Gazze krizi bağlamında Ankara–Kahire ekseninin yeniden inşası: Bölgesel denge arayışında yeni perde

Göktuğ Çalışkan, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Tarih 4 Şubat 2026’yı gösterirken Kahire’deki İttihadiye Sarayı’nın avlusunda yan yana yürüyen iki lider, verdikleri o kareyle aslında sadece iki ülkenin kaderini çizmedi; bütün bir bölgenin fotoğrafını değiştirdi.

Düşünün, daha düne kadar bölgesel vizyon farklarıyla, Libya’dan Doğu Akdeniz’e uzanan hatlarda farklı perspektiflerle ayrışan Ankara ve Kahire, şimdi kameraların karşısında Gazze’deki insanlık dramını yönetmekten, ticaret hacmini 15 milyar dolara taşıyacak planlardan bahsediyor.

Bu tablo, Ortadoğu’da taşların yerinden oynadığı, kartların “küresel sistemdeki boşluklar” ve bölgesel gerçekler ışığında yeniden dağıtıldığı sismik bir döneme işaret ediyor.

Bu yakınlaşmayı sadece iki liderin el sıkışması olarak okumak, fotoğrafın en önemli kısmını kaçırmak demektir. Küresel güçlerin bölgedeki etkisinin azaldığı, ABD’nin dikkatinin Pasifik’e kaydığı bir dönemde, bölgenin iki kadim devleti kendi göbeğini kesmek, kendi güvenlik mimarisini inşa etmek zorunda kalmıştır.

Gazze yanarken Kahire’de “ateşkes”, “insani koridor” ve “yeniden imar” kelimeleri havada uçuştu. İki lider, İsrail’in vicdanları kanatan ve uluslararası hukuku hiçe sayarak ateşkesi ihlal eden tavrını sert sözlerle, diplomatik bir dille ancak kararlı bir tonla eleştirdi.

ABD destekli inisiyatifin lafta kalmaması, o enkazın altından uzanan ellere bir an önce uzanılması için tam uygulama çağrısı yinelendi.

Basın toplantısında Sudan’dan İran’a, Somali’den Doğu Akdeniz’e uzanan o geniş ve yakıcı dosya yelpazesi tek tek, en ince ayrıntısına kadar masaya yatırıldı.

Şunu net görelim. Bu ziyaret sıradan bir diplomasi trafiği, rutin bir ikili temas falan sayılmaz. Uzun süre ayrı düşmüş, birbirine sırtını dönmüş iki kadim başkentin, Gazze merkezli kurulan o yeni ve zorlu bölgesel oyuna “birlikte girme” zorunluluğu bu.

Ankara açısından bakınca, Doğu Akdeniz denklemini tahkim etme ve deniz yetki alanlarında elini güçlendirme hamlesi...

Kahire cephesinden bakınca ise, Türkiye gibi askeri ve siyasi kapasitesi yüksek bir aktörle bölgesel dengeleri koruma ve ekonomik darboğazı aşma adımı...

Gazze’nin Gölgesinde Vicdani ve Siyasi Randevu

Kahire’deki ortak basın toplantısında Gazze dosyası, tartışmasız “bir numaralı gündem” olarak kayıtlara geçti.

Sadece diplomatik metinlerin soğuk satırları değil, orada can çekişen insanlığın, suyu ve ekmeği kesilmiş bebeklerin acısı masadaydı. Ateşkesin lafta kalmaması, esir takası, yardımların Refah Sınır Kapısı’ndan kesintisiz akışı ve sonrasında siyasi çözüm için omuz omuza çalışma mesajı verildi.

Burada Mısır’ın elindeki kart, sahadaki coğrafya. Sınır kapısı onda, sahanın nabzı onda, tünellerin ve insani geçişlerin anahtarı onda. Türkiye’nin elindeki koz ise bambaşka. Diplomatik manevra kabiliyeti, İslam İşbirliği Teşkilatı içindeki ağırlığı, bölge halkları üzerindeki tarihsel nüfuzu ve Batı başkentlerine erişim kapasitesi.

İki taraf, ellerindeki bu farklı kartları birleştirip Gazze’deki krizi yönetmek, İsrail üzerindeki baskıyı artırmak için bir “güç çarpanı” yaratmanın peşinde.

Kahire’nin epeydir dillendirdiği “teknokrat ağırlıklı geçici yönetim” ve uluslararası istikrar gücü fikri bu çerçeveye oturuyor. Mısır, sınırında bir istikrarsızlık veya göç dalgası istemiyor. Ankara ise Filistin meselesinde yönetimin meşruiyeti, 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin devleti ısrarıyla sürecin siyasi ayağını tutuyor.

Gazze başlığı, iki ülke ilişkisine reelpolitiğin ötesinde insani bir zemin de sunuyor. Türk halkının Filistin hassasiyeti, Mısır’ın sınır komşuluğuyla birleşince, iki devletin ajandasında kamuoyu baskısıyla şekillenen, liderleri de buna mecbur bırakan ortak bir irade doğuyor.

Masa Kuruluyor: Stratejik İşbirliği, Enerji ve Ekonomi

Ziyaret, Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin ikinci toplantısı vesilesiyle yapıldı. Kapalı kapılar ardındaki görüşmeler, konsey bildirisi ve imza töreniyle iki ülke ilişkisi “kurumsal” bir rayına oturtuldu.

İmzalanan metinler savunmadan ticarete, sağlıktan tarıma kadar hayatın her alanına dokunan geniş bir iş birliği paketini kapsıyor.

Ekonomi tarafında hedef net ve oldukça iddialı. İki lider, mevcut 9 milyar dolarlık ticaret hacmini 15 milyar dolara çıkarma hedefini koydu ortaya.

Ticaretin önündeki bürokratik engellerin kaldırılması, gümrük süreçlerinin hızlandırılması ve iş forumları üzerinden özel sektörün sahaya daha agresif sürülmesi planlanıyor.

Mısır, Türkiye’nin üretim gücüyle Afrika pazarına açılan bir kapı niteliğinde. Özellikle tekstil, otomotiv ve beyaz eşya sektörlerinde Türk yatırımcısı için Mısır nitelikli iş gücü ve enerji maliyetleri açısından cazip bir merkez.

Türkiye ise Mısır’ı hem önemli bir pazar hem de Afrika kıtasına ihracat için bir lojistik üs olarak değerlendiriyor.

Ancak bu hedef, yalnızca rakamlardan ve mal ticaretinden ibaret görülemez. İşin asıl rengi “Enerji Jeopolitiği”nde saklı. Doğu Akdeniz’de enerji, lojistik ve liman hatlarında kurulacak bir ortaklık, Avrupa’nın enerji güvenliği için hayati önem taşıyor.

Mısır’ın sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tesisleri ile Türkiye’nin enerji terminali olma vizyonu birbirini tamamlıyor. Doğu Akdeniz gazının Avrupa pazarına erişimi için en rasyonel ve maliyeti düşük güzergâh bu iki ülkenin iş birliğinden geçiyor.

Bu ziyaret, enerji denkleminin yeniden yazılması adına da sessiz ama derinden bir mesaj taşıyor.

Türk müteahhitleri için Mısır, yeni başkent inşası ve devasa altyapı projeleriyle potansiyel bir saha iken; Mısır için Türk sanayisi, teknoloji transferi ve tecrübe paylaşımı açısından bulunmaz bir fırsat sunuyor.

Savunma ve askeri iş birliği ise işin stratejik boyutunu değiştiren asıl unsur. İstihbarat paylaşımından askeri eğitime, hatta potansiyel savunma sanayi tedariklerine uzanan bir çerçeve örülüyor. Bu, Libya’dan Doğu Akdeniz’e uzanan hatta iki ülkenin artık birbirini dengeleyen değil, koordinasyon arayan aktörlere dönüştüğünün ilanı.

Türkiye’nin savunma sanayisindeki yetenekleri (SİHA ve deniz platformları) ile Mısır’ın köklü askeri kapasitesi, bölgesel istikrar denklemlerinde belirleyici faktörler olarak öne çıkıyor.

Afrika’nın Derinliklerinde ve Ortadoğu’da Denge Arayışı

Kahire masasında sadece Gazze ve ikili ilişkiler yoktu. İran, Suriye, Sudan, Somali... Hepsi oradaydı. İran konusunda gerilimi tırmandırmamak, Kızıldeniz’deki ticaret güvenliğini sağlamak ve bölgesel yangını büyümeden söndürmek vurgusu öne çıktı.

Ankara, tansiyonu düşürücü diplomatik kanalları açık tutarak bölgesel istikrara katkı sunuyor.

Suriye’de toprak bütünlüğü ve siyasi çözüm söylemi başköşedeydi. Mısır’ın Şam rejimiyle temas kanalları ve Türkiye’nin sahadaki askeri ve siyasi varlığı, orta vadede mülteci meselesi ve sınır güvenliği için yeni, daha gerçekçi senaryoları gündeme getirebilir.

Sudan ve Somali ise iki başkentin Afrika satrancında kesiştiği, zaman zaman rekabet ettiği ancak şimdi iş birliğine yöneldiği noktalar. Özellikle Etiyopya ile yaşanan gerilimlerde ve Somali’nin toprak bütünlüğü konusunda Ankara ve Kahire benzer frekansta.

Sudan’daki iç savaşın sona ermesi, iki ülkenin de ortak çıkarı. Burada Ankara’nın başarılı Afrika politikası ile Kahire’nin Nil havzası hassasiyetleri masaya birlikte konuluyor.

Bu tablo, Ankara–Kahire hattını Ortadoğu sınırlarından çıkarıp Afrika jeopolitiğinin merkezine, “Küresel Güney”in kalbine taşıyor.

Mayınlı Arazide Yürümek: Sınavlar ve Fırsatlar

Elbette bu sürecin önünde aşılması gereken zorluklar, yürünmesi gereken mayınlı araziler var. Uluslararası ilişkilerde duygusallıktan ziyade, soğuk ve katı çıkarlar konuşulur.

Geçmişteki dönemsel krizler, yerini karşılıklı çıkarların dayattığı bir “yeni normal”e bırakmış durumda.

Güven, bir anda inşa edilen bir bina değildir; tuğla tuğla örülür. En büyük sınav ise yine Gazze. Ateşkes süreci tıkanır, İsrail saldırganlığını artırırsa, Türkiye ve Mısır’ın diplomatik baskı unsurlarını daha koordineli, belki de daha sert kullanması gerekecek.

Ekonomi hedefleri de ciddi bir çalışma, sabır ve yapısal reform gerektiriyor. 15 milyar dolar, küresel ekonominin daraldığı mevcut koşullarda oldukça iddialı bir hedef.

Bunun için özel sektörün iştahı, lojistik altyapı, gümrük birliği modernizasyonu ve finansal modellerin doğru kurgulanması şart.

Tüm bunlara rağmen fotoğraf net: Gazze krizi, bölgesel yalnızlaşma riski ve jeopolitik gerçekler Ankara ile Kahire’yi iş birliğine, hatta müttefikliğe zorluyor. İki ülke bu süreci kalıcı bir stratejik ortaklığa dönüştürme iradesini 5 Şubat’ta beyan etti.

Doğu Akdeniz’den Afrika’nın içlerine, Libya çöllerinden Gazze sokaklarına kadar bütün dengeler, bu iki ülkenin atacağı adımlarla şekillenecek.

Kahire’deki o kare, diplomaside yeni bir dönemin, bölge istikrarı adına atılmış rasyonel, ayakları yere basan bir adımın belgesidir.

Sürecin akıbetini ise iki başkentin karşılıklı güven inşası, samimiyeti ve bölgesel gelişmeler belirleyecek.

6 Şubat’ın Sızısı…

Takvim yaprakları bugünü gösterdiğinde, yazılan tüm analizler, konuşulan tüm stratejiler bir anlığına hükmünü yitiriyor. Tam üç yıl önce, o gece saatler 04.17’de donup kaldığında, sadece yer kabuğu değil, bu milletin kalbi de kırıldı. Karanlığı yırtan karla karışık o çaresiz bekleyişi, beton yığınları arasından yükselen “Sesimi duyan var mı?” çığlıklarını, aradan geçen 1095 güne rağmen unutmadık. Diplomasiyi de konuşsak, dünyayı da kurtarsak, bir yanımız hâlâ o enkazın başında, o buz gibi soğukta nöbet tutuyor. Kaybettiğimiz on binlerce cana, yarım kalan o masum hayallere ve acıyı vakur bir dağ gibi göğüsleyen insanımıza rahmetle, dinmeyen bir özlemle… Ruhları şad olsun.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

 

 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU