Polemolojik yaklaşımla beşinci nesil savaş

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı

İllüstrasyon: Aïda Amer/Axios

Bence en yozlaşmış (veya yozlaştırılmış) savaş dördüncüsüdür. Emin olun bir asker olarak buna savaş demek istemiyorum, sadece kabulleniyorum! Ancak korkarım ki beşinci nesil savaş, dördüncüsünü arattıracaktır. Şok edici, kaotik ve tamamen istikrarsızlıkların ve krizlerin yönetilmesine dayalı sistemli bir savaş tarzı gerçekleşecektir.

Geçiş dönemi örneklerinin en belirgin olanı ABD’nin Afganistan olayıdır. Özellikle çekilme evresi ve Afganistan’ın Taliban’a teslim edilme süreci şaşırtıcıdır, kaotiktir, şok edicidir, istikrarsızlığı kökleştirir cinstendir...


Giriş

Bu konuyu Polemoloji, Savaş Bilimi ile Küresel Güvenlik Analizi isimli kitabımda uzun uzadıya işledim. Türkiye’de bu konuda yazılı tek eserdir.

Rusya Ukrayna’ya saldırdı ve savaşı polemolojik dille açıkladım, makalelerimle, konuşmalarımla. Hamas’ın 7 Ekim saldırısıyla başlayan süreç var, yine konuyu ele alış biçimim savaş bilimi oldu. Arada 12 Gün Savaşı var. Öngörü olarak İsrail’in yapacaklarını adım adım açıkladığım makalelerim ve konuşmalarım henüz hafızalarda taze. Ve geldik ABD ve İsrail’in İran’a 28 Şubat’ta açtığı savaşa. Her yönüyle yazdım hem daha savaş başlamamışken. Çünkü beşinci nesil savaş modelinde olacaklar belliydi.

Zaman elverdiğince sizlere bu yeni nesil savaşı çok çeşitli yönleriyle açıkladığım fırsatlar oldu. Fakat gördüm ki, savaş biçimlerini umursamadan, savaşın karakteri ve özelliklerini incelemeden sebep-sonuç yöntemiyle ve daha çok politika yapmak adına konuşanlar çok oluyor. Bu da bir amaç! Ancak yarın neyle karşı karşıya kalınacağı bilinmek isteniyorsa, geçmişten ders çıkarmak, olaylara objektif gözle de bakmak şart!

Bunu kim yapıyor?

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bu makalemde esasen adı geçen kitabımdan ilgili bölümü alarak sizlere sunmak isterim. Bu mecrada da kalsın, okunsun. Nedir bu içinde olduğumuz durum? Bu makale okudukça görülecek ki, aslında Ağustos 2025’te yayımlanan bu kitaptaki beşinci nesil savaş konusu, bugün itibarıyla ve aynı biçimde uygulanmakta.

Konuya elbette kuramsal ve geleceği tarif edecek biçimde bakmam gerekmekte.

Tehdidi bütünüyle açıklamam gerekiyor: Asıl tehdit bu yeni nesil savaşın kendisi!

Bu hususu tekrar vurgulayayım:

Düşman olabilir, bir taraf düşmanlaştırılabilir veya düşman imal edilebilir. Ancak savaşlar veya çatışmalar artık düşmanın daha farklı kullanımını esas alır; burada önemli olan tehdidin kazanca ne şekilde dönüştürülebileceği hususudur.

Bu nedenle, beşinci nesil savaşta metodun kendisi tehdittir ve bunu henüz çok kişi anlayamadı.


Polemoloji

Beşinci nesil savaşı nasıl izlemek gerekir?

Malum, Carl von Clausewitz (Savaş Üzerine) veya Antoine Henri Jomini (Savaş Sanatı) gibi klasikleşmiş eserlerin sahipleri bu savaş bilimini oluştururlarken, o zamanın şartlarına ve savaş biçimlerine göre bizatihi cepheye gitmişlerdi; liderin, komutanın, topun, tüfeğin yanı başında yer almışlar, gözlemler yapmışlardı.

Peki dördüncü nesil savaştan itibaren ve özellikle beşinci nesil savaşta bu iş nasıl olacak? Başından itibaren politik ve askeri karar merkezlerinde bulunmak, eğer savaşta bir cephe varsa yerinde gözlem yapmak (bu devam eden yöntem), operasyon ve durum odalarında bulunmak, istihbarat, bilişim ve enformasyon savaşı, siber, siber-uzay gibi faaliyetlerin işlem ve füzyon merkezlerinde bulunmak vb. ilgili bütün yerlerde gözlem yapmak gerekir. Neyi gözleyeceksiniz? Gözlenecekler o denli çoğaldı ki, hepsine dair bilgisi olanlar var, ihtisaslaşanlar da var. En önemlisi, bu konuda çalışılacaksa yetkin ve objektif olmak şart. Yukarıda belirttiğim içerikte saha bilgisi ve deneyimi özellikle beşinci nesil savaşta çok önemlidir, hatta artık buradan hareketle çalışma yapılması gerekir.

Peki savaşın oluşunu ve şartları nasıl analiz etmek gerekir? Bir defa şunu çok iyi anlamak gerekir; Einstein’in fizik yasaları ortaya çıkınca, yasaları nasıl Arşimet’in ve Newton’un fizik yasalarıyla birlikte kullanmak söz konusuysa, daha ileriye gitmek için, yeri geldiğinde hepsine bakmakla beraber en son olanın daha iyi özümsenmesi gerçeği de açıksa savaş metotlarına da benzer bakılmalıdır. Şu an beşinci nesil savaş var, diğerleri geçersiz diye bir şey söylenemez; hatta tam da bu noktada önemlidir. İlerisi için odaklanacağınız en yeni olandır, ama zaten diğerleri uygulanır. Neye göre? Yer, zaman ve şartlara, hülasa stratejilere göre.

Diyeceğim şu: Bu ayrımları, ihtiyaçları, stratejik oynamaları en iyi bilecek olan savaş bilimiyle ilgili meselelerde yetkin olandır.

Ama ne görüyoruz? Açıklananları alt alta koyarak analiz yaptım diyenler çıkıyor, politik bakışın yoğun olduğu devlet-hükümet temsilciliklerine yakın değerlendirmeler yapılıyor, literatür tarayıp kendine göre sonuçlar çıkaranlar oluyor, istatistiki çalışmaları çok abartılı sonuç şeklinde ifade edenler oluyor ve hatta magazini esas kabul edenler çıkıyor, işte savaş bu denebiliyor. Bunların hepsi eksik ve yanlış sonuçludur.

Bir de bakılıyor ki “o kazandı, bu kazandı” denmekte. Neye göre? 

Bu savaş bilimi ile bakılırsa çok farklı sonuçlar verebilir bir değerlendirmedir.


Yeni nesil savaşın çerçevesi

Savaşların bir felsefesi vardır. Bu felsefedeki değişimi görmeden olup biten dönemsel savaşların tarifini yapmak bir hayli güçtür. Bu alandaki felsefeyi veya varsa değişimi tam görelim.

Savaş esasen insanı tarif eder. İnsanın mücadelesine, bu eksendeki genişliğe, acımasızlıktan ahlaka ve vicdana, arzulardan sabra ve cesarete, her ne varsa, tüm çelişkilerin birlikte yaşanmasına ve bununla birlikte kazanmak için odaklanmaya dönük en kritik çabalardan birisidir.

İnsanlık tarihinin çok noktasında ibretlik dersler savaş meydanlarında yazıldı. Savaş meydanlarının büyük sözleri, büyük düşünen insanlardan, gerçek liderlerden çıktı. Küçük düşünenler tarihi karalar; karaladıkları da malum!

Savaşan taraflar, savaş alanı olarak ilan ettikleri bölgelerde savaşırlar. Ölmek veya ölmemek! Bu, her ne pahasına olursa olsun mutlaka kazanmak, bilinen tüm usullerin en uç noktalarını zorlayarak sonuca ulaşmak, hile ve propagandayı çokça kullanarak ve kontrol ederek yapılır.

Ama doğru düşünen asker, hasmını öldürmekten çok etkisiz kılmayı ve alt etmeyi düşünür; kullandığı terimler bu şekildedir.

Savaşın bir hukuku var. Hukuk deyince, bunun evveliyatı gerçek asker bilinciyle mertçe savaşmayı bilmektir; bu ahlaki ve vicdani duyarlılıktır. Gerçek asker mertliği elden bırakmaz.

Eğer terör yapmaktan bahsedilecek olursa, işte o zaman savaş kendi kurallarından şaşar, esastan uzaklaşma söz konusu olur. Mesela çatışma hukukuna göre orantısız güç kullanmak, kimyasal silah kullanmak gibi mertlik dışı davranışlar ve katliamlara neden olan hususlar yasaktır.

Savaş alanı “insanlığın bittiği yer” demek değildir, olmamalıdır da.

Ama insanlığın en karanlığa dönük görünen sahnesidir; bu sadece bir yönüdür. İnsan bu! İnsanın öyküsünde bu kara sayfalar hep vardı, olacaktır da. İnsanlar güvenilir ile güvenilir olmayanı ayırabilecek, eğer doğru bakarlarsa.

İşte size insan, politika ve hukuk tanımazlık öyküsü; bu özellikler dün vardı, yarın da olacak! İyi inceleyin; hukuk, adalet, vicdan, kural vs. kimin için, bir bakın. Bu bir gerçek! Bu gerçekten dolayı mücadele etme biçimlerindeki değişimin veya farkın bazı noktalarını not etmek gerekiyor. Ben de size bunu ifade ediyorum ki sonuçta Lucifer’den veya Neomedyevalizm’den bahsediyorum. Yarın nerede olacağız diye sorarsanız, bunu görebileceksiniz...

Neden istenen şekilde ve sürelerde barış sağlanamaz?

Savaşlar neden yapılır?

İşte benim üstünde durduğum nokta burasıdır.


Sınır tanımayan güçler

Bazı sınır tanımaz güçler savaşıyor, ardından uluslararası bir karar çıkıyor, bunu karşı taraf kabul ediyor. Bu sınır tanımazlığı karakter edinmiş güç, kararı görmezden geliyor ve bir adım daha atıp kazanımını genişletiyor. Bu yöntem bir tür “gücü kullanma pratiği” şeklinde açıklanabilir. Bu sınır tanımaz karakteri yenemediğiniz müddetçe bu yöntemi uygular.

Eğer yenilecek olsa, uluslararası camia zaten onu korumak için koşturacaktır; bunu da bilir.

Bu unutulmasın: Amaç ne savaş ne de barış yapmak; amaç “kazanım stratejisi” sürecini yönetmektir. Kazanan sürekli sınır tanımaz güçte ise insanlık adına sorun devam eder. Köklü sorunların ise çözülme umudu ortadan kalkar. Bir şeyi yapıyor gibi olmak, çözümün sınırına kadar ilerleyip o sınırda diğerlerini oyalayıp bir süre sonra geri adım atmak, sınır tanımazlar için bir diplomasi tarzıdır.

Sınır tanımayan gücün bölgesindeki ülkeler, kendi millî savunma doktrinlerini (veya ulusal savunma stratejilerini) hazırlarlarken veya silahlanma programları için kaynak doküman olması açısından tehdit değerlendirmesi ve vizyonunu hazırlarlarken işte bu “yaratılmış gerçeği” hesaba katmak durumunda kalacaklardır.

Yıllardır güçlü ülkeler diğerlerini işte bu sistematik usulle yönlendirdiler. Örneğin, bazı uzmanların konu ettikleri belgeler esasmış gibi gösterilir. Bu ise bir yapaylık içeren yöntemin parçası olmanın başka bir açıklamasıdır. Hepsinin adı nedir biliyor musunuz?

Güya barışa hizmet! Ama aslında sürekli “bir sonraki belirsiz savaşa hazırlık” yapmaktır. Bu türden önemli dokümanlar, kendi bilgine, bulguna, iradene, idealine, politikana, vizyonuna, stratejine ve doktrinine dayalı olmalıdır. Bütün bunlar ileriye umut içinde bakmakla alakalıdır!

Barış geliyor mu diye ümitlenen dünya aslında birden başa döner; katliamlar, suikastlar... Bunlar bile savaşa tekrar kapı aralar. Kaos yönetiminin uygulanması sahnelenmektedir. Suikastların hedefindeki sembol bir kişi olabilir, ama aslında katledilen barıştır. Dolayısıyla bu tür konulara “İşte bir eylem...” deyip geçmemek gerekir.

Bugün dünya sahnesinde bayraklaşan ülkeler belli pozisyonları değiştirebilmekte, büyük sermaye ve bankalar ile kurumsal yapılar rahatlıkla tarafgir olabilmekte (uluslararası hukuk ve teamüllerin değişebilirliğinden ve atılacak adım için bir engel oluşturmaması gerektiğinden), sürpriz ve tanınmadık yapılar hızla ortak bir anlayışı geliştirebilmekte; sonuçta bütün bunlar kararlılık ve caydırıcılık sahnesini yeniden düzenlemeye yeterli görülen yeni tür özellikleri ortaya çıkarmaktadır.

Eğer bazı tabuları irdelersek, bunlara ilişkin değişimi zorlayan noktalarda belli örnekler verilebilir.

Şöyle ki:

• “Uluslararası hukuk konusunda haklıyım, bana kimse bir şey yapamaz!” Hayır, bugün bu anlayış değişti; ortak çıkarlar dünyayı değiştirmeye odaklandı, buna inananlar var.

• “Ben düşmanımı rahat alt ederim!” Hayır, bugün hipergüçlü dünya, senin neyle savaşman gerektiğini tayin edebilir ve bu türden sorun sahalarına doğrudan müdahil olabilmektedir.

• “Envanterimde çok silah var, nasıl olsa kazanırım!” Hayır, niceliklerin hiçbir önemi kalmadı; küresel stratejik yaklaşım cepheyi kendine göre şekillendirir oldu, yeni ve nitelikli fiiller için kullanılacak yaklaşımlar başarıyı belirler oldu.

Burada “muharebeyi kazanmak” demenin “asıl savaşı kazanmak” demek olmadığı eskiden beri bilinir.

Ancak bugünün problemleri çok daha karmaşık:

Savaşı kim kurguladı, hangi ülke ve güç ne zaman devreye girecek, savaşanlar kimler, kim ne amaç güdüyor, ne bekliyor, bütün bunlar savaş mı yoksa başka bir şey mi, eğer bu bir savaş ise sonucu belirleyen kim olacak, zamanı neye göre belirleyecek?..


Yeni dünyanın savaşları veya üstünlük mücadeleleri için buna yetkin olan isimlerle ilerleyin, fazla sağa sola bakıp aldanmayın!

Zira size bilgi veriyormuş gibi ortaya çıkan ve aslen kullanılan “popüler isimler” bile güvenli değildir; bunlar birilerinin hizmetindedir.

“Ben işime bakarım, paramı alırım...” diye düşünenler çoğalıyor. Bu, bir tür salgına neden olacak adı konmamış bir virüsten daha kötüdür; hastalıklı bir bakış şeklidir.

İşte bu ortam içerisinde “gerçek liderlik” önemlidir.

Yine geldik insana! İnsanlığın ilacı yine bir insanda...

Stratejistler gelecekte neler yaşanabileceğinin senaryoları üzerinde çalışırlar. Politik-vizyon konusunda da benzer çalışmalar yapılır. Öte yandan yaşam bütün olup biteni kendi içinde olağanlaştırır, sıra dışı gerçekleşenleri bile. Sıra dışı olaylar sahada şok etkisi yapmalıdır, öyle değil mi? Nasıl sistemlerde şok emiciler varsa, küresel düzende de yaşama monte edilen bazı imkânlar işte bu şokları emerler. Bir de bakarsınız ki bu anormal gelişmeler normalmiş gibi bir izlenim verir.


Stratejik kasırga

Ancak, bugünlerde yaşananlar gibi öyle kritik evreler olur ki, stratejistlerin ihtimal dahilinde gördükleri de olsa, peşi sıra ve daha çokçası kontrolsüz şekilde devasa olaylar yaşamın üstüne çığ gibi yıkılır.

Buna “stratejik kasırga” diyelim. Kasırga vurmaya devam ediyor!

Peki, ne yapmalı?

Ukrayna-Rusya Savaşı başladı, beraberinde birçok bölgesel ve küresel etkide olasılık kendiliğinden devreye girdi. Gerçekleşmesi çok zor diye düşünülenler bile kolayca kabul edilir, sindirilir hale dönüştü. Özellikle Kuzey Kore, Tayvan, Ortadoğu, İran, Afganistan, Hint-Pasifik alanlarında potansiyel birçok kritik konu her taraftan beslendi. Buna karşılık günlük yaşamda bizler bunları birer haber dinler gibi dinledik. Savaş olduysa, savaş işimize gücümüze pek etki etmediyse olup biteni görmezden gelebildik.

Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nin büyük stratejisini ve küresel askeri varlıklarını biliyorduk. Çin’in gelişimini izliyorduk. Küresel ısınma konuşmalarını dinliyorduk. NATO’nun genişlemesinden haberdardık. Ancak Ukrayna-Rusya Savaşı başladı, birden dünya kaynamaya başladı! Bu sıcaklıkla daha sert sözleri işitir olduk, propaganda ve siber tehditler etkili oldu, daha hızlı üretimler ve silahlanma kampanyaları başlatıldı... Herhalde post-Ukrayna döneminde bu kaotik şartlara dayanıklı olanlar ilerleyecektir.

Derken 7 Ekim 2023’te aniden İsrail ve Hamas konusu gündeme oturdu. Bu krizin en başından itibaren ABD ile ortakları, “Suçlu İran ve vekilleri!” diye işaret ettiler. Soranlar oldu, nerede kaldı o Filistin meselesi diye. ABD, Körfez Savaşı sonrasında Ortadoğu’ya en büyük askeri yığınağını bu krizde yapıyor.

Bitmedi, 13 Haziran 2025’te İsrail İran’a saldırdı...

Bütün bu yaşananlar kontrol edilmeden gerçekleşiyorsa bu çok tehlikelidir!

İkinci Dünya Savaşı sonrasında stratejik kasırgalara hazırlıklı olma koşulları ve imkânları gelişti. Buna Dördüncü Sanayi Devrimi imkânları destek sağladı.

Bugün bu imkânları hangi güçler veya ülkeler kullanabiliyor? Onlar avantajlıdır. Pek çok kampanyanın mimarı da onlardır, hiç şüpheniz olmasın. Stratejik kasırga dünyada bazı kritik yerleri fazlasıyla etkiler ve bazı olaylar birden öne geçer.

Ülkeler stratejik hazırlık, dayanıklılık, karşı koyma ve sabır noktalarında sınanırlar.

BM Genel Sekreteri António Guterres’ten 8 Eylül 2023’te G20 zirvesi münasebetiyle önemli bir uyarı geldi. Şöyle dedi: “Bölünmeler büyüyor, gerilimler artıyor ve güven aşınıyor; parçalanma ve nihayetinde çatışma hayaleti artıyor. G20’ye acil çağrım, bu şekilde devam edemeyiz. Bir araya gelmeli ve ortak fayda için birlikte hareket etmeliyiz.”

Eklemeliyim: 28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail İran’a saldırdı. Buna “önleyici savaş” dediler. Önleyici savaştaki amaç ifadesi, İran’ın nükleer silah edinememesi.

Bu önleyici savaşı George Bush’tan beri biliyoruz, çok dile getirildi.

Savaş henüz bitmedi, 2 hafta ateşkes arası verildi. Bu sürede Basra Körfezi’ndeki tankerlerden acil durumdakilerin trafiği sağlanacak ve İslamabad’da ABD ve İran anlaşma görüşmeleri yapılacak.

İsrail ise Lübnan’da Hizbullah merkezli operasyonlarına devam ederken diğer yandan Litani Nehri üzerinden sınırlarını genişletmesini sürdürüyor, aynı zamanda Batı Şeria’da (hukuksuz) yeni yerleşim yerleri açmayı da unutmadı.

Trump’ın bu savaşı çok yazılıp çizilecek. Benim ifadem de şu: ABD tam da bu makalede işaret edilen beşinci nesil savaş örneğini dünyaya yaşatıyor.

Bu canlı örneği de hatırlattıktan sonra biz konumuzu işlemeye devam edelim.


Küresel değişim ve yeni normaller

Zaman içinde küreselleşmeyi uzun uzadıya tartıştık. Burada önemli olan mevcut ve geleceğin çatışma ve rekabet koşullarına dair “yeni normaller”in gelişimi hususudur. Küresel sorunların hızla yayılarak büyük kitleleri tepkisiz bırakması hali, çok önemli değişimlerin bu haller içinde normalmiş gibi yapılması ve algılanması, politikaların yeni-normalleşme şartlarının yerleşmesine imkân vermesi...

“Küresel çaresizlik sendromu”, politika, konvansiyonel ve sosyal medya ile yaygınlaştırılır. Dijital Çağ ve güçlenen Dördüncü Sanayi Devrimi ile ilişkili araç ve gereçler kullanılır. Ekonomi, salgın hastalık, terör, savaş ve savaş korkusu, enerji krizi ve kıtlık gibi küresel olaylar konu edilir. Dünya, özellikle bazı coğrafyalardaki kitleler, küresel çaresizlik sendromu ile kaotik ve felç haline maruz kalır. Politika ile ilgilenenler bu küresel hali bilmek zorundadır. Aksi halde sorunun bir parçası olurlar.

Üstelik farkında değillerdir. Farkındalarsa da paralize olmuşlardır. Küresel çaresizlik halindeyseniz, bundan nasıl kurtulursunuz? Bileniniz var mı? Vladimir Putin’e mi soralım, bir fikri olup olmadığını? Yoksa Çin Devlet Başkanı Xi Jinping buldu mu korunma yöntemlerini?

ABD:

• Hedef coğrafyalardaki kitleleri küresel çaresizlik ile kaosa sürükler,
• Ortamı felç eder veya böyle olmasını ister,
• Stratejik olarak akıllı güç uygular,
• Tam spektrumlu savaş yöntemini kullanır,
• Barıştayken, hukuk düzeni içindeyken ABD’nin politik hedefi iseniz, maruz kaldığınızın adı bir milli güvenlik meselesidir.

Afganistan’dan ABD çıkarken hayretle izlemiştim, uçağa tutunan insanlar, hem bazıları çocuk yaşta, kalkıştan sonra (haliyle) yere düşüyorlardı. Televizyonlar bu görüntüleri verdi, medyada servis edildi, herkes paylaştı... Medyada sürekli olarak Taliban, Afganistan halkı, Kabil, Kabil Havaalanı konulu “gerçek” görüntüler paylaşıldı. İlginçtir, bunların hepsi ibretlikti. Değil Afganistan’ı, Amerika’yı ve politikayı, insanlığı derinden sorgulatır türdendi. Afganistan’da sergilenen kaosun ve dramın görüntülerini on yıllarca hafızalarımızda tutacak ve konuşacağız... 

Ancak bu yaşananları veya tanık olunanları, “küresel değişim” bahsi içinde “yeni normalleşme” kapsamında düşünürsek, bu ibretlik görüntüler “kanıksanacak” ve insanlık tarihi adına “asıl kötü” bu olacaktır.

Çatışmaların ekosistemini düzenleyenlerin bir diğer düşüncesi de yeteri kadar istismar edilebilir bir düzensizlik, istikrarsızlık, kaotik şart, değer yitirmesi (yolsuzluk, yoksulluk, gerçekliklerle ve yaşamla davalık olmak...) halini var etmektir. O halde çatışmanın mimarları, ortam ile savaşacakları bir şekilde düzenleyerek, hepsini birden devreye koyarlar. Bu uzun süre alır, ama böyledir. İstihbarat servislerinin uzun yıllar dantel gibi işlediği düzenlemelerde bunlar vardır.

Bu konuları Lucifer’e havale edelim... Topluca kanıksayan olmak!

Neden insanlardan böylesi bir sonuç bu kadar istenir ki? Durum buysa herkes adımını doğru atmaktan sorumludur, başka söylenecek bir şey kalmıyor. Yeri gelir insanları mevcut kurumlar bile koruyamaz!

Çünkü;

• Bu İstihbarat Savaşı’nda “ekosistem kurgusu” önemlidir.
• Bu Vekâlet Savaşları ahlaksızlıklarla doludur. 
• Silah dersiniz, boş!
• Asimetri dersiniz, boş! 
• Gayrinizami dersiniz, boş!... 
• Burada daha çok “politik yönlendirme” ile ilgili güçlü bir etken söz konusu olmaktadır.


İşte çatışmanın ahlaksız tarafı bu politik yönlendirmeye tabi kalınmasıyla açıklanabilir.

• Politika öyle güçlü bir konudur ki; kardeşi kardeşten ayırır, tıpkı Kuzey ve Güney Kore gibi. 
• Tam tersine, birbirine benzemez insanları bir araya çıkarcılık sebebiyle bağlar, tıpkı Amerika gibi. 
• Bugün sınır tanımazlığa sarılan bir güç unsuru nasıl politika yapıyor? Kardeşi kardeşten, milletleri milletlerden nasıl ayırıyor?
• Genel olarak politika ileri zamanın şartlarını ve çıkar sağlayan konularını düzenliyor. 

Tartıştığımız konuya bakılırsa, istikrarsızlığı ve kaosu yönetmeyi planlayan aklın politik ve diplomatik süreçleri yönetmesi ile çatışmaları aynı anda ileri sürmesi gayet dikkat çekici bir konudur.

Politika ekonomiyle ve teknolojiyle göbeğinden bağlı olarak yapılıyor. Hepsi birden yeni bir düzeni, yeni dünya meselelerini ve buna dönük mücadele ve rekabet şartlarına dair gerçeklikleri önümüze getiriyor. İşte bunlar giderek baş etmesi zor konular halinde gelişiyor.

Büyük ülkeler orta ve düşük ölçekli hasımlarının başına büyük sorunlar açıp, sonra “İçinden seçin...” derler. Seçtirmek istedikleri, sundukları sorunlar veya çıkış yolları arasından bir tanesi olacak! 

İşte politika devrededir; bir anlamda politika seçilecek olanları ve şartları düzenler. Esasen bu bir “dayatma”yöntemidir. Aslında dayatma, hasmın seçim yapması üzerine kurulan bir kapandan ibarettir. Öyle bir çelişkili hal ortaya çıkar ki, karşı karşıya kalınan ortamda o bilinen bütün temel kavramlar ve ilkeler ergimeye tabi tutulur.

Mesela, egemenlik kavramı bilinir ve ülkeler için haktır. Büyük gücün dayatmacı şartları içinde küçük güç kendi egemenliğini savunmak zorunda bırakılır. Ama o kutsal hak bile büyükler tarafından çoktan bir başka bir sorunun içinde ergimeye bırakılmıştır. Birden sorun “varoluşsal” bir temele oturtulur.

Bugün kriz bölgelerinde güçlüler her türlü sahneyi oynayabiliyorlar. Herkesi yönlendirebiliyorlar. Algı yönetimi! Yeni kavramlar ve alışkanlıklar… Asıl meseleler temelden kopartılıyor.

Liderler, meselelerin yanlış noktalara kadar gelmemelerinden sorumlu kimselerdir. Politika iş takipçiliği ve şov yapma yeri değildir.

Lider, evvela “tüm insanlığı” düşünürse gerçek lider olur. Eğer lider asker ise mertçe dövüşmelidir.


Yeni Orta Çağ

Nereye gidiyoruz?
Yeniden bir Orta Çağ’a doğru mu?

• Neomedyevalizm, çıkarların birleştiği alanlarda kendini gösterenlerin çoğaldığı, hem devlet merkezli olan hem de olmayanların rol alabildiği ve sahada çok aktörün kullanılabildiği bir düzenin ifadesidir.

• Neomedyevalizm, devletlerin yıkılmasını, aktörlerin kaybolmasını, anarşinin başlangıcını önceden haber vermeyi veya bu türden kaygıları önemsemez. Bunun yerine, yeni küresel sistem gereği sorunlu olan her meseleyi kendi haline bırakır, onu besler, neresinden çıkar elde edileceğine bakar ve “kalıcı bozukluğu” kabul eder.

• İşte böylesi “kaotik” ortamın kabulüyle yaşamın devam etmesi algısı içinde, her bir güç unsuru, kendine özgü yöntem ve diğer güç unsurlarını kullanır.


Neomedyeval Savaş’tan amaçlananlar nelerdir?

• Hedef ülkeyi veya bölgeyi fetih değil, içini kemirmek, bozmaktır.
• İnsan ve lider bazlı sistemi zehirlemek, suçlamak, baskılamak, istismar etmektir.
• Toplumsal algıda çarpıklıkların, çirkinliklerin, çatışmanın kabul edilebilir marjını geliştirmektir.
• Örtülü bir biçimde anarşizmi yaymaktır. Sebep olduğu kaotik ortamı yönetmektir.

Uzun süre Ortadoğu bölgesindeki gelişmelere bakarken hep bu neomedyevalist anlayışa vurgu yaptım. Ancak henüz küresel terörün büyük bir küresel kaos yaratır seviyeye çıkmadığı kanaatindeyim. En azından küresel terörden bahsedilse bile iplerin başat güçlerde olduğu kanısı hâkimdi. Şimdi durum net! Başta ABD ve diğer başat aktörler bazı süreçleri öyle etkiliyorlar ki, sonuçta yeniden bir Ortaçağ’ın kapısı aralanıyor gibi.

Kavramlar iticidir, muğlaktır. Bu kavrama bile bir sürü eleştiride bulunanlar çıkabilir. Ama önemli olan, ne olduğunu tanımlamak, nereye gidildiğine dair bir değer geliştirmektir.

Değişimi özetleyelim:

• Savaşın mertçe yapılmasından uzaklaştırılması hiç de iyi sonuç vermez!
• Stratejik kasırga ve kaosun yönetilmesi artık teknolojik gelişmelerle de desteklenen bir konu olduğuna göre, başat güçlerin veya teknolojik bakımdan ileri toplulukların (bazıları anonim güçlüler de olabilir) istikrarsızlaştırma ve buradan kendilerine çıkar elde etme girişimlerine dur diyebilmek için bir hukuk anlayışına sahip değiliz.
• Buradan bir küresel çaresizlik sendromunun hastalıkmışçasına yaygınlaştığını görmekteyiz.
• Hedefte olanlara sürekli biçimde yeni normaller ve dayatmalar pompalanıyor.
• Onlar için yapay bir durumun kanıksanması isteniyor.
• Vekâlet savaşları tüm ahlaksızlıklarla besleniyor.
• Politika demek kurgu ve çıkar demek oldu.
• Algılar kolay değiştirilebiliyor, düşünceler baskılanabiliyor.
• Giderek yeni bir Ortaçağ savaşına yaklaşılıyor.
• İşte bu noktada insana, insanlık için liderlik etmek bir kez daha önemlidir.

Demek ki önce değişimin ana çizgileri ve derinlemesine düşünce değişikliklerini bilmemiz gerekiyor! Bunları ifade ettikten sonra yeni nesil savaş konusuna tekrar dönelim.

Dördüncü ve beşinci nesil savaş geçişinde öne çıkan konu başlıklarını listeleyelim:

• Kitle imha silahları ile konvansiyonel silahlar modernize edilerek varlıklarını sürdürüyorlar.
• Yeni nesil silahlar ise otonom-robotik oluyor.
• Sert ve yumuşak güç artık tek bir ifade ile açıklanabilir oldu; bundan böyle hâkim güçler akıllı gücü uygulayacak. Eğer küresel egemen hâkim değilse sert ve yumuşak gücü kullanmaya devam edecek.
• Artık kültür merkezli savaşı ve uzun savaşı değiştirme zamanı geldi; hepsini kapsayan ve alanı genişleten, meseleleri daha da kökleştiren neomedyeval savaş başladı.
• Bunu sonu olmayan savaşın temel konusu olarak görmeye devam edeceğiz. Yani uzun savaş yok, sonu olmayan savaş var; bu zaten kapsayıcı niteliktedir.
• Operasyonlara adını yazdıracak savaşlardan asimetrik savaş (bu kapsamda hepsi: terörizm ve terörle mücadele, vekâlet savaşı vb.), istihbarat ve gölge (gizli) savaşları devam ediyor.
• Bunlara yeni eklenen (bir kısmıyla geçiş döneminde kendini gösteren) sıfır kayıplı savaş, hibrit savaş, tam spektrumlu savaş, temassız savaş, uzay ve siber savaştır.

Beşinci nesil bir savaşı tarif edersek, önce bunu destekleyen hususları sıralamak gerekir.

Bunlar:

• Dördüncü Sanayi Devrimi ürünlerinin tam anlamıyla kullanılmaya başlaması,
• Neomedyevalizm’in hâkim olacağı bir kültürün gelişmesi,
• Akıllı güç yaklaşımının uygulanmasına dönük hâkimiyet taleplerinin yükselmesidir.

Bir geçiş döneminde olduğumuzu işaret ettim. Ne zamana kadar?

Burada 2040’lar hedeftir.

Peki 2040’lardan sonra ne olacak?

Yaşam ve rekabet ortamı tamamen belirginleşecek; savaş alanları, silahlar ve yöntemler yerli yerine oturacak.

Ortam değişiyor.

İki nedenle:

• Küreselleşmenin güçlenmesi ve seyrinin daha neler getireceğinin tam çözümlenememesi,
• Küresel ekonomik kriz, Koronavirüs pandemisi ve küresel iklim değişikliği gibi dünyada her şeye etki eden genel şartların, yeni yaşam koşullarını ve alışkanlıklarını zorlaması.

Böylesi değişimlerin olduğu bir dünyayı yeniden tarif etmemiz gerekiyor.

Dolayısıyla bu yeni dünyanın çatışma ve savaş biçimleri de farklı olacaktır.

Böyle ileriki tarihlerde savaş alanları;

• Küresel mega-kent örgüsünün hemen dışında,
• Varoşlarda olan çatışmalar,
• Mega-kentlere taşradan ve varoşlardan gelen saldırılar,
• Taşrada ülkelerin birbirleriyle süren savaşlar olacak denebilir.

Silahlar ise;

• Giderek artan biçimde robotlarla (otonom sistemlerle) olacaktır.
• Robotlar havada, uzayda, yerde, denizde ve sualtında çok geniş biçimde kullanılacak.
• Elbette bunları silah kullanmada veya savaşa/rekabete dönük ön almada,
• Nüfuz alanını genişletmede,
• Üstünlük kurmada ve
• Küresel hâkimiyeti sürdürmede düşünmek gerekir.

Buraya kadar yaşananlar bize beşinci nesil savaşların özelliklerini açıklar mahiyettedir. Politik konular bir yana, askerî açıdan bu tür bir savaşın özelliklerini burada listeleyelim.


Yeni askeri savaşın özellikleri

Silikonun getirdiği yenilikler insanı yaşatmanın ve yönlendirmenin her alanında yer alır. Bu, uzayda, sanal alanda, çatışma alanında, işyerinde veya mutfakta bir silikon hâkimiyetidir. Rekabet silikonlu yaşama kaydı ve hâkimiyet bu alanda gerçekleşmektedir.

Uluslar sisteminin tüm dokusu ile yeni küresel sistem arasındaki sürtüşme konularının giderildiği, ancak bu sürtüşme haline direnen insana ve topluluklara yönelik uygulanan yaptırımların planlanması üzerine tartışmalar sürmektedir.

Yeni küresel sistem düşmanlık, çatışma, zafer gibi tüm anlayışları değiştirdi.

Stratejinin ortamı doğal çevreden, beşerî gelişimden, bilinç atmosferinden, genetik aktarımdan, günlük yaşamdan, güç mücadelesinden, aktörlerden ve güç unsurlarından ayrı tutulamaz bir hâl aldı.

Küreselleşmenin ileri aşamalara geçmesi, zamanı, zemini ve imkânı bu ölçekte disipline etmeye zorlamakta.

Stratejik düşünmeden adım atmak, aynı zamanda kaybetmek demek oldu. Strateji; politikayı, diplomasiyi, askeri alanı, savaşı, barışı, krizleri, bilimi, teknolojiyi, psikolojiyi, sosyolojiyi, kültürü, ekonomiyi ve diğer araçları kapsar.


Stratejik dominasyon:

• ABD, sahip olduğu değerler gereği büyük strateji kavramının karşılığını alabilir.
• Bu aynı zamanda bir değerler ittifakının bileşimi de olabilir.
• Dolayısıyla gelişen kültürün dominant tariflerine bakmak ve buraları yakalamak önem kazandı.

Neomedyevalizm’de yeni taşra kavramı var. Bu kapsamda küresel demografik gelişmeler, din ve etnisite ile göçler öne çıkan konular oldu. Hukuk ikiye ayrılma yoluna girdi: küresel mega-kent hukuku ve küresel taşra hukuku. Gelecekte çatışma ve hukuka bu boyutlarda bakmak gerekecek. Güçlünün hukuku bu anlayışla da başka yola girecek gibi. Bu zamana kadar sonu olmayan bir savaş içinde bulunmak mümkün. Ancak konunun bütün çerçevesini her toplumun yeterince anlaması bir hayli güç olacak.

Neomedyeval sistemde fetih yok; devlet ve ülke dahil her tür sistemin içini kemirmek, kaos ve anarşi oluşturmak var. Bu sistemde istismar, çarpıklık, çirkinlik, orantısızlık, çatışma gibi konular var.

Terörizm, insanın olduğu her yerde kanserli doku olmaya devam edecek. Teröristler kolay araçları ve yöntemleri kullanıyor, bu devam edecek.

Ana harekât alanı mega-kentlerin dışındadır. Mega-kentlere en yakın alanlar varoşlardır. Ancak mega-kentler demokratik gösterilerle küresel-politik baskı yaratan başat yerlerdir. Terörün ve diğer asimetrik unsurların yuvalandığı yerleşim yerleri bütünüyle hedef olabilir.

Kaosun rahatlıkla yerleştirilebileceği taşra denebilecek alanlar, yabancı savaşçı çekme alanlarıdır. Yabancı savaşçı çekme konusuna küresel ölçekte bakılmaktadır. Harekât alanında istikrarsızlık hâkimdir. İstikrarsızlığın etrafını çevir ve oradaki toplumlar birbirleriyle çatışmaya devam etsinler.
 


Envanterinizde her türlü silah sistemi var olacaktır. Kullanmak gerekir ise en uygun terkibi yaratmak, operasyonu ve taktiği buna göre düzenlemek için plan yapılır.

Envanter:

• Eğer envanterde yeterli türden silah sistemi yoksa, mevcutların harekât alanındaki devreye konması sıfır kayıplı savaşı gözeterek olmalıdır.
• Keşif-gözetlemede ve çatışmada robotik sistemleri kullanmak gerekir.
• Kapasite dahilinde her türlü asimetrik savaş unsuru var olacak; kullanmak gerekir ise en uygun terkibi yaratmak gerekecek.
• Asimetrik unsur ile silah sistemi aynı anda düzenlenecek.
• Unutmayalım, asimetrik unsur da bir tür silah aracıdır.

Nasıl düşünmelisin? Yazacaklarıma eleştirel bakın:

Mümkünse kendinizi çatışmadan uzak tutmalısınız; çatışmaya girecekleri tayin etmeli ve onları yönetmelisiniz. Çatışmalarda silahlı unsurlar ile sivil yapıları (devlet içi, dışı; toplumla barışık, karşıt; kurumsal, anonim; iktidar, muhalefet; asıl, sözde...) birlikte kullanmalı, bunları küreselleştirmeli, geniş ağlar kurmalı, yönetmeli, işi bitince onlardan tereddütsüz ayrılmalı ve yeni ağlar kurmaya çaba sarf etmelisiniz.

Rakibinle karşı karşıya gelmemeli; düşmanı kendi savaş alanına çeker gibi burada da değişik silahlı ve sivil yapıları oluşturmalısınız. Rakibini onlarla meşgul etmelisiniz. Rakip meşgulken temel küresel ve stratejik kazanımları ekonomi, teknoloji, sosyoloji gibi alanlarda hızla yaygınlaştırmalısınız. Bölgesel (veya yerel) alan ve kısıtlı zaman için belli üstünlükleri amaç edinmemelisiniz; orası için çaba sarf etmeyin, bunları rakibine yüklemelisiniz.

Sorun olan konuları düzeltmekle ilgilenmemeli, düzeltmek yerine daha da kaotik ortam yaratmalısınız. Hem bırakın çatışsınlar… Rakibiniz daha fazla sorunla boğuşsun, siz kendi alanlarınızı ve ağlarınızı yaratmalısınız.

Siz bütünüyle küresel riskleri yönetin ve rakibinizin bunlarla meşgul olmasını sağlayın. Rakibinizin hedeflerini kontrol altında tutmalı ve sürekli stratejik, operatif ve taktik alanda baskı unsurları yaratmalısınız.

Rakibinizi iç ve dış politika ile meşgul etmelisiniz. Askeri operasyonları dar kapsamlı uygulamalısınız.

Yeni çatışma alanları göç ve hastalık üretir. Psikolojik ve sosyolojik bozulmalar söz konusu olur. Göçlerle ilgilenmemelisiniz; ana hatları yönetmelisiniz. Onlarla sahadaki yerel ve bölgesel güçler ilgilenmeliler. Tek amaç mega-kentlere göç edecekleri seçmek olmalıdır. Mega-kentlerin birer “kurtuluş” vahası olması ideali akıllardan çıkarılmamalıdır.

Bu yeni düzende sivil-asker ilişkileri fazlasıyla kaynaştı. Savaşlar ve çatışmalar çok amaçlı ve esnek teşkilatlarla yönetilir. Füze ikaz, uydu ve uzay komutanlıkları, çeşitli amaçlı uydulardan yararlanan unsurların merkezleri, sivil faaliyetlerin merkezleri, politik merkezler, harekât alanında ve merkezde bulunan askeri karargâhlar, her tür kara, deniz, hava ve uzay vasıtası ve bunlarla ilgili linkler, istasyonlar, merkezler, sistem unsurları, akıllı ve otonom silahlar, siber savaş birimleri ve merkezleri, hepsinin teknik ve lojistik desteği gibi kapsamlı bir görev birleşimi olacağından bunların görev başarısı mecburiyeti söz konusudur. Bir de bunların ittifaklarla ilintisini düşünürsek, müşterek ve birleşik harekâtın başarısı çok daha üst bir boyuta taşınmış durumdadır.

Geri bölgede üretim kapasitesi ve lojistik sistem en önemli konudur!

Halen nakliye, depolama, ikmal faaliyetleri küreselleştirilmiş haldedir. Yakıt, mühimmat, teknik malzeme, onarım... Örneğin ABD’ye ait Pasifik’te görev yapan bir F-35 savaş uçağı, şayet uçak gemisi kullanma imkânı yoksa Güney Kore’den ihtiyaç duyduğunu otonom sevk ve idare sonucunda anında alabilmektedir. Bu tip sistemler kurulu durumdadır. Buna küresel silah sistemi demek mümkündür.

Film gibi:

Öyleyse, Suriye’de önce IŞİD’in girdiği ve sonra “kurtarılma operasyonu” yapıldı denen Rakka kentini hatırlayalım. Burası küresel taşradır; varlık-yokluk mukayesesini bu anlayışa göre düşünün. Uçaklar Rakka’yı bombalarken televizyon bunu göstermektedir. Benzer küresel taşra örneği Afganistan’ın başkenti Kabil’dir. IŞİD-H terör örgütü Taliban’a ve ABD yanlılarına karşı canlı bomba eylemi yaparken C-17’ler “tarihin en büyük” tahliye operasyonunu gerçekleştirmektedir. Şimdi bunun tersine bir örnek verelim: Hong Kong’da yüz binlerce sivilin sokaklardaki gösterilerini düşünün. Bu da mega-kent operasyonu olarak gerçekleşmektedir. Eğer Çin, Hong Kong’a müdahale edecekse yönteminde çok dikkatli olması gerekir; çünkü anında küresel etkisi ve bir gelişimi doğar. Hong Kong açıklarında uluslararası sularda İngiliz ve Amerikan savaş gemileri ve uçakları tatbikat yaparken dünya bunu televizyondan seyreder. Bu krizin küresel borsalardan tepkileri alınır. Bu iki karşıt örneği küresel çapta aynı anda ve çok değişik krizlerle birlikte düşünün; işte bugünün savaş biçimi böyle bir şeydir. Hatta otonom sistemlerin ve siber tekniklerin kullanımı daha da yaygınlaştığında robot sistemlerin ve sinyallerin teröristlerle mücadele ettiği anları da buna eklemeliyiz. Bu denli farklı bir savaş alanında kontrolü elde tutmak gerektiğini unutmayalım. Böyle bir savaşı sevk ve idare ederken, bilinen ifadelerle yıpratma, caydırma, azim ve idareyi kırma, vazgeçirme gibi sonuçlar alınacaktır. ABD ve Çin’in 2035-2040’lara planlı uydu projeleri, kuantum bilgisayarları, Ay yüzeyinde ve yörüngede kurmak istedikleri yeni istasyon ve sistemleri hizmete girdiğinde, evinden işine gitmek için sokağa çıkan bir işçi veya memurun bütün bilgilerinin operasyon merkezlerine aktığında, dünyada aynı anda 3-5 milyar insana ait verinin kontrolü sağlanabildiğinde, ama yine de siber korsanlar ve teröristler kendilerini gizleyerek eylem yapabildiğinde stratejistler ve savaş plancıları bu durumları mutlaka göz önünde tutacaklardır.

Stratejik savunmayı ve caydırmayı müttefiklerle yapmak gerekir. Bu önemli bir diplomasi ve çıkar performansı sunumuyla gerçekleşir.

Savaş her alanda ve boyutta (siber-uzay, terör, asimetrik...) gerçekleşir.

Çok alanlı operasyonların zamanı: kara, deniz, hava, siber, siber-uzay.

Akıllı güç uygulamaları alabildiğine kullanılır.

Çatışma alanı ve siber-uzay birlikte kullanılır. Esas olan Sınırsız Savaş, Sonu Olmayan Savaş ve Neomedyeval Savaş’tır. Strateji, operasyon ve taktik aynı anda uygulanmalıdır. Savaşın amacı (2040’ları hedefleyerek ifade edersek) küresel yönetimde hâkimiyeti kazanmak ve elde tutmaktır.

Çoğu uzman dördüncü nesil savaşı bile kavrayamadı ki, büyük güçlerden ABD’nin uyguladığı beşinci nesil savaşı tam anlayabilsin!

Bunun sebebi, her iki savaş tipi kümesi içinde kullanılan yöntemlerin aynı anda ve melez (hibrit) bir şekilde karşımıza çıkmasıdır; hatta düşmana temas etmeden uygulanan yöntemlerden dolayı anlaşılamıyor olabilir. “Temassız” sözcüğü şunu ifade eder: diplomaside, siber alanda, uluslararası hukukta ve ekonomide baskın şekilde temas vardır; ancak askeri yöntemlerde yoktur veya örtülü ve gizlenen fiiller söz konusudur.

Örneğin ABD ve NATO, Ukrayna’daki savaşın dışında duruyor görünmektedir (en azından 2023 itibarıyla durum böyledir). Ancak bu güçlerin Rusya ile bir tür savaşı olmuyor mu? Hatırlanacaktır, ABD, Avrupa, G-7 ülkeleri ve NATO sürekli bir “hibrit savaş” ifadesinden söz ediyor. Peki bu savaşı sadece Rusya mı yapıyor, kendisi bu savaş tanımının dışında mı?

Cephesiz savaş! İşte İran’da olup bitenler…

Unutmayalım, günümüzde stratejik güç birikimine mâni olan dış etkenler doğrudan yöntemlerle karşımıza çıkmıyor; karmaşık, çok boyutlu, kavramları dahi istismar eder şekilde, sahada rakiple doğrudan temasta bulunulmamasına rağmen tüm bireyleri meselenin merkezinde tutmayı kapsıyor. Bu gibi etkiler ülke ve devlet sistemleri için iradeye dayalı konuları karşımıza çıkarıyor.

Sınırsız Savaş, Sonu Olmayan Savaş ve Neomedyeval Savaş!...

Yeni nesil savaşlar ne denli karmaşık, aynı anda birçok alanı ne şekilde kapsamakta ve barış zamanı uygulamaları neden kapsar mahiyette? Savaşlarla ilgili son durumu bu değerlendirmeyle yapalım.

Stratejik savunmayı ve caydırmayı müttefiklerle birlikte düşünmek gerekir. Bu önemli bir diplomasi ve çıkar performansı sunumuyla gerçekleşir.

Savaş her alanda ve boyutta (siber-uzay, terör, asimetrik...) gerçekleşir. Akıllı güç uygulamaları (yumuşak ve sert) alabildiğine kullanılır. Çatışma alanı ve siber-uzay birlikte kullanılır. Esas olan Sınırsız Savaş, Sonu Olmayan Savaş ve Neomedyeval Savaş’tır.

Stratejiyi, operasyonu ve taktiği aynı anda uygulamak gerekir. Savaşın amacı (2040’ların sonrasını hedefleyerek ifade edersek) küresel yönetimde hâkimiyeti kazanmak ve elde tutmaktır. Hatta 2070’lerden sonra savaşların veya çatışmaların harekât alanı mega-kentlerin dışındaki yerlerdedir; bunlara isterseniz küresel taşra deyin isterseniz varoşlar.

Mega-kentler teknolojik yöntemleri kullanmanın avantajıyla güçlü adımlar atabilen küresel-politik baskı yaratan başat yerlerdir. Bu itibarla onların tarif ettikleri veya kabul ettikleri biçimdeki bir terörün ve diğer asimetrik unsurların yuvalandığı yerleşim yerleri bütünüyle hedef olabilir. Kaosun rahatlıkla yerleştirilebileceği alanlar aynı zamanda yabancı savaşçı çekme alanlarıdır. Yabancı savaşçı çekme konusuna küresel ölçekte bakılmaktadır. Göçlerin burada önemi ortaya çıkmaktadır. Harekât alanında istikrarsızlık hâkimdir. İstikrarsızlığın etrafını çevir ve oradaki toplumlar birbirleriyle çatışmaya devam etsinler...

Envanterinizde her türlü silah sistemi var olacaktır. Kullanmak gerekir ise en uygun terkibi yaratmak, operasyonu ve taktiği buna göre düzenlemek gerekir. Eğer envanterde yeterli türden silah sistemi yoksa, mevcutların harekât alanında devreye konması Sıfır Kayıplı Savaş’ı gözeterek olacak. Keşif-gözetlemede ve çatışmada robotik (tam otonom) sistemleri kullanmak gerekecek. Kapasite dahilinde her türlü asimetrik savaş unsuru var olacaktır; kullanmak gerekir ise en uygun terkibi yaratmak gerekecek. Asimetrik unsur ile silah sistemi aynı anda düzenlenecek. Unutmayalım, asimetrik unsur da bir tür silah aracıdır.

Mümkünse asli unsur kendini çatışmadan uzak tutmalıdır. Asli unsur çatışmaya girmesi gerekenleri tayin edecek ve onları yönetecektir. Çatışmalarda silahlı unsurlar ile sivil yapıları birlikte kullanmalı, bunları küreselleştirmeli, geniş ağlar kurmalı, yönetmeli, işi bitince onlardan tereddütsüz ayrılmalı ve yeni ağlar kurmaya çaba sarf etmelidir. Tercihen rakiple karşı karşıya gelinmemeli; tıpkı düşmanı kendi savaş alanına çeker gibi, burada da değişik silahlı ve sivil yapılar oluşturulmalıdır. Rakibi bunlarla ve sürekli değişen şartlarla meşgul etmek gerekir.

Rakip meşgulken temel küresel ve stratejik kazanımları ekonomi, teknoloji, sosyoloji gibi alanlarda hızla yaygınlaştırmak icap eder. Bölgesel (veya yerel) alan ve kısıtlı zaman için belli üstünlükleri amaç edinmemek gerekir; bu tip alanlar için çaba sarf etmek daha doğru tercihtir, bunları rakibe yüklemek esas olmalıdır. Sorun olan konuları düzeltmekle ilgilenmemek, düzeltmek yerine daha da kaotik ortam yaratmak uygulanması gereken bir yöntemdir. Bırakın çatışan tarafları; rakibin daha fazla sorunla boğuşması istenen yeni ve sürpriz olaylar gereklidir, bunlar yaratılmalıdır.

İşte burada sürekli savunma ve saldırı şebekeleri (networkler) devrede olacaktır. Asıl unsur bütünüyle küresel riskleri yönetir ve rakibinin çoğunlukla yapay ama doğal da olabilir sorunlarla meşgul olması sağlanır. Rakibinin hedeflerini kontrol altında tutmak hedeftir.

Sürekli stratejik, operatif ve taktik alanda baskı unsurları yaratılmalıdır. Rakip iç ve dış politika ile meşgul edilir. Askeri operasyonlar dar kapsamlı uygulanır. Yeni çatışma alanları göç ve hastalık üretir. Psikolojik ve sosyolojik bozulmalar söz konusu olur.

Göçlerin dertli yönleriyle rakipler ilgilenmelidir; asli unsur bu alandakilerin ana hatlarını yönetir. Sorunlarla sahadaki yerel ve bölgesel güçler ilgilenir. Amaç mega-kentlere göç edecekleri seçmek olmalıdır. Mega-kentlerin insanlar için birer “kurtuluş” vahası olması ideali akıllardan çıkarılmamalıdır.

Amerika’yı en iyi kendisi eleştirir, bunu aklımızdan çıkarmayalım. Amerika her durumda yaratıcı bir yol bulmayı sistemleştirmiş bir güçtür. Bu aslında bilimsel tartışma biçiminin de bir gereğidir. ABD bu şekilde gelişir, yenilenir, sahada yenildiyse veya kaybettiyse bile en sonunda kazanmayı becerebilir; değilse de algının böyle olmasını sağlayabilir, hemen bir başka argümanı devreye koyar ve orada ilerleme yolunu arar. Bunu hızla ve tüm kabiliyetlerini kullanarak yapar.

Benim gördüğüm, bugün ABD dışındaki hemen her ülke savaş sözcüğünün ateşli silahların bolca kullanıldığı kısmına odaklanıyor. Bu duruma Rusya ve Avrupa genelinin böyle baktığı açık, belki Çin de aynı yönde hesaplar yapıyor. O ne yapıyor?

ABD, savaş kavramını stratejik rekabetin konusu içine gömülü şekilde kullanıyor. Stratejik rekabet havuzu içindekiler, buna rakipler ve nüfuz alanlarındakiler diyelim, olağan duruma uyum sağlayana dek ABD çoğu zaman eleştirdiğiniz ve kaotik gördüğünüz şartları kullanarak kazanım elde ediyor veya buna çalışıyor.

Elbette benim burada Amerika’nın neyi nasıl yaptığını uzun uzadıya anlatmam gerekmiyor; ama yöntem, bakış açısı ve hatta konumuz olan strateji ile kazanmak bağlamından hareketle bu gibi bir yöntemi analiz etmem gerekiyor. Bu noktada yeni nesil savaş yönteminden söz ediyorum. Yeni nesil savaşı nasıl tarif edeceğiz? Yukarıda ifade ettiğim gibi dijital teknolojinin, yapay zekâ ürünlerinin ve bunların açtığı yeni alanların hepsini, bütün tehditlere veya olası tehditlere göre düzenleyin; işin içinden nasıl çıkmayı öngörürsünüz?

Çin gelişiyor ve teknoloji ile insan kaynağı küresel açıdan kendini öne çıkaran iki konu oldu. Çin’in rakibi ABD, onu bu gelişme şartlarında nasıl alt edebileceğini hesaplıyor. Avrupa küresel politikalarını geliştiriyor. Önümüzdeki dönem için şunu görebiliriz: insan doğasının, bireyler arası etkileşimin, hatta şebekelerin kontrolü ve yönlendirmesi; rekabetin her alanında ve katmanında kazanım elde etmenin ve bunun için önceden hazırlık yapmanın yöntemlerinin uygulanması başarıyı getirebilir.

O halde hemen önünüzde duran ve sizi yutmak için birçok konunun olduğu bu zaman periyodunu dikkate alarak düşünün; mevcut ve gelişen şartları az da olsa kendi çıkarınıza göre düzenleyerek kazanmayı nasıl garanti edersiniz, böylesi bir stratejik bakışla ilgilenin.

Silahlı çatışma bile ikinci planda kalır; ama sadece ateşlenmediği halde göz önünde dursalar da silahların hep bir kazandırıcı etkisi vardır, savaşta askerler ile robotlar olmak zorundadır.

Beşerî gücün ne denli önemli olduğu açık.

Şunun için: bugün artık stratejik kazanımın hedefinde olan birey ve onun davranışlarının etki altına alınması. Bunun için insanları çeşitli konular için yeni teknolojileri ve yapay zekâ sistemlerini kullanarak gruplandırabilirsiniz.

O zaman elinizde konusuna göre sayısız beşerî harita olacaktır. Bu haritalar rekabette (esasında savaşta) üstün gelmeniz için kullanılacaktır. Bütün mesele, davranışları yönetmek amacıyla ilişkileri düzenlemek ve yönetmekle ilgili olacaktır.

Yöntem şöyle: geliştirdiğiniz askeri gücü elinizde tutmak durumundasınız; ancak kazanmayı garanti edecek biçimde beşerî gücü kontrolünüz altına almak zorundasınız. Bugün dijital teknolojiler ve bu insan odaklı çalışmalar size ekonomik, politik ve sosyal yönden gerekli imkânları vermektedir. Bu imkânları en iyi kullanan ordular başarı elde edebileceklerdir.


İran’daki Savaş ile ilgili polemolojik tezlerim (başlıklar)

Benim bu son savaşlarda (veya çatışmalarda) savaş bilimine dair yaptığım analizlerde ileri sürdüğüm yeni tezlerim başlıklar halinde şunlar oldu:

Ters Vekâlet Savaşı, Çift Kullanımlı Teknoloji ve Keşif-Darbe Kompleksi, Dördüncü ve Beşinci Nesil Hibrit Harp Doktrini, Dominasyon Yoluyla Caydırıcılık, Jeostratejik Tampona Dönüştürme, Otonom ve Katmanlı Savunma Ağı, İran için Jeopolitik Savaş Uygulaması, Cephesiz Savaş, Bir Strateji Olarak Küresel Kontrolsüzlük Yaratma, Savunma ve Emir-Komuta Zaafları Arttırılabilir, Taktik ve Operatif Hedeflerin Sistematik Vurulması ve Stratejik Çözüm, Beşinci Nesil Savaş Kombinasyonu, Sürdürülebilir Lojistik ve Tedarik Zinciri Savaşı, Stratejik Kazanımın Etkilenene Göre Tarif Edilmesi.


Sonuç

Evet, bu popüler anlatımı olan bir metin, makale. Esasında saha tecrübesi olanların belli formatlara dahil edilmesi de başka bir mevzu. Savaş bilimi diyorum, Türkiye’de bunun anlaşılmasında eksikler olduğunu da yanına ekliyorum.

Yerine, zamanına ve şartlarına göre bildiğimiz savaş tertiplenmelerine devam edilecek. Ancak bundan böyle savaşların uygulamaları içindeki metotların tehdit oluşturduğu bir çağa geldik. Stratejiler buna göre de belirlenir oldu. Bu nokta gözden kaçırılmamalıdır. Eğer bu husus görülmezse, yarın kimle savaştığınızı bile bilemeyebilirsiniz.

Sadece yeni nesil silah sistemlerine sahip olmak kazanmaya yetmeyebilir. Silah sistemleri, savunma ve taarruz stratejileri özel çalışma alanlarıdır; ki ülkelere göre politik bakışlar bile buna etki edebilmektedir.

Son ABD ile İsrail’in İran ile savaşı içinde dikkate değer birçok savaş bilimi malzemesi vardır; bunlara hem mühendislik çalışmasıyla hem de generalist gözlemle bakıp uzun uzun düşünmek gerekir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU