Port‑Bouët’ten Touraco’ya: Fransa Batı Afrika’da nasıl yeniden konumlanıyor?

Göktuğ Çalışkan Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: fratmat.info

7 Nisan’da Fildişi Sahili’nde Touraco 2026 adlı ortak askerî tatbikat başladı. 15 Mayıs’a kadar sürecek faaliyet Abidjan, Yamoussoukro ve başka merkezlerde Fildişi Sahili ordusuyla Fransız unsurlarını aynı sahada buluşturdu. Kâğıt üstünde baktığımızda, bu iki ülke arasında planlanmış rutin bir askerî işbirliği gibi görünebilir.

Ancak bu tatbikat, Fransa’nın 2022’den 2025’e uzanan süreçte Mali, Burkina Faso, Nijer ve Çad hattında askerî varlığını çözmek zorunda kaldığı bir dönemin ardından geldi. Yani zamanlama, kapsam ve siyasi arka plan meselenin göründüğünden daha büyük olduğunu gösteriyor.

Dolayısıyla şunu sorabiliriz: Paris gerçekten çekiliyor mu, yoksa sadece görünüm mü değiştiriyor?

Çünkü Fransa son 2 yılda Batı Afrika’daki eski askerî düzenini ciddi ölçüde kaybetti. Mali’de, Burkina Faso’da ve Nijer’de yaşanan kopuşlar, Paris’in uzun süre dayandığı güvenlik mimarisini dağıttı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Senegal ve Çad hattında da askerî varlığın küçülmesi ya da biçim değiştirmesi gündeme geldi. Böyle bir dönemde Fildişi Sahili’nde başlayan Touraco 2026 yalnızca bir tatbikat olarak okunamaz. Daha çok, Fransa’nın bölgedeki askerî etkisini yeni bir görünüm altında sürdürme denemesi olarak görülebilir.

Burada dikkat çekici olan nokta, Fransa’nın eski tarz büyük üsler, yüksek sayıda asker ve doğrudan müdahale kapasitesi üzerinden kurduğu nüfuzu artık aynı rahatlıkla sürdürememesi. Buna rağmen sahadan tümüyle çekilmeye de yanaşmıyor. Dolayısıyla bugün karşımıza çıkan şey geri çekilme ile yeniden yerleşme arasında duran ara bir model gibi görünüyor. Üsler küçülüyor ya da kapanıyor, görünürlük azalıyor, söylem yumuşuyor; ancak bağ kopmuyor ve bir şekilde devam ettirilmeye çalışılıyor.


Kalıcı üslerden düşük profilli bağlara

Fildişi Sahili’nde yürüyen mevcut düzen tam da bu soruyu sorduruyor. Geçtiğimiz dönemde Port-Bouët üssünün kontrolü Fildişi Sahili makamlarına devredildi. Paris ise ülkede eğitim ve danışmanlık için yaklaşık 80 Fransız askerinin kalacağını açıkladı. İlk bakışta bu gelişme, Fransa’nın ülkedeki askerî ağırlığının gerilediği şeklinde yorumlandı. Hâlbuki bugün dönüp bakıldığında, bunun tam bir çıkıştan çok biçim değişikliği olduğu daha net anlaşılıyor.

Zira asker sayısının azalması, askerî etkinin de aynı oranda azaldığı anlamına gelmiyor. Bazen tam tersi olabilir. Kalabalık birlikler, büyük üsler ve sürekli görünürlük yüksek siyasi maliyet üretir. Eğitim timleri, müşterek tatbikatlar, teknik danışmanlık ve operasyonel uyum ise çok daha az tepki çekerek uzun vadeli etki bırakabilir. Fransa’nın son dönemde tam da böyle bir yola yöneldiğini söylemek mümkün.

Touraco 2026’nın önemi de burada. Bu tür tatbikatlar, klasik anlamda “biz buradayız” demenin daha sade yolu hâline geliyor. Üniforma sayısı azalıyor, bayrak gösterisi küçülüyor, fakat askerî doktrin, birlikte hareket kabiliyeti ve komuta alışkanlıkları üzerinden kurulan bağ devam ediyor. Bu da Fransa’nın eski modelini kaybettiği yerde, daha sessiz bir model üretmeye çalıştığını düşündürüyor.

Bunun Fransa açısından zorunlu bir uyarlama olduğu açık. Son yıllarda Sahel hattında yükselen tepki, Fransa’nın görünür askerî varlığını doğrudan hedefe koydu. Büyük üsler güvenlik güvencesi olmaktan çok, postkolonyal öfkenin sembolüne haline geldi. Böyle bir zeminde Paris’in eski yöntemde ısrar etmesi zaten gerçekçi değildi. Dolayısıyla bugün yapılan şey güçlü bir dönüşten ziyade mecburi bir ayarlama/uyarlama.


Fildişi Sahili’nin yeni rolü

Peki, neden Fildişi Sahili? 

Neden bu yeni askerî görünümün merkezi Bamako, Niamey ya da Vagadugu olmuyor da Abidjan oluyor?

Bunun en açık cevabı siyasal iklimde saklı aslında. Fildişi Sahili, Fransa’yla ilişkisini sert bir kopuş diline oturtmadı. Paris karşıtlığını rejim meşruiyetinin merkezine yerleştiren bir çizgi izlemedi. Bu da Fransa açısından daha yönetilebilir bir ortaklık zemini yarattı.

Bir diğer neden ise coğrafi ve stratejik. Fildişi Sahili, Atlantik kıyısında yer alıyor ve Sahel’deki güvenlik baskısının güneye sarkma ihtimaline karşı önemli bir tampon alan işlevi görüyor. Bu ülke üzerinden kurulacak askerî temas, Fransa’ya hem Batı Afrika’da tamamen kaybolmadığı mesajını verme hem de kıyı devletleriyle güvenlik ilişkisini diri tutma fırsatı sunuyor. Açıkça söylemek gerekir ki Paris bugün nüfuz kaybettiği merkezlere dönmek yerine elinde tutabildiği çevre halkalarını sağlamlaştırma derdinde.

Touraco’nun altı ayrı şehre yayılması da bu açıdan anlamlı. Burada kapalı bir üste yapılan sınırlı eğitimden söz etmiyoruz. Ülke geneline yayılan, hava ve kara unsurlarını bir araya getiren, süreklilik hissi veren bir askerî program görüyoruz. Bu da bize Fransa’nın Batı Afrika’daki yeni yönteminin “kalıcı büyük üs” yerine “dağıtılmış askerî temas ağı” olabileceğini düşündürüyor.

Burada bir ayrımı net kılmak gerekiyor. Bu yeni model Fransa’nın güçlendiğini göstermiyor. Tam tersine, “eski modelini taşıyamadığını ve daha az tepki çekecek araçlara yönelmek zorunda kaldığını” gösteriyor. Yani karşımızda “başarılı bir stratejik sıçrama” yok. Baskı altında şekillenen “maliyeti düşürülmüş bir tutunma çabası” var.


Sessiz etki ve yeni bağımlılık riski

Fransa’nın son dönemde Senegal, Çad ve Fildişi Sahili gibi ülkelerde benimsediği dil dikkat çekici biçimde benziyor. Egemenlik vurgusuna açıktan itiraz etmiyor. Çekilme taleplerine meydan okumuyor. Daha çok ortak eğitim, teknik destek, yeniden yapılandırılmış güvenlik işbirliği ve dar kadrolu askerî temaslardan söz ediyor. Bu yaklaşımın tesadüfi olmadığını ifade edebiliriz.

Çünkü Paris artık şunu görüyor: Batı Afrika’da açık askerî mevcudiyet kısa vadede caydırıcılık sağlayabilir, lakin orta vadede siyasî zehir üretir. Rusya, Wagner sonrası yeni güvenlik yapılanmaları üzerinden alan açmaya çalışıyor. Türkiye savunma sanayii araçlarıyla ve insani yardım ağları ve diğer ticari enstrümanlarıyla daha esnek ve karşılıklı kazanca dayalı ortaklıklar kuruyor. Körfez ülkeleri finansman, Çin ise altyapı üzerinden farklı bir nüfuz biçimi inşa ediyor. Böyle bir ortamda Fransa’nın eski rahatlığı zaten kalmadı.

Bu yüzden Touraco 2026 gibi faaliyetler sadece askerî eğitim programı değildir. Bunlar, “sahadan çekiliyoruz” görüntüsü verirken askerî bağları korumanın aracına dönüşüyor. Burada en önemli risk de tam olarak budur. Kamuoyuna egemenlik devri gibi sunulan süreçler, perde arkasında yeni bir bağımlılık ilişkisinin daha hafif araçlarla sürmesine yol açabilir. Büyük üs kapandığında bağımlılık bitmiş olmuyor. Bazen yalnızca görünmez hâle geliyor.

Çok sayıda Batı Afrikalı analist, büyük üslerin kapanmasına rağmen eğitim ve istihbarat ortaklıklarının bağımlılık riskini sürdürdüğünü savunuyor. Bu kaygı yabana atılmamalı. Zira komuta kültürü, operasyon dili ve güvenlik öncelikleri bazen beş on yıl sonra bile tam da bu düşük profilli temaslar üzerinden şekillenebiliyor.

Fildişi Sahili açısından bakıldığında da şunu sorabiliriz:

Bu tarz tatbikatlar gerçekten ulusal ordunun kapasitesini artıran dengeli işbirlikleri mi üretiyor, yoksa güvenlik kurumlarını dış ortakların doktrinine daha fazla bağlayan uzun vadeli bir alışkanlık mı inşa ediyor?

Bu sorunun cevabı henüz net değil. Fakat tarih bize şunu söylüyor: Eğitim ve koordinasyon dili çoğu zaman etkisiz, nötr ve teknik görünür. Hâlbuki en kalıcı dış etkiler bazen tam da bu teknik alanlardan sızar.
 


Paris geri çekilmiyor, mevzileniyor

Fransa’nın Batı Afrika’da bugün yaptığı şeyi tek kelimeyle tarif etmek gerekirse buna “yeniden mevzilenme” diyebiliriz. Bu bir zafer hamlesi değil. Kaybedilen alanların ardından kurulan savunmacı bir düzenleme. Paris artık eskisi kadar rahat hareket edemiyor. Vagadugu’da, Bamako’da ya da Niamey’deki öfke dalgası gösterdi ki Fransa’nın yüksek profilli askerî varlığı, güvenlik sağlamaktan çok rejim karşıtı mobilizasyonun malzemesine dönüşebiliyor.

Dolayısıyla yeni modelin merkezinde asker sayısını azaltmak, görünürlüğü düşürmek ama etki kanallarını kapatmamak var. Eğitim, müşterek tatbikat, lojistik destek, istihbarat paylaşımı ve danışmanlık bunun temel araçları hâline geliyor. Fransa böylece hem “eski sömürgeci askerî güç” görüntüsünü yumuşatmaya çalışıyor hem de tamamen dışarı itilmiş bir aktöre dönüşmekten kaçınıyor.

Ne var ki bu modelin sınırları da belirgin. Batı Afrika toplumları artık daha dikkatli. Üslerin kapatılmasıyla işin bittiğine inanmıyor. Egemenlik söylemi daha güçlü, siyasal hafıza daha diri ve alternatif ortaklar daha fazla. Bu yüzden Fransa’nın düşük profilli askerî entegrasyon hattı kısa vadede işe yarasa bile, orta vadede yeniden sorgulanacaktır. Hele ki bu tür işbirlikleri yerel orduların iç yapılanmasına, komuta kültürüne ve stratejik tercihine fazla nüfuz etmeye başlarsa, tepki yeni biçimlerde geri dönebilir.

Önümüzdeki birkaç yılda Batı Afrika’da daha az Fransız üssü göreceğiz. Fakat bu, Fransız etkisinin hızla silineceği anlamına gelmiyor. Daha çok, daha ince, daha dağınık ve daha az görünür kanallar üzerinden sürecek bir nüfuz düzeniyle karşılaşabiliriz. Touraco 2026 bu açıdan bir istisna sayılmaz. Yeni dönemin habercisi olabilir.

Sonuç kısmında gerçekçi olmak gerekiyor. Fransa’nın Batı Afrika’daki askerî dönemi eski formuyla geri gelmeyecek. Büyük üsler ve geniş birliklerle kurulan düzen çöktü. Buna karşılık Paris’in bölgeden tamamen çıkacağı beklentisi de sahayla uyumlu görünmüyor.

Daha akla yatkın senaryo şu: Fransa, kıyı devletleri üzerinden düşük profilli askerî ortaklıklar kurarak, eğitim ve entegrasyon başlıklarını öne çıkararak bölgede tutunmaya çalışacaktır.

Bunun ne kadar süreceği ise Paris’in niyetinden çok, Afrika devletlerinin ve toplumlarının bu yeni modeli ne kadar erken teşhis edip nasıl karşılık vereceğine bağlı olacaktır. Touraco 2026 bu yüzden basit bir tatbikat değil. Eski nüfuzun yeni ambalajıdır.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU