Dr. Tolga Sakman: İsrail kayırılmış devlet statüsüyle hareket ediyor ve onu durdurabilecek tek şey; güç

Naman Bakaç, Independent Türkçe için Dr. Tolga Sakman ile konuştu

İllüstrasyon: Lucy Naland/The Atlantic

Siyonist İsrail ve Amerika’nın başlattığı İran’a yönelik savaş 40 günün ardından 2 haftalık kırılgan bir ateşkes ile şimdilik durmuş durumda. Ancak ateşkese rağmen; İsrail Lübnan’da 254 kişiyi katletti ve İran’ın enerji tesislerine yönelik saldırılarını sürdürdü. ABD ve İran cephesinden gelen açıklamalar ise her iki tarafın da savaştan zaferle çıktığı yönünde.

Savaşa dair sunulan zafer tablosunun yanında, birtakım kayıpları da beraberinde getirdiği bir gerçek. Amerikan kamuoyundan Trump’a gelen baskı, küresel ekonominin resesyona gireceği tahminleri, enerji kriziyle baş gösteren semptomlar, NATO ittifakında görülen çatlaklar, Amerika ve İsrail’in askeri hareket planlarının başarısızlığı gibi başlıklar Amerika için sıralanırken; İran için ise sivil altyapının büyük bir tahribata uğraması, ulaşım ve enerji tesislerinin darbe alması, üst düzey lider ve komutanlarının suikastle ortadan kaldırılması ve en önemlisi de iki binden fazla çocuk, kadın ve sivilin katledilmesi.

Kırk günlük savaşın ve ateşkesin jeopolitik, askeri, ekonomik ve toplumsal yansımalarını, Amerika ve İran’ı ateşkese iten dinamikleri, ateşkesin kırılganlığını, İsrail’in ateşkesi bozma girişimlerini, bölge barışına tehdit olan İsrail’in nasıl durdurulabileceğini ve diplomasinin bölge barışındaki rolünü Diplomatik İlişkiler ve Politik Araştırmalar Merkezi (DİPAM) Başkanı Dr. Tolga Sakman ile konuştuk.
 

Diplomatik İlişkiler ve Politik Araştırmalar Merkezi (DİPAM) Başkanı Dr. Tolga Sakman, Independent Türkçe için Naman Bakaç’ın sorularını yanıtladı
Diplomatik İlişkiler ve Politik Araştırmalar Merkezi (DİPAM) Başkanı Dr. Tolga Sakman, Independent Türkçe için Naman Bakaç’ın sorularını yanıtladı

 

"Washington’da İsrail yanlısı lobiler ile ilişkiler; sorgulanır, tartışılır ve eleştirilir hale geldi"

2 haftalık ilan edilen ateşkes için Trump; “Bütün askeri hedeflere ulaştık” derken, İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise “Savaşın neredeyse tüm amaçları gerçekleşti, sahada olan kazanımı masada da sürdüreceğiz” açıklamasında bulundu. 40 günlük savaşta sizce Amerika ne kazandı, ne kaybetti?

Hem Amerika hem İran tarafı savaşı bitirebilmek için zaferler göstermesi gerekiyordu. Bunun için iki tarafın da başarılarını ön plana çıkardığını görüyoruz. Amerika için büyük zafer mümkün olmadığından küçük zaferler üzerinden kurgulanmış bir tablo görülüyor. Bu küçük zaferler şöyle sıralanabilir; füze sistemlerinin zayıflatılması, nükleer kapasitesi ile donanmasının zarar görmesi ve hatta dini lider ve üst düzey komutanların öldürülmesi dahi savaşın başında ortaya konan hedeflerin yanında küçük zaferler olarak Amerika’nın elinde duruyor.

Bunun yanında savaşı bitirmek için her iki tarafın da çaba sarf ettiklerini görüyoruz. Çünkü ABD için bu kadar uzun süren bir savaş, askeri ve siyasi olarak uygun değil. İran için de elindeki kozları önemli bir silah olarak gördüğü bölge üzerindeki baskısını daha uzun süre devam ettirmesi de dezavantaj haline dönüşebilir.

Ateşkes öncesi durum ve ateşkes sürecinde konuşulduğu söylenen maddeler göz önüne alındığında Amerika çok fazla bir şey kazanmış gibi görünmüyor. Kaybettiği şeylere baktığımızda ise hem sahada hem de Washington siyasetinde çok şey göze çarpıyor. Öncelikle askeri olarak başarısız bir harekât planı ve uygulamasının olduğu tartışıldı. Ekonomik olarak çok büyük bir karşılık ödendi ki bu hem cephe maliyeti hem de savaştan kaynaklı Amerikan ekonomisine gelen zararı bunun içine katmak gerekir. Ayrıca Washington’da İsrail yanlısı lobiler ile ilişkiler veya Amerika’nın İsrail ile ilişkileri ve bu ilişkilerin Amerikan toplumu üzerindeki etkileri ayrı ayrı sorgulanır, tartışılır ve eleştirilir hale geldi. Bu yüzden savaşı buraya kadar getirdikten sonra en azından barışı inşa etmiş bir başkan olarak öne çıkma çabasını görüyoruz Trump’ın politikasında.


“Hürmüz konusunda Amerika’nın tüm çabasına rağmen İran’ın kazançlı olduğunu görüyoruz”

Aynı soruyu İran için soracak olursak bu durumda İran ne kazandı, ne kaybetti?

İran’da savaş öncesi gittikçe gerilen rejim karşıtlığı, savaş hali ile birlikte devletinin arkasında duran İran toplumu çerçevesinde kendini baş göstermiş durumda. Ya da en azından savaş bitip yeni defterler açılana kadar İran’da rejim karşıtlığı üzerinden bir gerilimin yaşanmayacağı rahatlıkla söylenebilir. Rejim karşıtlarının bir kısmının ekonomik nedenlerle bu pozisyona geldiği ve bu ekonomik nedenlerde de yönetimin paraları nereye harcadığını bilmemeleri yatıyordu. Bu kesimin bazıları da harcanan paraların aslında füze savunması, alternatif petrol boru hattı gibi ihtiyaç olan yerlere harcandığı ama bunun kamuoyunda bilinmediği noktasında ikna olmuş durumda. Böylece rejim karşıtlığının oransal olarak azaldığını da görüyoruz. Uzun zamandır savaşa hazırlanmış olan İran’ın bu hazırlığının da olumlu bir noktadan görüldüğünü anlıyoruz. 40 gün direnmiş ve masada istediğini almış görünen İran’ın hem hükümet yapısı hem de kamu idaresi güçlenmiş görünüyor. Mevcut yönetimin en önemli parçası olan Devrim Muhafızları’nın daha az tartışılır ve daha fazla etkin bir rol alacağını öngörebiliriz.

Tabii tüm bu dirençle birlikte İran’da altyapının büyük oranda vurulduğu, üretim kapasitesinin büyük oranda çöktüğünü göz ardı etmemek lazım. Savaş sonrası yeniden inşa için çok büyük paralara ihtiyacı olacağını öngörebiliriz. Hürmüz konusunda da Amerika’nın tüm çabasına rağmen İran’ın kazançlı olduğunu görüyoruz. İran’ın özellikle uluslararası hukuk metinlerine imza koymamış bir devlet olarak kendisine uygulama alanı açtığını düşündüğü şekilde Hürmüz geçişini ücretli ve/veya sınırlı hale getirme yetkisini kendinde görüyor. Mevcut şartlarda Hürmüz’ün sadece açık kalması için İran’a verilen bazı iltimaslar olduğunu görüyoruz. Bugün için geçerli olan bu durumun, yarınlarda düzeltmek için başka aktörlerin devreye gireceği bir statüko kırılmasına neden olabilir. Bu da İran’ın mücadele etmesi gereken bir konu olarak karşımıza çıkıyor.


“Amerika’nın bu sefer masayı devirmekten imtina edeceği kanaatindeyim”

Haziran 2025 savaşı öncesi İsviçre’de yürütülen diplomatik süreç ile 28 Şubat savaşından önce Umman’da sürdürülen diplomatik süreç Siyonist İsrail ile Amerika tarafından savaş ile baltalanmıştı. Tekrar diplomasiye kapı aralamak aynı delikten üçüncü defa ısırılmaya mı yol açacak yoksa kalıcı barışa mı?

İki kere müzakere sürecinde vurulmuş olan İran, böyle bir anlaşmayı kabul ederken de zaten büyük bir güvensizlikle kabul ettiğini belirtti. Daha önce geçici ateşkes önerildiğinde, Amerika ve İsrail’in buna uymayacağı endişesiyle İran bunu kabul etmemişti. Ama gelinen noktada, tüm dikkat ve özeni göstererek barışa giden yolu inşa etmek zorunda kaldılar. Amerika’nın bu sefer masayı devirmekten imtina edeceği kanaatindeyim. Çünkü barışı isteyen taraflardan biri de Washington yönetimi. Ama burada geçen seferlerde olduğu gibi ateşkes halinde müzakereler devam ederken, farklı şekillerde bu ateşkesin ortadan kalkmasına neden olacak ve hatta ateşkes durumundan faydalanarak İran’a yeni baskılar veya saldırılar gerçekleştirecek olan bir İsrail yönetimini olduğunu unutmamalıyız. Bu durumda İsrail’i durduracak olan Amerikan yönetiminin baskısı olacaktır. Bu sebeple aynı hatanın yapılmaması biraz Trump yönetimine bağlı gibi görünüyor.


“Hâlihazırda sahada ve algılarda, Tahran daha başarılı bir konumda görülüyor”

İran ateşkese daha önce açıkça karşı olduğunu vesaldırıların kalıcı durmasını talep eden pozisyonda idi. Amerika ise taş devrine döndüreceği bir medeniyeti yok edeceğinden dem vuruyordu. İran’ın pozisyonu bu iken İran’ı ateşkes kabul etmeyen iten hususlar neler olmuş olabilir? 

İran’ın savaştaki avantajlı konumunda, optimum süreye yaklaştığını biliyoruz. Hürmüz‘ün kapanması, Körfez ülkelerine saldırılar ve İsrail Amerikan saldırılarına askeri ve toplumsal direnç gösterme noktalarında İran, hala iyi konumda iken, bunu kaybetmeden barışı inşa etme çabası içinde olduğunu görüyoruz. Hürmüz’ün daha uzun süre kapalı kalması, uluslararası kamuoyu bölgeye çekecek ve İsrail’e negatif etkiyi yaratacak bir konu olabilir. Bunun yanında Körfez ülkeleri de İran’la karşı karşıya gelmemek için büyük direnç sergiliyorlar fakat bunun da belli bir limitinin olduğunu İran yönetimi fark etmiş durumdaydı. İran masaya oturduğunda bu şartları kaybetmek istemedi. 

Ayrıca elinde hala saldırı yapabilecek füze kapasitesinin olduğu söylense de saldırılara uzun süre direnecek kadar askeri kapasitesinin olmadığını da pekâlâ düşünebiliriz. Hâlihazırdasahada ve algılarda daha başarılı konumda görülen Tahran’ın,bir anlaşma halinde elinin güçlü olacağı ve daha fazla şey alacağını öngörüyoruz. Keza yapılan açıklamalara baktığımızda da İran’ın elindeki gücü masaya yansıttığını anlayabiliyoruz.


“Trump, daha büyük bir kaybı ve sorgulanan bir başkanlık algısını engellemek için ateşkesi tercih etti”

Aynı soruyu Amerika için kuracak olursak, Amerika’yı ateşkesi kabul etmeye iten hususlar neler olmuş olabilir?

ABD’nin savaş nedenleri ve hedefleri doğrultusunda çok farklı şeyleri sıraladığını biliyoruz. Ama konu hiçbir zaman İran’ın tamamen yok edilmesi, medeniyetinin vurulması, İran halkının hedefe konması olmamıştı. Fakat savaştaki başarısızlık, Amerikan iç siyasetindeki baskı, İsrail’in talepleri, bölgede inşa etmeye çalışılan Amerikan gücünün yeniden konuşulması gibi birçok faktör, Trump‘ı işin içinden çıkılmaz ve uç noktalara sürüklediğini görüyoruz. Bu sebeple aslında barışı arayan Trump‘ın başarısız oldukça daha sert ve sinirli söylemler geliştirdiğini görüyoruz.

Her şeye rağmen Amerika’nın bu sarmaldan çıkması gerekti. Hem Amerikan iç politikası hem de uluslararası politikadayaşanan belirsizlikler, Trump‘ı barışa iten faktörler arasında. Daha büyük bir kayıp ve algısal olarak sorgulanır bir başkanlık sürecine engel olmak için Trump, bu noktayı tercih etti. Daha önce de birkaç kere savaşı bitirmeye ve bölgeden çıkmaya niyet ettiğinde, İsrail’in bunu engelleyen eylemleriyle karşılaştık. İsrail’in Güney Pars Doğalgaz sahasını vurması(Trump, İsrail bunu bize haber vermeden yaptı tartışmalarını hatırlayalım) ve İsrail’e düşen füzelerin kamuoyuyla paylaşılması gibi hamleler görülüyor ki Amerika’yı bölgede tutmaya dönük çabalardı. Bu sefer İsrail’e çok da belli etmeden dediğimiz gibi uç ve sinirli söylemlerine rağmen bir ateşkes ortamının olduğunu gören Amerika, ateşkes sürecini başlatmış oldu.  


“İsrail’in; müzakere, diplomatik ilişki, yaptırım, uluslararası hukuk gibi alanlardan azade kaldığını görüyoruz”

Gazze soykırımı ve ardından gelen ateşkeste İsrail’in sürdürdüğü savaş suçları Gazze ve Batı Şeria’da hâlâ devam ediyor. İsrail, Mescid-i Aksa’yı 60 yıl sonra ilk defa kapalı tuttu. Gıda ve ilaç geçişleri ateşkes mutabakatına rağmen neredeyse gerçekleşmiyor. İki haftalık ateşkesin ilk gününde İsrail, Lübnan’a düzenlediği saldırılarla 254 kişiyi katletti. Sizin başkanı olduğunuz DİPAM’ın açılımında yer alan diplomatik ilişkiler İsrail için işlemiyor sanki. İsrail diplomatik ilişkiler ile yola gelecek bir devlet midir sizce? İsrail “diplomatik dilden anlamaz ancak askeri güçten anlar” yaklaşımı haklı bir argüman olmuyor mu bu durumda?

İsrail’in uzun dönemdir kayırılmış devlet statüsüyle hareket ettiğini zaten biliyoruz. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, BM veya her türlü uluslararası mekanizma içerisinde İsrail’e iltimas geçildiği de bir gerçek. İsrail yönetimi de bunu bildiği için bugüne kadar Gazze, Batı Şeria, Lübnan, Orta Doğu ve İran’da buna uygun şekilde istediğini yaptığını gördük. BM’den alınan bazı kararların bile açık şekilde uygulanmadığı, hatta mevcut uluslararası sistem içerisinde önemli etkenlerden biri olan ve nezdinde kurulmuş bir askeri görev gücüne bile Lübnan’da saldırdığını gördük. Bu saldırıya rağmen İsrail’e herhangi bir cevap verilmedi. Bu sebeple İsrail’in müzakere, diplomatik ilişki, yaptırım ve uluslararası hukuk uygulamaları gibi alanlardan azade kaldığını görüyoruz.

Konuya hâkim olan herkesin gördüğü gibi İsrail’i durdurabilecek tek şey güçtür. Burada gücün doğrudan İsrail’i hedef alan bir saldırı olması bile gerekmiyor; sadece karşısında direnç olması ve kendisine karşı bir operatif kabiliyet görmesi bile İsrail’i nispeten yavaşlatıyor. İsrail yöneticilerinin bu çerçeveden bakıldığında kırılgan zamanlarına denk gelen bir dönemde daha sertleştiklerini görmemiz de bu yüzden. İç politikada sertleşen hükümet ve muhalefet yapısı, toplumda daha keskin zafer beklentileri gibi konular İsrail’in şu anki şartlarda gerginliği körüklemesine neden oluyor. Özellikle Batı’da siyasi veya tarihî bagajlar İsrail’le ilişkilerin rasyonel bir zemine oturmasını engelliyor ve İsrail de bunu bildiği için devletleri kendi lehine hareket etmeye zorluyor.


Görünürde Pakistan’ın olduğu, merkezinde ise Türkiye’nin yürüttüğü diplomatik hamlelerle iki haftalık ateşkes kırılgan olsa bile kabul edildi. Türkiye, Pakistan ve Mısır’ın yürüttüğü ateşkes sürecinde İsrail diplomasiyi istemeyen, Türkiye ise diplomasiyi neredeyse tek çıkış yolu olarak gören ülkeydi. Türkiye bu hamlesiyle İsrail’e ne mesaj vermiş oldu? İsrail’in yakın vadede hangi hedeflerini baltalamış oldu?

Türkiye savaştan önce de savaş sırasında da çözümü masada gören ülkeydi. Çünkü masada ve özellikle de gerilim noktalarını ayrı ayrı değerlendirilebilecek bir kompartmanlaştırmayla yapılacak görüşmelerde sorunların çözüleceği ve çözülmeyen sorunların da çözülenlerin yanında yumuşayacağı fikri vardı. Böylece bölgede artan bu gerginliğin savaş ile büyük yıkım ve ölüme neden olması engellenecekti. Gelinen noktada tüm kayıplara rağmen bir ateşkes ve barış ortamı içinde masanın önemi ortaya çıktı; hem İran hem ABD nezdinde. Öyle ki barışın gerçekleşmesi için Türkiye’nin kendi alanında avantajları olan diğer üç ülkeyi de motive ederek bu sürecin içine dâhil etmesi önemli ve stratejik bir manevra. Bu barış masasını istemeyenlerle ilgili defterlerin, ateşkes ve barış süreci sonrasında açılarak değerlendirilmesi gereken konular olduğunu düşünüyorum.

Böyle bir mekanizmanın hayata geçmesi ve çok taraflı bir şekilde barışın inşa edilme çabası, İsrail’in bölgeye yaymaya çalıştığı istikrarsızlık için engelleyici bir faktör olacak. Ayrıca ülkelerin bir araya gelerek saldırganlığı engelleyebileceklerine dair bir algının oluşması, İsrail için tıpkı Demir Kubbe mitinin yıkılması gibi bir etkiye neden olacaktır. Bölge genelinde İsrail’in öngördüğü karışıklığın temelinde sayılan farklılıklar, barışı inşa etmek için bir araya gelindiğinde İsrail’in politikasının da geçersizliğini ortaya çıkaracak.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU