Savaştan çıkış-kaçış yolunu bulan ABD’nin yeniden çatışmaya dönmesi zor

Gürbüz Evren Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Reuters 

Geçtiğimiz 7 Nisan akşamı saat 21.20’de, CNN Türk kanalının canlı yayınında, Trump'ın İran'a medeniyeti yok etme saldırısını yapamayacağını, bu savaştan bir kaçış-çıkış yolu aradığını ve bunun için de "Beni aradılar, ben de saldırıyı erteledim ya da tamamen iptal ettim" türünden bir bahaneye sığınacağını, Amerikan kamuoyuna da bunu satacağını söyledim.

İyi ki bu tespitim kayıtlara geçmiş, çünkü sonuç aynen söylediğim gibi oldu.

Kendi söylediği yalanlara inanan kişilere mitoman denir.

Trump da kendi yalanlarına o kadar çok inanıyor ki, 3 bin yıllık bir geçmişi olan İran’a, “medeniyetini yok ederim” tehdidini savurabiliyor.

Aklı başında olan bir devlet yöneticisi bilir ki, 3 bin yıllık bir medeniyet 1 gece yapılacak saldırıyla yıkılmaz, yok olmaz.

Ama Trump bu, bazen ağzından çıkanı kulağı duymuyor.

İran Savaşı 40. gününde, 15 günlük ateşkes kararı alınmasıyla durduruldu.

Bu ateşkesi en çok isteyen de Amerikan Başkanı Trump’tı.

Pakistan, Türkiye’yi ve Mısır’ı araya sokarak şimdilik bir çıkış-kaçış yolu buldu.

İran’ın da ABD’nin de talepler listesi var.

ABD, “İran taleplerimi kabul etti” diyor, İran da “ABD benim taleplerimi onayladı” yanıtını veriyor.

Kimin neyi kabul ettiği ya da reddettiği konusunda net bir görüş sahibi olmak için sürecin devamını yakından izlemek zorundayız.

Ama bu saatten sonra Trump’ın, “İstediğim anlaşmayı yapmazlarsa, İran’ı yakarım, yıkarım, yok ederim” tehditleri sökmez.

Trump, “Anlaşma için yalvardılar” dedi.

Buna da inanılmasını bekliyor.

Eğer savaşta taraf olan bir ülke yalvaracak duruma geldiyse, bitmiş ve tükenmiş demektir.

Bu durumdaki bir ülkeye rakipleri acımaz, son darbeyi indirirler.

Hele bu rakipler ABD ve İsrail ise kendilerine yalvaracak duruma düşmüş bir İran’ı haritadan siler, parçalara bölerler.

Kısacası Trump’ın tutarsız söylemleri, zayıflığını ve elindeki kozların azlığını ortaya çıkardı.

Japonya, Güney Kore, Avustralya gibi müttefiklerinin yanı sıra bizzat kurucusu olduğu NATO’daki ortaklarının da yardım çağrılarını karşılıksız bırakması, Trump’ı daha da kötü bir duruma düşürdü.

Hepsinden önemlisi, Çin ve Rusya gibi rakipleri, Trump’ın zayıflığını görmüş oldu.

İran Savaşı’nda, Trump’a Cumhuriyetçilerin desteği başlarda yüzde 75 civarındaydı.

Ancak savaş uzayıp, ABD’de benzin fiyatları fırlayınca, her Amerikan vatandaşı gibi Cumhuriyetçiler de bundan etkilendi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Savaşın her gününde Cumhuriyetçilerin savaşa desteği düşmeye başladı.

Bugün savaşa destek yüzde 20’lere gerilemiş vaziyette.

Hatırlayalım, 1991 yılında Baba Başkan Bush tarafından başlatılan Körfez Savaşı’na Cumhuriyetçilerin desteği yüzde 89’u bulmuştu.

2001 yılında, oğul Bush tarafından başlatılan Afganistan Savaşı’na Cumhuriyetçilerin desteği yüzde 96 ile rekor düzeydeydi.

2003 yılında yine oğul Bush tarafından başlatılan Irak işgaline Cumhuriyetçilerin desteği ise yüzde 93 olmuştu.

Diğerleri gibi Cumhuriyetçi bir Başkan olan Trump, kendi cenahından bile başlattığı İran Savaşı’na destek alamaz duruma düştü.

Birinci ve 2. Körfez Savaşlarında Cumhuriyetçi Başkanlara destek veren Cumhuriyetçi seçmen, 3. Körfez Savaşı olarak da tanımlayabileceğimiz İran Savaşı’nda, Başkanlarının arkasında durmadı.

Kırk günlük savaş boyunca sürekli tehditler savuran Trump, İran’ı havadan vurmaktan öteye gidemedi.

İran’ın petrol ihracatının en önemli noktası olan Harg Adası’na asker çıkaracağını, kontrol altına alacağını birçok kez söylemesine rağmen, hava bombardımanından başka bir şey yapamadı.

Trump’ın, Harg Adası takıntısının bir nedeni var.

Bu konuda belki ilk kez duyacağınız bir bilgiyi paylaşalım.

Donald Trump, Amerikan kamuoyunda iş adamı kimliğiyle tanındığı 1988 yılında, Guardian gazetesine bir röportaj vermişti.

Trump bu röportajda Körfez Arap ülkeleriyle ilişkilerin önemine değindikten sonra şöyle diyordu:

İran’ı hizaya getirmeliyiz. Bunun için petrol ihracatının can damarı Harg Adası’nı ABD bir gün mutlaka ele geçirmelidir. Bu adanın kontrolü bizde olmalıdır.


Aradan geçen 36 yıldan sonra İran’ın Harg Adası değil, ABD’nin Körfez Arap ülkelerindeki varlıkları tehlike altında.

ABD’nin Körfez’de 2 trilyon dolar civarında varlıkları bulunuyor.

Savaşın sürmesi bu varlıkları ciddi şekilde tehdit altında bırakacaktır.

Trump, Hürmüz Boğazı’nın bir an önce gemi trafiğine açılmasını dört gözle bekliyor.

Ama İran’ın bu konudaki tavrı belli.

Aralarında Türkiye’nin de olduğu dost ülkelere geçiş izni verdi.

Yuan cinsinden ödemeyi kabul eden ülkelere paralı geçiş hakkı tanıdı.

ABD ve İsrail’le bağlantılı gördüğü ülkelere ise geçiş izni vermedi.

Yeri gelmişken söyleyelim, eğer İran, Hürmüz Boğazı’ndan gemi geçişlerini paralı yaparsa, yılda 80 milyar dolarlık bir gelir elde edecek.

Bu nedenle Hürmüz Boğazı konusu daha birçok tartışma ve pazarlığa gebe gibi gözüküyor.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU