Hasan Doğan'ın "Osmanlı Devletinin Son Döneminde Çalışma İlişkileri ve Çalışan Hakları" başlıklı eseri, Türk hukuk tarihinin az araştırılmış bir dönemine ışık tutan özgün ve kapsamlı bir akademik çalışmadır.
Çalışma, yalnızca hukuk tarihinin dar çerçevesiyle sınırlı kalmayıp İslam hukuku, Osmanlı sosyal tarihi, çalışma sosyolojisi ve kamu yönetimi gibi disiplinlerin kesişim noktasında yer almaktadır. Araştırmanın temel sorunsalı şudur:
Osmanlı Devleti'nin son döneminde, özellikle II. Meşrutiyet'in ilan edildiği 1908'den cumhuriyetin kuruluşuna değin, çalışanların hakları hangi gelişim evreleri geçirmiştir ve bu sürecin Türk iş hukukunun oluşumuna katkısı nasıl değerlendirilebilir?
Bu soruyu yanıtlamak için Doğan, birincil arşiv belgelerine, kanun metinlerine, dönemin gazetelerine ve çok sayıda yerli ile yabancı akademik kaynağa başvurmuştur.
Eserin özgün değeri, yalnızca tarihsel anlatıyı kurmasından değil; akademik çevrelerde uzun yıllar boyunca egemen olan bazı yanlış kanıları da sorgulamasından kaynaklanmaktadır. Ülkemizde işçi hareketlerinin 1930'larda başladığı ve Osmanlı'da iş hukukunun ciddi bir gelişme gösteremediği gibi köklü kabulleri, birincil kaynaklardan derlenen somut bulgularla tartışmaya açması, çalışmayı yalnızca tarihsel değil hukuki açıdan da ufuk açıcı kılmaktadır.
Çalışmanın en belirgin güçlü yönü, Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı bünyesindeki Osmanlı Arşivi'nden elde edilen birincil belgelere dayanmasıdır. Doğan, daha önce kullanılmamış arşiv vesikalarını gün yüzüne çıkararak döneme ait tartışmalara yeni boyutlar katmıştır. Sadaret Mektubi Kalemi, Dahiliye Nezareti, Şura-yı Devlet, Meclis-i Vükela ve Yıldız Arşivi gibi farklı gruplardan derlenen belgeler, çalışmanın kaynak altyapısını son derece sağlam bir zemine oturtmaktadır.
Bu arşiv belgelerinin yalnızca aktarılmakla kalmayıp hukuki çerçevede yorumlanması, esere özgün bir analitik derinlik katmaktadır. Bir hukukçu kimliğiyle Doğan, tarihin ham verisini hukuki kategoriler içinde değerlendirmiş; kanun metinlerinin nasıl uygulandığını, hangi durumlarda yaptırıma dönüştüğünü ve hangi boşlukları barındırdığını belgelerden hareketle ortaya koymuştur.
Eser, kaynak çeşitliliği bakımından da dikkat çekici bir özellik taşımaktadır. İslam hukuku klasikleri ve fetva mecmuaları, dönemin Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi kanunname metinleri, Türkçe ve yabancı telif eserler, ansiklopedik çalışmalar, süreli yayınlar ve gazeteler çalışmanın kaynak evrenini oluşturmaktadır. Bunların yanı sıra Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye, Ta'tîl-i Eşgâl Kanunu ve çeşitli nizamname metinlerinin bizzat analiz edilmesi, esere birincil metin çözümlemesi boyutu kazandırmaktadır.
Türkçe kaynaklara ek olarak İngilizce akademik literatürün de takip edilmesi, yazarın konuyu Osmanlı özgünlüğüyle sınırlı tutmayıp küresel emek hareketleri bağlamında değerlendirebildiğini göstermektedir.
İslam hukukunu çalışma ilişkileri pencesinden ele alma
Doğan'ın çalışmasını mevcut literatürden ayıran en özgün yanlardan biri, İslam hukukunu yalnızca bir arka plan unsuru olarak değil, çalışma ilişkilerini anlatan merkezi bir teorik çerçeve olarak konumlandırmasıdır. Kitabın ilk bölümü bu amaçla doğrudan İslam hukukunda işçi haklarına ayrılmıştır. Bu tercih, önceki çalışmaların büyük çoğunluğunda göz ardı edilen ya da yüzeysel geçilen bir boyutu derinlemesine ele alması bakımından özgün ve değerlidir.
Kur'an-ı Kerim'deki ilgili ayetlerden, Hz. Peygamber'in hadislerinden ve klasik fıkıh kaynaklarından yola çıkan Doğan, İslam'ın ücret, iş sözleşmesi, işçi-işveren ilişkisi ve çalışma hakları konularında son derece gelişmiş bir içtihat geleneğine sahip olduğunu ortaya koymaktadır. İslam hukukunda 'ecîr-i hâs' ile 'ecîr-i müşterek' ayrımının, modern hukuktaki bağımlı ve bağımsız çalışan kavramlarıyla örtüştüğünü göstermesi, tarihsel sürekliliği vurgulayan önemli bir bulgudur.
Doğan, Hz. Peygamber'e atfedilen 'İşçiye ücretini alnının teri kurumadan veriniz' hadisini yalnızca ahlaki bir tavsiye olarak değil, İslam hukuku pratiğindeki ücret güvencesinin dini meşruiyet zemini olarak ele almaktadır. Aynı şekilde Kur'an-ı Kerim'de Hz. Musa'nın Hz. Şuayp'ın yanında işe girişini anlatan kıssanın, İslam hukukçuları tarafından iş akdinin meşruiyetine dayanak gösterildiğini belgeler. Bu yaklaşım, yalnızca dini bir anlatı sunmakla kalmayıp Osmanlı Devleti'nin iş hayatını düzenlerken başvurduğu normatif kaynakları gün yüzüne çıkarmaktadır.
Doğan'ın bu konudaki katkısı, İslam hukukunun işçiyi koruyan boyutlarının yalnızca teorik düzlemde kalmadığını, aksine Osmanlı döneminde fiilî hukuki uygulamalara yansıdığını göstermesidir. Nitekim ücretin gecikmesi durumunda işverenin hukuki sorumluluğu, emeğin açıkça belirlenmesi ilkesi ve işçinin güç yetiremeyeceği işlerle yükümlü kılınamaması gibi esasların Osmanlı nizamnamelerinde de yer bulduğunu ortaya koymaktadır.
Tarihsel sürekliliğin gösterimi
Çalışmanın en güçlü katkılarından biri, Osmanlı'da iş hukukuna ilişkin düzenlemelerin II. Meşrutiyet'le başlamadığını; aksine XV. yüzyıla, hatta daha öncesine uzandığını somut belgelerle kanıtlamasıdır. Doğan, Fatih Sultan Mehmet döneminde hazırlanan Kratova Maden Kanunnamesi'nin işçilerin ücretlerini tahsil edememesi durumunda kuyu sahibini rehin tutabilmesine olanak tanıdığını ortaya koymaktadır. Bu hüküm, XV. yüzyıl Osmanlı hukukunda işçinin alacağının devlet güvencesiyle korunduğunu gösteren çarpıcı bir örnektir.
Benzer biçimde 1455 tarihli Maden Kanunnamesi'ndeki 'âdet üzre işlede' ifadesinin, işçilerin keyfi değil örf ve adete dayalı standart koşullarda çalıştırılacağını garanti altına aldığı tespiti dikkat çekicidir. 1488 tarihli Trepçe Madenleri Kanunnamesi ile Kanuni Sultan Süleyman dönemine ait Srebreniçe Maden Kanunnamesi'nde işçiye avans verilemeyeceği durumda borç taksitlendirmesine gidileceği ve bunun için hapse atılamayacağı hükmünün yer alması, günümüz hukuk anlayışıyla son derece örtüşen ileri bir yaklaşıma işaret etmektedir.
Doğan'ın tespit ettiği en özgün belgelerden biri, 1766 tarihli Fincancılar Sözleşmesi'dir. Kütahya'da hazırlanan ve bir şeriye sicilinde bulunan bu metin, çalışanların yapacakları iş karşılığı alacakları ücreti belirleyen, iş türlerini sıralayan, görevde yükselmeye ilişkin standartlar koyan ve kurallara uyulmaması halinde cezai yaptırım öngören bir içeriğe sahiptir. Bu belge, XIX. yüzyıl öncesinde Osmanlı'da bireysel iş akdinin ötesinde kolektif bir düzenleme örneğinin var olduğunu göstermesi bakımından son derece değerlidir.
Bu sözleşmenin, Batı'da sanayi devrimiyle birlikte ortaya çıkan toplu sözleşme geleneğiyle eş zamanlı bir Osmanlı karşılığını temsil ettiği söylenebilir. Doğan, bu belgeyi yalnızca aktarmakla kalmayıp hukuki açıdan yorumlayarak Osmanlı iş hukukunun kronolojisindeki yerine de işaret etmektedir.
Doğan'ın Tanzimat dönemi mevzuatına getirdiği çok boyutlu analiz, çalışmanın değerli katkılarından bir diğerini oluşturmaktadır. 1861 Maden Nizamnamesi, 1867 Dilaver Paşa Nizamnamesi ve 1893 Amele Nizamnamesi gibi metinlerin yalnızca tek tek ele alınmayıp birbirleriyle ve dönemin siyasi-ekonomik koşullarıyla ilişkilendirilmesi, tarihsel süreci bütünlüklü bir perspektifle kavramaya imkân tanımaktadır.
Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye'nin iş hukukuyla ilgili hükümlerinin değerlendirilmesi ise bu bölümün en güçlü yanını oluşturmaktadır. Mecelle'deki 'Kitabü'l-İcarat' bölümünde yer alan 'icâre-i âdemî' (adam tutma, kiralama) düzenlemelerinin, işçi sınıfının genişliğini, ecîr-i hâs ile ecîr-i müşterek ayrımının modern hukukla örtüşen boyutlarını ve bireysel sözleşme özgürlüğünün nasıl tesis edildiğini derinlikle ortaya koyması, eserin önemli bulgularından biridir. 1876-1926 yılları arasında yarım asır yürürlükte kalan Mecelle'nin, iş hukuku açısından da dönemine göre ileri bir çerçeve sunduğunu göstermesi, literatürdeki bir boşluğu doldurmaktadır.
Mesai vakitleri ve düzenlemeleri, hafta tatili uygulamaları, çeşitli resmi günler ve memur izin hakları gibi başlıklar, akademik yazında ilk kez bu denli sistematik bir bütünlük içinde bir araya getirilmektedir.
Özellikle hafta tatili meselesinin ele alınışı dikkat çekicidir. 1842 tarihli bir iradeyle Cuma günü tatilinin Müslüman memurlar açısından pratikte nasıl uygulandığını belgelemesi, birbiriyle çakışan tatil günlerinin bürokraside yarattığı sorunu gözler önüne sermesi ve II. Meşrutiyet döneminde bu konuda standartlaşma çabalarının yoğunlaştığını göstermesi, konunun gündelik hayattaki yansımalarına odaklanıldığını açıkça ortaya koymaktadır.
İşçi ve memurlara ödenen maaş, yevmiye ve diğer ücretlerin yanı sıra ikramiye, ödenek ve ücret artışlarını kapsayan bölüm, dönemin çalışma ekonomisini ayrıntılı biçimde gözler önüne sermektedir. Bu analizin en özgün katkısı, savaş yıllarındaki ücret ödemelerinin incelenmesidir. Birinci Dünya Savaşı sırasında hem işçilerin hem de memurların maaş ödemelerinde yaşanan aksaklıkları arşiv belgeleriyle ortaya koyması, savaşın sosyal etkilerini iş hukuku perspektifinden değerlendiren nadir çalışmalardan birini ortaya çıkarmaktadır.
Doğan'ın bu bölümdeki yaklaşımı, yalnızca kanun metinlerini değil devletin fiili uygulamalarını da incelediğini göstermektedir. Ücret artış taleplerinin nasıl karşılandığı, zam süreçleri ve mali kısıtlar karşısında devletin tutumu gibi meseleler, hem hukuki hem de siyasi iktisat boyutuyla ele alınmaktadır.
Doğan'ın çalışmasının en özgün katkılarından biri, Osmanlı'daki sendikacılık tarihini eksiksiz biçimde ortaya koymasıdır. Eserde yalnızca birkaç sivil yapıyla özetlenen Osmanlı sendikal hareketinin aslında son derece geniş ve çeşitli bir yapıya sahip olduğu, çok sayıda belgeyle kanıtlanmaktadır.
Anadolu Osmanlı Demiryolu Umum Memurin Cemiyet-i Uhuvvetkaranesi, Hicaz Demiryolu Hayfa İşletme İdaresi Çalışanları Teavün Cemiyeti, İzmir Elbise Amelesi Cemiyeti, Şemsiye İşçileri Sendikası, Cibali Reji Fabrikası Amele İttihadı, Kavala ve Drama Tütün Amelesi Saadet Cemiyetleri, Mürettibin-i Osmaniye Cemiyeti ve Osmanlı İştira Hamalları Cemiyeti gibi ondan fazla sendikal yapının belgelenmesi, Osmanlı işçi hareketinin sanıldığından çok daha güçlü, örgütlü ve çeşitli olduğunu somut kayıtlarla kanıtlamaktadır.
Özellikle tütün, basın, demiryolu, tekstil ve gıda gibi farklı sektörlerdeki örgütlenmelerin tespit edilmesi, sendikal hareketin sektörel dağılımını görünür kılmaktadır. Birbirinden coğrafi ve sektörel olarak farklılaşan bu yapıların, birbiriyle ve devletle nasıl ilişki kurduğunun arşiv belgeleri ışığında gösterilmesi, Türk işçi haklarının tarihsel köklerini derinleştiren bir katkıdır.
Grev tarihi
Türk iş hukuku tarihinin dönüm noktalarından biri olan 9 Ağustos 1909 tarihli Ta'tîl-i Eşgâl Kanunu'nun, Doğan'ın çalışmasında önceki ve sonrasıyla bütünlüklü biçimde ele alınması, eserin en güçlü yanlarından birini teşkil etmektedir.
1908 sonrasında grevlerin zirve yapmasının ardından hükümetin önce 8 Ekim 1908'de çıkardığı Kanûn-ı Muvakkat (geçici kanun), ardından 1909'da kalıcı kanuna geçişin nasıl gerçekleştiği ayrıntılı biçimde belgelenmektedir. Bu süreçte Ticaret ve Nafia Nezareti ile Dahiliye Nezareti arasındaki yazışmaların aktarılması, kanunlaşma sürecinin sahne arkasını gözler önüne sermektedir. Böylece pozitif hukuk metni ile siyasi karar alma sürecinin kesişim noktası, nadir bir açıklıkla ortaya konmaktadır.
Doğan, Ta'tîl-i Eşgâl Kanunu öncesinde ve sonrasında yaşanan grevleri, nedenleri ve devletin tutumu açısından bütünlüklü bir analizle ele almaktadır. Grevlerin temel nedenlerinin incelenmesi, grevler hakkında yürütülen tahkikatların belgelenmesi, nasihat heyetleri aracılığıyla uzlaştırma girişimleri ve güvenlik tedbirleriyle bastırma yöntemlerine kadar geniş bir spektrumda arşiv belgelerine dayalı tespitler sunulmaktadır.
Bu analizin özgün değeri, devletin otoriter yanının yanı sıra müzakereci ve çözüm arayan boyutunu da ortaya koymasındadır. Nasihat heyetlerinin kurulması, taraflar arasında arabuluculuk yapılmaya çalışılması ve grev taleplerinin zaman zaman kısmen karşılanması, Osmanlı Devleti'nin salt cebri bir politika izlemediğini göstermektedir. Bu dengeli yaklaşım, esere tarihsel güvenilirlik katmaktadır.
Grev hakkının İslam hukuku çerçevesinde değerlendirilmesi, literatürde neredeyse hiç ele alınmamış bir konudur. Doğan'ın bu boşluğu doldurması, çalışmanın metodolojik özgünlüğünü pekiştiren önemli bir katkıdır. İslam hukukunun sendikal faaliyete ve greve bakışını klasik fıkıh kaynaklarından ve fetva mekanizmasından hareketle ortaya koyması, hem hukuk tarihi hem de İslam hukuku literatürüne değer katan bir yenilik olarak değerlendirilebilir.
Eserin son ana bölümü, Osmanlı Devleti'nde çalışanların haklarına ulaşmak için başvurdukları hukuki yollara ayrılmıştır. Bu bölüm, yasal güvenceler ile pratik başvuru yolları arasındaki ilişkiyi mercek altına alması bakımından özgün bir değer taşımaktadır. Hangi mahkemelerin yetkili olduğu, davacı ve davalı sıfatlarının nasıl belirlendiği, tahkim ve arabuluculuk mekanizmaları ile nizamiye mahkemelerinin rolü gibi meseleler, arşiv belgeleri ışığında ele alınmaktadır.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish