Giriş
Üniversite diploması modern hukuk düzenlerinde yalnızca bir eğitim sertifikası olmayıp bireyin mesleki statüsünü, kamusal güven ilişkisini ve toplumsal konumunu belirleyen temel bir hukukî araçtır. Özellikle düzenlenmiş mesleklerde (tıpta, hukukta, mühendislikte, öğretmenlikte) diploma, yalnız bireysel başarıyı değil, toplumun güvenliğini ilgilendiren bir ehliyet belgesi niteliği taşır. Bu sebeple diplomanın hukuka aykırı yollarla elde edildiği iddiaları, salt bireysel prosedür ihlallerinin ötesinde, hukuk devletinin temel ilkelerine temas eder.[1]
Bununla birlikte diploma iptali tartışmaları çoğu zaman basitleştirilmiş bir ikiliğe indirgenmektedir: Hukuka aykırılık varsa iptal, yoksa geçerlilik. Oysa özellikle kişinin üniversiteye girişinde normatif bir eksiklik veya usulsüzlük bulunsa dahi yıllar boyunca fiilen eğitim almış, derslerini tamamlamış ve akademik formasyonu kazanmış olduğu vakalarda mesele çok daha karmaşık hale gelir. Bu durumda hukuk düzeninin karşı karşıya kaldığı temel soru şudur:
Başlangıçtaki hukuka aykırılık, fiilen kazanılmış emeği ve formasyonu bütünüyle yok saymayı gerektirir mi?
Bu soru yalnız Türk idare hukukunun “hukuka aykırı işlem kazanılmış hak doğurmaz” ilkesini değil, insan hakları hukukunun hukuki güvenlik ve ölçülülük testini ve klasik hukuk geleneklerinde görülen restoratif adalet anlayışını da doğrudan ilgilendirir.[2]
Bu çalışmanın temel tezi, başlangıçtaki hukuka aykırılığın her durumda diplomanın mutlak iptalini gerektirmediği; özellikle fiilen kazanılmış formasyonun varlığı halinde hukukun sıfırlayıcı değil, telafi edici çözümler üretmek zorunda olduğudur.
I. Diplomanın Hukuki Niteliği: Akademik Formasyon Belgesi mi, Kamusal Statü İşlemi mi?
A. Akademik Yeterlilik Belgesi Olarak Diploma
Diploma, üniversitenin kendi öğretim süreci boyunca verdiği derslerin alındığını, sınavların geçildiğini ve program çıktılarında öngörülen yeterliliklerin kazanıldığını belgelendirir. Bu bakımdan diploma, üniversitenin kendi başlangıcından sonuna kadar yürüttüğü eğitim faaliyetinin sonucudur. Diploma, bireyin üniversiteye başlamadan önceki yıllarının “yasallık geçmişini” değil; üniversitenin fiilen kazandırdığı akademik formasyonu tasdik eder.[3]
Bu perspektiften bakıldığında diploma, epistemik olarak üniversitenin eğitim ediminin ürünüdür. Kişinin önceki aşamalarda hangi yollarla eğitim aldığından bağımsız olarak, üniversite içinde kazanılmış yeterlilikler diploma ile belgelenir.
B. Kamusal Güven ve Statü İşlemi Olarak Diploma
Bununla birlikte diploma yalnız pedagojik bir sertifika değildir. Modern hukuk sistemlerinde diploma aynı zamanda idari bir statü işlemidir. Özellikle belirli mesleklerde diploma, bireyin topluma karşı güvenilir bir uzmanlık taşıdığını gösteren kamusal bir işarettir. Bu nedenle diploma alanındaki hukuka aykırılıklar yalnız bireyi değil, kamu düzenini ve eşitliği de ilgilendirir.[4]
Bu ikili yapı diploma iptali tartışmasının merkezindeki gerilimi üretir:
- Kamu düzeni ve eşitlik korunmalıdır.
- Ancak fiilen oluşmuş formasyon ve emek bütünüyle yok sayılamaz.
II. Türk İdare Hukukunda Diploma İptali: Kamu Düzeni Refleksi ve İçtihat Eşiği
Türk idare hukukunda idarenin hukuka aykırı işlemleri geri alabilmesi bakımından temel prensip şudur:
Hukuka aykırı idari işlem kazanılmış hak doğurmaz.
Bu ilke özellikle statü işlemleri bakımından güçlü biçimde uygulanır. Diploma iptali meselesinde de Danıştay içtihadının başlangıç noktası budur.
A. Danıştay İBK 19.03.1988 Kararı: Hile ile Kayıt ve Geri Alma Yetkisi
Diploma ve kayıt iptali tartışmalarında çekirdek eşik, Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu’nun 19.03.1988 tarihli kararıdır. Kurul bu kararında, idareyi yanıltarak veya hile ile yükseköğretim kurumuna kaydolmuş öğrencilerin kayıt işlemlerinin idarece geri alınabileceğini ve bu tür bir statünün yararlanıcı açısından kazanılmış hak doğurmayacağını kabul etmiştir.[5]
Bu içtihadın ratio decidendi’si açıktır: Üniversiteye giriş şartları emredicidir; bu şartlar hile ile aşılmışsa kayıt işlemi baştan sakat hale gelir. Dolayısıyla diplomanın varlığı tek başına kamu düzenini sakatlayan hukuka aykırılığı ortadan kaldırmaz.
B. Hukuki Güvenlik ve Ölçülülük Sorunu: İçtihadın Mutlak Olmaması
Ne var ki bu iptal refleksi mutlak değildir. Danıştay’ın sonraki dönem yatay geçiş ve mezuniyet dosyalarında hukuk devleti, belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerinin iptal yetkisini sınırlandırıcı rol oynadığı görülmektedir. Özellikle uzun süre sonra yapılan iptallerde hukuki güvenlik sorunu gündeme gelmektedir.[6]
Bu, konunun merkezindeki restoratif soruyu doğurur: Başlangıç kusuru mevcut olsa bile fiilen kazanılmış akademik formasyonun bütünüyle yok sayılması ölçülü müdür?
III. “Hukuka Aykırı İşlem Kazanılmış Hak Doğurmaz” İlkesinin İki Ciheti
Türk idare hukukunda “hukuka aykırı işlem kazanılmış hak doğurmaz” ilkesi, idarenin hukuka aykırı işlemleri geri alabilmesine imkân tanıyan temel prensiplerden biridir. Ancak bu ilkenin uygulanması çoğu zaman tek yönlü bir refleks haline getirilmekte; hukuka aykırılık tespit edildiğinde otomatik iptal sonucuna gidilmektedir. Oysa ilke, normatif olarak ancak iki cihetten okunursa hukuk devletiyle bağdaşır.
A. Yararlanıcı Yurttaş Ciheti: Hile, Sahtecilik ve Manipülasyon
Hukuka aykırılığın kaynağı yararlanıcının kendisi olduğunda — örneğin sahte belge sunma, hileli kayıt yaptırma veya bilerek sistemin manipüle edilmesi — “kazanılmış hak” iddiası zayıflar. Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu’nun 19.03.1988 tarihli kararı, bu kategoriye ilişkin temel eşiği kurmuştur. Kurul, idareyi yanıltarak veya hile ile tesis edilen öğrenci kaydının geri alınabileceğini ve bu statünün yararlanıcı bakımından kazanılmış hak doğurmayacağını kabul etmiştir.[7]
Bu yaklaşım kamu düzeni ve eşitlik açısından anlaşılırdır. Üniversiteye giriş şartları yalnız pedagojik düzenlemeler değil, aynı zamanda toplumsal adaletin “kapı eşiği”dir. Bu eşik bilerek aşılmışsa, iptal ve cezai yaptırım gündeme gelir.
B. Yararlandırıcı İdare Ciheti: Denetim Kusuru, İyi Yönetişim ve Hukuki Güvenlik
Ne var ki hukuka aykırılığın kaynağı her zaman yararlanıcı değildir. Bazen hukuka aykırılık idarenin kusurundan, denetim eksikliğinden veya geç müdahalesinden doğar. Üniversiteye girişte sunulan belgelerin kontrol edilmesi, idarenin asli sorumluluğudur. Eğer idare bu yükümlülüğü yerine getirmemiş, yıllarca sessiz kalmış ve ancak uzun süre sonra müdahaleye yönelmişse, ortaya çıkan statü kaybının tüm sonuçlarını bireye yüklemek hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.[8]
Bu noktada “kazanılmış hak doğmaz” ilkesinin ikinci ciheti devreye girer: Devlet kendi kusurunu yurttaş aleyhine sınırsız bir iptal yetkisine dönüştüremez. Hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri, idarenin geri alma yetkisini sınırlandıran anayasal çerçeveyi oluşturur.³[9]
Anayasa Mahkemesi’nin diploma iptali bağlamında verdiği Abidin Pişgin kararı da idarenin özen yükümlülüğünün önemini vurgulamaktadır. Mahkeme, idarenin hatalı veya geç işlem yapmasının sonuçlarının otomatik biçimde bireye yüklenemeyeceğini, hukuki güvenlik ilkesinin dikkate alınması gerektiğini göstermiştir.[10]
Dolayısıyla ilke ancak şu ayrımla adalet üretir:
- Kasıtlı hile → iptal alanı geniş
- İdarenin kusuru + iyi niyet → restoratif sınır zorunlu
IV. Hukuk Devletinin Çekirdeği: Hukuka Aykırı Araçlarla Birey Aleyhine Sonuç Üretme Yasağı
Diploma iptali tartışmasının en derin felsefi katmanı, hukuk devletinin negatif sınırına ilişkindir: Devlet amacı ne kadar meşru olursa olsun, hukuksuz araçlarla birey aleyhine sonuç üretemez.
Bu ilkenin en açık örneği ceza hukukunda görülür:
A. Hukuka Aykırı Delil Yasağı (Anayasa m.38/6 – CMK m.206–217)
Türk hukukunda hukuka aykırı delil yasağı açıkça anayasal güvence altındadır. Anayasa’nın 38. maddesine göre kanuna aykırı elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez. Ceza Muhakemesi Kanunu da aynı yasağı m.206/2-a ve m.217/2 hükümleriyle tekrarlar.⁵[11]
Bu kuralın felsefesi şudur: Devlet kamu düzenini koruma amacıyla hareket etse bile, hukuksuz yöntemlerle bireyi mahkûm edemez. Çünkü devletin hukuksuzluğu, sistemin bütününe zarar verir ve hukuk devletini çökertecek bir keyfiliğe yol açar.[12]
Burada çok kritik bir normatif mesaj vardır:
Kamu düzeni, devletin hukuksuz araç kullanmasıyla korunamaz.
B. Aynı Felsefenin İdare Hukukundaki Karşılığı: İdarenin Kusurunu Araçlaştıramaması
Bu ceza usul felsefesi diploma iptali meselesine doğrudan uygulanabilir. Eğer idare üniversiteye giriş belgelerini zamanında denetlememiş, yıllarca sessiz kalmış ve sonra bireyin fiilen kazandığı formasyonu sıfırlamaya yönelmişse, devlet kendi kusurunu birey aleyhine iptal aracına dönüştürmüş olur.
Bu, ceza hukukundaki hukuka aykırı delil yasağına paralel biçimde hukuk devletine aykırıdır. Devletin ihmali veya geç denetimi, bireyin statüsünü tamamen yok etmek için gerekçe yapılamaz. Bu nedenle idarenin geri alma yetkisi ölçülülük ve hukuki güvenlik ilkeleriyle sınırlandırılmalıdır.[13]
C. Mecelle Kaideleriyle Ortak Restoratif Zemin
Bu sınır yalnız modern anayasal hukukta değil, klasik hukuk düşüncesinde de restoratif ilkelerle ifade edilmiştir. Mecelle’nin küllî kaidelerinden biri şudur:
“Zarar zarar ile izale olunmaz.”[14]
Devlet girişteki hukuka aykırılıktan zarar gördü diye, bireyin dört yıl boyunca fiilen kazandığı formasyonu sıfırlayarak ikinci bir zarar üretemez. Hukukun görevi zararı gidermek, fakat yeni zarar doğurmamaktır. Bu restoratif mantık diploma iptalinde temel normatif çerçeveyi oluşturur.
V. Sahte Diploma ile Girişte Sahtecilik Ayrımı: Kategorik Bir Yanlışlık
Diploma iptali tartışmalarında en büyük kavramsal hata, iki ayrı olgunun birbirine karıştırılmasıdır:
- Diplomanın sahte olması
- Üniversiteye girişte sahtecilik yapılmış olması fakat diplomanın kurum içinde fiilen kazanılması
Bu iki durum hukuken aynı değildir. Aynı sonuca bağlanması, hem idare hukuku mantığını hem akademik yeterlilik kavramını sakatlayıcı sonuçlar doğurur.
A. Sahte Diploma: Yokluk (Non-Existence)
Eğer ortada sahte bir diploma varsa, belge üniversite tarafından düzenlenmemiştir. Akademik süreç hiç yaşanmamıştır. Bu durumda:
- Formasyon yoktur
- Kurumsal eğitim ilişkisi yoktur
- Belge baştan itibaren yok hükmündedir
Burada iptalden ziyade “yokluğun tespiti” söz konusudur. Sahte diploma, kamu düzenine doğrudan saldırıdır ve restoratif telafi alanına kapalıdır.[15]
B. Girişte Sahtecilik + İçeride Gerçek Formasyon: Ceza ile Statü Ayrımı
İkinci kategori ise tamamen farklıdır: Üniversiteye girişte sahtecilik yapılmış olabilir; ancak kişi kurum içinde yıllarca eğitim almış, dersleri geçmiş ve program çıktılarıyla öngörülen formasyonu kazanmış olabilir. Bu durumda diploma:
- Sahte değildir
- Akreditedir
- Üniversitenin verdiği formasyonun belgesidir
Dolayısıyla burada yapılacak müdahale ile sahte diplomanın yok hükmünde sayılması aynı değildir. Girişteki sahtecilik cezai fiildir; fakat içeride fiilen kazanılmış formasyonun belgesi olan diploma otomatik olarak “geçersiz” hale gelmez.[16]
Ceza, girişteki fiile bağlanabilir; ancak diplomanın iptali, üniversitenin kendi eğitim ediminin yok sayılması anlamına gelir.
Bu nedenle üniversite ya da mahkeme kararıyla diplomanın tamamen iptal edilmesi, kategorileri karıştıran bir içtihat problemidir. Diplomayı iptal etmek, yalnız bireyi değil, akademinin diploma verme meşruiyetini de tartışmalı hale getirir.
C. Yetki Sorunu: Mahkemenin İptali mi, Akademik Telafi mi?
Bu ayrım aynı zamanda kurumsal yetki bakımından da kritiktir. Diploma, akademik yeterlilik belgesidir. Bu nedenle diplomanın geçerliliği, ancak akademik ölçütler ve telafi mekanizmaları içinde değerlendirilmelidir.
Mahkemenin yapabileceği şey:
- Girişteki sahtecilik fiilini cezalandırmak
- İdarenin kusurunu tespit etmek
- Telafi şartlarını belirlemektir
Ancak içeride kazanılmış akademik formasyonu bütünüyle yok saymak, ölçülülük ve hukuki güvenlik ilkeleri bakımından problemli hale gelir.[17]
VI. Şüpheli Ders – Şüpheli Kayıt Ayrımı: Telafi Edici Hukuk Mantığı
Diploma iptalinde bir diğer temel ayrım, hukuka aykırılığın hangi noktada yoğunlaştığıdır. Hukuk her zaman “toptan sıfırlama” yolunu izlemez; çoğu durumda şüpheli kısmın giderilmesiyle sınırlı bir telafi mekanizması işletir.
A. Kopya ve Not Usulsüzlüğü Dosyaları: Kısmi Müdahale Mantığı
Bir öğrenci hakkında bazı derslerde kopya çektiği veya notlarının usulsüz verildiği ortaya çıkarsa, hukuk çoğu zaman bütün öğrenimi toptan yok saymaz. Danıştay 10. Daire’nin kopya iddialarında ağır yaptırımlarda sıkı delil standardı ve usul güvencesi araması, problemli kısmın telafisi mantığını güçlendirmektedir.[18]
Bu yaklaşım şunu ifade eder:
- Şüphe belirli derslerde yoğunlaşıyorsa
- Telafi o derslerle sınırlı olmalıdır
- Hukuken şüphe doğurmayan kazanımlar yok sayılmamalıdır
Bu, restoratif adaletin idare hukukundaki karşılığıdır.
B. Mecelle Kaideleriyle Restoratif Çerçeve
Bu telafi mantığı, klasik hukuk düşüncesinde Mecelle’nin küllî kaideleriyle formüle edilmiştir:
- “Zarar izale olunur.”
- “Zarar zarar ile izale olunmaz.”[19]
Devlet girişteki veya belirli derslerdeki usulsüzlükten zarar gördü diye, bireyin tüm emeğini ve formasyonunu sıfırlayarak ikinci bir zarar üretemez. Hukukun görevi zararı gidermek, fakat yeni zarar doğurmamaktır.
Dolayısıyla diploma iptalinde restoratif çözüm şudur:
- Usulsüzlük varsa cezai işlem uygulanır
- Şüpheli alan varsa telafi mekanizması işletilir
- Formasyon bütünüyle yok sayılmaz
C. Hukuki Güvenlik ve Meşru Beklenti Bağlamı
Bu telafi mantığı, aynı zamanda hukuki güvenlik ilkesinin zorunlu sonucudur. Kişi yıllar boyunca eğitim almış, mezun olmuş ve hayatını bu statüye göre kurmuşsa, devletin müdahalesi ölçülü olmak zorundadır. AYM’nin iyi yönetişim çizgisi ve AİHM’in meşru beklenti doktrini, bu sınırı insan hakları boyutunda da pekiştirmektedir.[20]
VII. Anayasa Mahkemesi İçtihadı: İyi Yönetişim, Hukuki Güvenlik ve Diploma Statüsü
Diploma iptali meselelerinde idarenin geri alma yetkisi yalnız idare hukuku teknikleriyle değil, anayasal ilkelerle de sınırlandırılmak zorundadır. Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesi, belirlilik ve hukuki güvenlik ilkelerini içerir. Bu sebeple diploma iptali gibi statü kaybı doğuran işlemler, yalnız kamu düzeni gerekçesiyle otomatik biçimde meşrulaştırılamaz.
A. İyi Yönetişim İlkesi ve İdarenin Özen Yükümlülüğü
Anayasa Mahkemesi içtihadında giderek belirginleşen temel yaklaşım, idarenin iyi yönetişim yükümlülüğünün birey aleyhine ağır statü kayıplarını sınırlayan bir ilke olduğudur. İyi yönetişim, idarenin:
- öngörülebilir davranmasını
- zamanında işlem yapmasını
- denetim görevini ihmal etmemesini
- kendi kusurunu birey aleyhine araçlaştırmamasını gerektirir.
Bu perspektif, diploma iptali meselesinde idarenin geç müdahalesinin sınırlarını belirleyen anayasal bir çerçeve sunmaktadır.
B. Abidin Pişgin Kararı: Kusurun Sonuçlarının Otomatik Yüklenememesi
AYM’nin Abidin Pişgin kararında başvurucu, diploma iptaline yol açan süreçte kusurunun bulunmadığını, idarenin gerekli denetimi zamanında yapmadığını ve doğan sonuçların hakkaniyetsiz biçimde kendisine yüklenmek istendiğini ileri sürmüştür. Mahkeme, idarenin özen yükümlülüğünü ve hukuki güvenlik ilkesini merkeze alarak, bireyin statüsüne yapılan müdahalelerin ölçülülük testine tabi olduğunu göstermiştir.[21]
Bu karar restoratif tezimizi anayasal düzeye taşır:
İdare kendi denetim kusurunu bireyin kazanılmış statüsünü sıfırlamak için sınırsız bir gerekçeye dönüştüremez.
Bu nedenle diploma iptali ancak bireyin kusuru açıkça ortaya konduğunda ve müdahale ölçülü olduğunda meşru olabilir ve bunun mutlaka diplomanın ontolojisiyle ilgili olması gerekir. Kayıt öncesi sahtelikler nedeniyle ceza verilebilir ve fakat kazanılmış formasyonun belgesi iptal edilemez. Diplomanın ontolojisi kayıttan son dersin sınavından geçerli not alıncaya kadarki tüm akademik süreçtir. Dolayısyla diploma iptalı ancak bu süreç içerisinden bir nedenle yapılabilir/yapılmalıdır.
C. Şehmus Altuğrul Kararı: Eğitim Tamamlandıktan Sonra Müdahale ve Ölçülülük
Şehmus Altuğrul kararında da başvurucu, eğitim süreci tamamlandıktan sonra diploma/mezuniyet sonucundan yoksun bırakılmasının belirlilik ve ölçülülük ilkelerine aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Mahkeme, eğitim gibi uzun süreli statü süreçlerinin tamamlanmasından sonra yapılan müdahalelerin birey açısından yıkıcı sonuç doğurabileceğini kabul ederek hukuki güvenlik boyutunu tartışmaya açmıştır.[22]
Bu içtihat, diploma iptalinin yalnız geçmişe dönük bir işlem değil, geleceğe dönük ağır bir statü kaybı olduğunu ortaya koyar.
D. Anayasal Sonuç: Restoratif Telafi Zorunluluğu
AYM çizgisi birlikte okunduğunda şu anayasal sonuç ortaya çıkar:
- İdarenin hatası veya geç müdahalesi varsa
- Bireyin iyi niyeti korunmaya değerse
- Müdahale ölçülülük sınırını aşarsa
Tam iptal yerine telafi edici mekanizmalar işletilmelidir. Bu, restoratif hukukun anayasal karşılığıdır.
VIII. Avrupa İnsan Hakları Hukuku: Meşru Beklenti Doktrini ve Statü Müdahaleleri
Diploma iptali yalnız ulusal idare hukukunun değil, insan hakları hukukunun da konusudur. Zira diploma, bireyin mesleki kimliğini, ekonomik hayatını ve özel yaşam düzenini belirleyen temel bir statüdür. Devletin bu statüye müdahalesi, hukuki güvenlik ve meşru beklenti ilkeleri açısından değerlendirilmelidir.
A. Meşru Beklenti (Legitimate Expectation) Kavramı
AİHM içtihadında “meşru beklenti”, bireyin devletin tesis ettiği bir statüye dayanarak hayatını kurması ve geleceğini planlaması durumunda ortaya çıkan koruma alanıdır. Devletin yıllar sonra bu statüyü geri alması, bireyin hukuki güvenliğini sarsar ve ölçülülük testini zorunlu kılar.[23]
Diploma bu bağlamda yalnız bir belge değil, bireyin yaşam bütünlüğünün parçasıdır.
B. Kuş/Türkiye Kararı: Hukuki Güvenlik ve Statü Müdahalesi
AİHM’in Kuş/Türkiye kararı, idari statülere sonradan müdahalenin hukuki güvenlik ve ölçülülük testine tabi olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Mahkeme, devletin kendi işlemleriyle oluşturduğu statülere uzun süre sonra müdahale etmesinin bireyin meşru beklentisini ihlal edebileceğini vurgulamıştır.[24]
Bu karar diploma iptali meselesine doğrudan uygulanabilir: Kişi mezun olmuş, mesleki hayatını kurmuşsa, devletin müdahalesi ancak çok güçlü kamu yararı gerekçesiyle ve ölçülü biçimde mümkün olabilir.
C. İnsan Hakları Boyutu: Eğitim Hakkı ve Statü Güvencesi
AİHS Ek 1 No’lu Protokol’ün 2. maddesi eğitim hakkını güvence altına alır. Diploma iptali, yalnız idari bir işlem değil, kişinin eğitimden doğan kazanımlarını fiilen ortadan kaldıran bir müdahaledir. Bu nedenle eğitim hakkının etkili kullanımını zedeleyen iptaller, insan hakları hukukunun koruma alanına girer.[25]
D. Uluslararası Sonuç: İptal Değil Telafiye Yönelen Eğilim
AİHM çizgisinin temel sonucu şudur:
- Statüye güvenerek yaşam kuran bireyin meşru beklentisi korunmalıdır
- Devletin geç müdahalesi sınırsız değildir
- Tam iptal yerine telafi edici çözümler ölçülülükle daha uyumludur
Bu, restoratif modelin uluslararası insan hakları düzeyindeki karşılığıdır.
IX. İslam Hukukunda Emek–Mülkiyet Telifi: Gasb ve Lukata Örnekleri
Diploma iptali meselesinde restoratif adalet perspektifini güçlendiren en önemli hukuk geleneklerinden biri klasik İslam hukukudur. Modern hukuk sistemleri çoğu zaman hakları “ya vardır ya yoktur” şeklinde ikili bir mantıkla ele alırken, fıkıh geleneği çatışan hakları telif etmeye çalışan daha ince bir ayrım geliştirmiştir.
Bu telif mantığı özellikle iki problemde açıkça görülür: başkasının malını izinsiz kullanma (gasb) ve buluntu mal (lukata).
A. Gasb Problemi: Mülkiyet Korunur, Emek Zayi Edilmez
Bir kimse başkasına ait araziyi izinsiz işletmişse fiil haksızdır ve mülkiyet hakkı sahibine aittir. Ancak araziyi işleyen kişi emek sarf etmiş, masraf yapmış ve üretim sürecini gerçekleştirmiş olabilir. Bu durumda İslam hukukunun çözümü yalnız “mülkiyet sahibine iade” değil, emeği de bütünüyle yok saymayan bir restoratif telif mantığıdır.
İbn Kudâme, el-Muğnî’de gasb meselelerinde ürünün ve emeğin dikkate alınması gerektiğini, masraflar çıktıktan sonra hakkaniyetli çözüm üretilmesinin zorunlu olduğunu belirtir.[26]
Bu yaklaşımın hukuk felsefesi açısından anlamı açıktır:
- Gasb fiili haksızdır
- Mülkiyet korunur
- Ancak emek bütünüyle imha edilmez
- Restoratif telafi işletilir
Diploma meselesinde de girişte hukuka aykırılık bulunsa bile içeride fiilen kazanılmış formasyonun bütünüyle yok sayılması aynı kategorik hatayı üretir.
B. Lukata Problemi: Buluntu Mal ve Kazanç Paylaşımı
Buluntu mal bulan kişi onu sahibine iade etmekle yükümlüdür. Ancak kişi iade etmeden o malı kullanır ve ticaret yaparsa, ana mal sahibine iade edilir; fakat ticaret sonucu doğan kazanç emek unsurunu içerdiğinden bütünüyle “yok” sayılmaz.
Fıkıh, iki hakkı telif eder:
- Mal sahibinin mülkiyet hakkı
- Bulanın fiilî emeği
Bu restoratif mantık, diploma iptalinde de geçerlidir: girişteki fiil cezalandırılabilir; fakat içeride fiilen kazanılmış akademik formasyon bütünüyle yok sayılamaz.
X. Fiilî Aile Hayatı ve Çocuk Örneği: Norm Eksikliği Sonucu Yok Sayamaz
Diploma tartışmasında en güçlü analojilerden biri aile hukukudur. Bir kadın ve erkek resmi nikâh olmaksızın birlikte yaşamış ve çocuk doğmuş olabilir. Bu durum normatif eksiklik taşır; hukuk bu birlikteliği hukuken problemli görebilir.
Ancak hukuk şu sonuca gidemez:
- Birliktelik normatif olarak sakattır
- O halde çocuk yoktur
- Velayet, vesayet ve nesep hakları ilga edilmiştir
Bu mümkün değildir. Çünkü çocuk fiilen doğmuştur ve hak sahibidir. Modern insan hakları hukuku da “çocuğun üstün yararı” ilkesini merkeze koyar.[27]
Bu analoji diploma meselesine doğrudan ışık tutar:
Başlangıçtaki norm eksikliği, fiilen doğmuş sonucu yok sayma yetkisi vermez.
Diploma da fiilen doğmuş bir akademik formasyon sonucudur. Girişteki eksiklik, formasyonu otomatik olarak ortadan kaldıramaz.
XI. TBMM İçin Restoratif Reform Modeli: Telafi Mekanizmasının Kurulması
Diploma iptali meselesi yalnız yargısal içtihatlarla çözülemez; normatif düzeyde restoratif bir model geliştirilmesi gerekmektedir. TBMM’ye dönük reform önerisi üç aşamada kurulabilir:
A. Kategori Ayrımı Kanunda Açıkça Yapılmalıdır
Yasal düzenleme açık biçimde ayırmalıdır:
- Sahte diploma (yokluk)
- Girişte sahtecilik (cezai fiil)
- İçeride kazanılmış formasyon (telafi alanı)
Bu ayrım yapılmadığında mahkemeler kategori karıştırıcı iptal kararları üretmekte, akademik yeterlilik kavramı ile kamu düzeni kavramı birbirine karışmaktadır.[28]
B. Telafi ve Tamamlama Mekanizması Kurulmalıdır
Giriş sırasında eksiklik ortaya çıkarsa yapılacak işlem otomatik iptal olsa da akademik süreç tamamlandıktan sonra diploma iptali değil, telafi olmalıdır:
- Eksik koşulların tamamlatılması
- Varsa şüpheli derslerin yeniden sınanması
- Akademik telafi programları
Bu model, restoratif adaletin kurumsal karşılığıdır.
C. İdarenin Denetim Kusuruna Yaptırım Getirilmelidir
İdare yıllarca denetim yapmamışsa yük yalnız bireye yıkılamaz. Kurumun sorumluluğu ve görev ihmali yaptırımları işletilmelidir. AYM’nin iyi yönetişim çizgisi, bu reformun anayasal temelini oluşturmaktadır.[29]
XII. Sonuç: Diploma İptalinde Sıfırlayıcı Butlan Değil, Telafi Edici Hukuk
Diploma iptali meselesi hukuk düzenlerinin temel sorusunu açığa çıkarır:
Hukuk, hukuka aykırılığı giderirken bir hakkı sıfırlayarak mı yoksa telafi ederek mi adalet üretmelidir?
Danıştay içtihadı kamu düzeni refleksiyle iptal alanını genişletmektedir. Ancak Anayasa Mahkemesi ve AİHM çizgisi, idarenin kusuru ve bireyin iyi niyeti halinde hukuki güvenlik ve ölçülülük sınırını öne çıkarır. Mecelle kaideleri ve İslam hukukundaki telif mantığı ise zararın zarar ile giderilemeyeceğini, hukukun onarıcı çalışması gerektiğini öğretir.
Bu nedenle en adil çözüm şu şekilde formüle edilebilir:
- Sahte diploma → yokluk
- Girişte sahtecilik → cezai yaptırım
- İçeride kazanılmış formasyon → kabul ve restoratif telafi
- İdare kusuru → bireye otomatik yüklenemez
Son tahlilde adalet, hakları imha ederek değil, çatışan hakları telif ederek sağlanabilir.
Kaynaklar:
[1] Kemal Gözler, İdare Hukuku, Cilt II (Bursa: Ekin, 2020), s. 1120–1125.
[2] Anayasa m.2 (hukuk devleti); AİHS Ek 1 No’lu Protokol md.2 (eğitim hakkı).
[3] Gözler, İdare Hukuku, s. 1123–1124.
[4] Metin Günday, İdare Hukuku (Ankara: İmaj, 2019), s. 520–530.
[5] Danıştay İBK, 19.03.1988, E.1987/2, K.1988/1.
[6] Danıştay 8. Daire, 28.04.2022, E.2020/6033, K.2022/3227.
[7] Danıştay İBK, 19.03.1988, E.1987/2, K.1988/1.
[8] Metin Günday, İdare Hukuku (Ankara: İmaj, 2019), s. 540–550.
[9] Kemal Gözler, İdare Hukuku, Cilt II (Bursa: Ekin, 2020), s. 1150–1165.
[10] AYM, Abidin Pişgin, B. No: 2018/16871.
[11] Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m.38/6; CMK m.206/2-a ve m.217/2.
[12] Veli Özer Özbek vd., Ceza Muhakemesi Hukuku (Ankara: Seçkin, 2021), s. 688–700.
[13] AYM, Şehmus Altuğrul, B. No: 2017/38317.
[14] Mecelle, md. 19.
[15] Metin Günday, İdare Hukuku (Ankara: İmaj, 2019), s. 560–565.
[16] Kemal Gözler, İdare Hukuku, Cilt II (Bursa: Ekin, 2020), s. 1170–1185.
[17] AYM, Şehmus Altuğrul, B. No: 2017/38317.
[18] Danıştay 10. Daire, E.2022/8669, K.2023/2919.
[19] Mecelle, md. 19–20.
[20] Kuş v. Turkey, AİHM, 16.06.2009.
[21] AYM, Abidin Pişgin, B. No: 2018/16871.
[22] AYM, Şehmus Altuğrul, B. No: 2017/38317.
[23] David Harris vd., Law of the European Convention on Human Rights (Oxford: OUP, 2018), s. 870–885.
[24] Kuş v. Turkey, AİHM, 16.06.2009.
[25] AİHS Ek 1 No’lu Protokol, md.2.
[26] İbn Kudâme, el-Muğnî (Kahire: Dârü’l-Hadîs, 1996), c.5, s. 310–315.
[27] Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, “çocuğun üstün yararı” ilkesi.
[28] Kemal Gözler, İdare Hukuku, Cilt II (Bursa: Ekin, 2020), s. 1170–1185.
[29] AYM, Abidin Pişgin, B. No: 2018/16871.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish