Değerli Independent Türkçe okuyucuları,
Rusya-Ukrayna savaşı dördüncü yılını aşarken, savaşın yalnızca cephede değil, diplomasi masasında da yeni bir safhaya girdiği görülüyor. Artık sorulan sadece "barış olur mu?" sorusunun ötesinde "barış görüşmeleri nerede, kimlerin gözetiminde ve hangi diplomatik zemin üzerinde yürütülebilir?" sorusudur.
Bu soru önemlidir; çünkü müzakere masası yalnızca fiziksel bir mekân değildir. Masa, tarafların psikolojisini, güven algısını, uluslararası dengeleri ve savaş sonrası düzenin ana hatlarını da belirler. Doğru seçilmiş bir ev sahibi, savaşan tarafların birbirini tamamen meşru görmediği bir ortamda bile asgari temas kanallarını açık tutabilir.
Bugün Avrupa Birliği’nin Ukrayna yanında yer aldığı açıktır. Bu durum siyasi açıdan anlaşılabilir olabilir; zira Ukrayna işgale uğramış bir ülkedir ve Avrupa güvenlik mimarisinin geleceği bu savaşla doğrudan bağlantılıdır. Ancak tam da bu nedenle AB’nin Rusya ile Kiev arasında "tarafsız arabulucu" olarak görülmesi kolay değildir.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın da açıkça ifade ettiği gibi Avrupa kendisini Ukrayna’nın yanında ve kendi temel güvenlik çıkarlarını savunan bir aktör olarak konumlandırmaktadır.
Bu, AB’nin masada olmayacağı anlamına gelmez; ancak AB’nin rolünün klasik anlamda tarafsız arabuluculuktan ziyade Ukrayna’yı destekleyen ve Avrupa güvenlik çıkarlarını temsil eden bir aktör rolü olacağını gösterir.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Bu noktada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Arabuluculuk ile diyaloğa katkı sağlamak aynı şey değildir. AB tarafsız arabulucu olmayabilir; fakat bu, Avrupa’nın sürecin dışında kalması gerektiği anlamına gelmez. Tam tersine, savaşın sonucu Avrupa güvenliği, enerji piyasaları, savunma sanayii, yaptırım rejimleri, Karadeniz güvenliği, tahıl koridorları ve NATO’nun doğu kanadı açısından doğrudan belirleyici olacaktır.
Dolayısıyla Avrupa’nın masada sesinin bulunması kaçınılmazdır. Ancak masayı kuracak, tarafları aynı salona sokacak ve görüşmelerin diplomatik ritmini yönetecek aktörün kim olacağı daha ayrı bir meseledir.
Son günlerde Norveç ismi de bu bağlamda gündeme gelmektedir. Norveç, AB üyesi olmamakla birlikte NATO üyesidir. Uluslararası arabuluculuk geleneği güçlüdür; Oslo süreci başta olmak üzere barış diplomasisiyle anılan bir ülkedir.
Ayrıca Rusya ile komşu, tarihsel olarak temas kanallarına sahip, Arktik bölgesinde Moskova ile komşuluk ve güvenlik ilişkileri bulunan bir devlettir. Bu bakımdan Norveç’in adı, Avrupa adına konuşabilecek ya da bazı diplomatik kanalları yürütebilecek ülkeler arasında zikredilebilir.
Ancak Norveç’in de Ukrayna’ya açık desteği ve NATO üyeliği, Moskova nezdinde mutlak tarafsızlık algısını sınırlayabilir. Kaldı ki Norveçli yetkililerin yaklaşımı da daha çok "Ukrayna’nın yanında olmak" ve Avrupa’nın sürece dâhil edilmesini savunmak şeklindedir.
İsviçre, Avusturya, Vatikan, Çin, Hindistan, ABD gibi başka ülkeler de farklı nedenlerle gündeme gelebilir. İsviçre geleneksel tarafsızlık imajına sahiptir; Vatikan ahlaki-diplomatik bir kanal açabilir; Çin Rusya üzerinde ekonomik ve stratejik etki sahibi olabilir; Hindistan hem Rusya hem Batı ile konuşabilen büyük bir güçtür.
Fakat bu aktörlerin her birinin sınırlılıkları vardır. Çin’e Ukrayna ve Batı tam güvenmeyebilir. İsviçre’nin tarafsızlık algısı, yaptırım politikaları nedeniyle Rusya açısından eskisi kadar güçlü olmayabilir. Vatikan siyasi ve güvenlik garantileri üretebilecek kapasitede değildir.
Ayrıca Karadeniz güvenliği, NATO-Rusya dengesi ve Ukrayna’nın güvenlik garantileri gibi konularda Türkiye kadar doğrudan jeopolitik konumda olan ülke sayısı azdır.
Bu nedenle Türkiye seçeneği ayrı bir yerde durmaktadır.
Türkiye, NATO üyesidir, ama AB üyesi değildir. Bu onu hem Batı güvenlik mimarisinin içinde tutmakta hem de Brüksel’in kurumsal pozisyonundan nispeten farklılaştırmaktadır. Türkiye, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunmuş, Kırım’ın ilhakını tanımamış, Ukrayna ile savunma sanayii ve siyasi ilişkilerini sürdürmüştür.
Aynı zamanda Rusya ile diplomatik kanallarını koparmamış, enerji, ticaret, turizm, Suriye, Kafkasya ve Karadeniz gibi birçok başlıkta Moskova ile konuşmaya devam etmiştir.
Bu ikili denge, teoride eleştiriye açık görünse de pratik diplomaside değerli bir imkân sunmaktadır: Ankara hem Kiev’in güvenini tamamen kaybetmemiştir hem de Moskova ile konuşabilen az sayıdaki NATO başkentinden biridir.
Türkiye’nin daha önceki tecrübesi de önemlidir. 2022’de İstanbul ve Antakya görüşmeleri, savaşın ilk döneminde müzakere ihtimalinin en ciddi şekilde test edildiği platformlardan biri olmuştu.
Daha sonra Karadeniz Tahıl Girişimi, Türkiye ve Birleşmiş Milletler’in kolaylaştırıcılığında küresel gıda güvenliği açısından hayati bir kanal açmıştı. İstanbul’da yapılan doğrudan Rusya-Ukrayna temasları ateşkese dönüşmemiş olsa da esir değişimi gibi somut ve insani bir çıktı üretebilmişti.
Bu örnekler, Türkiye’nin yalnızca sembolik ev sahibi değil, teknik ve diplomatik kolaylaştırıcı olarak da rol oynayabildiğini göstermektedir.
Bugün şartlar daha da karmaşık hâle gelmiştir. ABD’nin dikkatinin İran ve Ortadoğu’ya yöneldiği bir dönemde, Avrupa bir yandan Ukrayna’ya desteğini sürdürmekte, diğer yandan Moskova ile nasıl ve kim üzerinden konuşulacağı sorusuna cevap aramaktadır.
Rusya ise müzakere masasının şeklini ve katılımcılarını kendi lehine belirlemeye çalışmaktadır. Bu tabloda Türkiye’nin rolü, sadece "toplantı yapılacak salonu tahsis etmek" olmamalıdır. Türkiye, sürecin diplomatik mimarisini düşünmeli, önceden hazırlık yapmalı ve gerektiğinde çok katmanlı bir barış süreci tasarlayabilmelidir. Türkiye diplomaside öncü ülke olmalıdır.
Bu çok katmanlı süreçte üç ayrı hat düşünülebilir.
Birinci hat, doğrudan Rusya-Ukrayna temas hattıdır. Bu hatta öncelik ateşkes, esir değişimi, sivil altyapıya saldırıların durdurulması, enerji tesislerinin korunması ve insani koridorlar olabilir. Büyük barış anlaşması hemen mümkün olmasa bile, küçük ve uygulanabilir adımlar güven inşası sağlayabilir.
İkinci hat, Avrupa ve ABD’nin güvenlik garantileri hattıdır. Ukrayna açısından herhangi bir ateşkes veya barış düzenlemesi, gelecekte yeni bir saldırıya açık kapı bırakmamalıdır. Bu nedenle Avrupa’nın ve ABD’nin sürece dâhil olması kaçınılmazdır. Ancak AB ve ABD'nin dâhil oluşu, arabuluculuk iddiasıyla değil, güvenlik garantileri ve savaş sonrası Avrupa güvenlik düzeni çerçevesinde şekillenmesine destek olmaları açısından daha gerçekçidir.
Üçüncü hat ise Karadeniz ve bölgesel güvenlik hattıdır. Türkiye açısından savaşın Karadeniz’e ve seyrüsefer güvenliğine, enerji altyapısına, tahıl koridorlarına ve önemli emtia ticaretine, deniz güvenliğine ve Montrö rejiminin muhafaza edilmesine benzer etkileri hayati önemdedir.
Türkiye'nin diğer NATO ülkeleri Romanya ve Bulgaristan ile birlikte yürüttüğü mayından arınma tedbirleri gibi pratik güvenlik iş birlikleri bu bağlamda değerlidir. Barış sürecinin yalnızca Donbas hattı veya cephe çizgileri üzerinden değil, Karadeniz’in istikrarı gibi geniş bir çerçeve üzerinden de düşünülmesi gerekir.
Elbette Türkiye’nin bu rolü üstlenmesi kolay değildir. Ankara’nın Moskova ile ilişkilerinde enerji bağımlılığı, Suriye ve Kafkasya gibi konular, Batı ile ilişkilerinde ise NATO dengeleri ve yaptırım beklentileri gibi hassas başlıklar vardır. Ayrıca Türkiye’nin içeride ekonomik ve siyasi gündemi yoğundur.
Diplomatik kapasiteyi sürekli, kurumsal ve hazırlıklı şekilde kullanmak gerekir. Barış diplomasisi yalnızca liderler zirvesinden ibaret değildir; hukukçular, güvenlik uzmanları, enerji uzmanları, akademisyenler, insani yardım kuruluşları, askerî temsilciler ve uluslararası örgütlerle çok boyutlu bir hazırlık gereklidir.
Buna rağmen Türkiye’nin avantajı açıktır. Ankara, hem Rusya hem Ukrayna ile konuşabilen, NATO üyesi olmasına rağmen Rusya ile görüşebilen, AB’nin kurumsal politikalarıyla tamamen özdeşleşmeyen, Karadeniz güvenliğinde doğrudan çıkar sahibi olan, daha önce müzakere ve tahıl koridoru tecrübesi yaşamış, "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesini benimsemiş önemli bir aktördür. Bu nedenle Türkiye, barış görüşmelerine ev sahipliği yapabilecek ülkeler arasında en güçlü adaylardan biridir.
Ancak ev sahipliği tek başına yeterli değildir. Türkiye şimdiden geleceğin barışını planlamalıdır. Dolmabahçe veya İstanbul’da ya da Antalya’da yapılacak olası bir barış kongresi yalnızca fotoğraf veren bir zirve olmamalıdır. Aşamalı ateşkes, esir değişimi, enerji altyapısının korunması, Karadeniz’de deniz güvenliği, tahıl ve gıda koridorları, savaş sonrası yeniden inşa, güvenlik garantileri ve yaptırımların geleceği gibi başlıklarda çalışma grupları kurulmalıdır.
En önemlisi, güven artırıcı mekanizmaların oluşturulduğu bir süreç başlatılmalıdır. Türkiye, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, ABD ve gerektiğinde Çin, Hindistan veya Körfez ülkeleriyle eşgüdüm sağlayabilecek esnek bir diplomatik çerçeve önerebilir.
Savaşın her günü daha fazla insan kaybı, daha fazla yıkım ve daha derin bir güvensizlik üretmektedir. Barışın şartları bugün kolay görünmeyebilir. Tarafların pozisyonları hâlâ birbirinden çok uzaktır. Ancak diplomasinin görevi yalnızca kolay zamanlarda konuşmak değildir. Asıl diplomasi, konuşmanın en zor olduğu zamanlarda asgari temas zeminini koruyabilmektir.
Türkiye’nin önünde zor ama tarihî bir fırsat bulunmaktadır. Ankara, sadece "ev sahipliği yapmaya hazırız" demekle yetinmemeli; süreci sahiplenmeye, hazırlık yapmaya ve barışın kurumsal mimarisini düşünmeye şimdiden başlamalıdır.
Bu elbette demesi kolay, yapması çok zor bir iştir. Fakat Rusya’nın, Ukrayna’nın, Avrupa’nın, Türkiye’nin ve aslında tüm dünyanın barışa ihtiyacı vardır.
Barış hemen gelmeyebilir. Fakat barış masası şimdiden hazırlanmazsa, fırsat doğduğunda onu taşıyacak diplomatik zemin hazır olmayabilir.
Kaynaklar:
Le Monde, 28 Mayıs 2026: Kaja Kallas’ın AB’nin tarafsız arabulucu olmayacağı yönündeki açıklaması. ([Le Monde.fr][1])
Reuters, 28 Mayıs 2026: AB dışişleri bakanlarının Avrupa’nın müzakerelerde tek ses olması gerektiği ve Rusya’nın Avrupa temsilcisini seçemeyeceği yönündeki değerlendirmeleri. ([Reuters][2])
Reuters, 10 Mart 2026: Zelenskiy’nin Türkiye’nin üçlü görüşmelere ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu açıklaması. ([Reuters][3])
Reuters, 22 Nisan 2026: Ukrayna’nın Türkiye’den olası Zelenskiy-Putin görüşmesine ev sahipliği yapmasını istemesi. ([Reuters][4])
Reuters, 17 Mayıs 2025: İstanbul’daki doğrudan Rusya-Ukrayna görüşmelerinde ateşkes sağlanamasa da büyük esir değişimi üzerinde mutabakat oluşması. ([Reuters][5])
[1]: https://www.lemonde.fr/international/live/2026/05/28/en-direct-guerre-en-ukraine-l-europe-ne-sera-jamais-un-mediateur-neutre-entre-kiev-et-moscou-affirme-kaja-kallas-cheffe-de-la-diplomatie-de-l-ue_6693162_3210.html "EN DIRECT, guerre en Ukraine : l’Europe ne sera jamais un « médiateur neutre » entre Kiev et Moscou, affirme Kaja Kallas, cheffe de la diplomatie de l’UE"
[2]: https://www.reuters.com/world/europe/russia-will-not-choose-who-speaks-europe-potential-ukraine-talks-eu-ministers-2026-05-28/ "Russia will not choose who speaks for Europe in potential Ukraine talks, EU ministers say | Reuters"
[3]: https://www.reuters.com/world/europe/zelenskiy-says-turkey-ready-host-next-trilateral-peace-talks-2026-03-10/ "Zelenskiy says Turkey ready to host next trilateral peace talks | Reuters"
[4]: https://www.reuters.com/business/aerospace-defense/ukraine-has-asked-turkey-host-zelenskiy-putin-meeting-fm-says-2026-04-22/ "Ukraine has asked Turkey to host a Zelenskiy-Putin meeting, FM says | Reuters"
[5]: https://www.reuters.com/world/russia-ukraine-hold-first-direct-peace-talks-over-3-years-2025-05-16/ "Ukraine calls on allies to keep pressure on Russia after talks yield no ceasefire | Reuters"
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish