İran savaşı ve Netanyahu’nun şeytani planı

Gürbüz Evren Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AP

Savaşın başından beri İsrail’in hedefi İran değildi.

İran’daki rejimi değiştirmek, füzeleri ve rampaları yok etmek de değildi.

Hele nükleer tesisler hiç değildi.

“Hadi canım, buna inanmamızı bekleme” diyenlere Netanyahu’nun şeytani planını özetleyeyim.

Netanyahu, Trump’ı İran’a saldırmaya bir şekilde (Epstein dosyası) ikna etti.

ABD ile birlikte İran’ı vurmak, büyük hasar açmak, zarar vermek, halkı yönetime karşı sokağa dökmek, rejimi zayıflatmak, devirmek, askeri ve sivil liderleri öldürmek elbette Netanyahu’nun planının bir parçasıydı.

Ama Netanyahu, İran’da rejimi değiştiremeyeceklerini ve hedeflerine ulaşamayacaklarını biliyordu.

Bu nedenle Gazze kasabı Netanyahu’nun asıl hedefi Lübnan’dı.

Dünya kamuoyunun dikkati İran savaşına yoğunlaşmışken, Netanyahu, Lübnan’dan “toprak çalma” planını uygulamaya koydu.

Gündemi İran savaşı kaplarken Netanyahu, önce hava operasyonlarıyla ardından kara harekâtıyla Lübnan’ın güneyine saldırdı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

İsrail ordusu, Akdeniz kıyısındaki Sayda kentinden, doğuda Suriye sınırına doğru olan bölgedeki Jezzine kentine uzanan hattın güneyinde kalan alana yoğunlaştı.

Sayda’dan İsrail sınırına kadar 40 km derinliğindeki bölgede yaşayan yaklaşık 1 milyon sivili, ölümle tehdit ederek, kimi zaman da bombalayarak buradan kuzeye sürdü.

Sonra da bölgedeki Hizbullah güçlerine yönelik ağır hava bombardımanı ve kara harekâtına başladı.

Bir yandan İran’a karşı savaşta belirlenen hedefleri vuran İsrail, işin zor tarafını ABD’ye bırakarak Lübnan’daki şeytani planını uygulamaya devam etti.

İran savaşına paralel olarak yapılan Lübnan operasyonunda İsrail ordusu 40 günde sadece 5 km ilerleyebildi.

Çünkü İsrail ordusunun operasyonlarını öngören ve hazırlıklı olan Hizbullah güçlerinin çok sert direnişiyle karşılaştı.

Yani Hizbullah, Netanyahu’nun beklediği gibi zayıflamış değildi.

İsrail, Hizbullah’a karşı başlattığı savaşta kural tanımaz tutumunu sürdürüyor.

Düşmanını yok etme hedefine giderken, sivilleri ve sivil altyapıyı vurmak İsrail’in daha önce de uyguladığı savaş stratejisinin bir parçasıdır.

Hizbullah’ı vururken, yanında, yakınında, çevresinde kim varsa hedefimdir anlayışıyla hareket ediyor.

Bu insanlık dışı Siyonist zihniyeti Gazze’de de 2 yıl boyunca gördük.

Sadece sivillerin yaşadığı evler değil, hastaneler de, okullar da, camiler ve kiliseler de İsrail ordusunun hedefi oldular.

Şimdi aynı vahşeti Lübnan’da sergiliyorlar ve binlerce sivili öldürdüler.

Netanyahu, İran savaşında ateşkese varılmasını istemiyordu.

Savaşın uzamasını, böylelikle Lübnan operasyonunun dünya kamuoyunun gündeminden uzak kalmasını umuyordu.

Şimdi de 15 günlük ateşkes sürecini bir fırsat olarak değerlendiren Netanyahu, Lübnan operasyonunda önemli kazanımlar elde etmeyi planlıyor.

Bu nedenle 15 günlük ateşkes sürecinin de uzatılmasını, ABD ve İran heyetleri müzakere ederken Güney Lübnan’da sivillerden arındırılmış kalıcı kontrol sağlayacağı alanları yaratmak istiyor.

İran savaşında varılan ateşkesin Lübnan’ı kapsamadığına ilişkin ısrarı da bu yüzden.

Netanyahu’nun bu planı, Trump’ı da zor duruma düşürmeye başladı.

Çünkü tam da bu savaştan bir çıkış-kaçış yolu bulmuşken, Netanyahu’nun Lübnan ısrarı, İran’ın sert tepkisine, İsrail’i vururum uyarısına neden oldu.

Netanyahu, işi yavaştan alacağını ve Lübnan-İsrail görüşmelerinin Washington’da başlayacağını açıklasa da askeri operasyonlara son vermeyeceğini herkes biliyor.

İsrail Hizbullah’ı vururken, İran’ın vekil gücüne duyarsız kalması, onu korumaya almaması düşünülemez.

Çünkü böylesi bir tavır İran’ı tüm vekil güçleri karşısında güvenilmez yapar ve gelecekteki birlikteliklere zarar verir.

İsrail, İran savaşını kullanarak sadece Lübnan’dan değil, Batı Şeria’dan da toprak çalmaya devam ediyor.

İran savaşı sürerken İsrail Hükümeti sessiz sedasız bir şekilde Batı Şeria’da yeni Yahudi yerleşimlerini onayladı.

Ayrıca 2022’den itibaren Batı Şeria’da yasa dışı bir şekilde kurulan Yahudi yerleşimlerini de yasallaştırdı.

Böylelikle toplamda 102 Yahudi yerleşimi Batı Şeria’nın değişik noktalarında ortaya çıktı.

Bu, Filistinlilerin bölgeden sürülmesi anlamına geliyor.

Bugüne kadar 36 bin 145 Filistinlinin evlerine, arazilerine, zeytinliklerine ve işyerlerine el koyuldu.

Yani Yahudi yerleşimciler, Arapları zor kullanarak bulundukları yerlerden attılar, kovdular.

Tüm bu gelişmeler, İsrail’in Araplardan sadece toprak çalması değil, Batı Şeria’daki Filistin Yönetiminin zorla bitirilmesi anlamına da gelmektedir.

Görüldüğü üzere İsrail, İran savaşını bir kalkan gibi kullanarak Lübnan’dan ve Batı Şeria’daki Filistinlilerden açıkça toprak çalmaya soyunmuştur.

Netanyahu, siyasi geleceğini korumak ve hakkındaki davalar nedeniyle yargı önüne çıkmamak için her yolu deneyecektir.

Bunun için en önemli yol ise ABD-İran arasındaki müzakereleri rayından çıkarmak, olmazsa görüşmeleri uzatmayı denemektir.

Netanyahu, İran'a karşı savaşını yeniden başlatabilmeyi de bir seçenek olarak köşede tutuyor.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU