Foreign Affairs'in Mart 2026 sayısında yayımlanan ve siyaset bilimciler Alexander Cooley ile Daniel Nexon tarafından kaleme alınan analizin tezi çarpıcı: Trump yönetiminin dış politikası, ulusal çıkarları değil; başkanın ve yakın çevresinin özel servetini artırmayı hedefliyor.
Makale, pek çok analistin Trump'ı gerçekçi bir lider, büyük güç rekabetinin savunucusu ya da transaksiyonel bir müzakereci olarak tanımladığını hatırlatarak başlıyor. Yazarlara göre bu değerlendirmelerin hepsi aynı temel hataya dayanıyor: Trump'ın dış politikasının Amerikan ulusal çıkarına hizmet ettiğini varsaymak. Oysa yazarlar, Trump'ın ikinci döneminde dış politikayı esasen kişisel servet edinme ve sadık çevreye çıkar sağlama aracına dönüştürdüğünü öne sürüyor. Bu tespit, sıradan bir yönetim eleştirisi değil; ABD'nin uluslararası sistemdeki rolünü ve güvenilirliğini doğrudan sorgulayan yapısal bir tespit.
Sistemin Sökülmesi
Bu tezin en güçlü dayanağı, kurumsal çözülmenin hızı ve kapsamı. ABD dış politikasını onlarca yıl boyunca ayakta tutan yapı, kariyer diplomatlar, bağımsız bürokratlar ve kurumlar arası koordinasyondan oluşuyordu. Trump'ın ikinci döneminde bu yapı sistematik biçimde tasfiye edildi. 1.350'den fazla Dışişleri Bakanlığı çalışanı görevden uzaklaştırıldı; Ulusal Güvenlik Konseyi dramatik biçimde küçültüldü, USAID fiilen lağvedildi. Bu süreç yalnızca bürokratik bir sadeleştirme değil, hesap verebilirlik mekanizmalarının kasıtlı olarak devre dışı bırakılması. Nitekim kariyer büyükelçilerin toplu geri çağrılması da bu tabloya dahil. Yönetim bu adımı rutin prosedür olarak sundu, ancak amaç kurumsal belleği ve bağımsız yargıyı devre dışı bırakmaktı.
Boşalan alana kimin girdiği bu tezi somutlaştırıyor. Başkanın baş diplomatı olarak görev yapan Steve Witkoff, bir New York emlak geliştiricisi; damadı Jared Kushner ve kızının kayınpederi Massad Boulos ise düzinelerce ülkeyle yürütülen müzakerelerin kilit isimleri haline geldi. BAE, İran, Hamas, İsrail, Rusya ve Ukrayna ile yürütülen kritik müzakereler bu isimlerin eline bırakıldı. Ortak özellikleri uzmanlık ya da deneyim değil; başkana kişisel yakınlıkları.
Paketlenmiş İşlemler
Cooley ve Nexon'ın özellikle altını çizdiği kavram "paketlenmiş işlemler". Suudi Arabistan ile imzalanan anlaşma, BAE ile yapılan düzenlemeler ya da Kongo'daki mineral hakları müzakereleri bu modelin örnekleri. Söz konusu paketlerde devlet yatırımları, savunma anlaşmaları, özel iş fırsatları ve zaman zaman Trump ailesiyle bağlantılı kişilere doğrudan mali kazanımlar bir arada sunuluyor. Katar'ın Trump'a hediye ettiği lüks uçak, BAE'deki Trump Kulesi projeleri ya da Witkoff'un kripto para birimi ortaklıkları tek başlarına skandal boyutunda görünebilir; ancak yazarlara göre asıl mesele bunların rastlantı değil, sistemin işleyiş biçimi olduğu.
Bu modelin tehlikesi şeffaflığı yok etmesi. Milyarlarca dolarlık toplam rakamlar öne çıkarılırken, anlaşmanın hangi bileşeninin kamu yararına, hangisinin özel kazanca hizmet ettiği ayırt edilemez hale geliyor. Yazarlar bunu "kasıtlı belirsizlik" olarak tanımlıyor: Yolsuzluğu yalnızca mümkün kılmak değil, sistematik biçimde gizlemek için tasarlanmış bir mimari.
Küresel Yolsuzluk Karşıtı Çabaların Gerilemesi
Makalenin uluslararası boyuttaki en güçlü argümanı, ABD'nin son otuz yılda inşa ettiği yolsuzlukla mücadele mimarisinin sistematik biçimde çözüldüğüne dair. Yabancı Yolsuzluk Uygulamaları Yasası'nın askıya alınması, Kurumsal Şeffaflık Yasası'nın fiilen iptal edilmesi, kripto para birimi denetiminin ortadan kaldırılması ve kara para aklamadan mahkûm kişilere verilen aflar bu tablonun parçalarını oluşturuyor. Yeni yapıda ABD’li şirketler, diğer ülkelerde rüşvet dağıtabilirler. Üstelik söz konusu adımlar rastlantısal değil; birbirini tamamlayan ve denetim boşluklarını genişleten bir bütünlük içinde atılıyor. Yazarlar, dış yolsuzluğun iç yolsuzluğu beslediğini ve bu kısır döngünün Trump Beyaz Saray'dan ayrıldıktan sonra da süreceğini ileri sürüyor.
Değerlendirme
Foreign Affairs makalesinin analitik çerçevesi birçok açıdan zorlayıcı. Tarihsel bağlamı sağlam, somut örneklere dayanan argümanları ikna edici. Bununla birlikte, bazı noktalarda temkinli olmak gerekiyor.
Her şeyden önce, kleptokrasi ile işlevsel dış politika her zaman birbirini dışlamaz. Suudi Arabistan ya da BAE ile yapılan anlaşmaların Trump çevresine kişisel kazanım sağladığı doğru olsa bile, bu anlaşmaların Amerikan stratejik çıkarlarını tamamen yok saydığı sonucuna doğrudan ulaşmak güçtür. Pek çok devlette kişisel çıkar ile kamusal çıkar iç içe geçer ve bunların net biçimde ayrıştırılması karmaşık bir meseledir.
Öte yandan yazarların Türkiye, Macaristan, İsrail ve Rusya'yı "neopatrimonyal" rejimler olarak tek kategoride değerlendirmesi, bu ülkeler arasındaki derin yapısal farklılıkları göz ardı eden bir genelleme içeriyor.
Yine de makalenin temel mesajı geçerliliğini koruyor: ABD dış politika kurumlarının tasfiyesi, uluslararası anlaşmaların güvenilirliğini ve sürekliliğini zedeliyor; yolsuzlukla mücadele normlarının çözülmesi ise küresel ölçekte geriye dönüşü güç sonuçlar doğuruyor. Demokrasilerini geliştirmek isteyen ülkeler için ders açık: Kendi düzenleyici boşluklarını kapatmak ve hukukun üstünlüğünü savunmak artık bir tercih değil, zorunluluk.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish