Karşı-istihbarat, çoğu zaman sonuçlarıyla değil, yokluğuyla anlaşılır. Bir ülkede yabancı istihbarat servisleri rahatça çalışıyorsa, bu sessizlik bir başarı değil; bir zafiyettir. 2023–2026 dönemi, Türkiye açısından bu sessizliğin bilinçli biçimde bozulduğu, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın karşı-istihbaratı görünür kılmadan etkili hale getirdiği bir döneme işaret etmektedir. Bu süreç, operasyon sayılarından çok daha fazlasını anlatır: Bir zihniyet değişimini.
Bu değişim, reaktif reflekslerden beslenen klasik karşı-istihbarat anlayışının geride bırakılmasıyla başlamıştır. Artık mesele, bir casusu yakalamak değildir; asıl mesele, casusluğun hangi mantıkla, hangi ağlar üzerinden ve hangi stratejik hedefe hizmet ederek yürütüldüğünü çözmektir. MİT’in bu dönemde benimsediği yaklaşım, tehdit ortaya çıktıktan sonra harekete geçen bir güvenlik refleksi değil; tehdidin doğmasını, yayılmasını ve kök salmasını engellemeye yönelik proaktif bir doktrin niteliği taşımaktadır.
Bu doktrin, bireyleri değil yapıları hedef alır. Tekil aktörler yerine ağları, olaylar yerine örüntüleri, sonuçlar yerine niyetleri merkeze alır. Çünkü modern istihbarat dünyasında tehditler artık tek bir isimde ya da tek bir eylemde somutlaşmaz; küçük, dağınık ve ilk bakışta anlamsız görünen parçaların bir araya gelmesiyle anlam kazanır. MİT’in karşı-istihbarat yaklaşımındaki en kritik kırılma noktası, tam olarak bu noktada ortaya çıkmaktadır: Görüneni değil, henüz görünür olmayanı okumak.
Bu okumayı mümkün kılan temel unsur ise analitik istihbaratın kurumsal merkeze yerleştirilmesidir. Bilgi toplamak, tek başına bir güç değildir. Asıl güç, farklı kaynaklardan gelen verileri birbiriyle konuşturabilmekte, aralarındaki görünmez bağları ortaya çıkarabilmektedir. Açık kaynaklar, teknik izler, finansal hareketler ve insan ilişkileri; tek tek ele alındığında sıradan olabilir. Ancak bütüncül bir analiz süzgecinden geçirildiğinde, yabancı bir istihbarat servisinin operasyonel haritası yavaş yavaş belirginleşir.
Bu yaklaşım sabır gerektirir. Hızlı sonuç almak yerine, uzun vadeli izleme tercih edilir. Aceleci hamleler yerine, ağın kendi kendini ele vermesi beklenir. Çünkü modern karşı-istihbaratta en büyük avantaj, rakibin rahat hissettiği anı doğru okumaktır. MİT’in bu dönemdeki pratiği, operasyonel hamlelerin rastgele değil; analitik bir olgunluğun ardından devreye sokulduğunu göstermektedir.
Bu stratejik dönüşümün bir diğer önemli boyutu, karşı-istihbarat ile hukuki mekanizmalar arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanmasıdır. Bu yaklaşım, elde edilen bilgilerin yalnızca operasyonel değil, aynı zamanda kalıcı ve caydırıcı sonuçlar üretmesini sağlamaktadır. Yabancı istihbarat servisleri açısından bu durum, “yakalanırsak ne olur?” sorusunun ötesinde, “bu ülkede çalışmanın maliyeti nedir?” sorusunu gündeme getirmektedir.
Karşı-istihbaratta caydırıcılık, yüksek sesle verilen mesajlardan değil; öngörülemezlikten beslenir. Hangi faaliyetin, ne zaman ve hangi gerekçeyle deşifre edileceğini kestiremeyen bir aktör, zamanla hareket alanını daraltmak zorunda kalır. MİT’in bu dönemde izlediği çizgi, tam olarak bu tür bir caydırıcılık üretmiştir. Türkiye, yabancı istihbarat servisleri için konforlu bir çalışma sahası olmaktan çıkmıştır. Bu ayrım, karşı-istihbarat literatüründe son derece kritiktir.
Bu dönüşümün belki de en stratejik yönü, süreklilik hissidir. Karşı-istihbarat faaliyetleri kişilere, dönemlere ya da geçici tehdit algılarına bağlı olarak şekillenmemektedir. Aksine, kurumsal hafızaya eklemlenen ve her yeni vaka ile kendini güncelleyen bir yapı söz konusudur. Bu da MİT’in karşı-istihbarat kapasitesini anlık başarıların ötesine taşıyarak, uzun vadeli bir devlet refleksi haline getirmektedir.
Karşı-İstihbaratın Sahadaki Tezahürü
Karşı-istihbarat faaliyetleri, çoğu zaman tek tek operasyonlar üzerinden değerlendirilir. Oysa sahadaki her operasyon, kendisinden önce gelen uzun bir izleme, analiz ve karar sürecinin yalnızca görünen yüzüdür. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın Mossad’a yönelik yürüttüğü operasyonlar da bu açıdan ele alındığında, birbirinden kopuk hamleler değil; aynı stratejik mantığın farklı sahnelerdeki yansımaları olarak okunmalıdır.
Bu operasyonların ortak paydası, “yakala ve bitir” yaklaşımından ziyade, ağı çöz, davranışı değiştir ve alanı daralt mantığıdır. Bu nedenle operasyonlar, çoğu zaman kamuoyunda görüldüğünden çok daha geç bir aşamada devreye girmiş; asıl mücadele, sessiz ve uzun soluklu bir hazırlık sürecinde verilmiştir.
İstanbul merkezli geniş çaplı operasyonlar, bu yaklaşımın en net örneklerinden biridir. Farklı illerde eş zamanlı yürütülen bu faaliyetler, tekil şüphelileri hedef almaktan ziyade, birbiriyle temas hâlindeki hücrelerin eş zamanlı olarak etkisiz hale getirilmesini amaçlamıştır. Bu tür operasyonlarda zamanlama kritik bir rol oynamaktadır. Erken müdahale, ağın dağılmasına; geç müdahale ise istenmeyen sonuçlara yol açabilir. MİT’in tercih ettiği çizgi, ağın kendi iç dinamikleriyle görünür hale gelmesini beklemek ve müdahaleyi bu olgunluk noktasında gerçekleştirmek olmuştur.
Bazı operasyonlar ise daha dar kapsamlı görünmekle birlikte, stratejik etkileri bakımından son derece çarpıcıdır. Kamuoyuna yansıyan Metron ve Monitum gibi faaliyetler, karşı-istihbaratın yalnızca geniş ağlara değil, kritik düğüm noktalarına da odaklandığını göstermektedir. Bu tür operasyonlar, sayıdan çok konuma önem verilen bir yaklaşımı yansıtır. Bazen tek bir aktörün etkisiz hale getirilmesi, bir ağın tamamının işlevsiz hale gelmesine yol açabilmektedir.
Bu noktada dikkat çekici olan husus, hedeflerin rastgele seçilmediğidir. Operasyonlara konu olan şahıslar, çoğu zaman bilgi toplayan ya da aktaran kişilerden ziyade, bilgiyi yönlendiren, filtreleyen veya dağıtan konumlarda bulunmaktadır. Bu da MİT’in karşı-istihbarat anlayışında “bilgi akışı”nın merkezi bir kavram olduğunu göstermektedir. Amaç, yalnızca bilginin sızmasını engellemek değil; bu bilginin hangi bağlamda ve hangi amaçla kullanıldığını kontrol altına almaktır.
Finansal ve ticari örtüler üzerinden yürütülen faaliyetlere karşı geliştirilen operasyonlar, modern casusluğun değişen yüzünü ortaya koymaktadır. Ticaret, danışmanlık, özel dedektiflik ya da bireysel girişimler gibi meşru görünen alanlar, istihbarat faaliyetleri için giderek daha fazla kullanılmaktadır. Bu tür örtüler, kısa vadede avantaj sağlasa da, uzun vadede iz bırakmaktadır. MİT’in bu alandaki operasyonları, finansal hareketlilik ve sosyal temaslar arasındaki ilişkiyi çözmeye odaklanan çok katmanlı bir analiz sürecinin ürünü olarak değerlendirilebilir.
Monitum adının seçimi, karşı-istihbaratın yalnızca sahada değil, sembolik düzlemde de mesaj üreten bir faaliyet olduğunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Latince kökenli monitum kavramı, “uyarı”, “ikaz” ve “hatırlatma” anlamlarını taşır. Bu bağlamda operasyon ismi, salt bir kodlamadan ziyade, stratejik bir dil tercihine işaret etmektedir. Karşı-istihbaratta verilen en güçlü mesajlar çoğu zaman açık beyanlarla değil; böyle dolaylı ama bilinçli göndermelerle iletilir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish