MERCOSUR ve tarım diplomasisi: Avrupa küresel tarımda yeniden oyun kurucu oluyor

Mine Ataman, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Avrupa Birliği ile MERCOSUR arasında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması, yaklaşık 750 milyon nüfusluk ve 25 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğe sahip yeni bir ticaret alanı yaratıyor. 2025 itibarıyla AB ile MERCOSUR’un yıllık ticaret hacmi yaklaşık 150 milyar avro seviyesinde. Anlaşma sayesinde Fransa, İtalya ve Hollanda gibi AB ülkelerinin şarap, peynir ve zeytinyağı ihracatında yıllık yaklaşık 4 milyar dolarlık gümrük vergisi tasarrufu sağlaması öngörülüyor. Anlaşma ile AB süt ürünlerinde, MERCOSUR ülkeleri soya, mısır ve sığır etinde rekabet avantajını derinleştirebilir.

Avrupa Sessiz Sedası Küresel Tarım Ticaretine Ayar Veriyor

Avrupa Birliği, ticareti yalnızca malların dolaşımı olarak değil, iklim, jeopolitik ve gıda güvenliğini birlikte yöneten stratejik bir araç olarak ele alıyor. Davos ve FAO çevrelerinde giderek daha sık kullanılan “tarım diplomasisi” kavramı, AB’nin ticaret politikalarının merkezine yerleşmiş durumda. ABD ile dalgalı ticari ilişkiler ve küresel belirsizlikler karşısında AB, tarımı dengeleyici ve koruyucu bir enstrüman olarak kullanıyor. MERCOSUR, Hindistan ile Gümrük Birliği anlaşmaları, tarım diplomasisinin ustalıkla örüldüğü fevkalade örnekler.

Avrupa Tarımda Riski Dağıtıyor, Çevresel Etkiyi Dışarı, Katma Değeri İçeri alıyor

AB bir yandan Yeşil Mutabakat, karbon ayak izi, pestisit ve gübre kısıtlarıyla kendi çiftçisini disipline edip, ithalata kurallar getirirken, diğer yandan çiftçilerinin ürettiği şarabı, peyniri, zeytinyağını ve işlenmiş gıdayı satabileceği yeni pazarlar yaratıyor. Çevresel yükün bir kısmını üçüncü ülkelere kaydıran strateji, tarımda risk dağıtma ve değer zincirini küresel ölçekte yeniden kurma hamlesi olarak okunabilir.

Avrupa Pazarlık Gücünü Artırıyor

Türkiye gibi görece yüksek maliyetli tedarikçilere olan bağımlılığını azaltan Avrupa Birliği, tedarik ağını çeşitlendirerek pazarlık gücünü artırıyor. Tarihsel olarak ucuz tarımsal hammaddeleri işleyerek küresel refahını inşa eden Avrupa, bugün sürdürülebilirlik söylemi altında yeni bir ticaret düzeni “yeşil sömürgecilik” inşa ediyor.

Avrupa’dan Hindistan’a, Güney Amerika’ya Postmodern Haçlı Seferleri

Arjantin, Venezuela, Kolombiya, Hindistan zengin su, maden, verimli kaynaklara, aynı zamanda da bereketli topraklara sahip ülkeler. Soya, mısır gibi ürünler işlendiğinde biyobozunur plastiğe, proteine değerli girdiye dönüşüyor. Avrupa dünyayı tek tip tarım ürünleri üretmeye iterken, kendi çiftçileri organik, gerçek gıdalar üretip pahalıya satıyor. Suyunu, enerjisini katma değerli tarım ürünlerinde değerlendirirken, gelişmekte olan ülkelerden gelen gıdaları işleyip dünyanın geri kalanına gönderiyor.

Güney Amerika Avrupa’ya Taşınıyor

1991’de kurulan MERCOSUR, Arjantin, Brezilya ve Paraguay gibi ülkeleri kapsayan güçlü bir ekonomik blok. Sınırlı sayıda ülkeye rağmen sahip olduğu tarım potansiyeliyle dünyanın en büyük ortak pazarlarından biri. AB ile yapılan anlaşma, Avrupa’yı Güney Amerika tarım pazarında kalıcı bir aktör haline getiriyor.

AB MERCOSUR’a Karşı Mı?

Avrupa MERCOSUR’a karşı ikiye bölünmüş durumda. Almanya ve İspanya anlaşmayı desteklerken, Avrupa’nın peynir cenneti Fransa, ekmek teknesi Polonya ve hayvancılık üssü Macaristan karşı çıkıyor. Brüksel’de çiftçi protestoları, anlaşmanın Avrupa gıda güvenliği üzerindeki olası etkilerine yönelik endişeleri görünür kılıyor.

Tarım Diplomasisinin Büyük Resmi, Avrupa’dan Dünyaya Yeni Ticaret Köprüleri

AB’nin tarım diplomasisi yalnızca MERCOSUR ile sınırlı değil. Hindistan ile derinleştirilen serbest ticaret anlaşması çerçevesi, stratejinin ikinci ayağını oluşturuyor. 1,4 milyarlık nüfusu ve büyüyen orta sınıfıyla Hindistan, AB için yüksek hacimli ve görece düşük politik riskli bir pazar olarak öne çıkıyor.

Avrupa’nın Gözü Hindistan’ın Büyüyen Ekonomisinde

AB ile Hindistan arasındaki yakınlaşma, yalnızca ticari değil aynı zamanda demografik ve jeostratejik bir tercihi yansıtıyor. Hindistan’ı Avrupa tarımı için yeni nesil bir hedef pazar haline getiriyor. AB ile Hindistan ticaret hacmi 2025 itibarıyla yaklaşık 120 milyar avro düzeyinde. Tarım ve gıda ürünleri bu hacmin 10 milyar avroluk bölümünü oluşturuyor. AB’nin Hindistan’a ihracatında şarap ve alkollü içecekler, süt ürünleri, zeytinyağı, çikolata ve bebek mamaları öne çıkarken, Hindistan’dan AB’ye pirinç, çay, baharatlar ve pamuk geliyor. Hindistan’ın tekstil, hazır giyim, deri, kimya, mücevher gibi emek yoğun ürünler artık çok daha uygun fiyatla Avrupa’ya gelecek.  AB Komisyonu projeksiyonları, tarım ve gıda ihracatında orta vadede yüzde 30’luk bir artışla yıllık 4 milyar avroluk ek ihracat planlanıyor. Hindistan için de Avrupa’nın gıda jeopolitiğinde yer bulma, Çin’e bağımlılığı azaltma şansı doğuyor.

Avrupa’nın Gıda Jeopolitiği, Düşük Kapasiteden Küresel Aktarma Merkezine

Eurostat verilerine göre, Avrupa gıda sanayiinin son on yılda kapasite kullanımının yüzde 75 gerilemesi, enerji ve hammadde maliyetlerinin 2021–2023 döneminde iki kattan fazla artması nedeniyle küresel pazarlarda rekabet gücünü kaybediyor. AB’nin Güney Amerika ve Hindistan kaynaklı nispeten düşük maliyetli tarımsal girdilerden yüksek katma değerli ürünler üretmesi açılımı, kıtanın yeniden bir üretim ve aktarma merkezi olarak konumlanmasını mümkün kılabilir. Bu dönüşüm, AB’nin küresel gıda ticaretindeki azalan ağırlığını yeniden tahkim etme potansiyeli olarak okunabilir.

İngiltere Anlaşmalarla Nasıl Pozisyon Alacak

Hem Mercosur hem de Hindistan ile yapılan anlaşma ile gelen ürünler İrlanda’ya girebilecek. AB’nin ticarette metal yorgunluklarını atıp yeniden yapılanması karşısında İngiltere’nin nasıl bir karşı hamle geliştireceği merak konusu. Gerçek risk, anlaşmaları doğru okuyamamaktan kaynaklı dolaylı etkilerinin sonuçlarına maruz kalmakta, kör noktaları görememekte yatıyor. Pazara erişim kolaylığı görece rahatlık sağlasa da tarım emtia piyasalarında sürekli bir aşağı fiyat baskısı yaratacağından özellikle uzun tedarik zincirinde sahtekârlıkları, fırsatçı bir yapıyı beraberinde getirebilir. 2026, iki anlaşmanın getirdiği baskıyı nasıl absorbe edecek, ülkelerin ticaret sistemleri bu kez de anlaşmalarla sınanacak.

Avrupa’ya 20 Milyar Dolarlık Katkı

AB Komisyonu etki analizlerine göre, iki anlaşmanın AB ihracatına orta vadede yıllık 20 milyar Avro ek katkı sağlaması, bunun yaklaşık üçte birinin tarım ve gıda ürünlerinden gelmesi öngörülüyor.

Türkiye İçin Riskler

2024 verileri itibarıyla. Almanya, Türkiye’nin en büyük tarım ve gıda pazarı. Yıllık ticaret hacmi yaklaşık 4,5 milyar dolar. Yaş meyve-sebze, fındık, unlu mamuller ve hazır gıda ürünleri öne çıkıyor. İtalya ile tarımsal ticaret hacmi 3 milyar dolar seviyesinde. Buğday, makarna hammaddeleri, zeytinyağı önemli kalemler. Fransa ile ticaret yaklaşık 2,5 milyar dolar. Türkiye ağırlıklı olarak yaş sebze-meyve ve yem hammaddeleri ihraç ederken, Fransa’dan süt ürünleri ve tarım teknolojileri ithal ediliyor.

Türkiye Hindistan Tarım Ticareti, Potansiyelin Gölgesinde

Türkiye ile Hindistan arasındaki toplam ticaret hacmi 2024 itibarıyla yaklaşık 13 milyar dolar seviyesinde. Türkiye’nin payı yüzde 1’in altında. AB’nin Hindistan pazarında gümrük avantajı elde etmesi, Türkiye açısından iki yönlü bir baskı yaratabilir. Değişen beslenme alışkanlıkları sonucunda Hindistan’ın tropikal meyveleri AB pazarına uygun fiyatla giriş yapınca Türk meyve sebzelerinin ihracatı düşebilir.

Türkiye Brezilya’nın önemli canlı hayvan ve DDGS gibi hayvan yemi ithalatçısı. Düne kadar Türkiye önemli bir pazarken anlaşma ile beraber kazanılan yeni pazarlar Türkiye’nin daha pahalıya canlı hayvan ve yem ithal etmesine neden olabilir.  

Madalyonun Öbür yüzünde Türkiye İçin Fırsatlar Olabilir

Türkiye, AB–MERCOSUR hattında lojistik ve işleme merkezi olabilir. Güney Amerika’dan gelen hammaddenin Türkiye’de işlenip Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya’ya satılması mümkün. Türkiye’nin zeytinyağı, makarna, un ve işlenmiş sebze-meyve ürünlerinde kalite ve hız avantajı hâlâ güçlü. Hindistan pazarı, helal sertifikalı gıda, ayçiçeği yağı, bakliyat ve hazır yemek sektörleri için ciddi bir potansiyel barındırabilir.

Velhasıl, anlaşmaların satır araları doğru okunduğunda, Türkiye için risk gerçek ama kaçınılmaz değil. Türkiye, ya AB’nin kurduğu tarım diplomasisi mimarisine eklemlenerek, lojistik, işleme ve bölgesel dağıtım üssü olacak ya da pazar kayıplarıyla yüzleşip kaybedecek.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU