Savaşın yeni cephesi: Sosyal medya, algoritmalar ve anlatı üstünlüğü

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Atlantic Council

2026 yılının başında Ortadoğu'da başlayan çatışma, savaş tarihinde nadir rastlanan bir özellik taşıyor: fiziksel cephe ile dijital cephe arasındaki dengenin ilk kez bu kadar eşitleniyor olması. ABD ve İsrail'in İran'a yönelik geniş çaplı operasyonları sürerken, paralel bir mücadele sosyal medya platformlarında, algoritma akışlarında ve insan zihinlerinde yürütülüyor. Bu mücadelenin sonucu, sahadaki sonuçlar kadar, belki de daha fazlası, çatışmanın seyrini belirleyecek.

Askeri literatürde bu alan "bilgi ortamında harekât" olarak tanımlanıyor. Ancak bu kavram, klasik propaganda ya da psikolojik harp anlamına gelmiyor. Burada söz konusu olan, gerçekliğin inşa edildiği zeminin kendisi. Clausewitz savaşı politikanın başka araçlarla sürdürülmesi olarak tanımlamıştı. Bugün savaş, yalnızca politikanın devamı değil; aynı zamanda algının nasıl üretildiğiyle ilgili bir süreç haline geliyor.


Memetik savaş: Klişenin ötesinde

"Meme savaşı" ifadesi artık sıkça kullanılıyor; ancak bu kullanımın büyük bölümü kavramın derinliğini ıskalıyor. Richard Dawkins'in 1976'da önerdiği özgün anlamıyla meme, kültürel aktarımın en küçük birimidir; genin biyolojik evrimdeki işlevinin zihinsel ve kültürel düzlemdeki karşılığıdır. Bir fikrin, imgenin ya da anlatının yayılması, hayatta kalması ve çoğalması için diğerleriyle rekabet etmesi gerekmektedir. Bu çerçevede memetik savaş, rakip anlatıların algoritmaların belirlediği bir ortamda birbirleriyle rekabet etmesi sürecidir.

Bu rekabette geçerli olan kurallar, klasik propaganda kurallarından temelden ayrışır. Merkezi bir irade, tutarlı bir mesaj ve kitlesel bir yayın altyapısı artık zorunlu değildir. Gerekli olan şey, seçilim baskısına dayanabilecek kadar yayılabilir, akılda kalıcı ve duygusal olarak yüklenmiş içeriktir. Bu durum, devlet aktörlerine karşı küçük grupların ya da bireylerinin kazanabileceği bir alan yaratmaktadır.


LEGO videoları: Asimetrik anlatının anatomisi

Bu çatışmanın en ilginç memetik olgularından biri, İran kaynaklı LEGO tarzı animasyonlar oldu. "Explosive Media" adlı ekip tarafından üretilen bu içerikler, Batılı liderleri plastik figürler olarak tasvir ederek alaycı bir dil kullanıyor ve küresel popüler kültür referanslarına yaslanıyor. Üstelik bu ekip savaş öncesinde İran yönetimini de eleştiren içerikler üretmişti; çatışma başlayınca söylem ulusal anlatıya eklemlendi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Buradaki asıl kırılma noktası şudur: bu ekip propaganda üretmedi, ikna edici içerik üretti. İkisi arasındaki fark belirleyicidir. Propaganda, kaynağını gizler ve doğrudan ikna etmeye çalışır. Bu içerikler ise tam tersine, özgün sesini, eleştirel geçmişini ve estetik özerkliğini öne çıkardı. "Biz bağımsızız, ama savaş varken birlikte duruyoruz" mesajı, merkezi bir propaganda makinesinin üretemeyeceği bir güvenilirlik katmanı oluşturdu. Bu içeriklerin başarısı, mizah, hız ve kültürel aşinalığın birleşiminden geliyor.

Bu model, devletin içeriği üretmediği ama başarılı içeriği sahiplendiği bir hibrit yapıya işaret ediyor. Ortada bir komuta zinciri yok; daha çok, işlevsel içeriği hızla büyüten ve görünür kılan bir amplifikasyon sistemi var. Propagandanın bu biçimi, klasik psikolojik harp analizlerinin büyük bölümünü işlevsiz kılıyor.


ABD: İzlenebilir savaşın maliyeti

ABD tarafında dolaşıma giren içerikler farklı bir stratejik mantık izliyor. Füze saldırılarının video oyunu estetiğiyle sunulması, popüler müzik eşliğinde kurgulanan operasyon görüntüleri, savaşı "izlenebilir" kılan bir çerçeve oluşturuyor. Bu yaklaşımın birincil hedefi iç kamuoyu: uzun soluklu bir çatışmada toplumsal desteği korumak için savaşın ağır insani bedeli görsel olarak silikleştiriliyor.

Ancak bu stratejinin yapısal bir maliyeti var. Savaşı eğlence estetiğiyle sunan içerikler, uluslararası kamuoyunda tam tersi bir etki yaratıyor. İzleyici ne kadar mesafe kazanırsa, operasyonun meşruiyeti konusundaki soru işaretleri de o kadar derinleşiyor. "Temiz" gösterilen bir savaş, temiz olmadığı ortaya çıktığında güven kaybını katlıyor.

Burada Schelling'in taahhüt (commitment) kavramına başvurmak yerinde olur. Bir aktör için anlatının güvenilirliği, askeri kapasite kadar stratejik bir varlıktır. Taahhütlerin tutarlılığını bozan her içerik, gelecekteki caydırıcılığı da aşındırır.


İsrail: Teknolojik meşruiyet ve sınırları

İsrail'in yaklaşımı, savaşın dijital boyutunu teknik bir meşruiyet zeminine oturtma çabasına dayanıyor. Yüksek çözünürlüklü drone görüntüleri, yapay zekâ destekli hedefleme sistemleri ve veri temelli açıklamalar, operasyonları "zorunlu ve kontrollü" bir çerçevede sunuyor.

Bu stratejinin kısa vadeli mantığı tutarlı: teknolojik hassasiyeti öne çıkarmak, sivil kayıpları önemsizleştiren bir anlatı zemini hazırlar. Ancak uzun vadede bu yaklaşım ciddi bir kırılganlık taşıyor. Yapay zekâ destekli hedefleme sistemlerinin şeffaf olmayan karar mekanizmaları, uluslararası insancıl hukuk açısından giderek daha derin sorular doğuruyor. Teknoloji ne kadar gelişmiş görünürse, sorumluluğun nerede başlayıp bittiği o kadar tartışmalı hale geliyor.


Silah olarak bilgi akışı 

Çatışmanın görünmeyen katmanında ise bir paradoks işliyor. İran'da internet kesintileri uygulanırken belirli içerik üreticileri global platformlara erişmeye devam etti. Bu seçici geçirgenlik rastlantısal değil. Bilgi akışının kendisi bir silah haline geldiğinde, hangi seslerin dışarı çıkabileceği stratejik bir kararla belirlenir.

Bu noktada "kayıp rakamları savaşı" ayrıca ele alınmayı hak ediyor. Sahadaki doğrulanamaz kayıp verileri sosyal medyada hızla yayılıyor; bu rakamlar hem korku hem öfke üretiyor. Önemli olan, bu rakamların doğruluğu değil, yayılma hızı ve duygusal yüküdür. Dikkat ekonomisinin temel yasası burada işliyor: daha çarpıcı olan daha fazla yayılır, daha fazla yayılan gerçek sayılmaya başlar.


Anlatı üstünlüğü: Kim kazanıyor?

Tüm bu tablonun analitik sonucu nereye çıkıyor? Memetik rekabette salt teknik ya da askeri üstünlük belirleyici değildir. Belirleyici olan, hangi tarafın anlatısının seçilim baskısına karşı daha dayanıklı olduğudur, yani hangi anlatının farklı kültürel ekosistemlerde tutunabildiğidir.

Bu çatışmada İran'ın memetik stratejisi, sınırlı kaynakla beklenmedik bir erişim alanı yarattı. LEGO videolarının Batılı genç kitlelere ulaşması, ciddi bir asimetrik başarıyı temsil ediyor. ABD'nin estetik kolaylık stratejisi iç kamuoyunda işe yarıyor; ancak uluslararası meşruiyet zeminini aşındırıyor. İsrail'in teknolojik çerçevesi kısa vadede ikna edici, uzun vadede ise hesap verebilirlik sorunlarıyla boğuşmak zorunda kalacak.


Sonuç: Cephe artık algoritmalarda

Ortaya çıkan tablo, savaşın şeklinin köklü biçimde değiştiğini teyit ediyor. Fiziksel cephedeki kazanımlar, dijital alanda kaybedilen anlatı üstünlüğü karşısında kalıcı bir stratejik avantaja dönüşmüyor. Bir operasyonun etkisi, artık sahadaki sonuçlarından çok nasıl kurgulandığıyla, hangi duygusal frekansı tuttuğuyla ve hangi algoritmalarda hayatta kaldığıyla ölçülüyor.

Bu yeni düzende güç, sadece silah kapasitesinden değil, anlatı dayanıklılığından geliyor. Savaşın cephe hattı artık haritalarda değil; ekranlarda, algoritmalarda ve zihinlerde çiziliyor. Ve bu cephede zafer, toprak kazanmakla değil, gerçekliği tanımlamakla elde ediliyor.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU