Kerkük'te nisan ortasında gerçekleşen vali değişimi sonrası "86 yıl sonra ilk Türkmen vali" söylemi gündeme geldi. Ancak tarihsel veriler, Osmanlı'dan Irak Krallığı'na uzanan idari yapının bu ifadeyi ne ölçüde karşıladığı sorusunu tartışmalı hale getiriyor.
Kürt, Arap ve Türkmen siyasi aktörleri arasında hassas bir güç mücadelesine sahne olan Kerkük'te, Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) üyesi Vali Rebwar Taha'nın istifasının ardından yapılan oylamada Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Muhammed Seman Ağa, tartışmaların gölgesinde kentin yeni valisi seçildi.
16 Nisan'da seçilmesinin ardından düzenlediği ilk basın toplantısında Muhammed Seman Ağa, bu gelişmeyi "tarihi bir dönüm noktası" olarak nitelendirerek "Bugün Kerkük'te bu tarihi süreci tamamladık, 100 yıllık bir hasreti giderdik. Artık bir Türkmen, Kerkük valisidir" dedi.
Valilik makamına bir Türkmen'in atanması, Türkmen kamuoyunda geniş yankı uyandırırken; bazı siyasi çevreler ve medya organları tarafından bu gelişme "86 yıl sonra ilk Türkmen vali" ya da "yaklaşık bir asır aradan sonra gelen temsil" şeklinde değerlendirilmiştir.
Ancak bu söylem, Prof. Dr. Abdullah Kıran, Prof. Dr. Osman Ali, Dr. Ari Badinani, Mamend Roje, Behroz Şucaii, tarihçi Mehmet Bayrak, yazar Seid Veroj ve Ziryan Rojhelati gibi araştırmacıların katkı sunduğu Kerkük'ün Kimliği (Rudaw Araştırmalar Merkezi, 2020) adlı eserde yer alan tarihsel veriler ışığında ele alındığında, bazı temel kavramsal ve kurumsal ayrımların göz ardı edildiğini ortaya koymaktadır.
Söz konusu çalışma, Kerkük'ün idari tarihindeki "vali" ve "mutasarrıf" kavramlarını karşılaştırmalı biçimde inceleyerek, Türkmenlerin Kerkük'te hiçbir dönemde modern anlamda "vali" makamında bulunmadığını; buna karşılık Osmanlı ve İngiliz manda dönemlerinde "mutasarrıf" düzeyinde idari görevler üstlendiklerini ortaya koymaktadır.
Independent Türkçe'ye konuşan Türkmen tarihçi Dr. Necat Kefserlioğlu da söz konusu görevler için terminolojik açıdan doğru ifadenin "mutasarrıf" olduğunu vurgulamakla birlikte, kamuoyunda "vali" ifadesinin kullanılmasının bütünüyle sorunlu olmadığını belirtmektedir. Kefserlioğlu'na göre, kavramsal farklılık bulunsa da mutasarrıflık makamı dönemin idari yapısı içinde son derece önemli ve etkili bir konuma karşılık gelmektedir.
Osmanlı dönemi: Livâ ve mutasarrıflık
Osmanlı idari yapısında Kerkük, Bağdat Eyaleti'nin (daha sonraları vilayet) bir "livâsı" (sancak) idi. Livâ, vilayetin alt birimiydi ve başında "mutasarrıf" bulunurdu. Mutasarrıf, vilayetin genel valisine bağlı, ancak kendi sancak özel idaresiyle önemli özerkliğe sahip bir idareciydi. Osmanlı arşiv belgelerinde Kerkük Livâsı'nın 16'ncı yüzyıldan itibaren kayıtlı olduğu ve bu yapının 20'nci yüzyıl başlarına kadar devam ettiği görülmektedir.
Bu dönemde Kerkük mutasarrıfları arasında Ferik Nafiz Paşa (1874-1875), Seyit Ali Paşa (1853), Mehmet Paşa (1833), Haşim Paşa (1868) ve Avnullah el-Kazimi (1909) gibi isimler bulunmaktadır. Bu isimlerin etnik kökenleri hakkında kesin bilgiler mevcut olmamakla birlikte, Osmanlı idari geleneğinde mutasarrıfların İstanbul tarafından atanmış, genellikle askeri-bürokratik kadrolardan gelen şahsiyetler olduğu bilinmektedir.
İngiliz Manda dönemi (1918-1921)
I. Dünya Savaşı'nın ardından Kerkük, İngiliz işgal yönetimine girdi. Bu dönemde kent askeri komiserler aracılığıyla yönetildi. 1919'da İngilizler, yerel yönetime danışmanlık yapması amacıyla 12 üyeli bir idare kurdu. Bu idarede Türkmenlerden Mecid Efendi, Hüseyin Beg Neftçi ve Hacı Cemil yer aldı.
Bu dönemde Kerkük'ün üst düzey idarecisi hâlâ İngiliz askeri komiserdi; yerel unsurlar danışman konumundaydı. Dolayısıyla bu isimler "vali" değil, "meclis üyesi" statüsündeydiler.
Fettah Paşa vakası: "Türkmen vali" iddiasının dayanak noktası
1920 yılında İngiliz manda yönetimi, Kerkük Mutasarrıfı olarak Fettah Paşa'yı atamıştır. Türkmen tarih yazımında Fettah Paşa, sıklıkla "ilk Türkmen mutasarrıfı" olarak anılmaktadır. Ancak bu nitelendirme, idari terminoloji açısından bazı tartışmaları beraberinde getirmektedir.
Fettah Paşa'nın etnik kimliğine ilişkin, İngiliz raporlarında "Kürtlere yakın bir Türkmen" olarak tanımlanırken, oğlu Süleyman Fettah'ın Kifri'de İbrahim Han Delo liderliğindeki Kürt ayaklanmasıyla yakın ilişkisi, bu kimlik tartışmasını daha da karmaşık hale getirmektedir.
Bununla birlikte asıl önemli husus, Fettah Paşa'nın görev unvanıdır. Kendisi "vali" değil, "mutasarrıf" olarak görev yapmıştır. Nitekim Irak'ta valilik makamı, kurumsal olarak 1921'de Irak Krallığı'nın kurulmasıyla birlikte vilayet sistemi çerçevesinde oluşturulmuştur. 1920 yılında ise Kerkük hâlâ bir sancak (livâ) statüsünde olup, başındaki idareci mutasarrıf konumundaydı.
Irak Krallığı dönemi (1921-1958): Valilik makamının kurumsallaşması
1921 yılında kurulan Irak Krallığı ile birlikte, Osmanlı'dan devralınan idari yapı önemli ölçüde modernize edilmiştir. Bu süreçte ülke vilayetlere (liwa) ayrılmış ve her vilayetin başına doğrudan merkezi yönetime bağlı valiler atanmıştır. Kerkük de bu dönemde resmen bir vilayet (muhafaza) statüsü kazanmış ve Bağdat'taki merkezi hükümete bağlı bir vali tarafından yönetilmeye başlanmıştır.
Bu kurumsal dönüşüm, "mutasarrıf" ve "vali" kavramlarının birbirinden ayrılması açısından kritik bir dönüm noktasıdır. Osmanlı idari sisteminde mutasarrıf, sancak düzeyinde görev yapan ve valiye bağlı bir idareciyken; modern Irak sisteminde vali, vilayetin en üst düzey sivil idarecisi konumundadır.
Kerkük'ün Türkmen mutasarrıfları (1920-1930'lar)
Irak Krallığı'nın ilk yıllarında Kerkük'te görev yapan üst düzey idareciler şunlardır:
1920: Fettah Paşa / Mutasarrıf
1924-1927: Abdülmecid Yakubi / İdari görev
1927-1930: Ömer Nazmi Neftçi / Mutasarrıf
1955-1956: Yusuf Ziya Bey/ Mutasarrıf
Bu tablo, Türkmenlerin Kerkük'te hiçbir dönem "vali" değil, en fazla "mutasarrıf" düzeyinde idari görevler üstlendiğini göstermektedir.
Yakubi ailesi: Kimlik dönüşümünün tarihi
Kerkük'ün Kimliği adlı eserde belirtildiği üzere, Yakubi ailesi Kerkük'ün sosyal ve siyasal yaşamında önemli izler bırakmış köklü ailelerden biridir. Ancak ailenin kökenine ilişkin olarak, Hristiyan Kürt bir geçmişe sahip oldukları; daha sonra İslamiyet'i benimseyerek kendilerini Türkmen kimliğiyle tanımladıkları ifade edilmektedir.
Abdülmecid Yakubi, 1924-1927 yılları arasında kentin idaresinde üst düzey yönetici olarak görev yapmıştır. Ailenin diğer üyelerinden Abdullah Safi Yakubi, 1925 yılında I. Kral Faysal tarafından Ayan Meclisi üyeliğine seçilmiş ve bu görevini 16 yıl sürdürmüştür.
Mustafa Yakubi ise 1928 ve 1930 yıllarında Temsilciler Meclisi'ne milletvekili olarak girmiştir. İlerleyen yıllarda Ahmed Yakubi (1939-1948), Kamil Yakubi (1947-1954) ve Dr. Necip Yakubi (1958) gibi isimler de mecliste Kerkük'ü temsil etmiştir.
Bu tablo, etnik kimliklerin tarihsel süreçte sabit olmadığını; aksine sosyal, siyasi ve kültürel dinamikler doğrultusunda dönüşebildiğini ve kimlik tanımlamalarının zamanla yeniden şekillenebildiğini göstermektedir.
Neftçi ailesi: Aristokrat Türkmen aileler
Neftçi ailesi, kaynaklarda Kerkük'ün yönetim kademelerinde uzun süre etkin rol oynamış aristokrat Türkmen ailelerinden biri olarak nitelendirilmektedir. Hüseyin Beg Neftçi, 1919 yılında İngilizler tarafından oluşturulan 12 üyeli ilk yerel yönetimde Türkmen temsilci olarak yer almıştır. Ömer Nazmi Neftçi ise 1927-1930 yılları arasında kentin idaresinde görev yapmıştır.
Ailenin siyasal etkisi parlamentoda da sürmüştür. Hüseyin Neftçi, 1937 ve 1939 seçimlerinde Kerkük milletvekili olarak meclise girmiş; İbrahim Neftçi ise 1953, 1954 ve 1958 dönemlerinde Temsilciler Meclisi'nde Kerkük'ü temsil etmiştir.
Kaynaklarda Neftçi ailesi, "Türkmen kültürü etkisinde olan" ve iktidar odaklarına yakın duran nüfuzlu bir aile olarak tanımlanmaktadır. Bu ifade, ailenin etnik kimliğinin tek boyutlu olmadığını; aksine Türkmen kültürüyle şekillenmiş, çok katmanlı bir kimlik yapısına sahip olduğunu göstermektedir.
"Vali" ve "mutasarrıf" kavramlarının karşılaştırması
Osmanlı İmparatorluğu'nda idari yapı hiyerarşik bir sistem üzerine kuruluydu. Buna göre vilayet (eyalet) düzeyinde yönetimin başında vali bulunurken, vilayete bağlı sancakların (livâ) idaresi mutasarrıflar tarafından yürütülmekteydi. Sancakların alt birimlerini oluşturan kazalar kaymakamlar, nahiyeler ise müdürler tarafından yönetilirdi.
Bu çerçevede Kerkük, Osmanlı döneminde sürekli olarak bir sancak (livâ) statüsünde yer almıştır. 1878 yılında Şehrizor Vilayeti'nin Musul Vilayeti'ne bağlanmasıyla birlikte Kerkük Sancağı da bu vilayetin bir alt idari birimi haline gelmiştir. Osmanlı arşiv belgeleri ve resmi yazışmalarda Kerkük Sancağı, 1892 yılına kadar "Şehr-i Zor" adıyla anılmıştır. Ancak bu ismin Zor Mutasarrıflığı ile karıştırılmasını önlemek amacıyla, 1893 yılından itibaren "Kerkük" adı resmî olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Irak Krallığı'nda vilayet sistemi
1921 yılında kurulan Irak Krallığı ile birlikte Osmanlı'dan devralınan idari yapı önemli ölçüde modernize edilmiştir. Bu süreçte Kerkük, resmen bir vilayet (muhafaza) statüsü kazanmış ve başına doğrudan Bağdat'taki merkezi hükümete bağlı bir vali atanmıştır.
Bu kurumsal dönüşüm, "mutasarrıf" ve "vali" kavramlarını açık ve kesin biçimde birbirinden ayırmaktadır. Osmanlı idari sisteminde mutasarrıf, sancak düzeyinde görev yapan ve valiye bağlı bir idareci konumundayken; modern Irak sisteminde vali, vilayetin en üst düzey sivil idarecisi olarak doğrudan merkezi otoriteyi temsil etmektedir.
1921-1958 döneminde Kerkük'ü temsil eden Türkmen vekiller
Dr. Ari Badinani tarafından detaylı biçimde incelenen 1921-1958 yılları arasındaki Irak Krallığı döneminde, Kerkük'ü Temsilciler Meclisi'nde temsil eden Türkmen vekiller dikkat çekici bir çeşitlilik göstermektedir.
Bu dönemde öne çıkan aileler arasında Kirdar, Neftçi ve Yakubi aileleri yer almaktadır. Kirdar ailesinden Muhammed Ali Kirdar, Cemil Kirdar, Emin Kirdar ve Nezir Kirdar farklı yasama dönemlerinde mecliste görev almıştır. Neftçi ailesinden Hüseyin Neftçi ve İbrahim Neftçi; Yakubi ailesinden ise Mustafa Yakubi, Ahmed Yakubi, Kamil Yakubi ve Dr. Necip Yakubi Kerkük'ü parlamentoda temsil eden önemli isimler arasında bulunmaktadır.
Bunların yanı sıra Abdülhamit Abdülmecid (Nedavi), Neşet İbrahim, Halil Zeki, Muhammed Hacı Numan, Reza Askeri, Ahmed Ağa Kerküklü, Yusuf İzzeddin, Naci Hurmizi, Zeyn Abidin Paşa ve Abdullah Hasan Avcı gibi isimler de farklı dönemlerde Kerkük milletvekili olarak görev yapmıştır.
Kaynaklara göre, 1921-1958 yılları arasındaki 16 yasama döneminde Kerkük'ü temsil eden Türkmen vekil sayısı her dönemde 1 ile 4 arasında değişmiştir. Bu durum, Türkmenlerin söz konusu dönemde parlamenter temsil açısından sınırlı ancak süreklilik arz eden bir varlık gösterdiğine işaret etmektedir.
1958 sonrası dönem: Valilik makamının Türkmenlerden uzaklığı
1958'de Irak Krallığı'nın yıkılması ve cumhuriyetin ilanıyla birlikte Kerkük'ün idari yapısı daha da merkezileşmiştir. Bu süreçten sonra valiler, büyük ölçüde Bağdat merkezi hükümeti tarafından atanmış; genellikle Arap veya Kürt kökenli bürokratlar bu görevlere getirilmiştir. Türkmenlerin 1958 sonrasında Kerkük valiliğine atanamaması ise hem demografik hem de siyasi dinamiklerle ilişkilendirilmektedir.
Demografik açıdan Kerkük'ün nüfus yapısının 20. yüzyıl boyunca değişkenlik gösterdiği görülmektedir. Şemseddin Sami'nin Kamus-ul Âlem (1889–1898) adlı eserinde nüfusun yaklaşık dörtte üçünün Kürtlerden, dörtte birinin ise Türkmen, Arap ve diğer topluluklardan oluştuğu belirtilir. 1965 nüfus sayımına göre ise şehirde yaklaşık 71 bin Kürt, 55 bin Türkmen ve 41 bin Arap yaşamaktadır.
Siyasi açıdan Baas Partisi döneminde (1968–2003) Kerkük, Araplaştırma politikalarının uygulandığı bir merkez haline gelmiş ve bu dönemde valilik makamı ağırlıklı olarak Arap kökenli bürokratlara verilmiştir. Petrol faktörü de bu tabloyu belirleyen önemli unsurlardan biri olmuş; Kerkük'ün stratejik enerji kaynakları, şehrin yönetimini doğrudan merkezi hükümetin kontrol alanına taşımıştır.
Türkmen tarihçi: Türkmenlerin idari yükselişi 1920'lerde öne çıktı
Independent Türkçe'ye konuşan Türkmen tarihçi Dr. Necat Kefserlioğlu, Kerkük'ün idari tarihine ilişkin değerlendirmesinde terminolojik açıdan doğru ifadenin "mutasarrıf" olduğunu vurgulamakla birlikte, kamuoyunda "vali" ifadesinin kullanılmasının bütünüyle sorunlu olmadığını belirtmektedir.
Kefserlioğlu'na göre, kavramsal farklılığa rağmen mutasarrıflık makamı, dönemin idari yapısı içinde son derece önemli ve etkili bir konuma karşılık gelmektedir. Ayrıca "vali" kullanımının, söz konusu makamın sahip olduğu yüksek idari yetki ve prestij nedeniyle anlaşılabilir olduğunu ifade etmektedir.
Dr. Kefserlioğlu, Kerkük'te Osmanlı'nın son dönemlerinden itibaren Türkmen yöneticilerin çeşitli idari görevlerde bulunduğunu, özellikle I. Dünya Savaşı sonrasında bölgenin İngiliz mandasına girmesiyle birlikte yerel yönetimlerde Türkmen isimlerin daha görünür hale geldiğini belirtmektedir. 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması'nın ardından Musul Vilayeti ile birlikte Kerkük de İngiliz kontrolüne geçtiğini yeniledi.
Kefserlioğlu'na göre bu dönemde Türkmenlerin üst düzey idari görevlerde yer alması özellikle 1920'li yıllarda belirginleşmiştir. Bu süreçte öne çıkan isimlerden biri Fettah Paşa'dır. Fettah Paşa'nın Osmanlı bürokratik geleneğinden gelen bir asker ve yönetici olarak 1924 yılına kadar görev yaptığını dile getiren Dr. Kefserlioğlu, şu ifadeleri kullandı:
Fettah Paşa'nın ardından, Abdülmecid Yakubi ön plana çıkmıştır. Daha önce Kerkük Belediye Başkanlığı görevinde bulunan Yakubi, 1924–1927 yılları arasında mutasarrıflık yapmış ve özellikle altyapı ile sosyal alanlara yönelik çalışmalarıyla öne çıkmıştır. Yakubi'nin kariyeri yalnızca Kerkük ile sınırlı kalmamış; Erbil, Diyala, Süleymaniye ve Musul gibi farklı bölgelerde de mutasarrıflık görevlerinde bulunmuştur. Bu durum, Türkmen bürokratların Irak'ın çeşitli idari merkezlerinde etkin rol oynadığını göstermektedir.
Bir diğer önemli isim Ömer Nazmi Efendi'dir. Kerkük mutasarrıfı olarak göreve başlayan Ömer Nazmi, yaklaşık üç yıl görev yapmış; bu dönem, Kerkük'te petrol kaynaklarının işletilmeye başlanmasıyla birlikte şehrin ekonomik ve stratejik öneminin arttığı bir sürece denk gelmiştir.
Ömer Nazmi'nin ardından Türkmen yöneticilerden Tahsin-i Askeri 1930–1931 yıllarında mutasarrıflık görevinde bulunmuş ve kentin idaresinde hizmet vermiştir. Daha sonraki yıllarda ise Kerkük'te farklı etnik kökenlerden birçok idareci mutasarrıf olarak görev yapmıştır.
Son olarak Yusuf Ziya Bey, 1955–1956 yıllarına kadar Kerkük mutasarrıflığı yapmış ve şehir yönetiminde etkin rol üstlenmiştir. Bu durum, Türkmenlerin Kerkük'ün idari yapısında farklı dönemlerde belirli düzeylerde temsil edildiğini göstermektedir.
Tarihsel gerçekler, coğrafi kimlik ve güncel güç paylaşımı
Araştırmacıların ortaya koyduğu arşiv belgeleri ve saha verileri ışığında, Kerkük'ün idari tarihine ilişkin temel bir tespit öne çıkmaktadır: Türkmen topluluklar, Osmanlı sonrası dönemden Irak Krallığı'nın ilk yıllarına kadar olan süreçte hiçbir zaman modern anlamda "vali" makamında bulunmamış, buna karşılık "mutasarrıf" düzeyinde idari görevler üstlenmiştir.
Bu bağlamda "86 yıl sonra ilk Türkmen vali" ifadesi tarihsel ve kurumsal terminoloji açısından tartışmalıdır. Çünkü bu tür bir tanımlama, Osmanlı idari yapısı ile modern Irak devlet sistemi arasındaki yapısal farklılığı göz ardı etmektedir. Daha doğru bir ifade ile söz konusu atama, ancak "modern Irak Cumhuriyeti döneminde ilk Türkmen vali" şeklinde değerlendirilebilir.
Kerkük'ün demografik yapısının tarihsel süreçte sabit olmadığı, aksine farklı dönemlerde siyasi, askeri ve idari müdahalelerle değişime uğradığı akademik çalışmalarda sıkça vurgulanmaktadır. Bu nedenle güncel idari atamalar yalnızca siyasi bir gelişme olarak değil, aynı zamanda uzun tarihsel bir sürecin devamı olarak ele alınmalıdır. Ancak bu yaklaşım, tarihsel olguların siyasal söylemlerle yeniden üretilmesini değil, belgelere dayalı analitik bir değerlendirmeyi gerektirir.
Öte yandan Kerkük, yalnızca idari tarihiyle değil, coğrafi ve kültürel kimliğiyle de çok katmanlı bir yapıya sahiptir. Çalışmalar kentin tarihini M.Ö. 2600'lü yıllara kadar götürerek kesintisiz bir yerleşim alanı olduğunu ortaya koymaktadır. Osmanlı nüfus kayıtları, seyyah notları ve idari belgeler, demografik yapının dönemsel olarak değiştiğini ve bu değişimin çoğu zaman merkezi otoritelerin politikalarıyla bağlantılı olduğunu göstermektedir.
Batılı kaynaklar da bu çok katmanlı yapıyı desteklemektedir. 18 ve 19'uncu yüzyıllarda hazırlanan Fransız, İngiliz ve İtalyan seyahatnameleri ile haritalarda Kerkük, çoğunlukla "Kürdistan" coğrafyasının bir parçası olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlamalar yalnızca coğrafi bir sınıflandırma değil, aynı zamanda dönemin bilgi üretim biçimlerini ve uluslararası algıyı da yansıtmaktadır.
Bununla birlikte Kerkük, tarihsel olarak hiçbir dönemde tek kimlikli bir şehir olmamıştır. Kürtler, Türkmenler, Araplar ve diğer topluluklar farklı dönemlerde değişen oranlarda şehirde varlık göstermiştir. Özellikle Osmanlı sonrası dönem ve modern Irak'ın kuruluş süreci bu çok etnili yapının daha görünür hale geldiği dönemlerdir. Bu çeşitlilik zaman zaman iş birliği alanları oluşturmuş, zaman zaman ise siyasi rekabetin temel eksenlerinden biri olmuştur.
Kerkük'ün en belirleyici unsurlarından biri sahip olduğu petrol rezervleridir.
Bu kaynaklar şehrin ekonomik değerinin yanı sıra siyasi önemini de artırmış, merkezi yönetimlerin kontrol stratejilerini doğrudan şekillendirmiştir.
Günümüzde Kerkük'te yönetim, seçim sonuçlarından bağımsız olarak etnik ve dini bileşenler arasında temsil dengesi gözetilerek paylaşılmaktadır. Bu model, 2018 tarihli il meclisi seçim yasasının 35'inci maddesinde de yer almaktadır.
Baas rejimi döneminde yönetim ağırlıklı olarak Arap kökenli kadroların elindeyken, 2003 sonrası süreçte Kürt siyasi aktörler önemli idari pozisyonlara gelmiştir. 2017'de yapılan bağımsızlık referandumunda Kerkük'te oy kullananların yaklaşık yüzde 75'i "Evet" oyu vermiştir. Katılımın yüksek olduğu bu süreçte özellikle Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde "Evet" oranı daha belirgin şekilde öne çıkmış, bazı Türkmen siyasi grupların tutumları ise farklılık göstermiştir. Referandumun Bağdat tarafından tanınmaması, sonrasında bölgedeki idari ve güvenlik yapısında değişimlere yol açmıştır.
Bunun ardından yönetim Arap kökenli Rakan Said Cuburi'ye geçmiş, 2024 yılında ise yeniden Kürt aday Rebwar Taha göreve gelmiştir. Son dönemde idari pozisyonların Türkmen temsilcilerle paylaşıldığı görülmektedir.
2003 sonrası dönemde eski Irak Kürt Cumhurbaşkanı ve KYB lideri Celal Talabani'nin girişimiyle Kerkük'te idari görevlerin etnik bileşenler arasında yaklaşık yüzde 32 Kürt, yüzde 32 Arap, yüzde 32 Türkmen ve yüzde 4 Hristiyan şeklinde dağıtılması yönünde bir mutabakat oluşmuştur. Bu düzenleme 2009'da il meclisinde kabul edilmesine rağmen alt kademe idari yapılara tam olarak yansımamıştır.
Kerkük, tarih boyunca çok etnili yapıya sahip, stratejik ve jeopolitik önemi yüksek bir şehir olmuştur. Bu nedenle idari görevlerin değerlendirilmesi tarihsel bağlam ve kurumsal farklılıklar dikkate alınarak yapılmalıdır.
Nitekim yapılan her tarihsel tanım ve kavramsallaştırma yalnızca güncel siyasal söylemi değil, aynı zamanda gelecek nesillere aktarılacak tarihsel hafızayı da şekillendirmektedir. Bu nedenle kullanılan ifadelerin hem tarihsel tanıklığa hem de akademik ve kurumsal çerçeveye dayalı olması büyük önem taşımaktadır.
Kaynakça:
Bu makale, Prof. Dr. Abdullah Kıran, Prof. Dr. Osman Ali, Dr. Ari Badinani, Mamend Roje, Behroz Şucaii, tarihçi Mehmet Bayrak, yazar Seid Veroj ve Ziryan Rojhelati tarafından kaleme alınan "Kerkük'ün Kimliği" (Rudaw Araştırmalar Merkezi, 2020) adlı eser ile diğer tarihsel kaynaklar ve Türkmen tarihçi Dr. Necat Kefserlioğlu'nun değerlendirmelerinden yararlanılarak hazırlanmıştır.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish