeni, tanıtımda ve eleştiride esas alınan ölçütün, eserin niteliği olması ve tarafsızlığın artık görünmeyecek kadar yerleşmiş bir ilke hâline gelmesidir. Basılan kitap sayısının bizden çok daha fazla olduğu Batı’da, kitap seçimi yapmak kolay değil. İlgilenilen alanda çok fazla alternatif kaynağın olması, kafa karışıklığına yol açarken; kitapların içeriğine dair ipuçları barındıran eleştirel metinler, bilinçli okurlar için yol göstericidir.

Independent Türkçe’den Seçme Metinler’e  

Lise birinci sınıfta, can sıkıntısından arkadaşımdan ödünç aldığım kitabı okuyarak kitapların mürekkebine bulanmıştım. Yeni yetme bir okur olarak, başlangıçta belli yazarların kitaplarına yönelmem ve birbirine benzeyen temaları işleyen eserleri okumam, kitaplara inancımı gün geçtikçe azaltıyordu. Lezzet olmadan ne okunsa boş. Uzun süre kafayı kuma gömerek başka eserlere yabancı kalma; okur için tam bir intihar. 

 

Kitap tanıtım ve eleştirisi yazılarıyla karşılaşmamla okumaya ilk bilinçli adımı atmış oldum. Memnunum bu karşılaşmadan. Bunları okudukça yeni yazarlar tanıyor, yeni kitaplar keşfediyordum. Doğan Hızlan’ın kitap tanıtım yazıları, bugün olduğu gibi o yıllarda da başucu kaynaklarımdı. Zamanla okuma listeme Yasemin Çongar, Susan Sontag vb. yerli ve yabancı pek çok isim eklendi. Çongar şunu demişti bana: “Edebiyatta, kitaplarda, yazılarda sessizce buluşmak çok güzel bir dostluk biçimi.”  Evet yoldaşlarımı bulmuştum, sayfalar üzerinde sık sık sohbet ediyorduk; bilgimi, belleğimi tazeliyordum. Bana göre yazınsal olarak kitapseverlerin aynı soydandır. Nazım Hikmet’ten alıntıyla:

 “Kafası

 Yüzde yüz uygun muydu kafama

 Bilmiyorum, ama

 O benim soyumdandı…”

Okuma evrenini, büyük ölçüde kitap tanıtım ve eleştirisi yazıları üzerinde inşa etmiş biri olarak, Türkiye’de yeterince gelişmediğini düşündüğüm bu alana katkı sunmak için kaleme sarıldım. Bu niyetle çeşitli gazete ve dergilerde kitaplar üzerine yazılar kaleme aldım/alıyorum. Uzun süredir Independent Türkçe’de yayımlanan kitap tanıtımı, eleştiri ve portre yazılarımızla, Türkiye’de kitap eleştirisi işini daha kurumsal bir zemine taşımaya gayret ediyoruz. Bu emeğin neticesinde, burada yayımlanan yazılarımızdan edebî olanları (birkaç metin farklı dergilerde yayımlanmış olsa da) Seçme Metinler – Edebi Portreler ve Yazılar ismiyle derledik. Kitapta, dünya edebiyatından yaklaşık otuz yazar ve yüz kadar eser tanıtılıp değerlendirilmektedir.

Alman, Amerikan, İngiliz, İskandinav, Japon… edebiyatını yakından tanımak için etraflıca okumalar yaptım; uluslararası edebiyatın görünümlerini içeriden ve dışarıdan bakışlarla anlamaya ve bir anlamda fotoğraflamaya çalıştım. Evrensel yazının kodlarındaki renkliliğe hayran kaldım. Elif Şafak’ı, T. S. Eliot’u, Mehmed Uzun’u, Hermann Hesse’yi tekrar tekrar okudum, edebiyatın gizli hazzında ortaklaştık; yazarlar ve kitapları üzerine kaleme alınmış metinleri inceledim, gördüğüm farklı ve az bilinen yönlerini yazdım.

Asimov özelinde bilimkurguyu, Domínguez özelinde insanların kitaba yaklaşımını, Dazai özelinde kişilik erozyonunu, Thiong’o özelinde ise anadilin önemini anlamaya/anlatmaya çalıştım.

Merkezinde okuma olan yaratım süreçleri; her zaman dikkatimi çekmiştir. Bunu da en çok yazarların hayatında görürüz. Onları çalışma biçimlerine ve kitaplara yaklaşımlarına, birçok yazıda yer verdim. Yeni yazarlara fikir vermesi adına, entelektüellerin eserlerini nasıl oluşturduklarını ve kitap okumanın başarılarındaki payına kasıtlı olarak eğildim. Yazarın hayatı ile eserleri arasındaki geçişkenliği; metnin ne kadarının yazara, ne kadarının kurguya ait olduğu ekseninde sorguladım. Yazıları birkaç yıl bekletip iyice demlendirdikten sonra derlemeye karar verdik ve elinizdeki kitap böylece ortaya çıktı.

Az İcraat Çok Laf

Çok konuşuyor, hemen her konuda fikir beyan ediyoruz; ancak aynı oranda okumuyor, yazmıyoruz. Yazarları, çizerleri düşüncelerinin kendisi üzerinden değil; onlar hakkında söylenenler üzerinden yargılıyor, kolayca karalıyoruz. Anlamaya çalışmadan, peşin hükümlerle kanaat oluşturuyoruz. Çünkü; araştırmıyoruz. En iddialı okurlarımız bile çoğu zaman yorumlarında vasatın üzerine çıkamıyor, ön kabullerini, ideolojisini aşamıyor.

Yatay ve dikey okumalar yapma alışkanlığımız yok. Oysa sağlıklı bir eleştirel okumanın oluşabilmesi, bu gidişatın değişebilmesi için, öncelikle okuma biçimimizin revize edilmesi gerekir. Buna, kitap tanıtım ve eleştiri metinleri okunarak başlanabilir. Bu yazılar; bizi, yeni yazarlar ve kitaplarla tanıştırır; aşina olduğumuz isimlerin bilinmeyen yönleriyle yüzleştirir, kendimize yakın ya da uzak yazarları bulmamız için seçenekler sunar. Böylece; tek bir yazara, esere mahkûm olmaktan kurtulur, kendi okuma lügatimizi oluşturabilir, özgün okuma yaklaşımı geliştirebiliriz.

Seçme Metinler – Edebi Portreler ve Yazılar’a giden yolu açan Independent Türkçe’ye ve emekçilerine teşekkür borçluyuz. Edebiyatseverler, Independent Türkçe’de sürdürülen bu çabayı unutmayacaktır. İlk kitabımızın zihninizi güzellik ve yüceliğe ilişkin duyularla zenginleştirmesi dileğiyle…

Kitaplarla kalın…

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU