Pentagonda tasviye dalgası: Komutanlar gidiyor peki ordu nereye?

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AFP

Washington’da yaşanan son görevden almalar, Pentagon’un karar alma kültürünü dönüştüren bir sürece işaret ediyor.

Amerika Birleşik Devletleri ordusu, dünya tarihinin en karmaşık sivil-asker dengesi üzerine kuruludur. Bu dengeyi 1986'da Goldwater-Nichols Yasası, Pentagon'un anatomisini üç ayrı işlev katmanına ayırdı: savaşanlar, hazırlayanlar ve planlayıcılar. Bugün bu yapı, tarihin en kapsamlı komutan tasfiyeleriyle sarsılıyor.


Üç katmanlı bir makine

Goldwater-Nichols Yasası'nın getirdiği en köklü yenilik, emir-komuta zincirini radikal biçimde sadeleştirmesidir. Yasa, sahada savaşan ile Pentagondaki planlayan arasına keskin bir çizgi çekmiştir.

  • Birinci katmanda muharip komutanlar (CombatantCommanders) yer alır. Ortadoğu söz konusu olduğunda bu, CENTCOM'dur. Emir zinciri doğrudan Başkan'dan Savaş Bakanı'na, oradan muharip komutana uzanır. Savaşı kazanmak bu kademenin işidir.
  • İkinci katmanda kuvvet komutanları (Service Chiefs) bulunur. General Randy George bu gruptaydı. Görevi savaşı yönetmek değil, savaşacak orduyu yetiştirmektir: personel alımı, eğitim, teçhizat, doktrin. Goldwater-Nichols terminolojisiyle söylersek: "organize et, eğit ve donat." CENTCOM bir tugay istediğinde, o tugayı hazır eden George'un kurumuydu.
  • Üçüncü katmanda Genelkurmay Başkanı (Chairman of theJoint Chiefs) ve Ortak Kurmay Heyeti yer alır. Buradaki kilit nokta şudur: Genelkurmay Başkanı'nın birliklere emir verme yetkisi yoktur; o, Başkan'ın en kıdemli askeri danışmanıdır, başka bir şey değil. Kararları etkileyebilir, ama uygulayamaz.

Bu ayrım teoride son derece temizdir. Pratikte ise "hazırlayan" ile "savaşan" arasındaki gerilim, her büyük savaşta kendini göstermiştir. Bugün yaşanan tasfiyeler, tam da bu ayrımın sınandığı bir ana işaret ediyor. “Hazırlayan” ile “savaşan” arasındaki mesafenin daraltılması, sistemin kurucu mantığını tartışmaya açıyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Tasfiyenin anatomisi

Bu görevden almalar, tekil performans sorunlarından çok, belirli bir karar alma anlayışına yönelmiş sistematik bir müdahale izlenimi veriyor.

2 Nisan 2026'da Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı General Randy George, Savaş Bakanı Pete Hegseth tarafından acil emekliliğe zorlandı. Bu, tek başına bir olay değildi; daha önce Genelkurmay Başkanı General C.Q. Brown "woke politikalar" gerekçesiyle görevden alınmış, Deniz Kuvvetleri Operasyonları Başkanı Amiral Lisa Franchetti görevden uzaklaştırılmış, Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı General David Allvin erken emekliliğe sevk edilmişti.

Tasfiyelerin en çarpıcı halkası ise Savunma İstihbarat Teşkilatı (DIA) Başkanı General Jeffrey Kruse'un görevden alınmasıdır. Kruse, İran'ın nükleer kapasitesine yönelik saldırıların Trump yönetiminin iddia ettiği kadar yıkıcı olmadığını raporlamıştı. Bir istihbarat şefinin, yönetimin tercih ettiği anlatıyı bozduğu için gönderilmesi, salt bir personel meselesi değildir; bilginin siyasallaşmasının ilanıdır. Bu durum, istihbaratın karar vericilere yön veren bir araç olmaktan çıkıp, kararları meşrulaştıran bir enstrümana dönüşme riskini artırır.

George ise daha özgül bir gerilimin kurbanıdır. Hegseth'in"savaş hızı" doktrini, bürokratik süreçleri aşmayı ve %80 hazırlıkla hemen harekete geçmeyi öngörür. Bu yaklaşım, ABD’nin Irak ve Afganistan sonrası dönemde benimsediği “risk minimizasyonu” odaklı askeri planlama anlayışıyla belirgin bir kopuş anlamına gelir. George'un kurumsal analizlere dayalı, temkinli yaklaşımı bu felsefeyle doğrudan çatışıyordu. Yerine vekâleten atanan General Christopher LaNeve'in Hegseth'in eski danışmanı olması tesadüf değil.


Görevden alınanların ortak aydası

Bu isimlerin tamamında belirgin bir örüntü göze çarpar. Hepsi, sivil otoriteye "doğruyu güce söyleme" ilkesini kurumsal kimliklerinin parçası olarak benimsemiş subaylardı. Bu ilke, Amerikan askeri profesyonelliğinin temel normlarından biri olarak kabul edilir. Hepsi, önceki yönetim döneminin mirasını taşıyan isimlerdi; George'un doğrudan Lloyd Austin'in danışmanlığını yapmış olması, mevcut iktidar nezdinde onu "eski düzenin" temsilcisi konumuna yerleştirdi. Ve hepsi, yönetimin İran'a ilişkin iyimser anlatısına rakip veriler üretiyordu.

Amerikan askeri geleneğinde, seçilmemiş generallerin sivil otoriteye üstün gelmesi kabul edilemez; Truman'ın MacArthur'u görevden alması bu ilkenin en bilinen örneğidir. Hegseth'in tasfiyeleri de bu gelenekle meşrulaştırılabilir. Ancak tarihsel emsal ile mevcut durum arasındaki temel fark şudur: MacArthur, muharip komutandı ve siyasi açıklamalar yapıyordu. George ise bir lojistik ve hazırlık şefiydi; "itirazı" kamuoyu önüne değil, kapalı kapılar ardına taşınan profesyonel askeri değerlendirmelerdi. Bu fark, mevcut tasfiyelerin klasik “sivil kontrol” pratiğinden ziyade, karar süreçlerinin daha dar bir siyasi çerçeveye çekildiği bir dönüşüme işaret edebileceği yönünde tartışmaları beraberinde getiriyor.


Orduya maliyeti

Bu tasfiyelerin anlık operasyonel etkisi sınırlıdır. CENTCOM'daki savaş planları yürürlüktedir; General George'un gidişi, İran üzerinde uçan F-15'lerin rotasını değiştirmez. Goldwater-Nichols tam da bu ayrımı mümkün kılmak için tasarlanmıştır. Ancak savaş alanındaki süreklilik, kurumsal karar alma süreçlerindeki değişimin etkisini görünmez kılabilir.

Asıl hasar orta ve uzun vadeye aittir. İlk risk, kurumsal bellek erozyonudur. Körfez Savaşı, Irak ve Afganistan deneyimlerini taşıyan bir nesil, hızla emekliye sevk edilmektedir. Bu bilginin yerine geçecek neslin yetişmesi zaman alır ve İran gibi asimetrik savaşta uzmanlaşmış bir aktöre karşı bu boşluk telafi edilemez hatalar doğurabilir.

İkinci risk, istihbaratın çarpıtılmasıdır. DIA'nın siyasallaşması, karar alıcıların gerçekliğe değil, tercih ettikleri anlatıya dayalı verilerle çalışmasına zemin hazırlar. Irak'ta 2003'teki "kitle imha silahları" fiyaskosu, bu dinamiğin neye yol açabileceğini yeterince göstermiştir.

Üçüncü risk, müttefik güveni meselesidir. NATO ortakları ve bölgedeki iş birliği yapıları, Amerikan ordusuyla kurum-kurum ilişki kurar, şahsiyetlerle değil. Liderlik kadrosundaki bu hızlı rotasyon, müttefiklerin hesap edemedikleri bir Pentagon ortaya çıkarmaktadır. Bu durum, özellikle kriz anlarında koordinasyon ve öngörülebilirlik açısından müttefikler için yeni belirsizlikler üretir.

Defense One'ın Mart 2026'da yayımladığı ankete göre Savunma Bakanlığı çalışanları arasında moral puanları tarihin en düşük seviyesine gerilemiştir. Bu veri soyut görünebilir; ancak aynı moral, kriz anında gönüllü fazla mesaiyi, kritik anlarda inisiyatif kullanmayı ve kuruma bağlılığı besleyen şeydir.


Son söz

Ordular onları ayakta tutan kolektif bellekten beslenir.Pentagon şu an bu belleği hızla tüketiyor.

Bu sürecin kısa vadede operasyonel sonuç üretmemesi, uzun vadeli etkilerinin sınırlı kalacağı anlamına gelmez. Asıl soru, bu dönüşümün Amerikan ordusunun karar alma reflekslerini nasıl yeniden şekillendireceğidir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU