Pekin, 14 Şubat 2026’da kısa bir duyuru yaptı ve görülen o ki etkisi uzun süre konuşulacak.
Çin Ticaret Bakanlığı, 1 Mayıs’tan itibaren diplomatik ilişkisi bulunan 53 Afrika ülkesinden ithal ettiği ürünlerde gümrük vergisini tamamen sıfırlayacağını açıkladı.
İlk bakışta teknik bir “ticareti kolaylaştırma” başlığıyla okunabilir. Ancak birkaç satırlık karar metni sahada pazar erişimi, tedarik zinciri ve jeopolitik nüfuz tartışmasını aynı anda ateşliyor.
Bugüne kadar Afrika denince akla gelen ilk soru “kim daha çok yatırım yapıyor, kim daha fazla kredi açıyor” şeklindeydi.
Şimdi yeni ve çok daha keskin bir soru masanın tam ortasına yerleşiyor: Afrika’dan kim daha hızlı, daha düşük maliyetle ve daha az sürtünmeyle mal çekebilecek?
Ağırlık merkezi tam da burada. Gümrük kalemi, tek başına bir vergi başlığı gibi durmuyor; Afrika’nın küresel ticarette hangi kapılardan akacağına dair devasa bir yön tabelası işlevi görüyor.
Çin neden şimdi ‘sıfır gümrük’ kartını açtı?
Bu kararı diplomatik bir “jest” diye okuyanlar olacaktır. Fakat zamanlama, Pekin’in ticareti stratejik bir kaldıraç olarak kullandığını son derece açık biçimde gösteriyor.
Çin’in Afrika ile ticareti uzun süredir yükseliş eğiliminde. Pekin altyapı yatırımları, hammadde tedariki ve tüketim malları üzerinden kıtada belirgin bir ekonomik ağırlık kurdu.
Son dönemde yavaşlayan büyüme, iç piyasadaki basınç ve Avrupa ile gerilen başlıklar Çin’i yeni çıkış hatları aramaya itti.
Afrika burada iki kritik işlev görüyor: tedariki çeşitlendiren bir kaynak havzası ve üretim fazlasını emebilecek geniş bir pazar alanı.
Kararın “sıfır gümrük” kısmı, bu iki işlevi daha akıcı bir hatta bağlamayı hedefliyor. Afrikalı ihracatçı için maliyet düşüyor, Çinli ithalatçı için seçenekler artıyor, tedarik süreçleri daha hızlı çalışıyor.
İşin bir de söylem boyutu var. Pekin “gelişmekte olan ülkelerle dayanışma” iddiasını limanların temposuna ve konteyner akışına taşıyor.
Söz konusu adım, Afrika ürünleri için “en kolay kapı” algısını kurumsallaştırıyor. Pazara giriş kolaylaştıkça ticaret rotası değişir; rota değiştikçe siyasi etki alanı genişler.
Avrupa için: Rekabet mi, yeniden konumlanma baskısı mı?
Avrupa, Afrika’yla ilişkisini uzun süredir “daha eşitlikçi ortaklık” cümleleriyle anlatıyor. Fakat sahada, pazara girişin hızını ve maliyetini belirleyen bürokrasi çoğu zaman bu iddialı cümlelerin gerisinde kalıyor.
Menşe kuralları, kota düzeni, sertifikasyon süreçleri ve standartlara uyum zorunlulukları Afrika’daki üretici için ciddi bir eşik yaratıyor. Üstelik bu eşik sırf maliyet üretmiyor, belirsizlik hissini de büyütüyor.
Çin’in hamlesi, Avrupa için ekonomik olduğu kadar siyasi bir uyarı niteliğinde. Pekin tek hamleyle “Afrika ürünleri için işlem kolaylığı bende” mesajını veriyor. Bu noktada AB ise uzun metinlerle, karmaşık takvimlerle ilerliyor.
Kısa vadede iki etki öne çıkabilir. İlki, Afrika’daki üreticiler tarım, gıda, tekstil ve bazı hafif sanayi kalemlerinde Çin pazarına yönelmeyi daha cazip bulabilir. İkinci etki Brüksel koridorlarında hissedilir.
“Afrika’yı yine Çin’e kaptırıyoruz” kaygısı yükselirse, AB içinde ticaret politikasında revizyon baskısı artar; kalkınma ajandası daha fazla “pazar erişimi” diliyle kurulmaya başlar.
Birkaç gün önce Avrupa’da “düzen değişiyor, güvenlik kendiliğinden gelmiyor” tartışması manşetlerdeydi. Pekin’in bu adımı, aynı hikâyenin ekonomik sayfasını açıyor ve güç rekabeti artık tarifelerin çizdiği haritada ilerliyor.
Türkiye nereye oturuyor: Riskler ve kaçırılmak istenmeyen tren
Türkiye bu tablonun tam ortasında. Avrupa pazarına entegre üretim yapısı, Afrika açılımının birikimi ve Çin’le artan ticaret, Ankara’yı çok katmanlı bir denklemin içine taşıyor.
Yeni tablo iki soruyu öne çıkarıyor. Birincisi, Afrika iç pazarında rekabetin sertleşmesi halinde Türk ürünleri hangi alanlarda daha yoğun fiyat ve hız baskısı görecek?
İkinci soru daha stratejik: Türkiye bu dönüşümü nasıl avantaja çevirebilir ve hangi rol üzerinden kalıcı bir yer edinebilir?
Burada anahtar, ortak üretim ve bölgesel tedarik zinciri kurma kapasitesidir. Türkiye kendini salt nihai ürün satıcısı rolüne sıkıştırırsa manevra alanı daralır; üretim, işleme, lojistik ve standart yönetimi hattında yer tutarsa çok daha güçlü bir pozisyon kurar.
Afrika’da üretilen tarım ve sanayi ürünlerinin işlenmesi, ambalajlanması, standartlarının yükseltilmesi ve farklı pazarlara yönlendirilmesi için “ara merkezler” gerekir.
Türkiye bu ara merkez rolünü lojistik kabiliyeti, özel sektör tecrübesi ve saha temas ağıyla güçlendirebilir.
Bu çerçevede hibrit modeller öne çıkıyor. Afrika’da üretim, Türkiye üzerinden standardizasyon ve lojistik optimizasyon, Çin’e hızlı erişim, Avrupa’ya esnek dağıtım gibi senaryolar Ankara’ya yeni bir kaldıraç sağlayabilir.
Böyle bir hat, Türkiye’yi sıkışan aktör konumuna itmez; tamamlayıcı ve aracı bir rol kurar. Zaman kaybı ise riski büyütür, zira 1 Mayıs takvimi kapıda.
Afrika’nın iç dengeleri: Sıfır gümrüğün gizli maliyeti
Birçok Afrika başkentinde bu karar ilk etapta heyecan üretir. “Ürünlerimiz için dev bir pazar açılıyor” cümlesi, özellikle döviz ihtiyacı yüksek ekonomilerde güçlü bir beklenti yaratacaktır.
Fakat orta ve uzun vadede kritik soru şu: Bu erişim, Afrika’nın sanayileşme hedefini güçlendirir mi, yoksa hammadde döngüsünü daha katı bir yapıya mı hapseder?
Afrika’nın Çin’e düşük katma değerli ürün satıp karşılığında yüksek katma değerli sanayi ürünleri ithal ettiği dengenin derinleşmesi asimetrik bağımlılığı artırır. Bu durum yerel sanayi, istihdam ve kıtasal entegrasyon için kırılganlık üretecektir.
Bu nedenle Afrika’nın önünde üçlü bir strateji ihtiyacı beliriyor: Çin pazarına erişimi fırsata çevirmek, bu erişimi işlenmiş ürün ve orta teknoloji üretimle güçlendirmek, Avrupa ve Türkiye gibi aktörlerle ilişkileri dengeleyici ikinci kanal hâline getirmek.
Sıfır gümrük kararı, bu üç başlığı daha acil kılıyor. Pazara giriş kolaylaştıkça “ne satıyoruz, nasıl dönüştürüyoruz, hangi teknolojiyle güçleniyoruz” soruları daha yakıcı hâle geliyor.
Kıta ülkeleri pazara erişimi teknoloji transferi, eğitim, yerel üretim kapasitesi ve sanayi koridorlarıyla birleştirirse, bu hamle kalkınma için kaldıraç olur. Aksi hâlde Afrika, büyük ama kırılgan bir tedarik üssü rolüne sıkışıp kalır.
Son soru: Yeni gümrük duvarları kimin geleceğini belirleyecek?
Dünya siyasetinde “duvar” dendiğinde akla sınırlar ve güvenlik hatları geliyor. Oysa 2026’nın asıl duvarları çoğu zaman görünmüyor.
Bu noktada tarifeler, kota sistemleri, tedarik zinciri kuralları ve gümrük hızları geleceğin güç haritasını çiziyor.
Çin bu kararla Afrika ürünleri için bir eşiği indiriyor. Bu adım, başka yerlerde yeni korumacı refleksleri de tetikleyebilir; rekabet sertleştikçe, görünmeyen duvarlar yükselir.
Avrupa, stratejik özerklik tartışmasını savunma ve enerji dosyalarıyla sınırlı tutarsa Afrika pazarında alan kaybı büyüyecektir. Afrika, erişimi kısa vadeli gelir hesabına sıkıştırırsa sanayileşme hedefi zorlanır.
Türkiye içinse tablo net. Ankara ya bu hamleyi ortak üretim ve çoklu ticaret koridorları kurmak için bir fırsat olarak okuyacak ya da rekabet sertleşirken dışarıdan izleyen oyuncuya dönüşme riskini yönetmek zorunda kalacak.
Bugün gümrük vergilerini sıfırlayan karar, birkaç satırlık bir resmi metin gibi duruyor. Yarın, limanlarda hangi geminin önce yanaştığını, hangi ürünün hangi pazarda güç kazandığını ve Afrika’yla birlikte Avrupa ile Türkiye’nin ekonomik yönünü etkileyen bir kırılma noktası olarak hatırlanabilir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish