Elektrik Çağı ve yeni jeopolitik yönelim: Enerji güvenliğinin dönüşümü

Gürsel Tokmakoğlu, Independent Türkçe için yazdı

Görsel: X

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) World Energy Outlook 2025 (WEO 2025) raporu, küresel enerji sisteminin temel bir paradigma değişikliğini işaret ediyor: Elektrik Çağı artık burada. Elektrik, küresel nihai enerji tüketiminin yalnızca %21’ini oluşturmasına rağmen, dünya ekonomisinin %40’ından fazlasını doğrudan besliyor ve talep artışı toplam enerji talebinden çok daha hızlı ilerliyor. Tüm senaryolarda (CPS, STEPS, NZE) 2035’e kadar elektrik talebi yaklaşık %40-50 artıyor; ana sürücüler arasında soğutma ihtiyacı (iklim değişikliği kaynaklı), elektrikli araçlar, endüstriyel elektrifikasyon ve özellikle yapay zeka (AI) ile veri merkezleri yer alıyor. Bu dönüşüm, enerji güvenliğini kökten değiştiriyor ve jeopolitiği yeniden tanımlıyor.

Elektrik Çağı’nın Temel Özellikleri

IEA, elektrik talebinin modern ekonomilerin kalbi haline geldiğini vurguluyor. Yatırımların yarısı artık elektrik arzı ve elektrifikasyona gidiyor; 2025’te elektrik sektörü yatırımı 1.5 trilyon dolar civarında, fosil yakıt arzından %50 daha fazla. Veri merkezleri ve AI, talebin patlamasını tetikliyor: 2024’te küresel veri merkezi tüketimi yaklaşık 415 TWh iken, 2030’a kadar iki katına çıkarak yaklaşık 945 TWh’ye ulaşıyor; Japonya’nın bugünkü toplam elektrik tüketimine eşdeğer.

C

IEA WEO 2025: Elektrik talebi büyümesi (2015-2035 arası, STEPS ve CPS senaryolarında) – talep artışının toplam enerji talebinden 2-4 kat hızlı olduğunu gösteren bu grafik, "Age of Electricity"nin somut kanıtı. (Kaynak: IEA, World Energy Outlook 2025 Executive Summary, "Total electricity demand growth, 2013-2035" figure; iea.org/reports/world-energy-outlook-2025/executive-summary)


Bu çağ, enerji güvenliğini “elektrik altyapısı, esneklik ve tedarik zinciri” üçgenine indirgiyor. Şebeke modernizasyonu, depolama ve esneklik kaynaklarının hızı kritik hale geliyor. Gecikmeler, fiyat artışları, yenilenebilir kısıtlama ve negatif fiyatlar gibi sorunlar yaratıyor. Aynı zamanda, ekstrem hava olayları (2025’te Şili ve İber Yarımadası kesintileri gibi), siber saldırılar ve operasyonel riskler elektrik sistemini en kırılgan alan yapıyor.

Dördüncü Sanayi Devrimi’nin Doğal Yönelimi

Elektrik Çağı, tam anlamıyla Dördüncü Sanayi Devrimi’nin (4IR) enerji ayağıdır. Yapay zeka, büyük veri, robotik, nesnelerin interneti (IoT), otonom sistemler ve ileri üretim teknolojileri gibi 4IR’nin temel bileşenleri, yoğun elektrik tüketimine dayanıyor. Bu teknolojiler, önceki sanayi devrimlerinden farklı olarak enerjiyi “merkezi bir girdi” olmaktan çıkarıp “sistemin kendisi” haline getiriyor. Veri merkezleri ve AI compute kapasitesi, 4IR’nin beyni konumunda; bu da elektriğin sadece bir yakıt değil, dijital ekonominin oksijeni olduğu anlamına geliyor. IEA’nın vurguladığı gibi, elektrik talebindeki patlama, 4IR’nin hızlandırdığı teknolojik dönüşümün doğrudan sonucu ve aynı zamanda bu devrimin sürdürülebilirliğinin en kritik koşulu haline geldi.

Yeni Jeopolitik Yönelim: Kritik Mineraller ve Elektron Açığı

Geleneksel jeopolitik riskler (petrol tankerleri, gaz boru hatları) devam ederken, yeni boyutlar devreye giriyor: Kritik mineraller tedarik zincirleri ve elektrik üretimi ölçeği. WEO 2025, 20 stratejik mineralin rafinasyonunun ortalama %70’inin tek bir ülkede (Çin) yoğunlaştığını belirtiyor. Kasım 2025 itibarıyla bu minerallerin yarısından fazlası ihracat kontrolleri altında; nadir toprak elementleri, batarya bileşenleri ve AI çipleri için yeni kısıtlamalar (Ekim 2025 genişletmeleri) devredeydi. Ancak 2026 başındaki ABD-Çin ticaret anlaşması sonrası bu kontroller Kasım 2026’ya kadar askıya alındı. Bu geçici rahatlama, küresel tedarik zincirlerine nefes aldırırken, uzun vadeli riskleri ortadan kaldırmıyor.

Kritik Mineraller: Çin Hakimiyeti, Küresel Rekabet ve Teknoloji Şirketlerinin Projeleri

Elektrik Çağı’nın jeopolitik mimarisinde kritik mineraller (lityum, kobalt, nikel, grafit, nadir toprak elementleri, bakır vb.), en stratejik darboğaz haline geldi. Çin, madencilikten rafinasyona ve geri dönüşüme kadar değer zincirinin tamamında hakimiyetini koruyor. XV. Beş Yıllık Plan (2026’dan itibaren) ve “Project Vault” gibi girişimler, bu üstünlüğü pekiştirmeyi hedefliyor: Nadir toprak işleme tesislerini koruma, yurtdışı yatırımları artırma ve teknolojik know-how’ı sıkı kontrol altına alma. Çin, 2030’a kadar rafine lityum ve kobaltın %60+, grafit ve nadir toprakların %80+’ını sağlamayı öngörüyor. Bu, AI veri merkezleri, EV bataryaları ve rüzgar türbinleri gibi Elektrik Çağı teknolojileri için vazgeçilmez mineralleri “jeopolitik kaldıraç” haline getiriyor. Çin hiper ölçekleyicileri (Alibaba, Tencent, Huawei) bu mineralleri ucuz ve bol erişimle entegre ederek AI compute ölçeğinde avantaj sağlıyor.

U
IEA WEO 2025: Kritik minerallerin rafinasyon yoğunlaşması (Figure 5.15, "Concentration of Critical Minerals") – Çin'in %70+ hakimiyetini gösteren bu grafik, jeopolitik riskleri netleştiriyor. (Kaynak: IEA, World Energy Outlook 2025, Chapter 5; iea.org/reports/world-energy-outlook-2025)

 

ABD, Çin bağımlılığını kırmak için agresif adımlar atıyor. Şubat 2026’da ABD Başkanı Trump’ın duyurduğu 12 milyar dolarlık kritik mineraller stoklaması programı, nadir topraklar, antimon, galyum gibi mineralleri stratejik rezerv haline getiriyor. Dost desteği (friendshoring) stratejisi (müttefik ülkelerle yakın tedarik) hız kazanıyor: Avustralya (nikel, lityum), Kanada (nikel, uranyum), Brezilya, Şili ve Peru gibi ülkelerle ikili anlaşmalar artıyor. ABD hükümeti, MP Materials’ta %15 hisse ve Trilogy Metals’ta %10 ilgi alarak doğrudan müdahil oluyor. Hiper ölçekleyiciler (Microsoft, Google, Amazon) grid darboğazına rağmen, doğrudan gaz/nükleer yatırımları ve müttefik maden projelerine fon sağlıyor.

Rusya, nikel ve paladyum gibi minerallerde önemli bir oyuncu olsa da, Ukrayna savaşı sonrası yaptırımlar nedeniyle Batı tedarik zincirlerinden dışlandı; Çin’le yakınlaşması (Arktik maden yatırımları) jeopolitik bloklaşmayı derinleştiriyor. Hindistan, lityum, grafit ve nadir toprak rezervleriyle yükselen bir güç: Çin’e alternatif olarak ABD ve AB ile anlaşmalar yapıyor (örneğin 2026 India-EU FTA’sı, Orta Asya madenlerini hedefliyor). Hindistan hiper ölçekleyicileri (Reliance Jio, Tata) yerli batarya ve AI projelerinde Çin teknolojisini bypass ederek dost desteğine entegre oluyor. Avrupa, stratejik özerklik peşinde: Critical Raw Materials Act kapsamında geri dönüşüm hedefleri artırılıyor (2031’e kadar kobalt, bakır vb. için %95 hedefi). AB, ABD ile “Stratejik Ortaklık Yol Haritası” için memorandum hazırlıyor; Kazakistan ve Özbekistan’la MoU’lar imzalayarak Orta Asya’ya yöneliyor.

Teknoloji şirketleri cephesinde ise Çin merkezli şirketler (CATL, BYD, Huawei) mineralleri entegre ederek hızlı ölçek kazanıyor: Shenxing PLUS gibi hızlı şarj bataryaları ve sodium-ion teknolojileri, ucuz Çin mineralleriyle destekleniyor. ABD tarafında hiper ölçekleyiciler (Amazon, Microsoft) doğrudan maden projelerine yatırım yapıyor; MP Materials gibi şirketlerle ortaklıklar kurarak rafinasyon kapasitesini artırıyor. Küresel olarak, bu rekabet Elektrik Çağı’nı “mineraller savaşı”na dönüştürüyor: Çin hakimiyetini korurken, Batı blokları (ABD-Avustralya-Kanada-Hindistan-AB) çeşitlendirmeyle yanıt veriyor.

Elektron Açığı ve Büyük Güç Rekabeti

Elektron açığı ise rekabetin yeni cephesi: Çin’in elektrik üretimi 2025 sonunda ABD’nin 2.5 katına, 2026’da 3 katına yaklaşıyor. Çin, hızlı şebeke (grid) genişlemesi, yenilenebilir patlaması (rüzgar ve güneş kapasitesi 2030’a 2-3 kat) ve devlet koordinasyonuyla AI veri merkezlerini ucuz ve bol güçle besliyor. ABD’de ise grid darboğazı (eski altyapı, uzun onay süreçleri), yerel karşıtlık ve güç kesintisi riski AI compute ölçeğini sınırlıyor. Veri merkezleri talebinin %85+’ı ABD, Çin ve AB’de yoğunlaşıyor; bu coğrafi yoğunlaşma jeopolitiği şekillendiriyor.

ABD hiper ölçekleyicileri kaliteli hesaplama (kompütür) ve yazılım ekosistemiyle (chip kısıtlamaları) direnirken, Çin ölçek ve hız avantajıyla öne geçiyor. Bu, AI rekabetini “enerji altyapısı savaşı”na dönüştürüyor: Çin “bol ve ucuz güç”, ABD “kaliteli ama sınırlı güç” stratejisi izliyor.

Öte yandan bir süredir ısrarala ifade ettiğim tezlerimde ne vardı, bakalım. Ben bu dönüşümü jeopolitik bağlamda daha radikal bir çerçevede ele aldım. Bu çerçevede, AI tekilliği çağında jeopolitik “determinist bir paradigma”ya evriliyor: İnsanlar tüketiciye dönüşür, üretim robotlaşır, güç coğrafi/enerji kontrolünden akar ve post-devletçi bir yapıya kayar. Klasik gerçekçi yaklaşımlara (örneğin Foreign Affairs’teki belirsizlik odaklı modeller) kıyasla savunduğum model, AI’nin “devrimlerin devrimi”ni yıkıcı ve erken bir şekilde öngörüyor; eğer tekillik 2030 öncesi gerçekleşirse, bu tez paradigma değiştirici nitelik kazanır. Ayrıca, enerji jeopolitiğinin yeşil enerji ve kritik mineraller boyutuyla klasik hidrokarbon anlayışına yeni katmanlar eklediğini vurguluyor; teknoloji hegemonyası (kuantum, 6G, AI, nörobilim) Çin gibi aktörlerin “her şeyi toplama” stratejisiyle birleşince jeopolitik yayılmayı hızlandırıyor.

Uzay Jeopolitiği: Elektrik Çağı’nın Kaçınılmaz Genişlemesi

Elektrik Çağı’nın jeopolitiği, yeryüzüyle sınırlı kalmıyor; uzay artık yeni egemenlik ve güç tarifinin merkezi haline geliyor. “Uzay Jeopolitiği” başlıklı makalemde vurguladığım gibi, uzay jeopolitiği “yeni egemenlik ve güç tarifi”ni getiriyor: Uzaya hükmeden dünyaya da hükmediyor. Bu süreci tersine çevirmek mümkün olamıyor. Dördüncü Sanayi Devrimi’nin elektrik yoğun teknolojileri (AI compute, veri merkezleri, otonom sistemler), yeryüzündeki enerji darboğazlarını aşmak için uzaya yöneliyor; Musk’ın yörüngedeki güneş enerjili veri merkezleri gibi girişimler bunun somut örneği. Geçtiğimiz aylarda ifade ettiği, uzayın jeopolitiği yeni bir katman, Grönland benzeri kaynak yarışlarının uzaya taşındığını ve nadir element/enerji optimizasyonunun güç akışını belirlediğini savunmaktayım. Bu yönelim zorunlu çünkü: Yeryüzü grid ve mineraller kısıtlıyken, uzayda sınırsız güneş enerjisi, düşük yerçekimi avantajı ve yeni kaynaklar (asteroid madenciliği) var. 2030 öncesi tekillik gerçekleşirse, uzay hakimiyeti mutlak hegemonya anlamına gelecek, geleneksel araçlar (savaş, ittifaklar) anlamsızlaşacak. Bu nedenle Elektrik Çağı, uzay jeopolitiğine evrilmek zorunda: Enerji ve kompütürlerin geleceği yeryüzünde değil, yörüngede ve ötesinde şekillenecek.

Sapma Riskleri ve Gelecek Senaryoları

WEO 2025’in senaryoları, jeopolitik çeşitlenmeyi net gösteriyor:

  • STEPS (yaklaşık 2.5°C ısınma): Mevcut politikalarla yenilenebilir momentumu sürüyor ama altyapı gecikmeleri fosil yakıtlara bağımlılığı uzatabilir.
  • CPS (yaklaşık 3°C): Politika belirsizliği ve jeopolitik gerilimler geçişi yavaşlatıyor.
  • NZE: Net sıfır yolu en ekonomik ve güvenli; ancak mineraller ve elektrik altyapısındaki sapmalar bunu riske atıyor.

Enerji talebinin ağırlık merkezi Çin dışındaki gelişen ekonomilere (Hindistan, Güneydoğu Asya) kayarken, küresel işbirliği şart. Çeşitlendirme olmazsa, Elektrik Çağı jeopolitiğin en kırılgan dönemi olur: Yeni ittifaklar, ticaret savaşları ve emisyon yollarında dramatik sapmalar mümkün.

Sonuç

Elektrik Çağı, Dördüncü Sanayi Devrimi’nin enerji boyutu olarak enerjiyi ekonomik ve ulusal güvenlik meselesinin kalbine yerleştiriyor. Kritik minerallerin yoğunlaşması ve elektron açığı, büyük güç rekabetini yeniden tanımlıyor. Çin’in ölçek avantajı AI ve temiz enerji geçişinde üstünlük sağlarken, ABD’nin inovasyon ve kısıtlama stratejisi direnç yaratıyor. Ancak altyapı gecikmeleri, tedarik zinciri kırılganlıkları ve minerallerin jeopolitik kullanımı, iklim hedeflerini ve ekonomik dayanıklılığı tehdit ediyor.

Benim determinist yaklaşımım ve uzay jeopolitiği gibi tezlerim, bu dönüşümün yıkıcı potansiyelini erken fark ederek, zamanın ruhunu kritik ediyor, uzaya yönelmek artık bir tercih değil, zorunluluk. Daha dün Elon Musk’ın kendi şirketlerinden SpaceX'in xAI'yi satın alması bana göre önemli bir virajdı.

Sonuç olarak IEA’nın net mesajına değineyim: Çeşitlendirme, uluslararası işbirliği ve hızlı altyapı yatırımı olmadan, bu çağ fırsat değil, yeni riskler doğurur.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU