Bir zamanlar Şili'de ve Latin Amerika'da bütün bir kültüre ve insanlığın geleceğine açılmış savaş üzerine... (1)

Celalettin Can, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Leopoldo Victor Vargas

1960'lı yılların sonları ve 1970'li yılların başlarında Latin Amerika'da, Asya'da, Afrika'da, emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı, eşit, özgür ve adil bir dünya geleceğinin tohumları etkiliyordu.

Bütün bu tohumlar Vietnam'dan, Çin'e , Laos'a, Gine'ye,Şili'ye, Arjantin'e, Uruguay'a, Türkiye'ye kadar onlarca ülkeye serpilmiş, dünya halklarının derinliklerine kök salmış, ulusal ve sosyal kurtuluş hareketleri biçiminde topraktan fışkırırcasına boy vermeye başlamıştı. 

Bu tarihi ve toplumsal gelişmeye karşı Amerikan emperyalizminin bulduğu çözüm yolu yeni sömürgeci neoliberal ekonomik ve siyasi model ve askeri darbelerle ön almaktı.

Söz konusu yeni sömürgeci, baskıcı, katliamcı halk düşmanı çözüme öncülük edenler, tarihin gördüğü en hain, en tehlikeli "derin" katillerden oluşan sınır tanımaz insiyatife sahip geniş kapsamlı Amerikancı ve Amerikalı gruptu. Fikir babaları Milton Friedman, Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, Amerikan şirketleri, Sovyet sistemine ve sosyalizme karşı kurulan bütün burjuva kapitalist ülkelerin derin güçleri eşliğinde oligarşik zümreler, cunta şefleri ve cuntacı askeri komutanlardı. 

Gelinen noktada Latin Amerika'da devrim toplumsallaşıyordu. Mevcut devrimci liderler gitse bile nöbeti başkaları devralacaktı. Öyleyse köklü tedbirler alınmalı, neoliberal karşı devrimin kazanması için Allende'den çaldıkları ifadeyle halkın bilincine ekilen tohumlar kesinlikle kökünden sökülüp atılmalıydı.

İnsanların formasyonunu değiştirmekti amaçları...

Bütün bir kültüre ve insanlığın geleceğine açılmış vahşi bir o kadarda şeytani bir savaştı bu!

Sadece bir siyasi düşüncenin, bir kültürün yok edilmesi değildi mesele.

Kendilerine ait bir toplumun kurulması için eski insani toplumun bütün değerleriyle birlikte tarihten silinmesi gerekiyordu.

11 Eylül 1973 tarihinde, Pinochet'in tanklarının başkanlık sarayını kuşatışını izlerken, radyodan tarihe ve geleceğe şöyle sesleniyordu Salvador Allende:

“Binlerce Şililinin değerli bilincine ektiğimiz tohumun köklerinin sökülemeyeceğinden kesinlikle eminim... Ellerinde güç var; bizi ele geçirebilirler, fakat ne suç işleyerek ne de zor kullanarak toplumsal gelişmeleri durdurabilirler. Tarih bizimdir ve onu halk meydana getirecektir."

'Ekilen tohum' Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçi oligarşiye karşı eşit, özgür ve adil bir dünyanın tohumlarıydı. Sadece Şili'de değil, Latin Amerika'nın bütün ülkelerine serpilmiş ve toplumun derinliklerine kök salmış, sosyal kurtuluş hareketleri formatı altında boy vermeye başlamıştı. 

Tek cümleyle sorun büyük ve kökleri derinlerdeydi.

11 Eylül 1973 tarihinde sosyalist devlet Başkanı Salvador Allende katledilip dünyanın seçimle iktidara gelmiş ilk sosyalist hükümeti kanlı bir askeri darbeyle tasfiye edildikten sonra, yerine Faşist General Pinochet'in 17 yıl sürecek diktatörlüğü kurulacaktı.

Darbeler darbeleri kovalayacak , Şili'de darbenin arkasından Arjantin'den Urugay'a Brezilya'ya, ve Türkiye'de 12 Mart Askeri Darbesine kadar askeri cuntalar, sosyalizm düşüncesini halkların zihniyet ve anlam dünyasından söküp atmak için olağanüstü bir yola girecekti.

55 - 60 yılı geçti.

Yaşayanlara bazen hiç bitmeyecekmiş gibi gelen sonsuz şiddetin insanlığın özgür ve adil dünya değerleri karşısında sınırları vardı.

İşte Allende'den Che Guevera'ya kadar insanlığın büyük değer taşıyıcıları katledildi ama Latin Amerika'da istedikleri ölçüde başaramadılar.

İşte sadece Şili'deki Cuntacılar değil, Latin Amerika'nın hemen hemen bütün cuntacıları şu veya bu bir biçimde yargılandı. 

Sol/sosyalist güçler işbirliği ve elbirliği içinde yerel demokrasiler üzerinden, tohumu yeşertme ve demokrasiyi kazanma çabası içinde...

...

İlk uygulamanın Latin Amerika'da olmasının ABD'nin Latin Amerika'yı arka bahçesi görmesini güvence altına alması poIitikasıyla ilgisi var. 

Amerikan emperyalizminin ilk tasfiye politikasını Latin Amerika' ülkelerinde, uygulamaya geçmesi, özel olarak Şİli' ye yönelmesi, Latin Amerika'yı arka bahçesi görmekten başka, Henry Kissingerler gibilerinin ifadeleriyle, "devrim toplumsallaşıyordu önü alınamayacak düzeye tasfiye edilmesi hayati bir öneme sahipti." 

Buna paralel aynı yıllarda Türkiye'de ne oldu?

Aynı yıllarda Amerikan emperyalizminin teşviki ve yönlendirmesinin de etkisiyle 12 Mart 1971'de Türkiye'de askeri darbe oldu. 

Darbeciler, Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, İbrahim Kaypakkaya, Sinan Cemgil gibi ülkenin geleceği yeni genç kuşaktan onlarca devrimciyi katletmiş, binlercesini zindanlara atmıştı. Örgütsel yapıları tasfiye etmiş, yanı sıra işçi ve emekçilerin ekonomik ve sosyal haklarını önemli ölçüde tırpanlamıştı.

Katliam, işkence, zindan vardı ama devrimci halk güçlerinin başta adı geçen liderleri olmak üzere, direnmesinin geleceğin önünü açan sonuçları da vardı. toplumsal mecranın doğal akışının kuruması engellenmişti. Dahası 12 Mart 1971 cuntasına karşı can bedeli yürütülen direnişin etkisi altında yeni gençlik kuşağı tarih sahnesine çıkacak, bütün 70'li yıllar boyunca faşizme karşı kan ve can bedeli bir direnişin bayrağını taşıyacaktı. 78 kuşağıdır bu!

İlk askeri darbenin ve takip eden darbelerin Latin Amerika'da olması, Sovyetler Birliği'nin hemen burnu dibinde olmasının etkisi yanı sıra devrimci halk güçleri ve sol Kemalistlerle işbirlikçi burjuvazi arasındaki nispi dengenin varlığı, neoliberal ekonomi modeli ve darbenin en büyüğü ve yıkıcısı olan 12 Eylül darbesi Türkiye'ye 10 yıl geç gelecek, 78 kuşağının faşizme ve darbeciliğe karşı direnişi on yıllara yayılarak 12 Eylül işkencehanelerinde, zindanlarında ve darağaçlarında sürecekti.

...

Kıymeti yoldaşlar, dostlar...

Sözün özü: Meselemiz bitmeyendedir.

Tarihimiz bitmeyendedir.

Yarım kalan hala devam eden şarkıdadır.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU