Stratejinin meseleleri ve savaşlar dönemi

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı

İllüstrasyon: Julian D. Paulsen/Al Majalla

Günümüzde stratejinin meselelerini basit hesaplara dönüştürüp açıklayanlar kimler olabilir? Oysa strateji, hesapların hepsine birden karşılık gelir; basit hesaplar basit düşüncedekilere aittir.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a saldırısıyla başlayan önemli bir savaşı konu ediyoruz.

Bu savaşın merkezini nereye koymek gerekir?

Stratejik hesaplara bakarak bu savaşı açıklamak mümkün mü?

Bu makale Trump’ın stratejisi vardı/yoktu veya doğruydu/yanlıştı demek için değildir.

Ama merak edenler için yazayım, Trump’ın stratejisi yanlıştı ki bunu daha önce kaleme aldım: ABD’nin İran savaşındaki stratejik hataları.

Peki, burada tam olarak neyi inceliyoruz?

Esasen İran Savaşı sonrasını… Çünkü savaşın fitili 2010’un başlarında ateşlendi.


Küresel ve stratejik meseleler

Küresel meseleler stratejiktir. Hesap büyükse ölçeklendirme büyüktür, hatta meselelere derinlikli bakmak icapeder. 

Peki, her büyük ölçekli tartışma konusu bir savaşa evrilebilir mi?

Savaşların çoğu güçlü olmayı, başka deyişle, çıkarların kontrolünü sürdürmeyi hedefler. Çıkarın hesabı arttıkça ve risk büyüdükçe olay büyük olur.

Büyük güçler birbirleriyle savaşmak istemezler, savaşırlarsa bu dünya savaşı demek olur ki o güne kadar topladıkları gücü bir kerede heba etmiş olurlar, bu istenmeyen durumdur.

Görüyorum ki; üçüncü dünya savaşı başladı diyenler çıkıyor. Siz daha durun!

Büyük güçler ellerine fırsat geçtiğinde operasyonlar gerçekleştirirler, kendi nüfuzlarını arttıracak hamleler yaparlar, gri bölgelerdeki savaşları desteklerler…

Rusya, Ukrayna’ya saldırdı; adına Özel Operasyon dedi. ABD, İran’a saldırdı, adına Destansı Öfke dedi. Henüz ABD ve Rusya veya ABD, Rusya, Çin kapışmasına tanık olamayız, bunu beklemeyelim. 

Ama yine de stratejik meseleler üzerine geliştirilen hamlelerden söz ediyoruz. İşte bunlar analiz ederken dikkat sarf edilmesi gereken ana noktalar.

Küresel boyutta gündemde öne çıkan konu başlıklarına göz atalım: Nükleer silahlanma (INF, START, Çin ve İran), ABD’nin uluslararası politikada güven kaybı, Trans-Atlantik’te yeniden düzenleme ihtiyacı, petrol ve doğalgaz, petro-dolar veya başka bir para, yeşil enerjinin yükselişi, kıtlık, tedarik zincirlerinde aksama, Dördüncü Sanayi Devrimi ve teknolojik patlama, Çin, iklim değişikliği (Arktik yolun açılması).
  

Şekil 1. Küresel meseleler
Şekil 1. Küresel meseleler

 

Üç aşağı beş yukarı son 20 yılda gördüklerimiz ve konu ettiklerimiz işte bu stratejik meselelerden müteşekkil. Bunlar yerinde kalmıyor, sorunlar da çıkıyor, savaşlar ve çatışmalar gibi. Konuyu büyük güç mücadelesi, enerji, Orta Doğu ve ABD-Çin rekabeti gibi konulara bakarak irdelediğimizde önce Rusya’nın Ukrayna savaşına tanık olduk.

Peşinden çatışma Ortadoğu’ya indi. Birkaç yıl içinde olana bakın: Burada inisiyatif alan ABD ve İsrail oldu. Hamas-İsrail çatışması, Suriye denkleminin çözülmesi ve buradan Rusya ile İran’ın çekilmesi, vekil güçlerle çatışma, derken 12 Gün Savaşı ile 28 Şubat’ta başlayan İran Savaşı.

Savaşlar gri bölge savaşlarından sıyrılıp açık seçik savaşlara döndükçe stres artar. Çimdi savaşlar dönemindeyiz. Ama bu büyük savaş değil; Nüfuz alanı veya varoluşsal nedene dayandırılan savaşlar.

Mesela henüz Rusya ve Avrupa birbirine saldırmadı, NATO caydırıcılığını sürdürüyor… Veya Şangay İşbirliği Teşkilatı henüz bir savunma paktı haline gelemedi. Üye ülkelerin kedi aralarında tarihsel sorunları var. Şimdi ne yapıyorlar? İşbirliği imkanları arıyorlar (sınır güvenliği, tek kutuplu dünyaya itiraz, ekonomi, kültür).


İran savaş alanı

Konular neler? İran mı? Yoksa yukarıda listelediğim stratejik meselelerin karşılığı olan İran bağlamındaki kilit noktaları mı? 2026 İran Savaşı’nda karşımıza çıkanlar şunlar: Hürmüz Boğazı, petrol ve doğalgaz, vekiller, Babülmendeb, nükleer silah, atma vasıtaları (füzeler), Rusya ve Çin ile yakınlık. 

ABD-İsrail-İran savaşı: Stratejik değerlendirme başlıklı makalemde aşağıdaki haritayı vermiştim. Buna tekrar bakalım. Çünkü bu sıraladıklarımı kapsayan savaş alanını görmektesiniz.
 

Şekil 2. Savaş alanı
Şekil 2. Savaş alanı

 

İran savaş alanı diyelim buna. Eğer bu savaş alanı bir düğümü işaret ediyorsa ve bu ancak küresel üstünlük mücadelesinde bir aşamayı içeren gelişmeleri işaret ediyorsa, şunu bilmek gerekir: Bu savaşın nedenleri stratejiktir, sonuçları da öyle hesap edilmek zorundadır.
Bence durum belli, küresel meseleler ile İran Savaşı örtüşüyor.


İran düğümüne göre küresel meseleler

Nükleer silahlanma (INF, START, Çin ve İran) süreçleri ortada. Denge bozuldu ve ülkeler nükleer silahlanma yarışına tekrar girdiler. Bu yönde kontrol edilmek istenen bir İran var. Ama gözden kaçan husus, her ülke bu alanda yol almak istiyor. Çin asıl dengeyi bozan ana güç unsuru. Avrupa buna ekleniyor. Pasifik’ten de başka ülkeleri eklemek gerekecek.

ABD’nin uluslararası politikada güven kaybı ciddi bir konu. Tek kutuplu dünya ve Trump’ın aşırı politik çalkantı yaratan tutumu, bugün dünyayı düne göre daha da karamsar yapmaya yeterli. Trump işbaşına gelir gelmez, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin çabasıyla da kurulan uluslararası düzen ve kurumsal yapılar, saldırı altında oldu. İran bu savaşın kendiyle ilgili değil, küresel güney ile ABD’nin savaşı olduğunu göstermek istiyor.

Trans-Atlantik’te yeniden düzenleme ihtiyacı. Hepsi birbirine bağlı konular: Trump Ukrayna’ya verilen ABD desteğini kesti, Rusya’ya yakın hareket etmeye başladı ve NATO’ya saldırdı. Avrupa ülkelerine ve Kanada’ya yönelik baskısı oldu. Grönland bir mesele halinde duruyor. Bugün Avrupa silahlanma ve kendi savunma-güvenlik meselelerine dönme döneminde. Ama Avrupa için asıl düşman yine Rusya. NATO ise Trump döneminde biraz daha Avrupalılaşmaya başladı. Trump, Hürmüz’e müdahale meselesinde, askeri değil ama politik güç yönüyle, müttefiklerinden (Trans-Atlantik ülkeleri, Japonya, Güney Kore) destek istedi, ancak alamadı. 

Bu aynı zamanda bir işarettir. İngiltere dahil Avrupa ve Pasifik’teki ABD yanında duran ülkeler (birçoğunda ABD askeri gücü var) şöyle demeye getiriyorlar: Sadece senin hesabınla küresel meseleler çözülmez, ortak hareket etmediğin her işte karşında dururuz, çünkü bunlar stratejik meseleler.

Küresel petrol arzı neredeyse ABD’nin kontrolünde. ABD büyük ihracatçı. Venezuela hamlesiyle baskısını bir ileri adına taşıdı. Şimdi İran petrol ve doğalgazına dönük bir dolaylı baskı yaratmanın peşinde. En büyük alıcılar Çin ve Avrupa bu konuda kara kara düşünmek durumunda kaldı; bu bir petrol savaşı mı diye. İran hidrokarbon ürünlerinin en büyük alıcısı Çin. ABD, İran’ı kontrol ederek Çin’i dolaylı olarak baskılamak istiyor.

Bununla bağlantılı petro-dolar konusu var. ABD petro-doların gücünü arttırmak istiyor. Ancak Rusya, Çin, İran vb. ülkeler başka para birimlerini kullanmak istiyorlar veya en azından kendi para birimleriyle alışverişi öneriyorlar. Bu küresel anti-dolarizasyon hamlesi olarak işaret ediliyor. İran savaşı ile konu tanker savaşına dönüştü ama başka bir tabirle bu petro-dolarla mücadele olarak da açıklanabilir.

Bu savaşlar döneminden önce de yeşil enerjinin yükselişi konu ediliyordu, bugün biraz daha ileri boyuta taşındı. Yaptığım değerlendirme şu: Analiz: ABD’nin İran savaşı ve ekonomi yansıması. Bu savaşın 5 yıla kadarki analizinde ulaştığım sonuçlar şunlar:

Bu kriz, 1973 petrol ambargosu gibi bir dönüm noktası olabilir. Fosil yakıt çağının sonunu hızlandırabilir; enerji geçişi (yenilenebilir ve elektrifikasyon) 5-10 yıl öne çekilebilir. Çin stratejik olarak en avantajlı konumda kalabilir (yeşil teknoloji ve Rusya pivotu), ABD kısa vadeli enerji kazancı elde etse de uzun vadede jeopolitik maliyet ödeyebilir. Küresel ekonomi, daha az petrol bağımlısı, daha yeşil, ama daha bölünmüş (Batı vs. BRICS) olabilir. En büyük kaybedenler ise fosil yakıta bağımlı gelişmekte olan ülkeler ve Avrupa sanayisi. Tarihsel paterne göre şoklar kalıcı yıkım getirmez, ama yapıyı kalıcı değiştirir; bu sefer değişim yeşil ve Çin’e dikkat!


Gübre, tahıl, vb. konular ve küresel kıtlık hesapları yapılan bir döneme girildi. Gıdada ve gübre fiyatlarında %33’ü bulan bir artıştan söz edilebilir. Körfez ülkelerinden tedarik edilenlerin ortaya çıkarabileceği maliyet bu.

Bir diğer konu da küresel tedarik zincirleriyle ilgili. Covid-19 senaryoları tekrar masada. Babülmendeb henüz güvenli mi değil mi, oldukça kritik bir boğaz. Hürmüz, Babülmendeb ve Malakka Boğazı, bundan böyle bu üç boğaz adından en çok bahsettirecekler arasında. ABD, Malezya ile 2025 ilk ve Nisan 2026’da genişletilmiş savunma anlaşması yaptı.

Hürmüz küresel petrol arzının %20’sinin geçtiği boğaz, bundan ötürü önemli. Ancak burada bir hukuk sorunu var: Boğaz’ın İran ile Umman tarafından ortak anlaşmayla işletilmesi gerekirken, İran’ın burası benim demesi ve kontrolü asimetrik unsurlarla sağlamaya çalışması (bir tür korsanlık gibi), bu asırda olacak bir şey değil. Malum Basra Körfezi’nde İran dışında 7 ülke daha var ve burası büyük bir deniz trafiğinin yaşandığı deniz. Umman Körfezi Hürmüz’ün hemen önünde, Arap Denizi’ne bakan yönü. Arap Denizi’nde Pakistan var, ancak burada yer alan Gwadar çıkışında Çin’in kuzey-güney ekseninde büyük bir projesi yer alıyor: Liman, yollar, boru hatları vb.

Dördüncü Sanayi Devrimi ve teknolojik patlama bütünüyle küresel dönüştürücü etki üreten bir başlıktır. Körfez ülkelerinden alışveriş yapan bazı ülkeler, ki teknoloji üretenler bunların içinde, yarıiletken üretiminin aksayabileceğini işaret etmekteler. 

Çin başlı başına bir mesele hem dünya ekonomisi hem de ABD’ye ana rakip olmasıyla. ABD Çin’in önünün kesilmesi için İran cephesini tahkim etmek istemektedir. Çin’e değil de kendine yakın duran bir İran yönetimi olması halinde ABD dengeyi kurduğunu düşünecektir.

İklim değişikliği (Arktik yolun açılması) konusuna da bakalım. Çin’den çıkan ürünler Arktik yoldan Atlantik’e ulaştırılır ise 1/3 oranında yolu kısalmakta, bu durum fiyatlara doğrudan etki etmektedir. O halde Arktik yol üzerinde Rusya, Avrupa, ABD, Kanada ile ilgili stratejik bir tartışmanın çıkması söz konusudur. Bu kısımdaki konu İran ile doğrudan ilintili görünmemekte; stratejik yönden büyük güçlerin bütün hesaplarına dair gündeme getirdikleri bir konu olmaktadır. Yine de iklim değişikliğine genel bakmak gerekir ki bu husus daha önemlidir. Dünyada bugüne dek alınan tedbirler yönüyle hidrokarbon ürünlerinin daha büyük kirlilik ürettiği açıktır. ABD ise petrolü kontrol ederek konuyu kendi politikalarına göre düzenlemek istemektedir. Çin üretmek için enerjiye ihtiyaç duymaktadır. En büyük enerji kaynağı ise halen hidrokarbondandır.

Küresel meselelerde değişimi nerelerde görmekteyiz? İklim değişikliği, sanayi devrimi gereği her şeyin değişmesi gibi konular en temel hususlar. Ama göremediğimiz o büyük sermayenin veya en üstteki çıkar hesabının darboğazı aşacak hamlesinin ne şekilde olacağını göremiyoruz?

Görebildiklerimiz tutumlar: Avrupa ve Körfez Ülkeleri Çin’i kenara koymamayı düşünüyor. BRICS gibi gelişmeler kendine göre bir çekim gücü oluşturuyor. De-dolarizasyon konusu gündemdeyken, kripto paralar bile yeni bir alan yaratıyor. Gelişen teknolojiden geri kalınmaması çok önemli bir husus. Küresel meseleler başka bir arayış içerisinde gibi…

Mesela bu İran Savaşı sonrasında, Körfez ve Avrupa ülkeleri, Çin ile daha yakın stratejik işbirliği içinde olacaklar mı? 


Sonuçlar

Savaşları basit nedenlere bağlayanlar hep olacaktır; ama bunlar yanlış değerlendirmeler. 

Stratejinin neye yaradığını halen bilmeyenler de vardır; ama bu tür insanlar var diye bu en önemli konu yabana atılamaz, buna kalkışanlar olsa da anlamsızdır.

İnsanlık Birinci Dünya Savaşı’nı neye göre açıklar? Sömürgecilerin küresel paylaşım savaşı ana nedenlerden biridir. İkinci Dünya Savaşı, büyük güçlerin tamamlanmayan iç hesaplaşması kabul edilir. Bütün bunlar çıkar odaklı büyük güç mücadeleleri biçimindedir. 

Peki, 2026 İran Savaşı neyin hesaplaşması?

Yine büyük güçlerin doğrudan ve dolaylı birbirlerine etki ettiği stratejik konular var ki esas nedenler bunlarla ilgilidir. Bu savaş henüz büyük güçlerin karşılaşması değil, nüfuz alanıyla sınırlı. 

Ancak şurası önemli, İran ne durumda olduğunun bilincinde ve savaşı olabildiğince küresel sebep-sonuç sarmalına dönüştürerek kendi varoluşunu sürdürmek istiyor. ABD bunu hesap etmeliydi. 

Şimdi çözüm nerelerde diye bakıldığında görülecektir, küresel dengeler hesaba katılmak zorundadır.

O halde savaş bu yönüyle yeni başladı da denebilir: Küresel dengeler!

Asıl güçler birbirleriyle karşı karşıya değiller. Henüz nüfuz alanlarındalar. Zaten asıl büyük güçler karşılıklı savaşa girişirlerse buna Üçüncü Dünya Savaşı diyeceğiz. 

Bu oralara gider mi? Neden gitsin? Çin için İran bir Tayvan değil. Rusya için İran bir Ukrayna değil. Avrupa için İran bir Polonya değil. Kuzey Kore Japonya’ya nükleer saldırı da yapmadı!.. 

İran meselesi bir şekilde çözülür; ama çözüm yolu küresel meselelere karşılık gelmeye başladı bile. Hem İran’ın nükleer silahı olmayıversin; Çin veya Rusya böyle düşünemez mi? Hem Hürmüz’den serbest geçiş rejimi için boğaz anlaşması yapılıversin; Çin, Avrupa veya Körfez Ülkeleri için bu daha iyi olmaz mı? 

Ama ABD böylesi büyük bir meseleye burnunu soktuysa eğer, bir süre yıpransın. Tıpkı Rusya’nın Ukrayna’daki yıpranmasını bekleyenler olduğu gibi.

İran Savaşı konusu sınırlı şekliyle kalsın. Trump’ın yanlış hesabı deyip kapatalım, olmaz mı? İyi de Rusya’nın Ukrayna Savaşı’na ne diyeceğiz? Çin yarın Tayvan Boğazı’na saldırırsa kim ne düşünecek? Çin bu Tayvan meselesini egemenlik noktasında görmekte. Savaşların önü açıldı…

Durum şu şekliyle parlak değil: Silahlanmanın, hatta nükleer silahların kontrolünün grileşmeye başladığı dönemlere geliyoruz artık! Bunlar stratejik konuların en önemsenmesi gereken meseleleri.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU