Tarih yazılıyor! ABD ve İsrail’in saldırısı ile başlayan bu savaş, giderek uzuyor ve artık dünyanın önemli bir meselesi hâline geldi. Gelin olanları ve olacakları topluca, ama ABD’nin Venezuela ve İran operasyonlarının farklarını ve İran planı yanılgısını merkeze koyarak inceleyelim. Bu tarihi durumu kuramsal açıdan temellendirelim.
ABD’nin Venezuela Özel Kuvvet Operasyonu
Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela operasyonu, klasik bir “özel kuvvetler” merkezli hibrit operasyon örneğiydi. Gerekli kuvvetler bölgeye önceden konuşlandırılmış, psikolojik ve ekonomik baskı yoğun şekilde uygulanmış, ileri teknoloji unsurları (istihbarat, elektronik harp, dronlar ve siber yetenekler) devreye sokulmuştu. Operasyon öyle hızlı ve temiz yürütülmüştü ki, Maduro “tereyağından kıl çeker gibi” alınmış, yerine ülkeyi yönetebilecek teknokratik bir yönetim kadrosu bırakılmıştı. Petrol sahaları ve ilgili anlaşmalar hızla yeniden yapılandırılmış, uluslararası kamuoyuna “Venezuela artık daha iyi yönetiliyor” mesajı verilmişti. Bu operasyonla ABD, hem küresel petrol akışında önemli bir kontrol avantajı elde etmiş hem de Rusya-Çin ekseninin bölgedeki nüfuzunu ciddi şekilde geriletmişti. Modern savaşın (hibrit, beşinci nesil, çok alanlı operasyonların) en başarılı örneklerinden biri olarak tarihe geçmişti.
ABD’nin İsrail ile birleşik harekâtı
İran Savaşı ise tamamen farklı bir mantık ve ölçek üzerine kurulmuştu. Amaç, bir ülkeyi askeri olarak “diz çöktürmek”ti. Trump “hızlı zafer” peşindeydi. Bu, açık bir “rejim değişikliği” veya en azından İran’ın bölgesel güç projeksiyonunu kalıcı olarak kıracak bir “kapsamlı harekât” idi. Operasyon, İsrail ve ABD’nin koordineli şekilde yürüttüğü bir “birleşik harekât” olarak planlandı. İsrail, ABD’nin bu bölgedeki “stratejik vekil” gücüydü.
Savaşın planlaması bir ay civarındaydı. Hızlı sonuç almak üzerine bir planlama yapılmıştı. Buna bir “sınırlı ve kontrollü operasyon” gözüyle bakıldı. Merkezi koordinasyonu CENTCOM (Merkez Kuvvetler Komutanlığı) üstlendi. ABD, bölgedeki ana üslerini, Avrupa’dan, Amerika kıtasından ve okyanuslardan uzun menzilli hava ve deniz varlıklarını devreye soktu. Yüksek teknoloji ağırlıklı, lojistik yoğun bir savaş tarzı benimsendi. Operasyon hedefi, kuvvet terkibi ve lojistik buna göre hesaplanmıştı. Ancak şu an genişlemiş ve planlanan zamanın ötesine geçmiş bir savaş olmakta.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Hedefler şunlardı: İran yönetim kadrosu ve karar alma mekanizmaları; füze rampaları ve stratejik silah sistemleri; nükleer altyapı; Devrim Muhafızları’nın kritik unsurları; vekil güçlere (Husiler, Hizbullah vb.) lojistik ve komuta desteği sağlayan yapılar; enerji ve ulaşım altyapısının önemli bölümleri; stratejik endüstri ve alt yapı tesisleri.
Plan, hava üstünlüğü ve denizden destekle İran’a ezici bir baskı kurarak rejimin çökmesini veya ağır tavizler vermesini sağlamak üzerineydi.
Savaş 28 Şubat’ta başladı. Beş hafta geçtiği hâlde İran’ın direnme motivasyonu kırılmadı. Operasyon devam ederken Trump yönetimi hem sahada hem içeride hem de küresel ekonomik-enerji dinamiklerinde bir “değerlendirme süreci” yaşıyor. Bu süreç, Rusya’nın Ukrayna’ya ilk saldırısından sonra yaşadığı “bir aylık uyanış ve yeniden yapılanma” dönemine benziyor.
Görünen o ki ABD şu seçeneklerle karşı karşıya: Diplomasi masasına oturup kontrollü bir çözüme gitmek; belirgin bir “zafer” operasyonu daha yaparak “ben kazandım” havasıyla bölgeden çekilmek.
İsrail ise kendi gündemi doğrultusunda bölgedeki istikrarsızlığı sürdürmeye meyilli görünüyor.
Demokratik sistemin doğası gereği, ABD’de bir seçim döngüsüyle “hata yapan iktidar” kolayca değiştirilebilir. Trump’ın “topal ördek” konumuna düşme riski ve iç siyasi ataklar (yeni davalar vb.) da hesaba katılmalıdır. Ancak Amerika’nın tek kutuplu dünya egemenliği iddiası ve mevcut gücü göz önüne alındığında, bu operasyon uzun vadede önemli sonuçlar doğuracaktır. Fakat bugün için Trump’ın önünde acil çözmesi gereken çok büyük bir sorun duruyor!
İran’ın direnmesi ve uzun savaşı kabul etmesi
ABD ve İsrail tarafından planlanmış bu operasyonun kritik bir yanılgısı vardı: İran’ın bir “liyakat devleti” değil, “sadakat devleti” olması. Rejimin en tepedeki isimleri etkisiz hâle getirilse bile, ideolojik sadakat zinciri sayesinde alt kademeler hemen boşluğu doldurabiliyordu. Asker zayiatı sorunu yoktu; çünkü inançta şehadet vardı. İran, güçlü bir iç güvenlik ağı sayesinde içerideki kontrolünü korudu. Dışarıya ise füze ve drone saldırılarıyla karşılık verdi.
Bu İran’ın mukabelesi, bölgesel bir etki yaratacak şekilde tasarlandı: Hürmüz Boğazı’nın tehdit edilmesi; Husiler ve Hizbullah’ın aktifleştirilmesi; Körfez ülkeleri, İsrail, Ürdün ve Irak’taki Amerikan varlıklarına yönelik saldırılar.
Savaş alanı böylece hızla genişledi. Rusya’nın amacı savaşın uzaması ve ABD’nin yıpranmasıydı. Çin ise ABD’nin İran’dan “güçlü bir ders” almasını istiyor, ancak tam bir çöküşün kendi çıkarlarını da zedeleyebileceğini hesaplıyordu.
İran ağır darbeler aldı; yaralarını sarması 20-30 yıl sürebilir. Bu süreçte Çin ve Rusya’ya daha fazla yaslanmak zorunda kalacaktır. Ancak düşmanlıklar da daha belirgin hâle gelmiştir.
İran şu an bir “yıpratma savaşı” vermeye gayret ediyor. İran bu yıpratma savaşının süresini artırmayı başarırsa, başka deyişle uzun süre direnmeyi sürdürürse, Çin’den ve Rusya’dan gelecek desteklerin dozu da artabilir.
Çin ve Rusya için İran savaşının uzaması ve ABD’nin yıpranması beklentisi
Şimdiden savaşın etkileri genişledi. Bu savaş, (küresel etkili) “ekonomik savaş” ve “enerji/petrol savaşı” hâline dönüştü. Hâlen mevcut olan bölgesel nitelikli bir savaş ama etkileriyle yönüyle küreselleşti. Dünyayı endişeye sokan kısım da burası. Aslında Trump, hızlı zaferle sonuçlandırmayı umduğu bu savaşla başladı, sonrası grileşti ve kendini uzun vadeli bir küresel rekabet ve güç savaşının merkezine çekti.
Savaşın uzun vadeli sonuçları arasında şunlar öne çıkıyor: Körfez ülkeleriyle İran arasındaki ilişkinin kalıcı olarak değişmesi; Çin’in petrol ticaretinde yuan kullanımını yaygınlaştırma fırsatını değerlendirmesi; Avrupa ile ABD (ve NATO) arasında ciddi görüş ayrılıklarının derinleşmesi.
Hâlen Rusya’nın petrol gelirleri arttı. Çin, yuan kullanımı genişletmek istiyor. Uzun vadede bu iki ülke, BRICS destekli olarak ABD karşıtı ekonomik yöntemleri artırabilir; hatta ABD ve Rusya’nın çokça sözünü ettiği çok kutuplu dünya düzeni meselesi politik alanda sürdürülebilir.
Avrupa hesapta yoktu, şimdi de yok!
Planlama önemliydi. Burada bir hata varsa Trump ve Netanyahu’nun kişisel bakış açılarından kaynaklıydı. Öyle ki, bu savaş en başta ABD ve Avrupa savaşı olsaydı daha başka kurgulanırdı. Kaldı ki en başta Avrupalı liderler Trump’ın isteğini kabul etmezlerdi. Bunu sadece farazi ifade ettim, Avrupa savaşa daha temkinli ve profesyonel bakardı.
Ne oldu? Trump savaş başladıktan sonra sürekli müttefiklerine (Avrupalılara ve NATO’ya) destek çağrısı yaptı. Savaşın başında Trump’a hayır diyecek olanların savaş başladıktan sonra evet demeleri elbette mümkün değildi. Belki şu söylenebilirdi: Eğer ABD çok başarılı olup Hürmüz konusunda bir komisyon ve politik katkı için Avrupa’yı çağırsaydı, Avrupa o takdirde, yani harekâtın sonu görüldüğü zamanlarda duruma dahil olabilirlerdi. Ama bu şimdi hiç mümkün değil. Üstelik Atlantik’te bir NATO tartışması başlatan da Trump oldu.
Sonuç
Venezuela operasyonu, ABD’nin “cerrahi hassasiyetle” hareket edebilme yeteneğini gösterirken; İran Savaşı, büyük güçlerin hibrit ve konvansiyonel savaşlarda karşılaştığı sınırları ve direnç mekanizmalarını ortaya koymuştur. İki operasyon arasındaki fark hem amaç hem yöntem hem de sonuçlar bakımından oldukça öğreticidir.
Gerçek şu ki: İran, jeopolitik konumunu, coğrafi derinliğini, sosyal‑kültürel direncini ve stratejik dayanma kapasitesini etkili şekilde kullandı. ABD, Venezuela’da sergilediği temiz ve etkili operasyonu İran’da tekrarlayamadı. Bu durum, operasyonun planlama ve istihbarat aşamasındaki değerlendirme hatalarını (bazı yorumlara göre İsrail’in etkisi, karşı istihbarat başkanının uyarıları, Savunma Bakanı Hegseth’in, Başkan Yardımcısı JD Vance’in ve Dışişleri Bakanı Rubio’nun rolü) tartışmaya açtı.
ABD şimdi bir iç hesaplaşma dönemine girecek. Alacağı yeni kararlar, konuyu kısa sürede toparlamasını sağlayabileceği gibi, daha derin bir bataklığa saplanmasına da yol açabilir. Trump bir “çıkış stratejisi” arıyor.
Trump çıkışı bulabilir, ama ABD burada yara aldı. İran zaten çok yıprandı. Başat güç olarak ABD’nin bu olumsuz durumu dünyayı her türlü şekilde etkileyecek. Trump’ın “kaos stratejisi” pahalıya mal oldu!
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish