Afro-Türklerin entelektüel simalarından biri olan Orhan Çetinbilek 1963 yılında İzmir’de doğdu. 1983’te E.Ü Fen Fakültesi Biyoloji Bölümünde öğrenim görürken yazı sanatıyla ilgilenmeye başladı. 1987 yılında başladığı D.E.Ü Hukuk Fakültesi yıllarında Edebiyat Dostları Dergisi yazarlarıyla tanıştı. Hüsamettin Çetinkaya’nın editörlüğündeki Sınırda Dergisi’nde siyaset felsefesi ve edebiyat üzerine makale ve kısa öyküler yazdı. İlk romanı Poyraz ve sonraki romanları Rosa İle Ejder, Belkıs, Jena gibi çalışmaları onun zihinsel dünyasının güzide ürünlerini örnekler. Orhan Bey halen İzmir’de yazarlık ve avukatlık yapmaktadır.
İzmir’de doğup büyüyen ve dört kuşaktır bu şehirde yaşayan bir Afro-Türk vatandaş olarak, aile kökenlerini Osmanlı dönemine, Sudan’dan kadılık ve süvari subaylığı yapmış atalara ve Trablusgarp Savaşı’nda şehit düşen dedelere bağlıyor. Sayın Çetinbilek ile yaptığımız röpörtajda çocukluğunda ten rengi nedeniyle herhangi bir ayrımcılık yaşamadığını, Anadolu’nun milyonlarca yıllık göçlerle şekillenmiş mozaiğinde farklılığın doğal olduğunu vurguluyor. Ayrıca İzmir’in her mahallesini “kendi mahallesi” gibi gördüğünü, Afro-Türklerin şehir genelinde dağılıp melezleştiğini belirtmektedir. Yirmi yılı aşkın süredir kutlanan Dana Bayramı’nı, Osmanlı’dan kalan dayanışma geleneğinin günümüzdeki sembolik devamı olarak anlatıyor Orhan Bey. Afrika kökenli kültürel izlerin neredeyse tamamen silindiğini, yalnızca “Arap Aşı” yemeğinin kaldığını söylemekte de haklıdır. İzmir’i bağımsız, direngen ve kapsayıcı ruhuyla seven Sn Çetinbilek, şehirde hoşgörünün günlük hayatta zaten var olduğu için ayrıca hissedilmediğini ifade ediyor. Son yıllarda artan Afro-Türk farkındalığını kısmen Avrupa’nın kendi köleci geçmişini meşrulaştırma çabasından kaynaklandığını düşünürken, asıl amacın bu topluluğun Türkiye tarihindeki katkılarının tanınması olduğunu belirtmektedir. Kendisi için Afrotürklüğün özel bir anlam taşımadığını, ırk kavramını bilimsel olarak geçersiz ve cahilce bulduğunu, insanlığın ortak genetik mirasına vurgu yaparak tamamlaması ise son derece manidar. Ropörtaj için hazırladığımız sorularımıza Orhan Bey şöyle cevaplar verdi:
Merhabalar Orhan Bey, İzmir’de doğup büyüdünüz mü, yoksa ailenizle birlikte başka bir yerden mi geldiniz? İzmir’e geliş hikâyeniz nasıl başladı?
İzmir’de doğdum büyüdüm. Annem babam, anneannem ve onun annesi de İzmir’de doğmuş.
Ailenizin kökeni hakkında neler anlatmak istersiniz? Kaç nesildir İzmir’de ya da Türkiye’desiniz? Afrika’dan gelen atalarınızın hikâyesini biliyor musunuz?
Anne tarafından dördüncü kuşak İzmir’deyiz. Anneannemin ataları Osmanlı döneminde Sudan’da kadılık ve süvari subaylığı yapmışlar. Babaannemin babası Trablusgarp Savaşında asker olarak ölmüş. Babaannem annesiyle Osmanlı topraklarına göç etmişler.
Çocukluğunuzda Afro-Türk kimliğiniz günlük hayatınızda nasıl bir yer tutuyordu? Mahallede, okulda farklı muamele gördüğünüz oldu mu, yoksa İzmir’in rahatlığı bunu hissettirmedi mi?
Anadolu Yarımadası milyonlarca yıldır Afrika’ya komşu. Elbette o kadar yıl boyunca karşılıklı göçler yaşanmıştır. Mısır-Mezopotamya-Girit-Yunanistan-Türkiye genetik olarak iç içe geçmiş halklardan oluşur. Osmanlı toplumunda buna başka halklar da eklenerek bir Anadolu profili oluşmuş.
Bunun gibi Osmanlı’daki devşirme ve benzeri uygulamalar, Anadolu’daki yaşamın Avrupa ve kolonilerinden çok farklı olduğunu gösterir.
Esasen, ten rengine dayalı kölelik denen olgu, 19. Yüzyılda barbar Avrupa Burjuvazisi plantasyonlarda çalışacak güçlü, dayanıklı köle ihtiyacını Afrika’nın gelişmemiş kırsalından karşılayabileceğini anlayınca doğmuş oldu. Ondan öncesi savaş köleliğine dayalı, tüm halklar için yaşanmış bir tarihtir.
Anadolu insanında, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarında “kendini üstün ırk görme” kibri, narsistliği, sapkınlığı yoktur. Emperyalizme karşı tüm mazlum halklar birleşmiştir. Afro-Türkler de bu bağımsızlık tarihinin küçük ve fakat önemli bir parçası olmuşlar Çanakkale’de, Aydın Dağlarında, Kurtuluş Savaşında…
Bizim mahallelerde farklı muamele olmaz. Şaşırıp da birisini Arnavut, Sarı Papaz, Arap, Laz, Boşnak… diye aşağılamaya kalkan olursa ilk cezayı mahalleli keser.
İzmir’in hangi mahallelerini “kendi mahalleniz” gibi hissediyorsunuz? Mesela Alsancak, Konak, Bornova, Güzelyalı, Kemeraltı gibi yerlerde Afro-Türk aileler daha yoğun mu?
İzmir’in her yeri bizim mahallemiz. Afro-Türkler neredeyse tümüyle melezleşmiş ve şehrin her yerine dağılmışlardır. Gelecek birkaç on yılda izlerini bulmak, sürmek dahi pek mümkün olmayacak gibi görünüyor.
Öte yandan Osmanlı’da ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında, Müslüman mahallesi diye bilinen Kadifekale ile Basmane arasında kalan alanda Afro-Türkler de diğer Müslümanlarla birlikte yaşamışlar.
İzmir’de Afro-Türk topluluğu hâlâ bir araya geliyor mu? Düzenli buluşmalar, dernekler, camiler ya da kültürel etkinlikler var mı?
Yirmi yıldan uzun bir süredir Dana Bayramı’nı kutluyoruz. Bayramın hikayesi Osmanlı dönemine kadar uzanıyor. O dönemde Mısır, Sudan, Libya, Tunus gibi yerlerdeki savaşlar nedeniyle ve bir kısmı da köle ticareti yoluyla İzmir’e gelmiş Afrika kökenli halk, dul kadınların ve yetimlerin çokça olduğu bir toplulukmuş. Erkekleri savaşlarda ölmüş kadınlar, yetim çocuklar, yoksullar için bir dayanışma etkinliği olarak düzenlenirmiş Dana Bayramı. İki hafta süresince süslü bir dana mahallede gezdirilir, hibeler toplanır, son gün dana kurban edilir, herkesin katıldığı sofralar kurulurmuş.
Bugünlerde sembolik bir dana ile tarihi canlandırıyoruz. İki günlük etkinliğin ilk gününde fotoğraf sergisi, dünyanın her yerinden tarihçilerin, antropologların, sosyologların katıldığı paneller, kortej yürüyüşü ve konser oluyor. İkinci gün tüm Afro-Türk topluluğun ve misafirlerin katıldığı piknik var.
İzmir mutfağında ailenizden gelen, Afrika kökenli tarifler ya da alışkanlıklar var mı? Mesela hangi yemekleri “bizim oralardan” diye tanımlarsınız?
Beş yüz yıldan geriye kadar uzanan Anadolu yaşantısı, Afrika’dan pek bir hatıra bırakmamış. Ne dil ne kültür ne de herhangi bir ortak eşya, yiyecek. Arap Aşı denen bugünlere kadar gelebilmiş bir yemek var sadece.
İzmir’in size göre en güzel yanı nedir? Deniz, iklim, insanlar… Hangisi sizi en çok bağlıyor bu şehre?
İzmir kendine özgüdür. Bağımsız, inatçı, direngen, şefkatli, kapsayıcı ve her şeyiyle güzel.
İzmir’in “farklılıkları kucaklayan” şehir olduğu söylenir. Sizce bu doğru mu? Afro-Türk olarak bu hoşgörüyü günlük hayatta ne kadar hissediyorsunuz?
Sadece İzmir değil, tüm Anadolu farklılıkları kucaklar ama evet İzmir çok daha fazla göç aldığından birlikte yaşamanın önemini en iyi kavrayan şehirdir. Günlük hayatta pek bir farklılık hissedilmediği için bir hoşgörüye de ihtiyaç yok.
Son yıllarda Afro-Türk kimliği daha çok konuşuluyor, belgeseller çekiliyor, festivaller yapılıyor. İzmir’de bu farkındalığın arttığını düşünüyor musunuz?
Avrupalıların Afro-Türklerle ilgilenmesi daha çok kendi köleci vahşet tarihlerine suç ortağı aramak gibi görünüyor. “Bakın işte Osmanlı’da, İran’da da kölelik vardı ve hala ayrımcılık sürüyor” demek istiyorlar, bu algıyı destekleyecek projelere fonlar veriyorlar.
Türkiye’de bizim derdimiz başka. Bu toprakların tarihine önemli katkılarda bulunmuş Afro-Türklerin tanınmasını, ders kitaplarında yer almasını, bilinmesini istiyoruz.
İzmir’i ilk kez ziyaret eden birine, Afro-Türk gözüyle mutlaka görmesini tavsiye edeceğiniz yerler ya da deneyimler neler olurdu?
İzmir’in tüm eski mahalleleri Kadifekale, Temaşalık, Tilkilik, Basmane, Karataş, Bayraklı, Alsancak, Güzelyalı hepsi gezilmeli, görülmeli.
Genç Afro-Türkler Türkiyede nasıl bir gelecek hayal ediyor? Kimliklerini daha rahat mı yaşıyorlar, yoksa hâlâ zorluklar var mı?
Genç Afro-Türklerin artık çok azında koyu ten rengi var, kimliklerini keyifle, onurla yaşamaları için çok sebepleri de var.
Son olarak, Afro Türklük sizin için ne ifade ediyor? Tek kelimeyle tanımlasanız ne derdiniz?
Benim için herhangi bir şey ifade etmiyor. Tüm insanlığın genlerinin %85’i ortak ve Afrika’dan gelme. Geriye kalan %15 hiç kimse için bir ırk tanımı yapmaya izin vermiyor. Irk denilen şeyin içindeki genetik farklılık, dışarıdan biriyle o ırkın herhangi bireyi arasındaki genetik farklılıktan fazla. Tüm dünya, tüm insanlık için… Hayatta en hakiki mürşit ilimdir. Sevgiler.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish