Uluslararası ilişkilerde nihilizm eleştirisi

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı: "Arıza kavramı, yeni nesil savaş paradigmaları, yapay zekâ ve politik uyanışın zorunluluğu"

Günümüz savaşlarında belirleyici unsur yalnızca ateş gücü değil; bilgi, algoritmalar, karar destek sistemleri ve durum değişikliğini yönetebilme kapasitesidir / Fotoğraf: Militarnyi

Günümüz stratejik ve jeopolitik analizlerinde "nihilizm" kavramı giderek daha sık dolaşıma girmektedir. Özellikle Emmanuel Todd’un La Défaite de l’Occident (Batı Kendi Sonunu mu Hazırlıyor?) eserinde olduğu gibi, bazı yaklaşımlar Batı toplumlarının ve dolaylı olarak büyük güçlerin davranışlarını metafizik bir boşluk, değerlerin aşınması ve yıkım dürtüsü üzerinden açıklamaktadır.

Bu teşhis, kültürel ve demografik göstergeleri stratejik alana taşıması bakımından dikkat çekici olsa da, devletlerin kurumsal yapılarını, çıkar hesaplarını, askerî gerçeklikleri, savaşın evrimsel dinamiklerini ve yapay zekânın yükselen rolünü yeterince hesaba katmadığı için analitik açıdan yetersiz kalmaktadır. Nihilizm, karmaşık sistemleri "hiçlik" kategorisine indirgeyerek kurumsal aklı, realist kısıtları ve rekabet koşullarını göz ardı etme riski taşır.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Büyük güçlerin —Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa devletleri, Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti— kurumsal yapılarıyla "nihilist bir strateji"yi neden ve nasıl uygulayacakları sorusu, bu yaklaşımın temel zaafını ortaya koyar. Söz konusu aktörler; tarihsel birikimleri, bürokratik gelenekleri, askerî-endüstriyel kapasiteleri ve uzun vadeli planlama mekanizmalarıyla hareket eder.

Davranışları çıkar, güvenlik, güç dengesi ve sistemik rekabet mantığına dayanır. Geçici sapmalar, lider düzeyindeki hatalar veya uyum sorunları yaşansa da bunlar, sistemin tamamen "hiçlik" üzerine kurulduğu anlamına gelmez. Bu nedenle, söz konusu sapmaları metafizik bir çöküş olarak değil, bana göre (anlatımlarımda yer bulduğu üzere) "arıza" kavramı çerçevesinde değerlendirmek daha isabetlidir.

Arıza, sistemin işleyişindeki tıkanıklık, bilinç eksikliği, konformizm, yozlaşma, kısa vadeli çıkarların uzun vadeli stratejiyi bozması ve özellikle yeni nesil savaş paradigmaları ile yapay zekâ entegrasyonuna uyum sağlayamama durumunu ifade eder. Toplumsal düzeyde anomi, kültürel bozulma ve manipülatif süreçler; askerî-siyasi düzeyde ise planlama, lojistik, istihbarat-değerlendirme, siyasi-askerî uyum sorunları ve teknolojik adaptasyon eksiklikleri arıza olarak tezahür eder. Bu yaklaşım, sorunu teşhis edilebilir ve müdahale edilebilir bir düzleme taşır. Nihilizm ise "her şey boştur" önermesiyle iradeyi felç etme potansiyeli taşırken, arıza teşhisi düzeltme imkânı açar.


Beşinci ve altıncı nesil savaş perspektifinden değerlendirme

Polemolojik çalışmalarımda savaş yöntemlerinin statik bir hiyerarşi izlemediğini; her nesil savaşın önceki unsurları bünyesinde barındırarak hibrit kombinasyonlar oluşturduğunu belirtmişimdir. 4. nesil savaş asimetrik ve vekil unsurlara dayanırken, beşinci nesil savaş ağırlıklı olarak kinetik olmayan unsurlara —sosyal mühendislik, dezenformasyon, siber operasyonlar, algı yönetimi ve yapay zekâ destekli araçlara— dayanan bir "bilgi ve algı savaşı" paradigması olarak ortaya çıkmıştır. Bu nesil cephesiz, hibrit, çok alanlı ve bilişsel odaklıdır. Klasik zafer kavramı bu çerçevede yetersiz kalmakta; asıl belirleyici unsur "durum değişikliğidir". Temel soru şudur: Aktörlerden hangisi, diğerini stratejik planda yer, zaman ve şartlar bakımından mevcut durum ve seviyeden farklı bir duruma taşımıştır? Kazanan, bu süreci en etkin biçimde yöneten taraftır.

Ukrayna-Rusya Savaşı, beşinci nesil savaşın somut bir laboratuvarı niteliğindedir. Rusya, konvansiyonel unsurları hibrit ve bilişsel araçlarla entegre etmeye çalışmış; Ukrayna ise direnç, dış destek ve teknolojik adaptasyon kapasitesiyle karşılık vermiştir. Savaşın başlangıcından itibaren gerçek askerî değerlendirmelerle arızayı teşhis etmiş; aşırı iyimser ilk planları, kuvvet yetersizliklerini, lojistik kırılganlıkları ve siyasi hedeflerle operasyonel kapasite arasındaki boşlukları vurgulamışımdır. Örneğin Prof. Dr. John Mearsheimer gibi "Rusya kazandı" yönünde bir tespit yapmamışımdır. Çünkü klasik zafer kategorisi, devam eden yıpratma dinamikleri, yüksek maliyetler ve yeni durum değişiklikleri karşısında geçerliliğini yitirmektedir. Eğer konu ABD, Avrupa ve NATO ise somut bir durum değişikliği olarak İsveç ve Finlandiya’yı ittifaka dâhil etmesi, Rusya’nın güvenlik endişesi olarak sunduğu genişleme sürecinin savaş koşullarında daha da derinleştiğini göstermektedir.

altıncı nesil savaş ise daha ileri bir paradigma değişimine işaret eder. Daha önce, beşinci nesil savaş döneminin insanı önceki nesilleri özletecek nitelikte olduğunu ve altıncı nesli hayal etmenin dahi temkin gerektirdiğini belirtmiştim. Bu nesil, araç ve makinelerden ziyade belirli bir dünya tasarımına vurgu yapar. İnsan-makine ortaklığı belirginleşir; gerçek, hipergerçek, sanal ve yapay boyutlar iç içe geçer. Düşman-dost ayrımı zorlaşır; cephe kavramı geleneksel anlamını yitirebilir ve uzay alanı da dâhil olmak üzere farklı formlarda tezahür eder. Kitle imha silahları ve silahlanma yöntemleri stratejik ve operasyonel alana daha esnek biçimde yayılır. altıncı nesil savaş, zayıf olanı hedef alma eğilimindedir; zihin ve ruh üzerinden başka bir dünya anlayışının aşılanması çabasını içerir. Bu bağlamda hâlâ klasik "zafer" peşinde koşan yaklaşımların geçerliliği sorgulanmalıdır.

Nihilizm teşhisi, beşinci ve altıncı nesil savaşın bu dinamiklerini kavramakta yetersiz kalmaktadır. Yeni nesil savaşlar bilinçli durum değişikliği yönetimi, bilişsel üstünlük ve insan-makine entegrasyonu gerektirmektedir. Arıza, tam da bu paradigmalara uyum sağlayamama durumudur.
 

Yapay zekâ, komuta mekanizmaları, simülasyonlar ve ortaya çıkan yeni atmosfer

Beşinci ve altıncı nesil savaşların —ve bundan sonraki bütün savaş makinelerinin— en belirleyici unsurlarından biri, yapay zekânın silah sistemlerinde, otonom platformlarda ve özellikle komuta-kontrol mekanizmalarında giderek artan rolüdür. Yapay zekâ artık yalnızca destekleyici bir araç değil; hedef tespiti, tehdit değerlendirmesi, ateş kontrolü, lojistik optimizasyonu, siber savunma ve karar destek süreçlerinin merkezine yerleşmektedir. İnsan-makine ortaklığı, altıncı nesil savaşın temel karakteristiği hâline gelmektedir. Robot sistemler, sürü dronlar, otonom kara platformları ve bilişsel savaş araçları, savaşın tempo ve kapsamını kökten değiştirmektedir.

Aynı zamanda simülasyonlar ve savaş oyunları, bu dönüşümü hızlandırmaktadır. Geleneksel masaüstü tatbikatların ötesine geçen yüksek çözünürlüklü, yapay zekâ destekli simülasyon ortamları; senaryo üretimi, karar alma süreçlerinin test edilmesi, risk modellemesi ve çok alanlı operasyonların provalanması için vazgeçilmez hâle gelmiştir. Bundan sonraki dünya, simülasyonlarla sürekli gözden geçirilen, yapay zekâ tarafından desteklenen ve kısmen şekillendirilen bir stratejik ortam olacaktır.

Bu gelişme, hem teknik hem de felsefi düzeyde karşılıklı eleştiriyi zorunlu kılar. Teknik açıdan, yapay zekânın komuta mekanizmalarındaki yeri, insan karar vericinin mutlak egemenliğini sarsmakta; hata toleransını düşürmekte ve veriye dayalı, yüksek hızlı karar döngülerini dayatmaktadır. Felsefi açıdan ise insan iradesinin "hiçlik" veya salt yıkım yönelimli yaklaşımlara kayma ihtimalini sınırlayan yeni bir atmosfer doğmaktadır. Yapay zekâ sistemleri —veri, modelleme, simülasyon ve optimizasyon mantığıyla işledikleri ölçüde— saf metafizik boşluk veya amaçsız yıkım önermelerini sürdürülebilir bulmamaktadır. Bu, yalnızca askerî alanda değil, politik merkezlerde de geçerlidir. Karar alma süreçlerinin yapay zekâ destekli analiz, senaryo testleri ve risk modellemesiyle desteklenmesi, "arıza"nın daha erken teşhis edilmesini ve düzeltilmesini mümkün kılarken, nihilist veya aşırı öznel sapmaları kısıtlamaktadır.

Bu yeni atmosfer, yapay zekânın —mevcut ve gelecekteki sistemlerin— saf nihilist veya amaçsız yıkım yönelimlerine müsamaha göstermeyeceği bir ortamdır. Veri ve modelleme temelli sistemler, "her şey boştur" önermesini operasyonel düzeyde doğrulanabilir ve sürdürülebilir bulmaz. Bu durum, yapay zekâ sistemleri için de yeni bir çerçeve oluşturmaktadır. Politik merkezlerde bu hususların inşası, yalnızca silah ve komuta sistemlerinin entegrasyonuyla sınırlı kalmamalı; stratejik planlama, senaryo üretimi, risk yönetimi ve bilinç yükseltme süreçlerine yapay zekâ destekli araçların sistematik biçimde dâhil edilmesini gerektirir. Aksi takdirde arıza, teknolojik üstünlük karşısında daha da derinleşir.

Bu bağlamda, insanlığın "hiçlik" yaklaşımına yönelebileceği konularda hata yapan yaklaşımları açıkça belirtmek gerekir. Emmanuel Todd’un metafizik boşluk ve Batı’nın nihilizme gömülmesi tezi, teknolojik ve yapay zekâ boyutunu yeterince hesaba katmamaktadır. John Mearsheimer’ın realist çerçevesi, güç dengesi ve güvenlik ikilemine odaklanırken, beşinci ve altıncı nesil savaşların bilişsel, otonom ve simülasyon destekli dinamiklerini ile yapay zekânın karar süreçlerindeki dönüştürücü etkisini ikincil bırakmaktadır. Benzer biçimde, klasik zafer kategorisine aşırı bağlı kalan, teknolojik paradigma değişimini göz ardı eden veya savaşın insan-makine ortaklığı boyutunu küçümseyen analizler de aynı hataya düşmektedir. Bu isimler ve yaklaşımlar, arızayı teşhis etmek yerine onu metafizik veya dogmatik kategorilere indirgeme eğilimi göstermektedir.


Askerî gerçekçilik, vazife ve nihilizm karşısında temel şart

Savaşlara karar veren liderler ve politikacılar çeşitli etkiler altında kalabilir, hatalar yapabilir ve hatta sonuçları nihilizme yakıştırılabilecek sapmalara yol açabilir. Uluslararası ilişkiler teorisyenleri ve tarihçiler de yanılabilir; kültürel veya ideolojik çerçeveler üzerinden genellemelere gidebilirler. (Konformizm, çoğunlukla bu iki düzlemde kesişenlerin neden olduğu arızadır.) Ancak bir savaş bir kez başladığında her şey gerçektir. Bu noktada askerin vazifesi ve savaşın oluş şekli, politik karar süreçlerini bir kenara koyduğumuzda, en temel gerçekçi tarafı oluşturur.

Askerlerin görevi, politikacılara olacak ve olmayacak hususları gerçekçi biçimde işaret etmektir. Bu, yalnızca "mümkün olanı söylemek" değil; kuvvet oranı, lojistik sürdürülebilirlik, arazi ve iklim koşulları, zaman faktörü, düşman iradesi, istihbarat güvenilirliği ve risk hesaplarını somut verilerle ortaya koymaktır. Silah sistemlerindeki teknik hatalar veya üretim sorunları ayrı bir konudur. Fakat taktik, operatif ve stratejik düzeyde hesap yapan uzman askerler ve kurmaylar hiçbir zaman nihilizmi düşünmezler. Onlar gerçeği düşünürler. Çünkü motive oldukları şey ölmemek ve hedefleri ele geçirmektir. Bu, en büyük gerçek şarttır. Bir askere "hiçlik" anlayışını anlatamazsınız; asker için her şey anlamlıdır ve sonuç odaklıdır. Cephede, lojistik hattında, istihbarat değerlendirmesinde veya ateş planlamasında "anlam yok" önermesi işlemez. Orada mesafe, zaman, kuvvet oranı, arazi, hava durumu, mühimmat durumu, komuta-kontrol bütünlüğü ve düşman iradesi vardır. Bunlar somuttur ve hesaplanabilir olmalıdır.

Taktik düzeyde bir birlik komutanı için "hiçlik" yoktur; ateş destek koordinasyonu, manevra alanı, zayiatsız ilerleme veya savunma hattının tutulması vardır. Operatif düzeyde bir kolordu veya ordu planlamasında, lojistik hatların kesilme riski, takviye süreleri ve senkronizasyon hesaplanır. Stratejik düzeyde ise ulusal hedeflerle askerî kapasite arasındaki uyum, uzun süreli yıpratma ihtimali ve durum değişikliğinin yönetimi değerlendirilir. Bu 3 düzeyde de kurmay disiplini, veriyi, tecrübeyi ve risk modellemesini birleştirerek "Ne yapılabilir, ne yapılamaz?" sorusuna cevap arar. Nihilizm bu disipline yabancıdır; çünkü nihilizm, hesabı ve sonucu anlamsızlaştırır. Asker ise hesabı ve sonucu hayatta kalma ve vazife icrasının ön şartı olarak görür.

Örnek olarak Ukrayna-Rusya Savaşı’nın başlangıç dönemini ele alalım. Siyasi düzeyde çeşitli beklentiler, hızlı zafer anlatıları veya ideolojik çerçeveler dolaşırken, askerî değerlendirmeler kuvvet yetersizliklerini, lojistik kırılganlıkları, plan-hedef uyumsuzluklarını ve ilk günlerdeki komuta sorunlarını arıza olarak teşhis edebiliyordu. Ben de savaşın en başından itibaren gerçek askerî bilgiyle bu arızaları ifade etmiş, "Rusya kazandı" türü kesin zafer iddialarından uzak durmuştum. Hatta eleştiri cümlemde şu vardı: "Rusya’nın yaptığı harp prensiplerine uymuyor." Çünkü sahadaki hesap, siyasi arzuların ötesinde işler. Benzer şekilde, NATO’nun İsveç ve Finlandiya’yı bünyesine katması gibi somut durum değişiklikleri, askerî gerçekliğin siyasi niyetlerden bağımsız olarak kendi mantığını dayattığını göstermektedir. Savaş uzadıkça her iki tarafın da taşıdığı maliyetler, personel kayıpları, mühimmat tüketimi ve moral faktörleri, "nihilist çöküş" anlatılarından ziyade somut arıza ve adaptasyon süreçlerini ortaya koymuştur.

Tarihsel olarak da benzer örnekler vardır. 1. Dünya Savaşı’nda siper savaşının çıkmazı, 2. Dünya Savaşı’nda lojistik ve endüstriyel kapasitenin belirleyiciliği veya daha yakın dönemde asimetrik çatışmalarda yerel direncin hesap dışı bırakılması, politik beklentilerle askerî gerçeklik arasındaki boşluğun bedelini göstermiştir. Kurmay planlaması bu boşluğu kapatmaya çalışır. Günümüzde yapay zekâ destekli simülasyonlar ve karar destek sistemleri, bu askerî gerçekçiliği daha da güçlendirmektedir. Kurmay planlaması artık yalnızca tecrübe ve sezgiye değil, yüksek çözünürlüklü senaryo testlerine, risk modellemesine, kuvvet-karşı kuvvet analizlerine ve çok alanlı operasyon provalarına dayanmaktadır. Bu ortamda nihilist bir bakış açısı operasyonel olarak geçersizdir. Asker, sonucu elde etmek veya hayatta kalmak için motive olduğu sürece, her unsuru anlamlı ve hesaplanabilir kabul eder.

Politikacıların dâhil olduğu karar katmanlarını ayıkladığınızda, savaşın en temel gerçekçi tarafı askerî vazife ve hesap disiplinidir. Bu disiplin, arıza teşhisini mümkün kılan en sağlam zemindir. Uluslararası ilişkiler teorisyenleri veya tarihçiler genelleme yapabilir, kültürel çöküş anlatıları kurabilir; ancak cephedeki, karargâhtaki ve simülasyon odasındaki asker, "hiçlik" ile değil; mesafe, zaman, kuvvet ve irade ile uğraşır. Bu yüzden askerî gerçekçilik, nihilizm karşısında en dirençli ve en sonuç odaklı yaklaşımdır. Vazife, hayatta kalma ve hedefe ulaşma motivasyonu, anlamı zorunlu kılar. Anlamın zorunlu olduğu yerde nihilizm işlemez.
 

Todd ve Mearsheimer yaklaşımlarının eleştirisi

Todd’un Batı’nın metafizik boşluğa düştüğü ve bu durumun yıkım dürtüsüne yol açtığı yönündeki teşhisi, Ukrayna Savaşı bağlamında "Rusya’nın kazandığı / Batı’nın yenildiği" sonucuna bağlanmaktadır. Bu yaklaşım, kültürel-demografik verileri stratejik alana taşırken, beşinci nesil savaşın cephesiz ve (4. nesil savaştan itibaren kullanılan) hibrit karakterini, NATO genişlemesini, savaşın hâlâ devam eden maliyetlerini ve yapay zekâ destekli sistemlerin yükselen rolünü yeterince hesaba katmamaktadır. Büyük güçlerin kurumsal yapıları, lider düzeyindeki sapmalara rağmen sistemin bütünüyle "hiçlik" mantığına indirgenmesine izin vermez.

John Mearsheimer’ın realist çerçevesi de benzer bir sınırlılık göstermektedir. (Bence erken dönem değerlendirmesidir.) NATO genişlemesinin Rusya’yı provoke ettiği, savaşın kaçınılmaz olduğu ve Rusya’nın askerî avantajlarıyla kazanacağı yönündeki öngörüleri, savaşın dinamik seyrini, direnç kapasitelerini, teknolojik adaptasyonu, yapay zekâ ve otonom sistemlerin etkisini ile her iki tarafın taşıdığı arızaları yeterince okuyamamıştır. Realizmin dogmatik uygulanışı, durum değişikliğini kaçırma riski taşır. Oysa savaşın başlangıcından itibaren arıza teşhisi, "Rusya kazandı" iddiasından kaçınma ve somut gelişmeleri (NATO genişlemesi dâhil) takip etme tutumu, daha tutarlı bir çerçeve sunmaktadır.


Kurumsal yapılar, rekabet ve arıza

Büyük güçlerin kurumsal yapıları, nihilist bir stratejinin sürdürülebilirliğini engeller. Amerika Birleşik Devletleri’nde endüstriyel-askerî kompleks, istihbarat kurumları ve siyasi denetim mekanizmaları; Avrupa’da regülasyon ve ittifak yapıları; Rusya’da devlet aygıtı; Çin’de uzun vadeli planlama kapasitesi, "hiçlik" üzerine politika inşa edilmesini kısıtlar. Sapmalar arıza olarak ortaya çıkar; sistem ya düzeltir ya da rakipler boşluğu doldurur. Yoğun rekabet ortamında beyhude çabalar ve zayıf liderlik örnekleri görülebilir. Ancak yapılacak iş, arızaları teşhis etmek, yeni alıcılar yaratmak ve durum değişikliğini bilinçli biçimde yönetmektir.

Günümüzün hızla gelişen stratejik ortamında —Ukrayna’nın beşinci nesil savaşın laboratuvarı niteliği, otonom sistemler, insan-makine ortaklığı, simülasyon destekli planlama ve bilişsel alanın genişlemesi— bu konu ertelenecek bir mesele değildir. Geçmiş imparatorluk dönemlerinde hatalar daha uzun süre tolere edilebilirdi. Bugün ise arıza hızla görünür hâle gelmekte ve cezalandırılmaktadır. Yapay zekâ destekli sistemler bu süreci daha da hızlandırmaktadır.


Anomi, kültürel boyut, bilinç ve politik uyanış

Arıza yalnızca askerî-siyasi düzeyde tezahür etmez. Toplumsal düzeyde anomi, yozlaşma ve kültürel bozulma da aynı çerçevede değerlendirilmelidir. Bilinç eksikliği ve yüzleşme yoksunluğu, kleptokrasi ile manipülatif süreçleri besler. Medya alanında yüzeysellik ve algı operasyonları, gerçekliğin yerine ikame edilmeye çalışılan anlatıları üretir. Bu da bir arızadır.

Bu noktada Politik Uyanış çalışmamda ortaya koyduğum çerçeve belirleyici hâle gelir. Nihilizm, bilincin düşmanıdır. İnsan yalnızca "orada olmak"la yetinemez; kendi varoluşunu sorgulayan, yüzleşen ve anlam üreten bir varlık olmak zorundadır. Yüzleşme eksikliği —"Kendimizle yüzleşmeyi hiç istemedik ki"— kültürel ve stratejik arızanın kök nedenlerinden biridir. Politik uyanış, konformizme, yüzeysel hamasete ve bilinçsizliğe karşı bağımsız, derin ve akılcı bir duruşu ifade eder. Vicdan, sorumluluk ve bilinç yükseltme, arızanın teşhisi kadar giderilmesi için de zorunludur. Nihilizm söylemi bu uyanışı engellerken, arıza teşhisi onu mümkün kılar.


Sonuç

Stratejik gerçeklik şudur: Klasik zafer kategorisi yetersiz kalmakta; "durum değişikliği" belirleyici olmaktadır. beşinci ve altıncı nesil savaş çağında, yapay zekânın komuta ve simülasyon süreçlerindeki yükselen rolüyle birlikte, bu değişikliği bilinçli yönetmek, arızaları görmek ve düzeltmekle mümkündür. Dünya sistemi bütüncül bir bakışla ele alınmalı; manipülasyon yerine öğrenme, panik yerine sistemik analiz benimsenmelidir. Bilinç yükseltilirse, yüzleşme gerçekleşirse ve irade ortaya konursa arıza giderilebilir. Nihilizm, boşluğu kaçınılmaz bir kader olarak sunar. Arıza teşhisi ise düzeltme imkânını ortaya koyar. Politik uyanış, bu imkânı kullanma iradesidir. Askerî vazifenin gerçekçi disiplini ise bu iradenin en sağlam zeminlerinden biridir. beşinci ve altıncı nesil savaşlar ile yapay zekânın dönüştürücü etkisi üzerine yürüttüğüm analizler, konunun bu çerçevede ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Politik Uyanış’a ilave Polemoloji isimli kitabım da bu gerçekçiliği genişletmektedir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU