Körfez'deki ortaklar: Kalıcı bir İran uzlaşısında vazgeçilmez bir dayanak

"Bölgesel barışın şekillendirilmesi"

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve ABD Başkanı Donald Trump, Riyad'da düzenlenen Körfez İşbirliği Konseyi zirvesinde Körfez liderleriyle / Fotoğraf: AFP

Bu haftanın başlarında, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, İran ile kırılgan ateşkesi pekiştirmek için, daha önce belirlemiş olduğu iki haftalık süreyi uzatarak, İran liderlerine Pakistan arabuluculuğunda yürütülen görüşmelerde daha tutarlı bir pozisyon sunmaları için daha fazla zaman tanıdı.

Bu uzatmayı duyurduktan sonra, ABD, izlenecek yol konusunda karışık sinyaller göndermeye devam etti. Trump'ın uzatmayı duyurduğu haftanın içinde, İran yakınlarındaki sulara ek bir askeri güç, üçüncü bir uçak gemisi grubu geldi. Aynı zamanda Trump, İran liderliği ile “en iyi anlaşmaya” varma arzusunu yineledi.

Başkan Trump'ın ikinci döneminde, Washington'un İran'a yönelik politikası, “maksimum baskı” yaklaşımından büyük ölçüde stratejik belirsizliğin damga vurduğu “belirsizlikte zirve” yaklaşımına doğru kaydı. Eski Çinli askeri stratejist ve filozof Sun Tzu, geçmişte yetenekli bir komutanın, rakibine karşı savaşmadan zafer kazanan kişi olduğunu yazmıştı. Görünüşe göre Trump'ın diplomasiye olan meyli, bu aşamada sınırlı da olsa, askeri tırmandırma seçeneğine göre giderek daha fazla zemin kazanıyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

İran meselesiyle ilgili paralel bir gelişme olarak, İsrail ve Lübnan arasındaki görüşmeler bu hafta Dışişleri Bakanlığı'ndan Beyaz Saray'a taşındı ve bu adım Trump'ın iki ülke arasındaki ateşkesin 3 hafta daha uzatılacağını açıklamasıyla aynı zamana denk geldi.

Ancak Trump'ın çeşitli cephelerdeki değişken pozisyonları, hem Lübnan hem de İran ile diplomatik seçeneğe bağlı kalıp kalmayacağı veya bu yaklaşımlar kısa sürede sonuç vermezse gerilimi yeniden yükseltip yükseltmeyeceği konusunda bir sonuca varmayı erken hale getiriyor.

Arap ortakların İran diplomasisinde neden daha güçlü bir role ihtiyacı var?

Trump diplomatik sürece güvenmeye devam ederse, bu denklemde önemli bir unsur halen eksik, o da İran ile başa çıkmada nihai stratejik hedefin hatlarını belirlemek için ABD'nin özellikle Körfez'deki Arap ortaklarıyla tutarlı ve düzenli bir şekilde etkileşimde bulunması. Washington bu ülkelerle koordinasyon sağladı, ancak bu koordinasyon öncelikle İran saldırılarına karşı savunma önlemlerini uyumlu hale getirmeye odaklandı.

Pakistan, İran ve ABD arasındaki görüşmeleri koordine eden ana kanal olmaya devam ederken, Mısır ve Türkiye destekleyici roller üstleniyor. Körfez ülkelerine gelince, Washington ve Tahran arasında arabulucu rolü oynamakta haklı bir isteksizlik gösterdiler
 

Katar'ın Doha şehrinde İsrail saldırısını görüşmek üzere düzenlenen acil Arap-İslam zirvesine katılan liderler ve devlet başkanlarının grup fotoğrafı, 15 Eylül 2025 / Fotoğraf: Reuters
Katar'ın Doha şehrinde İsrail saldırısını görüşmek üzere düzenlenen acil Arap-İslam zirvesine katılan liderler ve devlet başkanlarının grup fotoğrafı, 15 Eylül 2025 / Fotoğraf: Reuters

 

Pakistan, İran ve ABD arasındaki görüşmeleri koordine eden ana kanal olmaya devam ederken, Mısır ve Türkiye destekleyici roller üstleniyor. Körfez ülkelerine gelince, son yıllarda Umman, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi ülkelerin bu alandaki deneyimlerine rağmen, Washington ve Tahran arasında arabulucu rolü oynamakta haklı bir isteksizlik gösterdiler. Zira İran saldırıları bu ülkelere maddi zarar verdi ve aynı zamanda bu tür bir arabuluculuk çabasının dayandığı güven düzeyini de zayıflattı.

Son 2 yılda, ABD'nin bölgesel ortakları askeri ve güvenlik alanlarında önemli bir çarpan etkisi yarattı. 2024'te İran ile yaşanan iki gerilim turundan, geçen yılki 12 günlük savaş ve mevcut çatışmaya kadar, ABD çok çeşitli askeri ortaklarla yakın koordinasyon içinde çalıştı.

Körfez ülkeleri, coğrafi konumları nedeniyle savaşta önemli kayıplar yaşadı. BAE gibi bazı ülkeler altyapılarına kadar uzanan zararlar görürken, bölgedeki tüm ülkeler savaş ve İran ile ABD'nin ikili ablukası altındaki Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalmaya devam etmesi nedeniyle ağır bir ekonomik bedel ödemeye devam ediyor. Tüm bu Arap devletleri, ABD ve İsrail'in seçtiği yolu değil, gerilimi azaltma ve diplomasi yolunu tercih etti.

Başlıca sorun olan Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve İran'ın nükleer maddelerinin güvence altına alınması gibi konuları ele almak için gereken acil diplomasi, büyük ölçüde bu çatışmanın üç ana tarafının ikisine, yani ABD ve İran'a bağlı kalacaktır. Ancak yakın geleceğin ötesinde, İran ile kalıcı bir uzlaşı için ABD'nin Arap ortaklarının katılımı şart olacaktır.

Trump'ın en önemli başarısı, büyük ölçüde bu Arap devletleriyle yakın koordinasyonu sayesinde, Ekim 2025'te Gazze'de ateşkes sağlanması ve rehinelerin serbest bırakılmasıydı. Bu diplomasi, daha sonra “Barış Kurulu” olarak adlandırılan, ama Gazze'deki Filistinlilere henüz önemli kazanımlar sunmayan bir girişimin temelini atmaya yardımcı oldu. Trump yönetimi şimdi, İran dosyasında önümüzdeki birçok meydan okumanın üstesinden gelmek için Mısır ve Ürdün'ün yanı sıra önemli Körfez ortaklarını da içeren gayri resmi, daha küçük veya çok taraflı bir diplomatik çerçeve oluşturmaya çalışmalı.
 

Vance, Kushner ve Witkoff'un da hazır bulunduğu, ilk tur görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından düzenlenen basın toplantısında konuşuyor, 12 Nisan 2026 / Fotoğraf: AFP
Vance, Kushner ve Witkoff'un da hazır bulunduğu, ilk tur görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından düzenlenen basın toplantısında konuşuyor, 12 Nisan 2026 / Fotoğraf: AFP

 

Tüm bu Arap devletleri, ABD ve İsrail'in seçtiği yolu değil, gerilimi azaltma ve diplomasi yolunu tercih etti. Buna ek olarak, tüm Körfez devletlerinin bu savaştan önce İran ile ilişkileri vardı. Suudi Arabistan ve İran'ın, bölgede yapılan bir dizi görüşme ve Çin'in ev sahipliğinde düzenlenen görüşmelerin ardından Mart 2023'te diplomatik ilişkilerini yeniden kurduğunu hatırlatmakta fayda var.

Eylül 2025'te, İsrail'in Hamas ile ateşkes görüşmeleri sırasında Doha'ya saldırmasının ardından İran, Katar'ın ev sahipliğinde düzenlenen olağanüstü Arap-İslam zirvesine katıldı. Bu zirve büyük ölçüde sembolik bir dayanışma gösterisiydi ve ileriye dönük pratik önlemler sunmadı, ancak İran ile Arap komşuları arasındaki diyalog kanallarının bu savaşın öncesine kadar açık kaldığını gösterdi.

2026 İran Savaşı, İran ve bölgedeki gerçekliği değiştirdi ve nükleer meseleyi aşan ve bölgesel bir saldırmazlık paktı konusunda daha geniş bir tartışmaya kapı açan yeni bir diyalog içinde bölgesel paydaşlarla daha geniş bir yaklaşımı gerektirdi
 

Geçmişte, önceki ABD yönetimleri, İran ile yapılan görüşmelere Ortadoğulu ortaklarını doğrudan dahil etmekten büyük ölçüde kaçınmıştı. Onları dahil etmenin, esas olarak P5+1 çerçevesinde ve büyük güçlerin katılımıyla yürütülen nükleer müzakereleri karmaşıklaştırıp zorlaştırmasından  korkuyorlardı.

Ancak, 2026 İran Savaşı, İran ve bölgedeki gerçekliği değiştirdi ve nükleer meseleyi aşan ve bölgesel bir saldırmazlık paktı konusunda daha geniş bir tartışmaya kapı açan yeni bir diyalog içinde bölgesel paydaşlarla daha geniş bir yaklaşımı gerektirdi.

Bu acil kriz yatıştıktan sonra İran'da ortaya çıkacak herhangi bir yeni gerçeklik ile bölge ülkeleri yaşayacaktır. Bu nedenle, Washington'un uzun süredir devam eden anlaşmazlıkları çözmeye çalıştığı bir dönemde, onlara masada bir sandalye vermek, İran ile daha istikrarlı ve kalıcı bir uzlaşının taşlarını döşemeye yardımcı olabilir.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Bu makale Independent Türkçe için Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.

Al Majalla

DAHA FAZLA HABER OKU