Çanlar Küba için çalıyor (3): Canavarın karnında yaşamak

Özgür Uyanık Independent Türkçe için yazdı

José Martí (1853-1895), Küba bağımsızlık mücadelesinin entelektüel öncüsü / Fotoğraf: Wikimedia Commons

Artık ülkem için ve görevim için -anladığım ve yerine getirme cesaretine sahip olduğum için- her gün hayatımı verme tehlikesiyle karşı karşıyayım; Küba'nın bağımsızlığıyla birlikte, Amerika Birleşik Devletleri'nin Antiller'e yayılmasını ve bu ek güçle Amerika'daki topraklarımıza saldırmasını engellemek için…

Küba'da emperyalistlerin ve İspanyolların ilhakı yoluyla, Amerika halklarının, onları hor gören çalkantılı ve acımasız Kuzey'e ilhak yolunun açılmasını -ki bu yolu kanımızla kapatıyoruz- …

Ben canavarın karnında yaşadım ve bağırsaklarını biliyorum; sapanım Davut'unkidir.


Küba’nın "havarisi" olarak anılan, bağımsızlık kahramanı José Martí, bu satırları İspanyol sömürgeciliğine karşı gerilla savaşı verdiği 18 Mayıs 1895’te kaleme aldı.

Martí, arkadaşı Manuel Mercado’ya bu satırları yazdığının ertesi günü pusuya düşürülerek öldürüldü.

Küba’da, Martí’yi bir bağımsızlık kahramanından öte bir aziz mertebesine yükselten şey, tam da bu satırlarda gizlidir.
 

Küba bağımsızlık mücadelesinin öncü ismi José Martí’nin Havana’daki anısına adanan José Martí Anıtı
Küba bağımsızlık mücadelesinin öncü ismi José Martí’nin Havana’daki anısına adanan José Martí Anıtı

 

Martí’nin, tüm kıtadan kovulmuş ancak son olarak Küba ve Porto Riko’da direnmeye devam eden İspanyol sömürgeciliğine karşı savaşırken, Amerika halkları için asıl tehdidin kuzeyden geldiğine işaret etmesi gerçek bir siyasi "havarilik" örneğidir.

Zira, 3 yıl sonra, 1898’de İspanya’nın yenilgisi kesinleşince, ilk ABD birlikleri Küba limanlarını kontrol altına alacaktı.

1902’ye kadar adayı askerî, siyasi ve ekonomik olarak yöneten ABD, 1906’da ilk Küba Anayasası’na "Platt Değişikliği" olarak anılan bir manda yönetimi maddesi yerleştirdi.

Kübalılar buna birkaç yıl direndiyse de ABD manda yönetimi 1934’e kadar devam etti.

ABD’nin, İspanya’ya karşı bağımsızlık savaşında Küba’ya destek vermiş olmasına rağmen, José Martí bu yeni emperyalist gücün tüm kıtayı tehdit ettiğinin farkındaydı.

İyi bir gazeteci ve entelektüel olan Martí, ABD’nin emperyalist gelişimini bizzat orada yaşarken tanıyıp etüt etmişti.

ABD emperyalizmini "canavar" olarak tanımlıyordu ve onun iç işleyişini tanıyordu.

Bu yüzden Küba’yı, emperyalizme karşı tüm Amerika kıtasının savunmasının başladığı yer olarak görüyordu.

Küba, Martí’nin kendisiydi: Canavarın içinde değil ama ağzında, her an yok edilmeye hazır.

Şaşırtıcı olan şey ise Martí’nin ülkesinde, böylesine devasa bir güce karşı durabilme iradesini tespit edebilmesiydi.

Eski Ahit’te yer alan Davut'un güçlü Golyat'ı yenmesinin öyküsündeki sapan, yüzyıllar boyunca tek bir adamın, ne kadar büyük, güçlü veya heybetli olursa olsun, herhangi bir düşmana karşı kullanabileceği gücün metaforu olarak hizmet etmiştir.

Küba, 20'nci yüzyıl boyunca tam olarak Martí’nin tarif ettiği gibi, ABD emperyalizmine karşı Amerika halklarının Davut Sapanı (Çoban Sapanı) görevi gördü.

İşin aslı, Martí’nin hayal ettiği gibi Küba, ABD’yi durdurmayı başaramadı ama kıtanın her yerinde yanan direniş ateşlerini yaktı.
 

Fidel Castro (ortada), Havana’daki José Martí Anıtı’nda, Küba Devrimi’nin simgesel figürü José Martí’ye atfedilen mirasın gölgesinde düzenlenen 1 Mayıs 1960 İşçi Bayramı geçit törenini izlerken / Fotoğraf: AP
Fidel Castro (ortada), Havana’daki José Martí Anıtı’nda, Küba Devrimi’nin simgesel figürü José Martí’ye atfedilen mirasın gölgesinde düzenlenen 1 Mayıs 1960 İşçi Bayramı geçit törenini izlerken / Fotoğraf: AP

 

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 5 Haziran’da yayımlanan son yaptırımları şu sözlerle haklı çıkarmaya çalışırken, Küba’nın ne kadar önemli bir anti-emperyalist merkez ülke olduğunu itiraf ediyordu:

On yıllardır Küba, radikal sol terörizmin dünya başkenti olmuştur. Havana'daki rejim, yarımküremizde ve ötesinde şiddet yanlısı Marksist ve üçüncü dünyacı hareketleri desteklemiş, eğitmiş ve bünyesine katmıştır. Bugün, Küba'nın yıkıcı ve radikal faaliyetlerini mümkün kılan ve finanse eden ağı hedef alıyoruz.


Küba, Soğuk Savaş’ta Sovyet-ABD dengesini iyi kullanarak canavarın ağzından sıyrılmayı başarmıştı.

Fakat Sovyet Bloğu’nun dağılmasıyla ekonomik, teknolojik, askerî ve lojistik uluslararası destekten mahrum kalan Küba, canavarın ağzına tekrar yuvarlandı.

ABD’nin 90 mil açığında bir ada: Antarktika’dan Orta Doğu’ya kadar her yere "ulusal güvenlik" bahanesiyle müdahale eden bir emperyalist gücün Küba’yı görmezden gelmesi imkânsız.

Şimdi Küba, tarihinin en zayıf hâlinde canavarın ağzında ve ona yem olmaya çok yakın.

Emperyalizm tarafı, bu durumu tamamen Küba Devrimi’nin başarısızlığı olarak propaganda ediyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Rejimin hatalarını ve başarısızlığının kaynaklarını önceki yazılarda kısmen anlatmaya çalıştım.

Ancak Küba tarihi, ekonomisi ya da rejimiyle ilgili herhangi bir değerlendirme, ABD ablukasını göz önünde bulundurmadan yapılamaz.

ABD, düşman olarak belirlediği bir hedefe askerî saldırı yapmadığında, ambargo ve yaptırımlarla yıpratma yolunu izliyor.

Bu ambargo ve yaptırımlar, tek tek kişileri listelemekten şirketlere ve ülkelere kadar uzanıyor.

Öyle ki İsrail aleyhine rapor yazan BM raportörleri ya da Uluslararası Ceza Mahkemesi üyeleri bile yaptırım listesine dâhil edilebiliyor.

Birleşmiş Milletler görevinde, önemli diplomatik makamlarda bulunan bu kişiler, adeta bir suçlu gibi banka hesaplarını kullanamıyor; bu yüzden maaşlarını alamıyor, kiralarını bile ödeyemiyorlar.
 

ABD yaptırımları Küba'da hayatın akışını olumsuz etkiliyor / Fotoğraf: Reuters
ABD yaptırımları Küba'da hayatın akışını olumsuz etkiliyor / Fotoğraf: Reuters

 

Küba ise 67 yıldır yaptırım ve ambargoların ötesinde tam bir abluka-kuşatma altında yaşıyor.

Kübalılar 1990’larda "Olağanüstü Dönem"i yaşadı ve bir şekilde atlattı.

2000’lerde Comandante Chávez’in Venezuela’sının yardımıyla enerji krizini aştı ama Trump’ın ilk döneminden başlayarak abluka her seferinde daha da sertleşti.

3 Ocak’ta Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun kaçırılmasından bu yana, Trump yönetimi hemen her gün yeni bir yaptırım listesi açıklıyor.

Son yaptırım kararlarıyla FINCIMEX üzerinden operasyon yapan Mastercard ve Visa sözleşmelerini iptal etti. Ülkeye gelen turistin büyük kısmını taşıyan ve konaklatan Kanadalı ve İspanyol firmalar Küba’daki faaliyetlerini durdurdu.

Zaten petrol ambargosu sebebiyle evlere su bile ulaşmıyor. Çöpler toplanamıyor, okullar, fabrikalar, hastaneler işlemiyor.

Bu bütün olarak bir ulusu tüketme "exhaustus" politikasının gelecekte herhangi bir ülkeye de uygulanabileceğini görmek gerekiyor.

Çok az ülke İran gibi hazırlıklı ve direniş için uygun koşullara sahip.

Küba zaten konumu itibarıyla canavarın ağzında yaşıyor ve olabilecek en dezavantajlı koşullara sahip.

Trump’ın İran’a müdahalesinin içeride bir karşılığı yok ama Küba’ya var.

Latin Amerikalılar yüzde 18 oy potansiyeli taşıyor.

Ve Trump, "komünist Küba"yı yıkan başkan olarak tarihe geçmek istiyor.
 

Beyaz Saray, Küba'ya yönelik olası istila planları yaparken, ABD ordusu aylardır Karayipler çevresindeki kuvvetlerini artırıyor / Fotoğraf: ABD Güney Komutanlığı
Beyaz Saray, Küba'ya yönelik olası istila planları yaparken, ABD ordusu aylardır Karayipler çevresindeki kuvvetlerini artırıyor / Fotoğraf: ABD Güney Komutanlığı

 

Şimdilik içeriden zayıflatmaya çalışıyor; çünkü eğer bir yanlış adım atarsa Küba gerçekten başını ağrıtabilir.

Evet, Küba kesinlikle bir İran olamaz ama bir Venezuela da değil.

İkisinin arasında bir yerde duruyor.

Ve asıl önemlisi, uzun bir devrimci tecrübeye sahip.

Şimdi Trump, Küba’yı aç, susuz, enerjisiz bırakıp taviz vermeye zorluyor.

Fakat bir yandan da siyasi ilişki ağını bozacak bir oyun oynuyor.

Mesela Washington, Devlet Başkanı Diaz-Canel’i hiçbir biçimde muhatap almıyor: Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 95 yaşındaki Raul Castro’nun hiçbir siyasi konumu olmayan "El Cangrejo" (Yengeç) lakaplı Raúl Guillermo Rodríguez Castro’yla konuşuyor.

Ve El Cangrejo’yu ABD yaptırım listesine almıyor.

Bir yandan kıtlık yaratarak rejime halk desteğini zayıflatırken, diğer yandan da bu biçimde ABD, Küba yönetimine bir şekilde "penetrasyon"un yolunu arıyor.

Fakat Washington, anlaşıldığı kadarıyla, Küba’daki siyasi bütünlüğü bozma noktasında pek fazla ilerleme kaydetmiş değil.

Yani henüz ABD, Küba’da Delcy Rodríguez’ini bulamadı.

Küba hâlihazırda, tüm Amerika kıtasında ABD’nin yönetime sızamadığı tek ve biricik bağımsız ülke olmaya devam ediyor.

Diğer yandan, yaşanan sıkıntıların yarattığı halktaki büyük umutsuzluk ve bıkkınlık, toplumun genelini "çözülsün de nasıl çözülürse çözülsün" noktasına getirdi.
 

ABD yaptırımları nedeniyle başta Havana olmak üzere birçok kentte elektrik kesintisi yaşanıyor / Fotoğraf: Reuters
ABD yaptırımları nedeniyle başta Havana olmak üzere birçok kentte elektrik kesintisi yaşanıyor / Fotoğraf: Reuters

 

Daha da kötüsü, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Küba’daki sempatizanları arttı.

Miami mafyasının temsilcisi ve ABD sağının en saldırgan kesimini temsil eden Rubio, Küba halkını aç bırakan yaptırımların da sahibi.

Tuhaf ama Rubio’ya ilginin arttığını Küba’daki kaynaklardan sık sık duyuyoruz.

Bu sempatinin kaynağı, Kübalılar arasında yayılan "bu mesele çözüldüğünde" Rubio’nun gelecek ABD başkanı olacağı düşüncesi.

Küba kökenli bir ABD başkanının da kendilerine faydası olacağını zannediyorlar.

Bu hafta, Güney Komutanlığı’nın (USSOUTHCOM) adayı istila emri vereceği haberleri yoğunlaşmışken Trump, "Küba’nın işini İran dönüşü halledeceğiz" diyerek erteledi.

Washington, kaynaksız bırakarak boğduğu Küba’nın er ya da geç düşeceğinden emin.

Fakat Trump’ın bunu bekleyecek vakti var mı; o belirsiz.

Kasımdaki eyalet seçimlerine bir "zaferle" giremezse Kongre’deki çoğunluğunu kaybedebilir.

Bana göre, her koşulda Trump seçimlerden iyi bir sonuç çıkaracak ve Küba’yı görev süresinin dolmasına kadar bekleyebilir.

Ancak, Küba yönetimi değişime "ikna" edilmezse; askerî operasyon Venezuela’da olduğu gibi tek bir neşter darbesiyle gerçekleştirilemez.

Çünkü Küba’ya yönelik askerî bir müdahale, büyük çaplı yığınağı gerektiriyor.

Öncelikle, kitlesel göçü engellemek için tam bir deniz kuşatmasına ihtiyaç var.

İkinci olarak, noktasal operasyonlar Küba’da hâkimiyeti sağlamayacağından, çok yönlü bir kara operasyonu zorunlu.

Bunun alternatifi, deniz kuşatması sonrası ABD askerî üssünün bulunduğu Guantanamo Körfezi’nin işgali olabilir.

Üssün etrafındaki arazinin işgali ve Küba ordusunun buna vereceği tepki beklenebilir.

Eğer Küba Devrimci Silahlı Kuvvetleri (FAR), Guantanamo’daki ABD birliklerine karşı bir taarruza kalkışmazsa, ABD bu bölgeyi insani yardım adı altında kalıcı bir işgal parçasına dönüştürebilir.

Bu bölge, Haiti, Kolombiya ve Orta Amerika’dan getirilecek paralı askerlerin üssüne dönüşerek bir iç savaş ortamı yaratılabilir.

FAR ile USMC (Deniz Piyadeleri) arasında karşılıklı muharebe başlarsa, ABD hava gücünün kolaylıkla Küba kara güçlerini ezebileceği tahmin ediliyor.

Bu durum ABD’nin hedefe ulaşma sürecini daha da kısaltacağından, Küba uzun vadeli direnme stratejisini uygulayacaktır.

"Haitileşme" olarak adlandırılan bu strateji, rejimi fiilen etkisiz hâle getirse de ABD’ye hem pahalıya mal olacak hem de Trump’ın beklediği siyasi sonucu doğurmayacaktır.

Bir başka ihtimal de İsrail’in İran’da uyguladığı suikast ve saldırı zincirinin benzeri olabilir.

Yine de her ne yaparsa yapsın ABD, Küba’daki yönetici elitlerle anlaşmak için yapıyor.

Küba’yı parçalamak, Haitileştirmek onun için bir seçenek değil.

Bir muhalefet gücünün olmadığı, ABD’nin "Delcy’sini" bulamadığı koşullarda tek seçeneği mevcut güçle anlaşmak.

Peki, Küba’daki yönetici elit ne düşünüyor?

Nereye kadar direnmeyi planlıyor?

"Patria o Muerte" (Vatan yahut Ölüm) şiarıyla mı hareket ediyorlar, yoksa kendi geleceklerini mi garanti altına almaya çalışıyorlar?

Pazarlıklar henüz o noktaya gelmedi ama ablukanın sona ermesi karşılığında tek parti rejimini kaldırmayı kabul edip, gelecek seçimlerde muhalif unsurlarla ortak bir yönetim kurmaya razı olurlar mı?

Koşullar daha zorlaştığında veya askerî müdahale gerçekleştiğinde, mevcut siyasi bütünlük sürdürülebilecek mi?

Venezuela’da hedef basite indirgendi: Petrol elde edildi ve siyasi süreç Bolivarcılarla uzlaşarak yönetildi.

Ama Küba’da sorun tamamen politik ve çözümü konusunda çok fazla soru işareti var.
 

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU