Unutmayalım!

Celalettin Can Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

1970'li yıllarda Türkiye'de toplum, özgürlük ve demokrasi talebiyle politika arenalarında boy verdi.

Egemen sınıflar, bu yönlü gelişmeyi engellemek için Amerikan emperyalizminin ülkemizi istikrarsızlaştırma politikasına denebilir ki dört elle sarıldılar.

Bu gelişmeye bağlı olarak, dönemin koşulları içinde araçsallaştırılan faşist hareket; emekçilere, sol, sosyalist eğilimli öğrenci gençliğe ve kadınlara saldırdı.

Saldırıların yarattığı bir sonuç olarak 5 binin üzerinde genç hayatını kaybetti, binlercesi yaralandı. Saldırılar ve karşı direniş gençlikle sınırlı kalmadı, ülke ölçeğinde hayatın her alanına yayıldı.

Böylece toplumun bağrında nesiller boyu sürecek kin ve nefret tohumları ekilmiş oldu. UNUTMAYALIM!

Yaygınlaşan çatışma ortamı tam da darbecilerin hedeflediği gibi darbe ortamının koşullarını olgunlaştıracaktı. Nitekim General Evren ve hempası 12 Eylül 1980'de askeri darbeyi yaptılar.

Sayısız işkenceyi ve işkencede ölümleri, idamları, kayıpları gerçekleştirdiler. Milyonlarca kitap, dergi ve gazeteyi yasakladılar, yaktılar. On binlerce memur, işçi, öğrenci ve öğretim görevlisinin işlerine son verdiler, okullarından attılar. Yüz binlerce yurttaşa pasaport vermediler, on binlercesini vatandaşlıktan çıkardılar. UNUTMAYALIM!

Dünyanın en otoriter ve antidemokratik anayasasını, sözde bir "halk oylaması"yla topluma zorla kabul ettirdiler. "Demokrasiye geçiş" adı altında dünyanın en köklü ve kalıcı darbe rejimini kurdular. Türkiye'yi demokrasi yolundan saptırıp Amerikan emperyalizminin arka bahçesi olan bir dizi ülke arasına katmaya kalkıştılar. UNUTMAYALIM!

Halkını seven, halkı için insani ve eşitlikçi bir dünya kurmaya çalışan herkesi düşman gördüler. Toplumun en azından vicdanı olan solu yok ederek toplumu vicdansız bıraktılar. Ülke ekonomisini ve kentleri, kamu denetimini yok sayarak vahşi kapitalizmin av sahası pazara sürdüler. Ülkeyi neoliberalizmin cilalı yoksulluk cehennemine sürüklediler. İlerici toplum yerine, tüketen ve tüketmeyi ne yazık ki statü olarak benimseyen bir toplum yarattılar. Toplumun özgüvenini, bir şeylerin bir şeyleri değiştirebileceğine dair inancını, inisiyatifini ve de kişiliğini ezerek sınırsız bir tahribat yarattılar. UNUTMAYALIM!

Diyarbakır 5 No'lu Askeri Cezaevi'nden başlayarak uyguladıkları, vahşete varan şiddet politikaları eşliğinde 41 yıl süren "Kürt savaşı"nı tetiklediler. Etnik toplumsal barışın halkların kardeşliği temelinde gerçekleşmesini engellediler. Milyonlarca Kürdü evinden, toprağından kopararak metropollerdeki işsiz kitlelerin arasına sürdüler. Kürt savaşı üzerinden yüz milyarlarca borçlandırdılar. Toplumsal ve siyasi hayatı derinlemesine militarize ettiler. UNUTMAYALIM!

Amerikan emperyalizmi ile iş birliği içinde 12 Eylül darbesini yaparak solu ve demokrasi güçlerini amansızca ezip siyasal İslamın önünü açtılar. Sahte Atatürkçü söylemleriyle Amerikan emperyalizminin "yeşil kuşak" projesi üzerinden araçsallaştılar. Sonrasında ise siyasal İslam ağırlıklı siyaset arenasından şikayet eder oldular. UNUTMAYALIM!


Vicdanlara sesleniyoruz!

İnsan vicdanı, unutmak istediği bir şeyi ruhunun derinliklerine saklayarak unutmayı dener.

Bir yerde bugüne kadar tanık olduğumuz bu!

12 Eylül darbesinin üzerinden 46 yıl geçti.

Ama öte yandan 12 Eylül darbe kurumları, darbe siyaseti, darbe kültürü, darbe düşünce ve davranış kalıpları, darbe yasaları sürüyor. Kısacası yaşamımızın her alanında 12 Eylül darbeciliğinin sonuçlarıyla karşılaşıyoruz...

Hiçbir tarihi gerçek unutulmuyor. Yaşananlar unutulmuyor. Sindirilmiş toplumların vicdanı da sinmiştir, uykuya yatar.

Yıllar ve yıllardır sürdürülen vicdanları uyandırma yürüyüşü tarihi gerçekleri aydınlatıyor.

Zaman içinde her şeyi yeniden anımsıyoruz. Her şey gün yüzüne çıkıyor.

Kürt meselesi 100 yıllık bir mesele; ne sönümlendi ne de unutuldu. Kürt savaşı 41 yıl sürdü...

Çözüme dönük bir süreç başlamıştı. Toprağın altından değer üreten Vedat Türkali'nin son kitabından ödünç aldığım başlıkla ifade edersem, süreç hâlâ "bitti bitti bitmedi" modunda gibi ama... Aması şu... Vicdan bir kez ısınmaya görsün, hiçbir şey unutulmaz!

 

Adeta bir sabır taşı olan Sayın Öcalan son olarak iki temel düşünceyi dillendirmişti; hatırladığım kadarıyla, ilki devlete dönüktü:

"Sıra demokratikleşmede."


İkincisi halka dönüktü:

"Demokratikleşme gerçekleşecek..."

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU