Abdi İpekçi'yi etkileyen köy aydını

Ahmet Sunal Independent Türkçe için yazdı

Kolaj: Independent Türkçe

Doktorlar, memurlar, işçiler ve diğer meslek grupları dertlerini dile getirebiliyordu. Oysa tarım ve hayvancılıkla geçinen köylülerin sorunlarını doğrudan kendilerinin aktardığı örnekler oldukça sınırlıydı. Simav’a bağlı Gölköy’den çiftçi Osman Arpacı, 1973 yılında Abdi İpekçi’ye “Bizi de dinler misiniz?” diye sordu. İpekçi bu teklifi memnuniyetle kabul etti. Buluştuklarında Arpacı’yı dikkatle dinledi. Görüşme, dönemin Milliyet gazetesinde tam sayfa röportaj olarak yayımlandı.

Arpacı, İpekçi ile yaptığı görüşmede, siyasetin kendi “mahalle milyarderlerine” odaklandığını, köyleri ve köylüleri ise ihmal ettiğini sınıfsal bir perspektifle, örnekler vererek anlatıyordu. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Köylü, milletin efendisidir” sözüne atıf yaparak, refah ve servetin memleketin asıl sahipleri olan köylülere yönelmesi gerektiğini dile getiriyordu. Arpacı’ya göre bazı siyasiler, sermaye sahibi olduktan sonra geldikleri yeri, yani köyleri unutuyordu. Köylülerin çoğunun ise basit ihtiyaçlar dışında refah artışına yönelik haklarını nasıl talep etmeleri gerektiğini bilmediklerinden, siyasilerin bu durumdan memnun olduklarını belirtiyordu. 

Abdi İpekçi, köylü sınıfını temsil eden Osman Arpacı'nın kullandığı terminolojiyi hayranlıkla karşılıyor: 

Kendisi ile konuşmamız ilerledikçe hayretimiz büyüyordu. Gerçi Türk köylüsünün ünlü sağduyusunun, olayları filozofça yorumlayıp değerlendirişinin yabancısı değildik. Ama Osman Arpacı'da başka özellikler de vardı. Köy yaşantısını olanaksızlıkları içinde yetişen bir kimsenin bilemeyeceği sanılan şeyleri biliyor, söylüyordu.


(Kütahya eğitim tarihinde önemli okullardan biri olarak değerlendirilen) Demirciköy İlkokulu mezunu Osman Arpacı ise aile boyu (dededen babaya) okumaya hevesli olduklarını ifade ederek evlerinde mütevazı bir kitaplığın bulunduğunu aktarıyor. Kitaplığında Kur’an tercümeleri, Peygamber’in hayatı, Reşat Nuri Güntekin ve Yaşar Kemal’in romanları ile Şevket Süreyya Aydemir’in araştırmaları bulunuyordu.

Röportajın ardından, Milliyet İzmir bürosu, habersiz şekilde Gölköy’e giderek Osman Arpacı’yı ve oradaki hayatı fotoğraflayıp röportajla birlikte okuruna sunmuştur. Nedeni ise, köylünün problemini entelektüel bir seviyede ifade eden bir kişinin gerçekten var olduğuna şüpheyle yaklaşabilecek okuyucuya yerinde gösterebilmekti.1
 

Abdi İpekçi’in Osman Arpacı ile yaptığı röportaj, 26 Şubat 1973 tarihli Milliyet’te tam sayfa yayımlandı
Abdi İpekçi’in Osman Arpacı ile yaptığı röportaj, 26 Şubat 1973 tarihli Milliyet’te tam sayfa yayımlandı

 

“Ne ezilen ne ezen. İnsanca, hakça bir düzen” 2 sloganıyla 1973 yılının sonlarına doğru gerçekleşen genel seçimlerle birlikte Karaoğlan efsanesini başlatan Bülent Ecevit, Osman Arpacı'nın röportajını okuyup etkilenir. 3 Mart 1973 tarihinde kaleme aldığı mektupta şunları dile getirir:

Sayın Osman Arpacı, 

Milliyet’teki konuşmanızı ilgiyle ve yararlanarak okudum. Köylülerimizin ve ülkemizin sorunlarını büyük bir anlayışla ve açıklıkla dile getirdiğiniz için sizi kutlarım. Öyle sanıyorum ki, Sayın Abdi İpekçi ile konuşmanız, Türk köylüsünün kandırılamayacağının anlaşılmasını kolaylaştıracaktır. Belirttiğiniz görüşlere tümüyle katılıyorum. Geçmişten ve halktan gereken dersleri almaya çalışıyoruz. Başarılar, mutluluklar dilerim. Saygılar sunarım.

 

CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit’in, Milliyet’te yayımlanan röportajın ardından Osman Arpacı’ya gönderdiği mektup (3 Mart1973)
CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit’in, Milliyet’te yayımlanan röportajın ardından Osman Arpacı’ya gönderdiği mektup (3 Mart1973)

 

Suyu Arayan Adam kitabında köylülerin yaşadıkları dramlara değinen Şevket Süreyya Aydemir de 4 Mart 1973 tarihinde yazdığı mektupta duygularını şu şekilde ifade eder: 

Sayın Osman Arpacı, 

26 Şubat 1973 tarihli Milliyet gazetesinde yayınlanan konuşmalarınızı okudum. Çok duygulandım. Köylümüzün sağduyusunu, olayları değerlendirmesindeki gerçekçi anlayışına daima inanmışımdır. Herkesin ve bilhassa yönetici ve siyaset adamlarımızın, pek ziyade faydalanabilecekleri bu konuşmalarınızı, dikkatle okumuş olmalarını ümit ve temenni ederim. (…)

 

Yazar Şevket Süreyya Aydemir’in, Milliyet’te yayımlanan röportajın ardından Osman Arpacı’ya gönderdiği mektup (4 Mart 1973)
Yazar Şevket Süreyya Aydemir’in, Milliyet’te yayımlanan röportajın ardından Osman Arpacı’ya gönderdiği mektup (4 Mart 1973)

 

Bu kadar olanaksızlıklar içinde böyle bir değer nasıl yeşermişti? Merakımı gidermek üzere, röportajdan 53 yıl sonra bu kez ben, (1995 yılında vefat eden) Osman Arpacı'nın köy davası uğruna aşındırdığı Gölköy yolunu tuttum. O, köy halkının mücadelesini vermişti. Ben de bu yüzden Osman Arpacı'nın hayatını Gölköy'ün mevcut sorunu paralelinde ele almayı planladım. 

Burası Simav ilçe merkezinin yaklaşık 15 km kuzeybatısında, izole hissedilen bir bölgede yer almaktaydı. Buradan geçen yol İzmir yoluydu; bir diğer adıyla Sındırgı yoluydu. Bu tek şeritli ve dar yol, keskin virajları nedeniyle tercih edilmekten kaçınılıyordu. Dağların uzaktan çevrelediği bu bölge, ağaç yapraklarının hışırtısının dinlenebileceği kadar sessiz, tarihsel yönden ise bir kuyunun dipsiz derinliklerinde bulunan suyun yansıyan sesi gibiydi.

Köyün kıraathanesine girdim. Meraklı gözlerle hemen Osman Arpacı için geldiğimi belirttim. Kahveci Kadir Çakır ve Osman Arpacı’nın eski komşusu Kemal Öner’in de bulunduğu masaya davet edildim. Çay kaşığı takırtısı içinde, “r” harfinin yumuşak “g”ye dönüştüğü Simav ağzıyla, “Sen kimle(ğ)densin?” denmeden, sanki bekleniyormuşum gibi doğrudan Osman Arpacı'nın karakteristik özelliklerinden bahsedildi. Çok okuyan, köyü ve köylüsü için mücadele veren bir insan olduğu anlatıldı. Artık onun gibi bilinçli ve kararlı mücadele veren insanların çok azaldığı, izole köyün sessiz dünyası içinde dile getirildi.
 

Osman Arpacı
Osman Arpacı

 

Peki, Arpacı'nın hayatının geçtiği Gölköy nasıl bir yerdi?

Köy ismini gölden alıyordu. Ama göl neredeydi?

Peki Arpacı'nın hayatının geçtiği Gölköy nasıl bir yerdi? Köy ismini gölden alıyordu. Ama göl neredeydi? Bu alanda, geçmiş yüzyıla kadar bir göl bulunuyormuş. Ahmet Demircan’ın paylaştığı araştırmalar doğrultusunda gölün antik çağa kadar uzandığı anlaşılmaktadır. Eski caminin yapı taşları arasına yerleştirilen ve o döneme ait olduğu değerlendirilen bir anıt taşında, ellerinde ağ bulunan bir kişinin yanında balık motifi yer alıyordu. 3

Etem Ruhi Alper'in 1956 yılında yayımlanan Yeşil Simav kitabında ise kurutulmadan önce Simav Gölü hakkında bilgi verilmektedir. Gölköy’ün, gölün içinde bir ada şeklinde bulunduğu belirtilmektedir. Bu köye dokuz kemerli bir köprüyle girilmekteydi. Balıkçılık ve hasırcılık ciddi geçim kaynaklarından biriydi. 4

Ruhi Alper'in Simav şiirinden bir pasaj da bu göl ve köyle ilgilidir: 

Gölde kayarken tarihsel kayıklar,
Sular geçmişten bir şeyler sayıklar.
Ada köye yaklaşırken kayıklar,
Durmadan oynaşır sazan balıklar.
Kızlar hasır örer, ayran yayıklar,
Yaşlı bacılar da havyar ayıklar. 5


Fakat romantize edilen gölün acı bir yansıması da vardı. Kenarları bataklık olan göl, sivrisinek yatağıydı. Bunlardan kaynaklanan sıtma hastalığı, gölün kurutulmasınayyönelik temel nedenlerden biri olarak gösterilmektedir. 1961 yılında kurutulmaya başlanan göl 7 ile ilgili Osman Arpacı'nın düşüncesini yakın akrabası Hasan Arpacı'ya sordum:

Sonraki süreçte tabiatın zarar görmesine derin bir üzüntü duydu.
 

Son yağışlarla birlikte gölün bir kısmı tekrar belirmişti. Aslında bu durum bol yağışlı kışlarda tekrar etmekteydi. Suyu boşaltmak için gölün kurutulmasına yönelik yapılan kapaklar DSİ tarafından açılmaktaydı (8). Günümüzde ise, köyün muhtarı Mehmet Türk’ün söylediğine göre köylüler tarafından bu işlem gerçekleştiriliyormuş. Ancak tahliye kapaklarının kapalı kalması gerektiğini düşünen insan sayısı çoğalıyor. Sosyal medya ve kuraklık bilincinin yaygınlaşması, gölün yeniden oluşmasına yönelik bir kamuoyu oluşturdu. Simavlılar nostalji yaparak kayıkla gezilen günleri gündeme taşımıştı. Köyün sakinleri ise suyun kalitesine yönelik endişelerinden dolayı bu duruma temkinli yaklaşıyorlardı. Gölü besleyen Simav Çayı’nda yazın sular azaldığında koku oluşuyor, suyun rengi kararıyormuş. 2023 yılında International Journal of Computational and Experimental Science and Engineering dergisinde yayımlanan bir araştırmada Simav Çayı’nın kaynağından denize kadar uzanan tüm güzergahında kirlilik tehdidi altında olduğu belirtilmiştir.9

2025 yılında Simav Belediyesi, kamu kurumları ve STK’ların katıldığı bir toplantıda kirlenmeye ilişkin çözüm önerileri ele alınmıştır (10). Bu toplantıda yer alan Simav Belde ve Köyleri Yaşatma ve Koruma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yaman ile sonrasında telefonla görüştüm. Yaman, çayın kirliliği nedeniyle artık eski balık popülasyonunun kalmadığını acı bir gerçek olarak ifade etti. 

Sıtma hastalığı için modern tıbbın gelişimiyle etkili tedavi yöntemleri geliştirilmişti.

Peki, çevre kirliliğine çözüm var mıydı?

Ali Yaman ve dernek üyeleri bunun için kararlı bir şekilde uzun süredir mücadele veriyordu. Proje girişimlerini dinledim. Ekosistem restorasyonu için önemli adımlar atılıyordu. Osman Arpacı gibi köylerin refahı için mücadele eden bireylerin varlığı umut vericiydi. Ali Yaman son olarak, “Toplumun da bu sürece sahip çıkması büyük önem taşımaktadır” şeklinde dileğini paylaştı.

Köyün kahvesinde saat 18’i biraz geçmişti. Masadan bir kişi ani bir hareketle kalkıp montunun fermuarını çekti. “İçişleri sorun çıkarmadan eve geçeyim” dedi. "Eyvah, ne oldu acaba?" diye içimden geçirirken, içişleriyle hanımını kastettiği açıklaması düştü. Gülüşmelerle kalktık masadan. 

Osman Arpacı'nın bir zamanlar komşusu olan Kemal Öner, köy turu teklifinde bulundu. Memnuniyetle kabul ettim. Toros’la gitmemizin daha sağlıklı olacağı ifade edildi; nedenini birazdan anlayacaktım. Köyün içindeki yolların bir kısmı çamurla kaplıydı. Yoğun yağış olduğunda göl arazisi eski günlerini hatırlatır şekilde suyla kaplanıyor, ardından geride çamur bırakıyormuş.

Kemal Öner, Osman Arpacı’yı anlatırken onun her çarşamba Simav pazarına gittiğini, dönüşte de gazeteler getirdiğini söyledi. Köydeki çocuklar onun sayesinde okumaya özenir, etrafında toplanırlarmış. Sorularını ona yöneltirlermiş. Simav’da lise eğitimi alan köyün çocuklarına öğretmenleri bu bilgiyi nereden aldıklarını sorduğunda, Osman Arpacı’nın ismi verilirmiş.

Yolda ilerlerken bir kız çocuğunun yavru köpekle oynadığını gördüm. Kemal Öner’e günümüzde köydeki çocukların eğitim durumunu sordum. Gölköy’deki ilkokul kapanmıştı. Türkiye genelinde yaşanan köy nüfusunun azalması burada da görülüyordu. Sayısı azalan çocuklar çevre beldelerdeki okullara taşınıyormuş.

Osman Arpacı'nın evine vardık. Yöre ağzıyla “ılabada”, yani labada, evin her yanını sarmıştı. Erik ağaçları ise çiçek açmıştı. Arpacı, evin balkonundan bahçesine bakar; doğanın onda uyandırdığı hazzı, en kıymetli eşyası olan daktilosunun tuşlarına yansıtırdı. “Ayçiçek Tarlası” romanını onunla yazmış, ancak çeşitli nedenlerle yayımlayamamıştı. İstanbul’da öğretmenlik yapan torunu Osman Yenilmez ise dedesinin kitabını yayımlamaya yönelik hazırlıklar yapıyor.

Turumuz tamamlanıyordu. Köy halkı tarafından “modern eşek” olarak tanımlanan Toros’u durduran Kemal Öner, “Son durak” dedi. Mezarlığa varmıştık. Mezarlıklar, otlarla bütünleşmişti. İnsan eliyle açılmış bir yol yoktu. Batmak üzere olan güneşin çamların arasından süzülen ışığı, yeşillikler üzerinde yollar oluşturuyordu. 
 

Kemal Öner ile köy mezarlığında, çamların arasından süzülen güneş ışığının izinde
Kemal Öner ile köy mezarlığında, çamların arasından süzülen güneş ışığının izinde

 

Osman Arpacı'nın mezarına ulaştığımızda, onun köylülere şiirler okuduğunu öğrendim. Özellikle Nazım Hikmet’ten. Ve Nazım Hikmet, bir köylünün olanaksızlıklar içinde nasıl yeşerdiği sorusuna adeta ışık tutuyordu:

Topraktan öğrenip kitapsız bilendir.
Hoca Nasreddin gibi ağlayan
Bayburtlu Zihni gibi gülendir.
Ferhad'dır, Kerem'dir ve Keloğlan'dır...

Bir bütün olarak insan-ı kâmildir aslında.

Yeter ki kendi doğasının özü gereği toprağı ve insanı için mücadele versin, tüm zorluklara rağmen.

Ki bu zorluklar olmasa, Anadolu’nun bağrından çıkar mıydı bu isimler ortaya?

 

 

Not: Bu kısma kadar metin, Milliyet’in 26 Şubat 1973 tarihli sayısından yararlanılarak hazırlanmıştır.
(2) Cumhuriyet Halk Partisi, Ak Günlere: 1973 Seçim Bildirgesi (Ankara: Cumhuriyet Halk Partisi, 1973)
(3) Ahmet Demircan, Antik Çağda Simav (Ankara: Berikan Yayınevi, 2020), 100.
(4) Etem Ruhi Alper, Yeşil Simav (İzmit: Selüloz Basımevi, 1956), 38-39.
(5) Alper, Yeşil Simav, 57.
(6) Alper, Yeşil Simav, 39.
(7) Nüket Akanlı Bingöl ve Mehmet Korkmaz, “1961 Yılından Günümüze Simav Gölü (Kütahya),” Dumlupınar Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi, sy. 31 (Ağustos 2013): 1-12; Ayşegül Güneş, “Simav Ovası (Eski Simav Gölü-Simav) Ekolojik Özellikleri” (yüksek lisans tezi, Dumlupınar Üniversitesi, 2010).
(8) Bingöl ve Korkmaz, “1961 Yılından Günümüze Simav Gölü,” 1–12.
(9) Nezire Lerzan Çiçek, Salim Serkan Güçlü, Ömer Erdoğan ve Fahrettin Küçük, “Water Quality Assessment of Simav River (Susurluk Basin/Turkey) According to Seasons and Stations”, International Journal of Computational and Experimental Science and Engineering 9, no. 2 (2023): 68–80.
(10) Mustafa Arıgümüş, “Simav Çayı ve Kurutulmuş Göl Arazisi Arıtma Tesisi ile Kirlilikten Kurtulur”, Simav’ın Sesi, 11 Nisan 2025, https://simavinsesigazetesi.com/simav-cayi-ve-kurutulmus-gol-arazisi-aritma-tesisi-ile-kirlilikten-kurtulur

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU