Peru dosyası (2): Kurumsal erozyon, asayiş ve ekonomi döngüsünde kördüğüm

Umut Berhan Şen Independent Türkçe için yazdı

And Dağları’nın o kadim ve mağrur zirvelerinden Lima’nın puslu sokaklarına kadar uzanan Peru, bugün sadece bir coğrafya değil, modern bir devletin varoluşsal sınav verdiği devasa bir laboratuvar niteliğinde. Nisan 2026 seçimlerinin ilk turu geride kalırken, karşımızda duran tablo sadece bir sandık sonucu değil; kurumsal erozyonun, asayiş krizinin ve ekonomik belirsizliğin iç içe geçtiği bir düğümler silsilesidir.

Peru siyaseti, son 10 yılda 8 farklı devlet başkanını öğüten o vahşi mekanizmanın pençesinde, meşruiyetini adeta bir kum saati gibi tüketiyor. Geçici Başkan Jose Maria Balcazar yönetiminde gidilen bu seçimler, devletin o derindeki çatlaklarını kapatmaya yetmediği gibi, ikinci tura kalan iki sağ aday arasındaki o sert kutuplaşma, toplumsal barışın üzerindeki yükü daha da artırıyor.

Asayiş meselesi, Peru’nun bugünkü en yaralı noktası. Zira ülkede organize suçun ve haraç ağlarının gündelik hayatın kılcal damarlarına sızdığı, son beş yılda cinayet oranlarının ürkütücü boyutlara ulaştığı bir güvenlik vakumu yaşanıyor. Lima sokaklarında yankılanan o "demir yumruk" vaatleri, aslında devletin sokağa hâkim olamadığı bir düzende halkın çaresizce sarıldığı bir can simidi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Ordu ise, bu kaotik iklimde bir yanda "demokrasinin garantörü" olma iddiasını korumaya çalışırken, diğer yanda siyasi krizlerin her tıkandığı noktada sokağa inen bir denge unsuru olarak "kışla ile saray" arasındaki o hassas çizgide yürümeye devam ediyor.

Peru ordusu için siyaset, hiçbir zaman sadece sivil bir alan olmadı. Amcak bugün ordunun siyaset üzerindeki gölgesi, kurumsal bir vesayetten ziyade, devletin topyekûn çöküşünü engellemeye çalışan bir istinat duvarı görüntüsü veriyor.
Ekonomik cephede ise Peru, o meşhur "And Dağları Paradoksu"nu en uç noktada yaşıyor.

Siyasetin bu denli parçalandığı, yolsuzluk dosyalarının her köşeden fışkırdığı bir ortamda bile, bakır fiyatlarının küresel piyasalardaki seyri ve merkez bankasının muhafazakâr tutumu sayesinde makroekonomik rakamlar bir şekilde ayakta durabiliyor. Ancak bu büyüme rakamları ne yoksulluğun tabana yayılmasını engelleyebiliyor ne de halkın yarısına yakınının boğuştuğu gıda güvensizliğini dindirebiliyor.

Adalet ve devlet geleneği ise bu toz duman arasında yerini pragmatizme ve kısa vadeli hesaplara bırakmış durumda. Peru, bugün sadece yeni bir başkan değil, bizzat "devlet nedir ve nasıl yönetilir?" sorusunun cevabını arıyor. Eğer 7 Haziran’daki ikinci tur, bu derin asayiş ve güven bunalımına bir çare üretemezse, And Dağları’nda taşlar sadece yerinden oynamakla kalmayacak, bizzat rejimin üzerine çökecektir.

Netice itibarıyla Peru, bugün Latin Amerika’nın en trajik ama bir o kadar da öğretici hikayesini yazmaya devam ediyor.

Haziran ayındaki o büyük hesaplaşmaya doğru geri sayım başlarken, Peru’nun siyasi labirentinde kimin galip çıkacağı sorusu, bugün Lima’daki başkanlık sarayı Pizarro’nun koridorlarından çok, And Dağları’nın yoksul köylerinde ve sahil şeridinin orta sınıf mahallelerinde yanıt arıyor.

Karşımızda iki sağ aday, iki farklı "düzen" vaadi var:

Bir yanda babasından devraldığı mirası bir türlü iktidar mührüyle taçlandıramayan ama pes de etmeyen Keiko Fujimori, diğer yanda ise "Peru’nun Bolsonaro’su" olarak anılan, daha sert, daha popülist ve Lima’nın elitlerinden sokağın en radikal sağ ucuna kadar uzanan bir yelpazeyi konsolide eden Rafael Lopez Aliaga.

Şu anki tabloya baktığımızda, Keiko Fujimori için durumun hem çok avantajlı hem de bir o kadar riskli olduğunu söylemek gerek. Keiko, Peru siyasetinin "en bilinen" ama aynı zamanda "en çok reddedilen" figürü.

İlk turdaki yaklaşık yüzde 17’lik oy oranı, onun sadık ve disiplinli bir seçmen kitlesine sahip olduğunu kanıtlıyor; ancak Peru’daki o meşhur "Anti-Fujimorizm" dalgası, ikinci turda genellikle rakiplerini dev bir koalisyona dönüştürüyor. Keiko’nun şansı, bu kez karşısında bir "solcu" veya "taşralı bir öğretmen" değil, kendisinden daha sağda konumlanan bir figürün olması.

Bu durum, merkez seçmeni "ehvenişer" tercihi yapmaya zorlayabilir. Eğer Keiko, kendisini "kurumsal istikrarın ve devlet aklının" adayı olarak pazarlayabilirse, dördüncü denemesinde bu kez o kuşağı takma ihtimali masada duruyor.
Öte yandan, Rafael Lopez Aliaga faktörünü hafife almak büyük bir hata olur.

Aliaga, Peru siyasetinin o alışılagelmiş nezaket kurallarını yıkan, doğrudan, sert ve hatta hırçın bir dille konuşan bir karakter. Lima Belediye Başkanlığı dönemindeki o "iş bitirici" imajı, asayiş sorunlarından yılan ve suç oranlarının tavan yaptığı sokaklarda büyük karşılık buluyor.

Aliaga’nın vaat ettiği "Amazon’a hapishane" projeleri veya kayıt dışı göçmenlere karşı takındığı tavizsiz tutum, Peru’nun bugünkü sosyolojik ikliminde adeta bir can simidi gibi görülüyor. İlk turda Keiko ile arasındaki farkın yok denecek kadar az olması, Aliaga’nın ikinci turda Keiko’ya karşı "Anti-Fujimorist" oyları değil, bizzat "değişim isteyen sağ oyları" toplayabileceğini gösteriyor.

Peki, terazinin kefesi nereye ağır basar?

İşte burada Peru’nun o meşhur "kararsızlar" ve "boş oy" kitlesi devreye giriyor. İlk turda seçmenin yaklaşık dörtte birinin sandığa gitmemesi veya oyunu geçersiz kılması, aslında her iki adaya da çekinceyle yaklaşıldığının en somut kanıtı. İkinci turda şansı yüksek olan taraf, rakibini "korku nesnesi" haline getirmeyi başaran taraf olacaktır. Keiko, Aliaga’yı "istikrarsızlık ve macera" olarak betimlerken; Aliaga da Keiko’yu "eski rejimin ve yolsuzluğun yüzü" olarak yaftalayacak.

Şahsi kanaatim odur ki; Peru’nun bu içinden çıkılmaz siyasi denkleminde, "kurumsal sağ" ile "popülist sağ"ın bu kapışması, ülkeyi bir süre daha derin bir belirsizliğe mahkum edecek. Aliaga’nın rüzgarı bugün daha sert esiyor gibi görünse de, Peru siyaseti her zaman son düzlükte sürprizlere gebedir. And Dağları’nın sessiz çoğunluğu, son ana kadar rengini belli etmeyecektir.

Ancak kesin olan bir şey var: 7 Haziran gecesi kim kazanırsa kazansın, karşısında sadece muhalefeti değil, yarısı kendisine öfke duyan, bölünmüş ve yorgun bir halk bulacak.

Bu seçim, Peru için bir son değil, sadece yeni ve muhtemelen daha sert bir faslın başlangıcıdır. Siyasetin o puslu vadisinde yürümeye devam ediyoruz. Zira Peru’da taşlar yerinden oynamıştır ve henüz hiç kimse o taşların altında kalmadan kurtulmuş değildir. Tabii, bir de Peru'da suç istatistikleri ve suç sosyolojisi gerçeği var. Ona da bir sonraki bölümde değineceğiz.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU