Bint Cubeyl 1920-2026 ve Güney'in hafızasının silinmesi

"Biz Cebel-i Amil halkı olarak bir kez daha kendi ruhumuzu ve hafızamızı bir araya getirmek zorundayız; yoksa yeniden kaybolacak…"

Lübnan'ın güneyindeki Bint Cubeyl kasabasının girişinde Lübnan askeri aracı / Fotoğraf: AFP (Arşiv)

Beyrut’taki bir kafede, tarihçi Munzir Cabir hafızanın kor ateşini avuçlarında tutar gibi oturuyor. Onun için bu hafıza iki katmanlıdır: Biri, Lübnanlıların ve dünyanın gözleri önünde kaybolan mekânın coğrafyasına dair olan; diğeri ise güney topraklarının sakinlerine ait olan. Zira evleri bugün yerle bir edilirken, kuşaktan kuşağa dillerle aktarılan sözlü hafızalarının parçaları da onlarla birlikte yok oluyor.

Cabir sözlü hafızayı yeniden çağırırken, Bint Cubeyl ve Cebel-i Amil tarihinin bilimsel olarak yazıya geçirilmiş yönü (yazılı hafıza) ile günlük yaşam anlatısı (sözlü hafıza) arasında bağ kuruyor. Bu anlatı, siyasal varlığın kuruluşundan bağımsızlığa, Şii siyasi aileler arasındaki çekişmelere, solun yükselişine; işgal döneminden Şii İkili’nin iktidarına ve bugün yaşanan güney sürgününe kadar uzanıyor.

Muhatabım, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü ile Fransız ve İngiliz mandalarının başlangıcı ve Büyük Lübnan’ın ilanı arasındaki dönemde güneyin güçlü önde gelenlerinin neden yok olduğu ya da neden geri plana itildiği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu bağlamda, Kâmil Bey el-Esad’a işaret ediyor: 6 yıl boyunca Lübnan vilayetlerini Meclis-i Mebusan’da temsil etmiş, hem devletin kuruluşundan önce hem de sonra Lübnan temsilinde temel bir siyasi ve toplumsal figür olmuştu. Cabir, bu dönemde onun rolünün neden göz ardı edildiğini sorguluyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Siyasal hafızada, devletin kuruluşu ile bağımsızlık arasında etkili Şii duraklar yer alır. Güçlü figür Kâmil Bey el-Esad’ın geri plana itilmesiyle birlikte güney Şiilerinin ilk Lübnan yapısındaki etkin varlığı da daralmıştır; ancak bu, genel bir Şii yokluğu anlamına gelmez.

Nitekim devlet, Cubeyl ve Bekaa kökenli Haydar, el-Hüseyni, Hamade ve Yaği aileleri gibi Şii ailelerin, İçişleri ve Maliye gibi egemenlik alanındaki bakanlıklarda önemli bir varlık sergilediğini kaydetmiştir. Cabir, bu durumu "küçük" Lübnan’ın ilk siyasal coğrafyasıyla ilişkilendirir; zira bu aileler Cebel-i Lübnan Sancağı sınırları içinde yer almaktaydı.

1920 sonrası Cebel-i Amil’e döndüğümüzde, ez-Zeyn, Beydun, Şerara, Bazi, el-Fadl, Sadık ve Asiran aileleri siyasal sahneye ağırlıklarını koymaya ve liderliklerini inşa etmeye başlar. Büyük Lübnan'ın ilanı sonrasında, 1926 ve 1936 gibi kritik eşiklerde varlıklarını güçlendirirler. Bu dönem, Bint Cubeyl’den yükselen ve "ilk tütün çiftçileri ayaklanması" olarak adlandırılabilecek hareketle de belirginleşir. Aynı süreçte temsil mücadeleleri başlar ve Cebel-i Amil’in önde gelen isimlerinden Muhammed Said Bazi ile rekabet şekillenir.

Tütün çiftçilerinin grevi nehrin güneyinden kuzeyine doğru yayılır; Nebatiye, Bint Cubeyl ile dayanışma içine girer. Bu dayanışma genişleyerek Şam şehirlerine kadar uzanır ve Şam da bu harekete dahil olur.

Toplumsal düzlemde ise o dönemde Bint Cubeyl, Ali Bazi ve Musa Zeyn Şerara gibi etkili şahsiyetlerin öne çıkmasıyla etkisini genişletir. Cebel-i Amil’de ileri gelenler ve liderler çoğalır, örgütlenir ve nihayetinde Tayyibe’de, yeni Esad ailesi lideri Ahmed Bey el-Esad’ın -Abdullatif el-Esad’ın oğlu- geniş konağında bir araya gelirler.

Munzir Cabir’e göre, Cebel-i Amil bölgesine mensup bu Şii siyasi aileler, Lübnan formülünün şekillenmesinde, Şiilerin Lübnan devletine entegrasyonunda, siyasal ortaklık içindeki varlık ve rollerinin pekiştirilmesinde, hatta mezhebin payının korunmasında temel rolü üstlenmiştir.

Bağımsızlık döneminin önde gelen isimlerinden, ilk Başbakan Riyad es-Sulh, 1943 yılında Lübnan parlamentosuna Ahmed Bey el-Esad’ın seçim listesiyle girmiştir; güneyde bu liste ‘On Dörtlüler’ olarak bilinirdi.

Yeniden Bint Cubeyl’e, mahallelerine, evlerine, camilerine ve halkının gözleri önünde yıkılan tarihî çarşısına dönelim. Perşembe Pazarı, güneyden Gazze, Aşkelon ve Safed’den; kuzeyden ise Şam, Humus, Bekaa, Sayda ve Nebatiye’den gelenleri buluşturan bir ticaret durağıydı.

Dışarıdan gelenler ve yerliler mallarını ve hikâyelerini paylaşır, anlaşmalar yapar, evlilikler kurarlardı. Bint Cubeyl aynı zamanda İzzeddin el-Kassam öncülüğünde İngiliz mandasına karşı yürütülen ilk Filistin direnişine de sığınak ve destek olmuştu. Hatta birkaç gün önce yıkılan tarihî camisi bile, onu inşa eden ve Safed’den gelen ustalara atfen halk arasında "Safedi" adıyla anılıyordu.
 


Bu hafızaya dayanarak, Güney Lübnanlıların Filistin ile ve devletle olan ilişkisini tek bir kalıba indirgemek ya da onu Şii İkili çerçevesiyle sınırlamak mümkün değildir. Bu şehirler ve köyler, Nekbe’den önce Filistin devrimine destek zemini olmuştu. Lübnan bağlamında ise -devlet ve siyasi yapı açısından- Şiilerin Büyük Lübnan ile kurduğu ilişki süreci, Lübnan formülünün içine kendini dayatmayı başarmıştır.

Bu süreçte Cebel-i Amil halkı, özellikle de siyasi ve dini güce sahip aileler, belirleyici bir rol oynamıştır. Buna rağmen Şii İkili, bu aileleri çoğunlukla "feodal yapı" suçlamasıyla tanımlar; aynı şekilde, bu ailelerle kültürel ve toplumsal bir mücadele yaşamış olan solun rolünü de görmezden gelir.

Oysa bu sol damar, bu karşılaşma içinde, Şii İkili’nin üretemediği -hatta üretme kapasitesine bile sahip olmadığı- metin, şiir, kültür, şehirleşme ve çoğulculuğu üretmiştir. Bu durum, Cebel-i Amil halkının göçlerinde, sürgünlerinde ve yerinden edilmelerinde aktardıkları sözlü hafızada açıkça görülür.

Eğer İsrail’in suçu öldürmek, yıkmak, işgal etmek ve güneyi silmek ise Şii İkili’nin suçu da siyasi aile yapılarını kapatmakta ısrar etmesi, toplumu boşaltması ve hafızayı içini oyma sürecine sokmasıdır. Temsil ettiği yapı, bu tarihsel mirası taşıyacak kapasitede olmadığı için onu kendi seviyesine indirerek, güney hafızasına yönelik sistematik bir ‘hafıza suikastı’ gerçekleştirmiştir.

Munzir Cabir’e dönersek; sözlü hafızasından mekân hafızasına, sonu belirsiz olan Bint Cubeyl kıyısındaki evine kadar uzanan bu hikâyede, taşlarını güneyin ve Lübnan’ın dört bir yanından topladığı bu ev, sanki bize şunu söylüyor:

Biz Cebel-i Amil halkı olarak bir kez daha kendi ruhumuzu ve hafızamızı bir araya getirmek zorundayız; yoksa yeniden kaybolacak…

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Şarku'l Avsat

DAHA FAZLA HABER OKU