Avrupa Birliği'nin sivil kriz yönetimi aracı Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası (The Common Security and Defence Policy, Civilian CSDP) SIPRI'nin Ocak 2026 raporunda ("Future-proofing Civilian CSDP in a Challenging Strategic Environment: Seven Questions for Debate") vurgulandığı üzere, yıllardır aynı yapısal sorunlarla boğuşuyor: Stratejik rehberlik tıkanıklığı, reaktif ve geçici misyonlar, personel teminindeki kronik yetersizlik (%70 hedefi hâlâ tutturulamadı), yetkilerin aşırı genişliği, ev sahibi ülke ilişkilerindeki zayıflık ve fonksiyonel/coğrafi önceliklendirme eksikliği. Rapor, karar vericilere yedi temel soru sunuyor (kriz türleri, önceliklendirme, mandat genişliği, siyasi sinyal mi operasyonel etki mi, personel/işe alım, ev sahibi ilişkileri ve genel stratejik belirsizlikler), ancak bu soruların "temel" seviyede kalması, ilerlemeyi engelliyor. Rusya'nın Ukrayna işgali sonrası jeopolitik ortamda sivil Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası 'nın inandırıcılığı ve meşruiyeti erozyona uğruyor; misyonlar hâlâ büyük ölçüde "yangın söndürme" modunda kalıyor.
Sorunlar daha derine iner: Üye devletlerin egoizmi (oy birliği kuralı, veto kullanımı, gönüllü katkı sisteminin başarısızlığı) ile AB kurumlarının yetersizliği (geçici – ad hoc yapı, bütçe tıkanıklığı, silolar, bilgi yönetimi zayıflığı) birbirini besleyen bir döngü oluşturuyor. Bu ikili engel, nitelikli çoğunluk oylamasına geçiş, zorunlu personel kotası veya yeni bir " Sivil Kriz Yönetim Ajansı" gibi radikal reformları bloke ediyor. Askeri araçlar (EPF, PESCO, ReArm Europe, Defense Readiness Roadmap 2030) ivme kazanırken sivil Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası marjinalleşiyor; hibrit tehditler ve göç odaklı kaymalar, sivil niteliği sulandırıyor.
Bu seviye, Avrupa'yı bir yüksek yoğunluklu çatışma veya dünya savaşı senaryosuna hazırlayamaz. Rusya hibrit erozyon (altyapı sabotajı, dezenformasyon, drone ihlalleri) ve konvansiyonel baskıyla test ederken; ABD (Trump 2.0 dönemiyle), Avrupa'yı "ikincil cephe" görüyor ve "kendi savunmanı üstlen" diyor. NATO Genel Sekreteri Rutte'nin uyarıları net: Avrupa ABD olmadan kendini savunamaz, yapısal körlük ve parçalanma içinde. Rusya bunu fırsat olarak görüyor; ABD ise Avrupa'nın hazırlıksızlığını biliyor.
Ancak Avrupa'nın büyük kısmı, özellikle Batı ve Güney ülkeleri, bunu bilmiyor veya bilmek istemiyor. Doğu ve Kuzey (Baltıklar, Polonya, Finlandiya, İsveç) "toplam savunma" modunda olsa da, Almanya, Fransa, İtalya gibi ülkelerde tehdit "uzak" algılanıyor; kamuoyunda tartışma sınırlı, uyarılar "alarmist" diye reddediliyor. Post-Soğuk Savaş konforu, ekonomik maliyet korkusu ve "savaş Avrupa'da olmaz" inancı inkarı besliyor.
Trump'ın Grönland baskısı (Ocak 2026 krizi) bu körlüğü yüzüne vurdu: Trump, Arktik hakimiyeti ve Rusya/Çin tehdidi gerekçesiyle Grönland'ı (Danimarka'ya bağlı) ABD'ye katmak istedi, askeri güç dışlamadı ve Avrupa NATO ülkelerine %10-25 ek gümrük vergisi tehdidi savurdu. Bu, NATO içinde bir müttefike karşı "saldırı" olarak görüldü ve transatlantik ittifakı çöküşün eşiğine getirdi. Avrupa birleşik ve sert tepki verdi (Macron, Frederiksen, AB acil toplantıları, karşı-tarife hazırlıkları); Trump Davos'ta (21 Ocak) askeri güç kullanmayacağını açıkladı, tarifeleri erteledi ve "çerçeve anlaşma" (Arktik güvenlik, ABD üsleri) ilan etti. Kriz geçici olarak yayıldı ama hasar kalıcı: ABD güvenilirliği sorgulanıyor, Avrupa "uyandırma çağrısı" aldı.
Tam bu baskı altındayken, New START'ın sona ermesi (5 Şubat 2026) darbeyi katmerli hale getiriyor. Son ABD-Rusya stratejik nükleer sınırlama anlaşması bitiyor; Putin'in 1 yıllık gönüllü uzatma önerisi (Eylül 2025) karşılık bulmadı, Trump "biterse biter, daha iyi anlaşma yaparız" dedi. İlk kez 50 yıldan fazladır yasal nükleer sınır yok: Denetim, veri paylaşımı ve kriz iletişim kanalları büyük ölçüde ortadan kalkıyor. Bu, nükleer silahlanma yarışı riskini artırıyor (Rusya taktik nükleer yaklaşık 1.477, ABD genişletme potansiyeli, Çin'in yükselişi üçlü yarışa dönüşür). Avrupa (Doğu Kanat) doğrudan tehdit altında; yanlış hesaplama veya hibrit eskalasyon olasılığı yükseliyor. SIPRI ve diğer analizler: Avrupa nükleer boşlukta "seyirci" kalma riskiyle karşı karşıya; risk azaltma rejimi yok.
Sonuç acımasız: Bu körlük en büyük tehlike. Rusya ve ABD Avrupa'nın bölünmüşlüğünü, yavaş karar alma ve konforunu fırsat görüyor. Grönland ile New START kombinasyonu "temel tartışmalar"ı aşmak zorunda bırakıyor. Avrupa ya momentumu kullanıp radikal adımlar atacak (oy birliğini kırmak, toplam savunmayı zorunlu kılmak, gönüllülerin koalisyonları, sivil-askeri entegrasyon, Fransa/İngiltere nükleer paylaşımını genişletmek, yeni risk azaltma mekanizmaları), ya da bir sonraki krizde (Ukrayna eskalasyonu, hibrit terör) felç olacak. Türkiye gibi üçüncü ülkelerden katkı (özellikle hibrit savunma, mülteci/sınır yönetimi) kriz anında daha sıcak karşılanabilir, ama siyasi irade şart.
Avrupa'nın varoluşsal dönüm noktasında: Ya siyasi cesaretle "stratejik özerklik" yolunda adım atacak, ya da inkarın bedelini ağır ödeyecek. Tarih, bu uyanışı affetmez.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish